Şehrin zengin tüccarlarının namı başkent ve ülkenin
değişik şehirlerinde pek yaygındı. Zanaatlarla ticaretin gelişmiş olduğunun göstergelerinden
biri de Afyonluların gurbete çalışmaya gitmemeleriydi. Çalışma olanaklarının
bolluğu ve geçimlerini sağlama gibi bir problemleri olmadığından, iş bulup,
çalışmak için uzak yerlere gitme ihtiyaçları da olmamıştır. Aksine başka şehir
ve bölgelerden buraya çalışmaya gelenler olmuştur. Işılyan’lar, İbranosyan’lar,
Nersesyan’lar, Andonyan’lar, Zarafyan’lar, Markaryan’lar, Arevyan’lar, Gudiyan’lar, Varbetyan’lar, Mızrakyan’lar, Avakyan’lar,
Altunyan’lar, Harutyun Palancıyan ve diğerleri şehrin en tanınan tüccarlarındandı.
XIX. yüzyılın sonunda burada beş banka ve iki büyük mağaza bulunmaktaydı.
***
Şehre adını veren, en fazla geliri getiren, birçok
yabancı ülkeye ithal edilen yerli afyondu.
Afyon, bir ay kadar yaşayan, yağlılık oranı % 48-50 olan
ve çok küçük tohumlarıyla mayıştıran haşhaştan (P. soinni ferum) elde
ediliyordu. Yağı, sağlık ve teknik anlamda gerekli önemde olup, tohumları tatlı
çeşitlerinin hazırlanmasında kullanılıyordu. Afyon, haşhaş henüz ham haldeyken
meyvesi üzerine bıçakla kesilerek açılan kısımlardan akıtılan süt benzeri
maddenin kurutulmasından elde ediliyordu. İçinde yaklaşık % 20 alkaloid, % 10
morfin, % 4,5 kodein, % 1 babaverin, % 6 narkotin gibi kimyasal maddeler vardı.
Afyondan hazırlanan melhemlerin hiç hoş olmayan bir kokusu ve çok da kötü tadı
vardı. Genellikle ishale, karın ağrılarına, uygunsuz kas hareketlerinden ileri
gelen incinme, burkulma acı ve sızılarının dindirilmesi (peristalti ve
sfinkterler) amacıyla kullanılırdı.
Şehrin yakınında bulunan Banaz’da çok kaliteli mermer
taşı çıkarılıyor ve büyük oranda İzmir’e yollanıyordu. Mermer taş işinin büyük
ortaklarından Işılyan, aynı zamanda büyük bir tüccardı.
Afyonkarahisar’da ticaretle uğraşanlar hiç de az değillerdi.
Burada ticaret itibarlı bir uğraşı alanıydı ve hükümet çevrelerince de
özendiriliyordu. Ellerinde büyük çapta maddiyat birikimi olan zengin tüccarlar
devlet memurlarına faizle para veriyorlardı.
Büyük tüccarların sadece Konstantinopolis, İzmir ve
Türkiye’nin değişik şehirlerinden değil, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda,
İtalya, hatta Çin ve Japonya’dan da mallar getirdikleri oluyordu.
Türkiye’nin doğu vilayetlerine nazaran Afyonkarahisar’da
ticaretin gelişmesi için geniş olanaklar bulunmaktaydı. Ülkenin dört bir yanına
ulaşan demir ve karayolları, büyük şehirlerle sık ilişkiler, denize çıkış
kolaylıkları, servis olanakları için gerekli alanın genişliği, yolların
göreceli daha güvenlikli oluşu vs. gibi etkenler, ticaretin hızla ve çabuk gelişmesini
sağlamışlardı. Ticaret burada doğu illerinden birçoğunda olduğu gibi sezonluk
özellikte değildi, dükkânlar hemen tüm sene boyunca açık olup, enva-i türde
mallar satmaktaydılar. Dükkânlar mallarla doluydu, onlardan her birinin büyükçe
depoları ve o depolarda buğday, tiftik , haşhaş ve afyonun en kaliteli
çeşidinden hammaddeleri de bulunmaktaydı.
Şehrin zengin tüccarlarının namı başkent ve ülkenin
değişik şehirlerinde pek yaygındı.
Zanaatlarla ticaretin gelişmiş olduğunun göstergelerinden
biri de Afyonluların gurbete çalışmaya gitmemeleriydi. Çalışma olanaklarının
bolluğu ve geçimlerini sağlama gibi bir problemleri olmadığından, iş bulup,
çalışmak için uzak yerlere gitme ihtiyaçları da olmamıştır. Aksine başka şehir
ve bölgelerden buraya çalışmaya gelenler olmuştur. Işılyan’lar, İbranosyan’lar,
Nersesyan’lar, Andonyan’lar, Zarafyan’lar, Markaryan’lar, Arevyan’lar, Gudiyan’lar, Varbetyan’lar, Mızrakyan’lar, Avakyan’lar,
Altunyan’lar, Harutyun Palancıyan ve diğerleri şehrin en tanınan tüccarlarındandı.
XIX. yüzyılın sonunda burada beş banka ve iki büyük mağaza bulunmaktaydı.
Zanaat dallarında olduğu gibi ticaret dallarında da
varisi bir uğraşı, bir gelenekten sözedilebilirdi. Oğullar babalarının işini
devralıyor, devamlılığını sağlıyor ve tabii daha da zenginleştirerek,
geliştiriyorlardı, ancak işi iflasa vardırma durumları da yok sayılmazdı.
Perezak (seyyar satıcı) veya çerçi diye adlandırılan perakendeci işportacılar
da vardı. Onlar malları omuzlarına alarak veya katır ya da atlara yükleyerek
şehre yakın bölgelerin yerleşim yerlerindeki köy ve kasabalarda satış
yapıyorlardı.
Alış-veriş yapılırken pazarlık etmek usulden bir
alışkanlıktı, fakat paranın üstünü vermemek ya da eksik vermek gibi birşey
imkânsızdı. Kervan sahibi, kahvehane işleten, manav vs. alışveriş miktarının
üstünü son kuruşuna kadar sahibine geri verir ve mutlaka teşekkür ederdi.
Çarşıda, yiyecek satışı için özel olarak yapılan, üzeri
örtülü dükkânlar sıra sıra diziliydi. Onların hemen yakınında da tahıl, hayvan,
yün, tiftik, orman mamülleri, odun, kömür, vs. gibi malların satıldığı üstü
açık yerler vardı. Hanlarla, hayvanların kalma yerleri tam da burada
bulunmaktaydı.
Çarşıda çok aktif bir koşuşturma, ses ve gürültü vardı,
çokları alış-verişi ayak üstünde yapmaktaydı. Meyve ve sebze satıcıları,
mallarını omuzlayarak veya atlara yükleyerek şehrin sokaklarında yüksek sesle
bağırarak veya şarkılar, türküler söyleyerekten satıyorlardı.
Şehirde para değiştiren sarraflar vardı ve tüm para
değişimini onlar yapmaktaydılar.
Çarşı yolundaki merkezi sokakla, başka önemli sokaklar
geceleri dükkân veya uygun olan diğer binaların cephelerine yerleştirilmiş,
gazyağıyla çalışan lambalarla aydınlatılıyordu.
Şehrin en merkezi yerinde iki büyük mağaza bulunuyordu,
burada pahalı kumaşlar, elbiseler, ayakkabılar, değerli taşlar, altın eşyalar,
mücevherat, dikiş makinaları, silahlar, kitaplar, şık eşyalar, tek kelimeyle
değişik türde mallar satılmaktaydı. Mağazalardan birisi büyük Ermeni tüccarı
İbranosyan’a aitti.
1890’lı yıllarda şehirde altı otel bulunmaktaydı.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Afyonkarahisar, önemli bir
demiryolu kavşağı, bir düğüm merkezine dönüşmüştü, o yollardan biri başkent
Konstantinopolis’e, diğeri İzmir’e, üçüncüsü Konya’ya, dördüncüsü Aydın’a
gidiyordu. Şehirde iki adet tren istasyonu vardı, bunlardan birisi İstanbul
İskelesi (Konstantinopolis İstasyonu), diğeri ise İzmir İskelesi (Zmürnia
İstasyonu) olarak adlandırılıyordu. Düşünün, tüm ülkede Konstantinopolis
dışında Afyonkarahisar’dan başka iki adet istasyonu olan hiç bir şehir
bulunmuyordu. Demiryolları, farklı hammaddeler ve gıda maddelerinin ihracıyla,
yabancı ülkelerden iç pazara getirtilen tüm malların ithalini
kolaylaştırmaktaydılar.
Kaynak: XV.
Yüzyıldan 1915’e Günümüz Türkiye’sinde Ermenilerin Ticari-Ekonomik
Faaliyeti Toplu belgeler, derleyen: Khaçadur Dadayan, «Gasprint» Yayıncılık,
Yerevan, 2012
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.