Ayşe Günaysu
Ermeni ve Süryani soykırımını anma günü 24 Nisan
yaklaşıyor. Ben izleyemedim, anlattılar. İMC TV’de Azı Karar Çoğu Zarar
programında Diyarbekir’de sokaktaki insanlara mikrofon tutulmuş ve Ermeniler
sorulmuş. İstisnasız hepsi de Diyarbekir’de Ermenilere yapılanları
bildiklerini, bundan duydukları üzüntü ve utancı dile getirmiş. Aynı
söyleşilerin İstanbul’da, mesela Eminönü’nde yapıldığını düşünün. Böyle konuşan
çıkar mıydı dersiniz?
Evet, Diyarbekir başkadır. Belediye başkanından bellidir:
Surp Giragos kilisesinin restorasyonuna trilyon ödeyen, her fırsatta dünyadaki
bütün Ermenilere “burası sizin kentiniz” diyen, geri dönüş “altyapısını kuracak
yol haritasını oluşturmaya hazır olduğu”nu söyleyen Belediye Başkanı’ndan.
Uğur Ümit Üngör ile Mehmet Polatel 2011’de “Destruction
and Confiscation” (İmha ve El Koyma) başlıklı devasa çalışmalarını
yayınladılar. Burada soykırımın nasıl yalnızca imha değil hayale sığmayacak
boyutlarda bir yağma, kanlı bir soygun olduğunu anlatıyorlar. Kitabın bir
bölümü de Diyarbekir’e ve burada gerçekleştirilen korkunç talana ayrılmış.
Kitap Türkçe’ye çevrilmeyi bekliyor.
Soykırımın talan cephesine dair bir köşe yazısına
sığmayacak kadar kapsamlı, yoğun, ilk kez günışığına çıkan bilgiler var
kitapta. Ben burada sadece kısa kısa bir iki noktaya değinip, Diyarbekir’in
soykırım zengini ailelerinden birinden bahsedeceğim, örnek kabilinden.
Diyarbekir’in ticari hayatında Ermeniler ağırlıktaydı.
Ama vilayetin Ermeni nüfusunun büyük bölümünü, çoğunlukla da Lice, Silvan,
Beşiri ve Palu kazalarının köylerinde yaşayan köylüler oluşturuyordu. Soykırım
Diyarbekir’e kanlı katil Dr. Mehmet Reşit’in eliyle geldi. Rakamlar üç aşağı
beş yukarı değişse de, bir veriye göre, Diyarbekir vilayetinde 1915-1916
arasında 45 bin Gregoryen Ermeni, 6 bin Katolik Ermeni, 7 bin Keldani, 98 bin
Süryani ve bin 200 Protestan katliamlar ve sürgünlerle yok edildi.
Soykırım kurbanları öldürülmeden önce ve sürgünler
sırasında sistematik olarak soyuldular. Üzerlerinde taşıdıkları her şey
askerler ve yerel halktan talancılar tarafından zorla alındı. Arkada
bıraktıkları tarlalar, işlikler, ticarethaneler, kiliseler, konaklar ve evlere
soğukkanlı bir planlama ve sistem dahilinde el konuldu. Kiliseler, kamusal
yapılar askeriyeye devredildi, cezaevine dönüştürüldü, özel mal varlıkları
yerel hükümet yetkilileri ve onların bağlantılarına geçti. Diğer bir kısmı da
Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen muhacirlere verildi. Geri kalanı, soykırım
öncesinde de birbirleriyle rekabet içinde olan ve daha fazla güç için çatışan
Diyarbekir’in önde gelen aileleri tarafından yağmalandı. En güçlülerinden biri,
Ermenilerin mal varlığının önemli bir bölümünün üstüne oturan Pirinççizadeler’di.
Ermeni düşmanlığıyla ünlü Meclisi Mebusan üyesi
Pirinçizâde Aziz Feyzi, vali Dr. Reşit’in sağ koluydu. Soykırım sırasında
Diyarbekir’deki kitlesel katliamların örgütlenmesinde, katliamların şehir
dışına, kırsal alanlara yayılmasında, bunu yapacak yerel halktan insan gücü
sağlanmasında, katil sürülerinin harekete geçirilmesinde kuzeni Pirinççizade
Bekir Sıdkı beyle birlikte en önemli rolü oynadı. Bu kişiler devlet tarafından
cömertçe ödüllendirildi ve Ermenilerden kalan mallardan büyük servet edindiler.
Cumhuriyet döneminde Pirinççioğlu soyadını alan Ali
Feyzi, 1925’teki Şeyh Sait ayaklanmasında katliamları ve sürgünlerin de bir
numaralı failiydi. Yaptığı bütün bu hizmetler karşılığında Cumhuriyet hükümeti
tarafından da cömertçe ödüllendirilmeye devam etti. 1927’de milli mücadelede
yaptığı “fedekârane hizmetler” nedeniyle kendisine “İstiklal Madalyası”
takıldı. Pirinççizadeler’in diğer oğlu Bekir Sıdkı da el koyduğu Ermeni
mallarından zengin oldu. 1930’daki ekonomik kriz koşullarında oğlunu Üniversite
eğitimi için Paris’e gönderecek kadar hali vakti yerindeydi. Oğlu kimdi
dersiniz? Cahit Sıtkı Tarancı!
Aziz Feyzi’nin oğullarından Ali Vefik Pirinçcioğlu İsmet
İnönü kabinesinde İçişleri Bakanlığı Maliye Müfettişliği, ardından Devlet
Bakanlığı ve CHP Diyarbekir milletvekilliği yaptı. Diğer bir oğul Ali Fethi
Pirinçcioğlu Türkiye Cumhuriyeti Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü
yaptı. Eşiyle birlikte, Türkiye’nin turizm sektörünün öncülerinden sayılan VIP
Turizm’i kurdu. Çocukları Yasemin ve Ceylan Pirinççioğlu şu anda VIP Turizm’in
başındalar.
Ankara’nın Çankaya’ya çıkan ana arterinin adı Dr. Vali
Reşit Caddesi’ydi. Sonradan Cinnah Caddesi adını aldı. Ama caddeye çıkan
sokaklardan birinin adı hâlâ Dr. Vali Reşit Sokak.
24 Nisan 2013 ve soykırımın 100. yılı yaklaşırken
genellikle insanları kurtaran dürüst, vicdan sahibi, iyi kalpli Müslümanları
araştırmak, tanıtmak hoşumuza gidiyor. Ama Türkiye toplumu olarak daha soykırım
faillerini, soykırımdan zengin olanları, ödüllendirilenleri tanımaz, tanıtmaz,
onları ödüllendiren toplumun bir parçası olduğumuz ve ödüllendirenlerin
yönetiminde yaşadığımız için yeterince utanç duymazken, kurtaranlarla övünmek
nasıl bir şey?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.