Bu yazı sadece ve sadece 'kafa kesme'ye dair. Kılıçtan
geçirme, çarmıha germe, yakma, boğma, zehirleme, işkence ile öldürme, ölüme
terketme, kitle imha (fiziksel olsun kimyasal olsun) silahlarla öldürmenin
tarihçesine dair değil... İşgal ettiği bölgelerde, soygun ve talan yapmak, Şeriat
kanunlarını katı bir şekilde uygulamak, toplu tecavüz etmek, kadınları seks
kölesi olarak satmak, çocukları askerler yapmak için toplamak ve kendi
görüşlerine uymayanları halkın gözü önünde işkence ederek öldürmek, kafalarını
kesmek, ciğerlerini, yüreklerini söküp yemek, organlarını kaynatıp çorba
yapmak, cesetlerle, kesik kafalarla fotoğraf çektirmek… IŞİD’den ya da kısa
adıyla İD’ten (İslam Devleti) bahsettiğimi anlamışsınızdır.
(Yazıda IŞİD demeye
devam edeceğim çünkü çok daha iyi bilinen bir kısaltma.)
Bu hafta, bazı okurlarımın isteği üzerine, ‘kafa
kesme’nin tarihçesine dair bir yazı hazırladım. Tekrarlıyorum : Bu yazı sadece
ve sadece ‘kafa kesme’ye dair. Kılıçtan geçirme, çarmıha germe, yakma, boğma,
zehirleme, işkence ile öldürme, ölüme terketme, kitle imha (fiziksel olsun
kimyasal olsun) silahlarla öldürmenin tarihçesine dair değil…
SADECE SOYLULAR
M.Ö 1200’lerde
Mısır Kralı II. Ramses’i bir elinde balta diğer elinde esirin saçlarını
tutarken gösteren fresk veya M.Ö. 600’lü yıllardan kalma bir Asur taş
kabartmasındaki kafa kesme sahnelerini veya Eski ve Yeni Ahit’te geçen
Judith’in kendisine göz koyan Asur Generali Holofernes’in kafasını kesmesi veya
Kral Herod’un üvey kızı Salome ve onun annesinin kışkırtması üzerine Vaftizci
Yahya’nın başını kestirmesi gibi sembolik örnekleri bir yana bırakırsak, Antik
çağdan beri kafa kesmek çok yaygın bir cezalandırma yöntemiydi. Örneğin Keltler
öyle çok kafa keserlerdi ki, Romalılar Kelt bölgelerini işgal ettiklerinde
kültürel şok yaşamışlar ve kafa kesmeyi Keltlere yasaklamışlardı. Hayır,
yöntemi barbar bulduklarından değil, kafa kesme cezasını sadece şerefli
kişilere yakıştırdıklarından… Nitekim Roma İmparatorluğu’nda, sadece Roma
vatandaşlarına (en çok da iktidara kafa tutanlara, örneğin siyaset adamı Pompey
veya hatip Çiçero gibilere) bu ceza uygulandı. Halktan kişilerin payına ise
kılıçla veya bıçakla karnını deşmek veya çarmıha gerilmek düştü.
II. Ramses (üstte), Asur tableti (aşağıda)
KILIÇ VEYA BALTA
Kafa kesme işinin sembolizmi de vardı. Bu işin kılıçla
veya baltayla yapılması kafası kesilen kişiye onurlu bir ölüm sunma anlamına
geliyordu. Çünkü bu iki alet, keskin olması ve uzman birinin kullanması
kaydıyla, diğer kesici aletlere göre hızlı ve acısız bir ölüm sunuyordu.
(‘Acısız’ diyorum ama kafası kesilen birinin duygularını öğrenme şansımız henüz
olmadı. Ama bilimsel bir gerçek şu ki, kafa, kesildikten sonra 12 saniyeye
kadar bir süre, bilinç emareleri gösteriyor.)
Bu yolla ölüme gönderilen aristokratlar ya da savaşçılar
idamı gerçekleştirecek kişiye yüklüce paralar verirlermiş ki, işini bir kerede
tamamlasın…Yine de Britanya’da Robert Devereux adlı soylu veya İskoçya
Kraliçesi Mary’nin başı ancak üç vuruşta kesilebilmiş. Daha şansızları da varmış.
Salisbury Kontes’i Margaret Pole 10 darbede başını teslim etmiş…
Sommerset Dükü’nün idamı (1471)
FRANSIZLARINGİYOTİNİ
Fransızların bu alandaki katkısı elbette giyotin. 1789
Fransız İhtilali’ne kadar soylular kafası kesilerek, halk ise asılarak öldürülürdü.
İhtilalciler halka, soylularla eşit şartlarda ölme hakkını bahşettiler ve
Giyotin’i uygulamaya koydular. İcatçısının adını taşıyan alet, insan
hatalarından arınmış, hızlı ve acısız ölüm sunuyordu. Ama giyotin en çok
İhtilal’in evlatlarını hedef aldı. Mayıs 1793-Temmuz 1794 arasındaki Terör
Dönemi’nde öldürülen 40 bini aşkın kişinin en az 15 bini giyotinle can verdi.
(Diğerleri esas olarak klasik yöntemle asılarak öldürülmüştü.) Üstelik aleti
icat eden Mösyö Giyotin’in ‘Aydınlanmacı’ amacına ters olarak, öldürmeler
kentin en büyük meydanlarında binlerce kişinin huzurunda uzun ve ürkütücü
şovlar halinde yapılmıştı.
Fransız anarşisti Auguste Vaillant giyotin önünde (1894)
Şehir devletlerinin İtalya adıyla birleşmesini sağlayan
Garibaldi’nin adamlarını, kestikleri kafalarla futbol oynarken gösteren
Tavianni Kardeşlerin ünlü filmi Kaos’u yıllardır unutamam.
Bu arada Avrupalı sömürgeciler kafa kesme işini
sömürgelerinde son derece aşağılayıcı şekilde yaptılar. Kafaları sopalara
geçirip teşhir etmek mağlubu aşağılamanın en kaba sembolüydü.
Kafa kesme Britanya’da 1747’ye, Finlandiya’da 1825’e,
Norveç’te 1905’e, Danimarka’da 1892’ye kadar resmi cezalandırma yöntemi oldu
ama giyotin, Cezayir, Belçika, Yunanistan, İtalya’da 1875’e kadar, Lüksemburg,
Monaco, İsviçre’de 1940’lara kadar, İsveç, Tunus ve Vietnam’da 1960’lara kadar
kullanıldı. Anavatanı Fransa’da ise 1977’ye kadar hukuk sisteminin parçasıydı.
Almanların 17. Yüzyıldan beri kullanılan ve Naziler döneminde 16.500 kişinin
kafasını uçuran Fallbeil’i (‘düşen balta’ diye tercüme edebiliriz) ise Batı
Almanya’da son kez 1949’da, Doğu Almanya’da 1967’de kullanıldı.
Bir Britanya askeri, komünistlere sempati duyduğu için
öldürülen Çinli ve Malezyalı iki köylünün kesik kafasını gösteriyor (1948)
ÇİN VE JAPONYA’DA FARKLI YAKLAŞIMLAR
Buna karşılık Çin’de kafa kesmek idama veya zehirlemeye
göre daha az şerefli bir ölüm yöntemi sayılıyordu. Çünkü Konfüçyüs düşüncesine
göre vücut anababanın bir armağanıydı ve öteki dünyaya bütünlüğü bozulmuş
olarak gönderilmesi atalara saygısızlıktı. Bu yüzden ancak çok ağır suçlarda
kafa kesme cezası uygulandı Çin’de. 1949’da Komünistler iktidara gelince, her
türlü öldürme biçiminin yerini kurşuna dizmek aldı.
Buna karşılık Japonlarda kafa kesme 19. yüzyıla kadar
yaygın bir cezalandırma yöntemiydi. Bir çeşit askeri-feodal bey olan Samuraylar
savaştan kaçan askerlerin kafasını keserlerdi. Ayrıca resmi dilde ‘seppuku’,
konuşma dilinde ‘hara-kiri’ diye bilinen ritüelinin de parçasıydı kafa kesme
işlemiydi.
1894’te Mançurya’daki esirlerin kafasını kesen ve bu
töreni izleyen Japon askerleri
İSLAM’DA KAFA KESME
İslam dünyasında düşmanın nasıl cezalandırılacağına dair
ilk örnek Hazreti Muhammed tarafından verilmişti. Peygamberin ilk hayat
hik?yesini (sire ya da siyer) yazdığı ileri sürülen (sürülen diyorum çünkü
eseri ortada yok, sadece daha ileriki tarihlerde ona yapılmış atıflar var)
İbn-i İshak’ın (ö.768) anlattığına ve daha sonra başka yazarların da
tekrarladığına göre Hendek Savaşı’nda Mekkelilere yardım ettikleri
gerekçesiyle, 15 Nisan 627 tarihinde ‘Cebrail’in emir üzerine’ şehirde kalan
Beni Kurayzalıların mahallesi sarılmış ve Muhammed “şehri terketmenizi
istiyorum” demiş. Teslim olmalarına rağmen Kureyza erkekleri (İslam
kaynaklarında sayılar 400 ila 900 arasında değişiyor) kafaları kesilerek
öldürülmüş, kadın ve çocukları köle edilmiş, malları müsadere olunmuş. En çok
kafa kesen Peygamberin damadı Ali imiş. Ali o gün öyle yorulmuş ki, sürekli
kılıç tutan elini değiştirmek zorunda kalmış. Hazreti Muhammed de çadırından bu
işlemleri izlemiş. Bu olay, işin ‘sünnet’ faslı.
KURAN’DAKİ AYETLER
Kafa kesme (ve de bugün İslamcı terör örgütlerinin sıkça
başvurduğu fidye istemenin) Kuran’da da yeri var. Muhammed Suresi’nin (ki Kıtal
(yani savaş) Suresi diye de bilinir) 4. Ayeti şöyle diyor : “Savaşta inkar
edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün
geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da
fidye ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi,
bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda
öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.”
Enfal Suresi’nin 12. Ayeti de şöyle buyuruyor : “Hani
Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek
olun; Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların
bütün parmaklarına diye vahyediyordu.” Enfal Suresi’nin 50. Ayetinde tevile
müsait de olsa ‘boyun vurma’nın faziletleri anlatılıyor : “Melekler, o
kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve ‘Tadın bakalım cehennem
azabını!’ diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin. ” Benzer ifade
Muhammed/27’de vardır.
Bu arada boyun vurmak Zeyd İbn Eşlem’e dayandırılan ve
Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai İbn-i Mace gibi başlıca hadis
yazarları tarafından sahih diye nitelenen şu hadisteki ölüm şeklinin yanında
çok ‘insani’ idi aslında: “Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan
Resulullah (sav)'ın yanına gelip: ‘Ey Allah'ın Resulü! Biz hayvancılıkla
uğraşıp sütle beslenen insanlarız, köylüler değiliz’ dediler. Bu sözleriyle,
Medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resulullah
(sav), onlara develerin ve çobanın [bulunduğu yeri] tavsiye etti. Kendilerine
oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini söyledi.
Gittiler, Harra bölgesine [çöle] yarınca, İslam'dan geri döndüler. Hz.
Peygamber (sav)'in çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber
(sav)'e ulaştı. Resulullah (sav), derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı
[yakalanıp getirildiler]. Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın
bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terk edilmelerini emretti.”
Ayetlere dönersek, peki ne demek “Savaşta inkar edenlerle
(kafirun) karşılaştığınızda” 'Savaşta zaten birileriyle çatışırken, ya o sizi
ya siz onu öldürürsünüz, yaralarsınız, ya da esir alırsınız. Neden
‘karşılaştığınızda’ denmesine ihtiyaç duyulmuş' Adeta savaş ortamını bahane
ederek, egemenliğinizi, hukukunuzu inkar eden herkesin (öyle ya siz Allah’ın
askeri iseniz, onun düzenini dünyaya yaymam için görevlendirildiğinize inanıyorsanız,
size karşı çıkan herkes ‘kafir’ tanımına sokulabilir pekala) kafasının
kesilmesine olanak sağlayacak bir muğlaklık söz konusu.
Bu ayetleri, ‘cihat’ adına öldürmeyi emreden,
meşrulaştıran diğer ayetlerle (Hac 39, Maide 32, 35 ; Tevbe 5, 111 ; Nisa 89,
Bakara 216 ve 256 gibi) birlikte ele alınca, bir duruma ‘savaş’ veya ‘cihat’
adını takarsanız, bir eylemi ‘inkar’ diye adlandırırsanız, bir kişiyi ‘kafir’
diye etiketlerseniz o kişinin boynunu vurmanız Allah’ın hoşuna bile gider
Kuran’a göre…
MURABİTLERİN CESETTEN MİNARELERİ
Bazıları Kuran’daki pek çok ayetin indiği dönemle ilgili
olduğunu (yani ayetlerin tarihsel bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini)
söyleyerek bu eylemlerin ‘İslam’a aykırı olduğunu’ iddia etmeye çalışıyor ama
İslam tarihi boyunca diğer öldürme biçimlerinin yanısıra kafa keserek öldürme
işi sık sık uygulanmış. Örneğin Batı Sahra’dan İspanya’ya kadar uzanan İslam
devleti Murabitlerle Kastilyalılar arasında 1086 yılında yapılan Zallaka
Savaşı’nda galipler 24 bin Kastilyalı’nın kafasını kestikten sonra, ölü
bedenleri üstüste yığmış, bu ‘insandan yapılmış minare’nin üstüne çıkan bir
müezzin ezan okumuş. Murabitleri Muvahhidler izlemiş, savaşlarda yenilen
Kastilyalıların kafalarından minare yapılmaya devam edilmiş.
Etiyopya Kral ve kesik kafalar (18. Yüzyıl)
MOĞOLLARIN KESİK KAFA KULELERİ
Osmanlı’ya geçmeden, ‘Yasa’ denilen kanunları Osmanlı’nın
hukuk kaynaklarından biri olan (diğeri Şeriat) Moğollar için bir parantez
açalım. Moğolların uyguladığı öldürme metodları içinde belki de en az vahşi
olanı kafa kesmeydi. Ama bu konuda öyle ‘kült olaylara’ imza atmışlardı ki,
‘kafa kesme’ deyince akla Moğollar gelir olmuştu. Örneğin Cengiz Han’ın 1215’te
Pekin’i aldıktan sonra kestiği kafalar, 1220’de Semerkand’da kestikleri, oğlu Cuci’nin
Horasan’da kestikleri, örneğin Cengiz’in torunu Hülagü’nun 1258’de Bağdat’ta
kestiği kafalar, 1387’de Cengiz Han ailesine damat olarak giren Timur’un
1387’de İsfahan’da kestiği kafalar (ki tarihçi Hafız Ebru, her biri 1500
kafadan 28 kule saymıştı)… Cengizoğullarının ve Timur’un dini konusunda
sayfalar dolusu yazılır ama özetin özeti Musevilik dışında neredeyse her din
(öncelikle Şamanizm, Manicilik, Budistlik, Nesturilik, Müslümanlık) onların şu
veya bu dönem, şu veya bu düzeyde dini olmuştur. Bu yüzden Cengiz Han ve
ardıllarının kafa kesme ritüellerini dinlere değil de geleneğe dayandırdığını
düşünebiliriz. Bu arada Moğollara göre çok barışçıl bir tolum olan Tibetlilerin
destanlarında da öldürdükleri Moğolların sağ kulaklarını nasıl kestiklerini okuyabilirsiniz…
OSMANLI’NIN KISA TECRÜBESİ
Moğol hukuku ile İslam hukukun bir karışımını uygulayan
Osmanlılar da birbirinden korkunç öldürme biçimlerinin yanısıra (şu adreste bu
konuda iyi bir derleme var: Okumak için tıklayın) kafa kesme pratiğini uyguladılar
ama çok sık değil. Örneğin 1389’da I. Kosova Savaşı’ndan sonra Sırp Kralı’nın
ve esirlerin kafası kesilmişti. 1444’te Varna Savaşı’ndan sonra Macaristan
Kralı Vladislav’ın kafası, 1453’te Konstantinopolis fethedildikten sonra son
Bizans imparatorunun kafası kesildikten sonra diyar diyar gezdirilmişti.
1456’da Bosna Kralı Stephen ve oğullarının kafası kesildi, 70 yıl sonra
Boğdan’da 2 bin kafa kesildi ki bu en kitlesel kafa kesme olaydı.
Cumhuriyet dönemindeki tek kafa kesme olayı, 23 Aralık
1930’de kendini Mehdi sanan Mehmet adlı bir Nakşibendi’nin Menemen’de Yedek
Asteğmen Kubilay’ın kafasını kesmesiydi neyse ki… (Bu olaya ilişkin yazımı
okumak için tıklayın)
SUUDİLERİN DEVAM EDEN PRATİĞİ
Kafa kesmeye, tarih boyunca hiç ara vermeyen ülkeler
hepsi de İslam ülkeleri olan Irak, Katar, Yemen, İran ve Suudi Arabistan.
Bunlardan ilkinde, 2000’lere kadar kafa kesme cezası vardı ama artık yok. Diğer
üçünde kafa kesme hala hukuk sisteminin parçası ama uygulama epeydir
yapılmıyor. Suudi Arabistan’da ise tecavüz, zina, cinayet, dinden dönme
(irtida), büyücülük, silahlı soygun, uyuşturucu madde ticareti ve uzun süreli
kullanımının cezası olarak uygulanıyor, hem de kamusal alanda. İdamlar, Riyad,
Cidde ve Dahran gibi büyük şehirlerin merkez meydanlarında, Cuma namazından
sonra gerçekleştiriliyor. Mahkûmlara çoğunlukla beyaz elbiseler giydiriliyor,
gözleri siyah bantla kapatılıyor, elleri arkadan bağlı olarak yüzleri Mekke’ye
dönük olarak idam fermanları okunuyor, ardından cellat bir kılıçla işini
bitiriyor. Kafa kesme cezası kadınlara da uygulanıyor. Örneğin 2010 yılında 47
kadının kafası kesilmişti.
(Suudi Arabistan’da cellat kıtlığı yüzünden idamların
kılıçla değil kurşunla yapılması düşünülüyormuş ama ulema bu yöntemin İslam’a
uygun olmadığını düşünüyormuş.)
İSLAMCI ÖRGÜTLERDE DEĞİŞEN EĞİLİMLER
Sünni İslam’ın model ülkesi Suudilerin asırlardır
uyguladığı usule IŞİD’in katkısı ne derseniz cevap vermeden önce kısa bir
hatırlatma yapalım: Hatırlarsanız İslam dünyasındaki (özellikle Filistin’deki)
radikal hareketler 1970’lerde uçak kaçırırlardı. Çünkü o yıllarda göklere
egemen olmak sembolik açıdan çok önemliydi. 1980’lerde arabalara bomba koymak
moda olmuştu. Çünkü o yıllarda otomotiv sektörü tüm dünyaya egemen olmak
üzereydi. 1990’larda intihar saldırıları yaygınlaştı, çünkü o yıllarda ‘insan
hakları’, ‘insan bedeninin dokunulmazlığı’ gibi kavramlar Batı’da çok
revaçtaydı. 2000’lerde Batılıları kaçırıp karşılığında fidye almak moda oldu,
çünkü artık terör örgütlerinin modernizasyon için paraya ihtiyacı vardı.
Şubat 2002’de Pakistan’da Leşker-i Cengvi adlı Sünni
örgütün Wall Street Journal muhabiri Daniel Pearl’i öldürmesiyle başlayan furya
2003 Irak Savaşı’nın ardından patlama yaptı. Özellikle Irak’ta İslamcı
teröristler, Amerikalı, Türk, Kürt, Arap, Koreli, Bulgar, İngiliz, Nepalli
yüzlerce kişiyi kaçırdılar, fidye alamadıklarını (150’yi aşkın kişiyi)
öldürdüler. Bunların bir bölümünün kafası kesildi ve bunların videoları
internette yayımlandı.
Bütün bunlar olurken, Seyit Kutup, Mevdudi gibi modern
tefsirciler ve onların tilmizleri Kuran’ın tarihsel değil evrensel bir metin
olduğunu İslamcı eylemcilere öylesine ikna edici bir şekilde anlatmışlardı ki
bu gün sadece IŞİD değil, Ebu Musa El Zarkavi’nin Tevhid ve’l Cihad’ı ile Ebu
Abdullah El Hasan bin Mahmud’un Ensar El Sunna’sı kafa kesme eylemlerini açıkça
Kuran’a ve Sünnet’e dayandırıyor. Kimin kafir, kimin inkarcı, kimin fitneci
olduğuna elbette elinde silahı tutan karar veriyor. Bu kararlara yıllardır hem
geniş kitlelerin hem Sünni ulemanın zımni veya açık onay vermesi ise olayları
kolektif suç haline getiriyor.
IŞİD’İN GELENEĞE KATKISI
IŞİD’in bu barbar geleneğe katkısı, en vahşi, en barbar
usullerle gerçekleştirdikleri toplu ya da tekil idamları toplumu terörize etmek
için bir çeşit süper şova dönüştürmesi. AKP’li bakan Emrullah İşler’e göre “en
azından işkence etmeden öldürüyor” diye takdir edilen IŞİD, Müslüman rehineleri
topluca kurşuna dizer veya topluca kafasını keserken özel bir şova ihtiyaç
duymuyor ama Batılı rehinelere Ebu Gureyb’de ABD’lilerin Iraklı tutuklulara
giydirdiği turuncu elbiselerin bir benzerini giydiriyor, ellerini arkadan
bağlayıp diz çöktürüyor ve önce bazı açıklamalar yaptırıyor. Ardından
kafalarını kısa bir bıçakla kesiyor. IŞİD’den kaçan bir İngiliz teröristin
dediğine göre öldürme işi için eğitim tavuk keserek yapılıyormuş. Öldürmelerin
kılıç veya balta ile yapılmaması, Antik çağdan beri beri bu silahların ‘soylu’
aletler olarak görülmeleriyle ilgili. Bıçak maktulü aşağılamak ve ölüm işlemini
acılı hale getirmek için ideal. IŞİD, bu son derece vahşi töreni adeta bir belgesel
gibi filme çekiliyor ve Batı’nın icadı olan iletişim araçları ile ‘e-cihat’
kapsamında tüm dünyaya ilan ediliyor.
Tarihçi olarak soğukkanlı olmayı başarabiliyorum ama
sıradan bir insan olarak baktığımda, Kuran’da ‘eşref-i mahlûkat’ olarak
tanımlanan insanoğlu, benim gözümde dünyadaki varlıklar içinde en acımasızı, en
vahşisi, en şerefsizi. Bu açıdan bir insan olarak barbarlığıyla beni dehşete
düşüren IŞİD, bir tarihçi gözüyle bakınca insanoğlunun barbarlık tarihinde bir
zerre bile değil henüz. IŞİD’in katliamları sayısal olarak, bırakın kadim
barbarları, Batılı modern barbarların (Nazilerin, Stalincilerin, Maocuların,
Amerikalıların) katliamlarının ve de 2003’ten beri Irak’ta Sünni ve Şiilerin
birbirine yönelik katliamlarının yanında devede kulak kalır. Ama IŞİD’in
katliamları niteliksel olarak İslam dininin toplumları medenileştirmek
açısından diğer inanç sistemlerinden hiçbir üstünlüğünün olmadığının, Ortadoğu
toplumlarının büyük çoğunluğunun hala barbarlık döneminde yaşadığının anlık ama
çok sarsıcı, mide bulandırıcı görüntüsünü yansıtan eşsiz bir ayna…
Özet Kaynakça: David Kertzer, Ritual, Politics, and
Power, New Haven: Yale University Press, 1988), Richard Clarck, “The History of
Beheading”, http://www.richard.clark32.btinternet.co.uk/behead.html ;
“Execution by beheading (Decapitation),
http://www.capitalpunishmentuk.org/behead.html ; Timothy R. Furnish, “Beheading
in the Name of Islam”, Middle East Quarterly, Spring 2005, s. 51-57.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.