Bu dönemde gündeme gelen ve Berlin-Bağdat projesi kadar ses getiren en ciddi projeler ise Chester Projesi(20) ve Dr. Karekin Pastermadjian [Armen Garo]'ın "Şarki Anadolu Şimendifer Projesi(Doğu Anadolu Demiryolu Projesi)"dir. Erzurum Mebusu Dr. Karekin Pastermadjian(21) ve mebus arkadaşları tarafından hükümete sunulan bu proje Sivas, Erzurum, Trabzon, Ma’müretü’l-aziz, Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerinin demiryolu ile hem birbirlerine ve hem de İstanbul'a bağlanmasını öngörüyordu.
***
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı
Devleti'nde de küçük çaplı demiryolu inşasının başladığını görüyoruz. Fakat
ülkenin uzun süredir içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik krizler, Osmanlı
hükümetinin demiryolu politikasını belirlemek konusunda sıkıntı yaşamasına
neden olduğu gibi, bu küçük teşebbüslerin dahi yabancı devletlerce yapılmasını
zaruri kılmış ve bu devletler, demiryollarını Osmanlı Devleti'nin ekonomik
kalkınmasından çok, sömürgeleştirilmesinin en etkili araçlarından biri olarak
kullanılmışlardır.
Osmanlı Devleti'nde ilk demiryolu inşaatına 1851'de
Mısır'da başlandı. İngilizlerin teşviki ile inşa edilen bu demiryolu
İskenderiye-Kahire arasında döşenmiş olup,1854 yılında işletmeye açılmıştır.(1)
Anadolu'daki en eski demiryolu ise imtiyazı 1856 yılında verilen ve 1866'da
işletmeye açılan İzmir-Aydın hattıdır.1888 yılına kadar değişik dönemlerde
uzatılan ve şube hatları eklenen bu demiryolu bir İngiliz şirketine aitti.(2)
Osmanlı Devleti'ni Avrupa'ya bağlayan demiryolu da 1888'de işletmeye açılan ve İngiltere,
Fransa, Belçika, İsviçre ve Avusturya şirketleri tarafından yapılan Şark
demiryolları hattıydı.(3)
Hiç şüphesiz bu alanda Berlin-Bağdat demiryolu projesi(4)
çok önemli bir yere sahiptir. Bu hat İngiltere ve Rusya gibi Ortadoğu'da söz
sahibi olmak isteyen Almanya tarafından hem iktisadi hem de siyasi maksatlarla
gündeme getirilmiştir.(5) Musul ve Bağdat civarında incelemelerde bulunmuş bir
Alman teknik komisyonu hazırladığı raporda, bölge için "gerçek bir petrol
gölü" tanımlamasında bulunmuştu. Raporda ayrıca bu kaynaklardan hiçbir kar
elde edilmese dahi Ruslarla anlaşıp dünya tekelini ele geçirme yolunda bulunan
İngiltere'nin önünün kesilebileceği belirtilmişti.(6) Aynı dönemde
İngiltere'nin Osmanlı Devleti'ne yönelik politikasında değişikliğe gitmesi veya
yeni bir aşamaya geçmesi Sultan Abdülhamid'i yeni denge arayışları çerçevesinde
Almanya'ya yaklaştırmış(7) ve dolayısıyla Bağdat demiryolu hattı imtiyazında bu
ülkenin ön plana çıkmasına neden olmuştur.(8)
Bağdat demiryolu hattının Almanya tarafından uygulamaya konulması,
bölge üzerinde gözü olan devletlerarasında, özellikle İngiltere nezdinde büyük
bir gürültü kopardı.(9) Zira bu demiryolu İstanbul'dan geçerek Konya üzerinden
Mezopotamya topraklarını aşacak, Basra Körfezi'ne kadar uzanacaktı ki, bu durum
bölgenin hammadde kaynaklarının ve Hindistan yolunun Almanya'nın kontrolüne
girmesi demekti.(10)
Osmanlı-Alman yakınlaşmasını dikkatle izleyen
İngiltere'nin İstanbul Büyükelçisi Sir Clare Ford, Bağdat demiryolu imtiyazının
Almanya'ya verilmesinin İngiliz çıkarlarına zarar vereceğini ifade ederek
protesto ederken, Fransa Büyükelçisi P. Chambon da Anadolu'dan geçecek
demiryolu imtiyazlarının Almanlar lehine kullanılmasını Fransa'ya yapılmış bir
saygısızlık olarak nitelemiştir.(11) Rusya'nın sorunu ise Anadolu'dan geçecek
bir demiryolunun Osmanlı Devleti'ni güçlendireceği ve iki ülke arasındaki
muhtemel bir krizde Osmanlı ordusunun kısa sürede Rusya sınırına nakledileceği
kaygısı idi.(12)
İkinci Meşrutiyet'in ilanı ve Meclis'i Mebusan'ın
açılması ile birlikte konu mebuslar tarafından da gündeme getirilmiş ve daha
önce verilen imtiyazların uzatılması meselesi sert tartışmalara sahne olmuştur.
İttihatçılar Abdülhamid yönetiminin büyük bir gizlilik içinde verdiği ve
sonuçlarını ayrıntılı bir şekilde kamuoyuna açıklamadığı Bağdat demiryolu
imtiyazının ulusal çıkarlara aykırı hükümler taşıdığını düşünüyorlardı.(13)
Bağdat demiryolu projesine en şiddetli tepki, İttihat ve
Terakki'nin nüfuzlu üyelerinden Bağdat Mebusu İsmail Hakkı Bey'den geldi.
İsmail Hakkı Bey Bağdat demiryolunu, ancak otokrat ve hırsız bir hükümet
sayesinde doğabilecek siyasi ve iktisadi bir hilkat garibesi olarak
niteledi(14) ve gizli tutulan imtiyaz sözleşmesinin kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Selanik Mebusu Cavid Bey ise imtiyaz sözleşmesinin Osmanlı İmparatorluğu'nun
iktisadi ve idari bağımsızlığını zedelediğini, kilometre başına garantinin
hazineyi kurutacak bir oyun olduğunu, projeni iktisadi yönünden çok stratejik
yönüne önem verilmiş olduğunu, Alman nüfuzunun Türkiye'de yayılmasını daha
fazla görmek istemediğini söyledi.(15) Erzurum Mebusu Karekin Pastermadjian da,
Bağdat demiryolu hattının hem maliyet yönünden yüksek hem de geçtiği coğrafyaya
katkısının az olduğu üzerinde durdu.(16) Gerçekten de demiryolunun finansman
sorununu çözümleyiş mekanizmaları irdelendiğinde, demiryolu yapımı için gerekli
paranın Osmanlı hükümeti tarafından borçlanarak sağlandığı anlaşılır.(17)
Bağdat demiryolu projesinin tartışıldığı dönemde
alternatif projeler de gündeme gelmişti. Nitekim bir Avusturya-Rus şirketi,
Trablusşam’dan Basra Körfezi'ndeki herhangi bir limana uzanacak ve Bağdat ile
Hanikin'e ayrılacak kolları olan bir demiryolu döşemeyi teklif etti.
Viyana’daki Rus büyükelçisinin kardeşi ve Çar'ın nüfuzlu yakınlarından olan
Kont Vladimir Kapnist tarafından hazırlanan bu proje gerek Rusya içinde,
gerekse İngiltere ve Almanya nezdinde sert tepki ile karşılaşınca rafa
kaldırıldı.(18) Yine Trablusşam'dan başlayıp Halep ve Fırat üzerinden Bağdat'a
uzanan Cezalet-Tancrad projesi ve Fransızların İzmit-Ankara-Bağdat hattı,
reddedilen tekliflerden bazılarıydı.(19)
Bu dönemde gündeme gelen ve Berlin-Bağdat projesi kadar
ses getiren en ciddi projeler ise Chester Projesi(20) ve Dr. Karekin
Pastermadjian [Armen Garo]'ın "Şarki Anadolu Şimendifer Projesi(Doğu
Anadolu Demiryolu Projesi)"dir.
Erzurum Mebusu Dr. Karekin Pastermadjian(21) ve mebus
arkadaşları tarafından hükümete sunulan bu proje Sivas, Erzurum, Trabzon,
Ma’müretü’l-aziz, Diyarbakır ve Bitlis vilayetlerinin demiryolu ile hem
birbirlerine ve hem de İstanbul'a bağlanmasını öngörüyordu.(22) Zira 1774 Küçük
Kaynarca ve 1792 Yaş antlaşmaları sonucunda Karadeniz'in Rus ticaretine
açılması dengeleri yeniden değiştirmiş,(23) Osmanlı Devleti ile Avrupa ülkeleri
arasındaki ticaretin artması ile de Karadeniz'deki ticari trafik
hızlanmıştı.(24) Buna karşılık Karadeniz'in en önemli limanı konumunda olan
Trabzon Limanı'nı Doğu Anadolu'ya ve İran'a bağlayan bir demiryolunun olmaması,
Karadeniz’deki ticari aktivitenin en büyük handikapıydı. Zira gemilerle
İstanbul Boğazı ve Tuna üzerinden Trabzon'a getirilen Avrupa malları bu noktaya
kadar teknolojinin imkânlarını kullanarak seri bir şekilde gelirken,
Trabzon’dan itibaren uzun ve meşakkatli bir kara yolculuğuyla Erzurum'a ve oradan
da Tebriz'e varıyordu.(25)
Trabzon'dan Doğu Anadolu'ya ve İran'a yapılan ticaret
hacminin boyutları(26) hakkında bilgi veren Trabzon İngiliz Konsolosluğu,
Trabzon’dan iç bölgeye uzatılacak ve oradan İran'a geçecek bir demiryolu
hattının uluslararası ticaretin gelişmesine ve bölgenin sosyoekonomik
kalkınmasına büyük katkı sağlayacağını belirtmektedir.(27) Konsolosluğa göre,
transit eşyanın paketlenmesi, karayoluyla taşınması ve taşınma sırasında
karşılaşılan güvenlik sorunu bölgedeki ticareti olumsuz etkileyen en önemli
unsurlardı ve dolayısıyla demiryollarına şiddetle ihtiyaç vardı.(28) Bu ihtiyaç
Gümüşhane mebusları İbrahim Lütfi ve Hayri beyler tarafından Meclis-i Mebusan'a
sunulan takrirde de dile getirilmişti. Bu takrirde, Trabzon ile Erzurum arasında
nakil vasıtalarının yokluğu yüzünden bölge şehirlerinin iktisadi açıdan günden
güne zayıfladıkları belirtilerek, Trabzon-Erzurum demiryolu hattının bir
imtiyaz ile veya başka bir şekilde inşası hakkında Gümüşhane Sancağı İdare
Meclisi ile ticaret ve belediye heyetlerinin dilekçelerinin mecliste okunduktan
sonra gereğinin yapılması için Nafıa Nezareti'ne gönderilmesi
istenmekteydi.(29)
Gümüşhane mebuslarının takriri hakkında söz alan mebuslar,
bölgeye bir demiryolu yapımının yalnızca ekonomik zorunluluk değil, stratejik
ve askeri bakımdan da önemli olduğu üzerinde durmuşlardır. Erzurum Mebusu
Ohannes Vartkes Efendi, Rusların kısa bir süre içinde Kafkasya'dan Sarıkamış'a
kadar şoseler ve demiryolu hattı inşa ettiğini, buna karşılık Osmanlı tarafında
bırakın demiryolunu, şose dahi bulunmadığını belirtmiş ve iki devlet arasındaki
muhtemel bir savaşta Rusların binlerce askeri bir haftada cepheye yığacağı,
Osmanlı Devleti'nin ise böyle bir imkândan mahrum olacağı üzerinde
durmuştur.(30)
Karekin Pastermadjian da Doğu Anadolu'yu Doğu Karadeniz'e
bağlayacak bir demiryolunun bölgenin sosyoekonomik yönden kalkınmasını
sağlayacağı ve güvenliğe katkıda bulunacağı üzerinde durmuş, belirtilen
coğrafyayı birbirine bağlayan bir öneri getirmiştir. Pastermadjian önerisinde kendi
projeleri ile Berlin-Bağdat demiryolu projesini karşılaştırmakta ve Trabzon,
Sivas, Erzurum, Bitlis, Van, Ma’müretü’l-aziz ve Diyarbakır vilayetlerini
Karadeniz'e bağlayacak bir demiryolunun yalnızca masraf ve gelir elde etme
bakımından daha avantajlı olmayıp,(31) aynı zamanda askeri ve siyasi açıdan da
devlete önemli katkılar sağlayacağını belirtmektedir. Ona göre, Alman projesi
tamamen siyasi maksatlı olup, Osmanlı Devleti'nden ziyade Almanya'nın
menfaatleri doğrultusunda tatbikata konulmuştu. Çünkü Sultan II. Abdülhamid,
saltanatını korumak için Rusya'yı gücendirmemek ve Almanya'ya yaslanmak gibi
bir politika izliyordu. Patermadjian şu iddialarda bulunuyordu:
"(...)Kafkasya sınırlarına kadar uzanacak olan
demiryolu hatlarını endişe ile izleyen Rus siyasetini memnun etmek üzere ve
hatta kilometre başına 17.650 frank gibi yağlı bir teminata rağmen, Alman
diplomasisi hemen şimal güzergâhından vazgeçerek Eskişehir-Konya yolu ile
öncekinden uzun ve pahalı olan doğu hududumuzun muhafazasına hiçbir faydası olmayan
ve ancak Rus diplomasisini memnun eden güney güzergâhını tercih ettiler.
(Esasında) 1895'te Alman hattı zaten Konya'ya varmış olup,
belirtilen tarihten 1901 sonuna kadar uzun takibattan sonra ve bazı 'bahşişler'
yardımıyla ve hattın tümü için 15.500 frank teminatla Konya-Bağdat ve İran
Körfezi'ne kadar olan kısmın imtiyazını elde etmiştir ki, bu Sultan Abdülhamid
siyasetinin muhafazasına hizmet eden ve onun muhterem dostu olan Alman
İmparatoru'na ihsan olunan bir bahşiş idi.(...)"(32)
Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu bu kıskaçtan
kurtulması ve Avrupa'nın Osmanlı ülkesi üzerindeki siyasi ve iktisadi
ihtiraslarına bir an önce set çekilmesi için başta demiryolları olmak üzere
bayındırlık teşebbüslerine iyi düşünülerek girişilmesini isteyen Pastermadjian,
arkadaşları ile birlikte Meclis-i Mebusan'a sundukları "Şarki Anadolu
Şimendifer Projesi"ni de bu girişimin bir başlangıcı olarak görmüştür.(33)
Pastermadjian, meclise sundukları projenin gerekçesini şöyle açıklamaktadır:
"Doğu Anadolu vilayetlerine asırlardan beri hükmeden
sefaletin başlıca sebebi nakliye vasıtalarından büsbütün yoksun olması olup,
gerek ahali ve gerek hükümet için tahammül edilemez bir noktaya ulaşmıştır.
Zira belirtilen vilayetler memleketin en verimli arazilerinden biri olmasına
rağmen elde edilen gelirlerde sürekli bir azalmadan başka bu havalideki
insanların geçinebilmeleri için hükümet her sene pek çok fedakârlık yapmaya
mecbur olmaktadır. Bu olumsuz durumun değişmesinin yegâne çaresi ise
Trabzon-Sivas-Erzurum-Bitlis-Van-Ma'müretü'l-aziz ve Diyarbakır vilayetlerini
Karadeniz limanlarına bağlayacak bir demiryolunun acilen inşa
edilmesidir.(...)"(34)
Pastermadjian, Anadolu-i Şarki Şimendifer Meselesi adlı
eserinde projesinin ehemmiyetini, maliyetini ve gelirini ise Berlin-Bağdat
Projesi ile karşılaştırmak suretiyle şöyle açıklamaktadır:
"Elhalif-Bağdat hattının teminat miktarı yıllık
320.000 ve Adapazarı-Bolu hattının teminatı da 140.000 liradır ki bu iki hat
için toplam tutarı 460.000 liraya ulaşmaktadır. Şahsi kanaatime göre hükümet bu
460.000 lirayı Nafıa Nezareti programında ikinci ve üçüncü derecede yer alan
aşağıda belirtilen hatlara tahsis etmelidir:
Ankara-Sivas 406 kilometre,
Samsun-Sivas 434 kilometre,
Sivas-Erzurum 542 kilometre,
Trabzon-Erzurum 380 kilometre,
Toplam 1.762 kilometrelik bir şebeke.
Yani aynı meblağla Kuzey Anadolu'da 1.700 kilometrelik
bir demiryolu hattı inşası mümkün iken, bu şebekenin haiz bulunduğu ehemmiyete
rağmen 460.000 liranın ancak 850 kilometrelik inşaata tahsisi tercih
edilmiştir.
Gerçekten de Kuzey Anadolu Demiryolu Hattı için kilometre
başına yaklaşık olarak 15.000 frank ödense, bütün şebeke için sene de
1700*15.000=25.500.000 franklık bir yük altına girilmiş olacaktı. Hükümetin
teminat olarak 460.000 lira, yani 10.580.000 frank ödeme yapması farz olunsa,
belirtilen hatların inşasını yapacak olan şirkete
25.500.000-10.580.000=14.920.000 frank, yani yıllık her kilometreye 8.776 frank
ödeme yapılmış olacaktır. Sivas ve Erzurum gibi esasen zirai olan iki
vilayetten Samsun ve Trabzon limanlarına yalnız zahire ihracından elde edilecek
gelir ise yaklaşık olarak şu kadardır:
Sivas-Samsun 434 km*300.000 tonu *5 santimden=6.510.000
frank.
Erzurum-Trabzon 380 km*200.000 tonu *5
santimden=3.800.000 frank.
Yani yalnızca zahire ticaretinden elde edilen gelir
10.310.000 franktır.
Hükümet tarafından teminat suretinde verilecek ücret bu
meblağa eklendiğinde, belirtilen şebeke için 20.890.000 frank ayrılmış olup,
hattın tesisine sarf olunan sermayenin faiz ve işletmesi masraflarına karşılık
olarak 3.800.000 frank, yani kilometre başına 2.235 frank kalır. Fakat hiçbir
şüphe yoktur ki toplam 191.720 kilometrekare alanı kapsayan ve 613.243 nüfusun yaşadığı,
yani kilometrekare başına 19 kişinin düştüğü Erzurum, Trabzon ve Sivas
vilayetlerine hizmet edecek bu hatlar, kilometre başına 13 kişi düşen bir
vilayete hizmet eden Haydarpaşa-Ankara hattı gelirinden çok daha fazla gelir
temin edebilir.
Aynı durum Bağdat ve Musul vilayetleri için de geçerlidir.
Zira bu vilayetler dâhilinden geçecek arazideki nüfus yoğunluğu 6.3 civarında olup,
son beş yılda elde edilen aşar gelirleri dikkate alındığında Musul vilayetinden
77.000 ve Bağdat vilayetinden ise 170.985 lira gelir elde edilmiş olup, toplam
247.985 Osmanlı lirası civarındadır.
Elde edilen bu gelir miktarını Doğu ve Kuzey Anadolu
şehirleri ile çarpıp nüfuslarına taksim ettiğimizde nüfus başına 132 kuruş,
bütün memleket nüfusu başına düşen miktar ise 206 kuruştur ki, bu iki vilayetin
zahire ihtiyacına mecbur olmasının sebebi de budur.
Bağdat demiryolu inşaatı savunucuları, Bağdat
demiryolunun bölgedeki zirai üretimin artmasına hizmet edeceğini iddia edebilirler.
Fakat şurası unutulmamalıdır ki, zirai üretimin nakli için o coğrafyada iki
büyük nehir mevcut iken, Doğu Anadolu'dan İskenderun'a zahire ihracı için
gerekli olan bin kilometreden fazla bir demiryolunun inşa şansı mevcut
değildir.
Demek oluyor ki, memleketimizin demiryolu şebekelerinden
en önemlisinin inşası için bizim Bağdatçıların üç seneden beri hiçbir ciddi
teşebbüsleri söz konusu olmamıştır.
Yine demek oluyor ki, Nafıa Nezareti iktisadi nedenlerle değil,
ancak siyasi ve askeri nokta-i nazardan hareketle Bağdat hattı projesinin
yürürlüğe konulmasını tercih etmiştir.
Bağdatçıların namına hareket eden Nafıa Nazırı Hulusi
Bey'in müsaadeleri ile şurasını beyana mecburum ki, tercih olunan Bağdat hattının,
Ankara-Erzurum hattı ve şubeleri kadar, Devlet-i Osmaniye'nin siyasi, iktisadi
ve askeri ihtiyaçlarına hizmet edebileceği yolundaki garip bir düşünceye
iştirak edemem..."(35)
Pastermadjian, Bağdat demiryolu hattı ile Kuzey Anadolu
demiryolu hattı arasındaki maliyeti ve geçtiği bölgedeki sosyoekonomik yapıya
katkısını rakamlarla ortaya koyduktan sonra şu değerlendirmede
bulunmuştur:"(...)Sonuç olarak Kuzey Anadolu demiryolu hattının düşünceden
eyleme geçmesinin ertelenmesi ile zaten zayıf olan mali durumumuz, arta kalan
paranın da Nafıa Nezareti tarafından Elhalif-Bağdat şubesinin inşasına tahsis
edilmesiyle askeri, siyasi ve iktisadi menfaatler yabancı bir şirketin
menfaatine feda edilmiştir..."(36)
Karekin Pastermadjian, Anadolu-i Şarki Şimendifer
Meselesi kitabının son kısmında maksadını, Nafia Nazırı Hulusi Bey’in, nazırlık
müşavirlerinin ve memurlarının yaklaşımını, demiryolu güzergâhlarından
hangilerinin devlet için iktisadi, siyasi ve askeri yönden avantajlı olduğunu
vurgulamakta ve özetle şöyle demektedir:
"(...)Anadolu'nun en geride kalan bir köylüsü bile
şimendiferin ehemmiyetini Nafıa Nezareti'mizde Şimendifer Müdüriyeti gibi
önemli görevler üstlenen memurlardan daha iyi idrak ederken, Nafıa Müsteşarlığı
görevinde bulunanlar bu projenin gerçekleştirilemez olduğunu iddia etmektedirler.
Hâlbuki nafıa memurlarımız pekâlâ biliyorlar ki, bu medeniyet çağında Avrupa
devletleri ancak demiryolu ile Afrika'da ve Asya'da kendi hâkimiyetlerini
muhafaza ve takviye edebilmişlerdir. Biz ise her şeyden evvel memleketimize
kendimiz sahip çıkmak ve Batı medeniyetinin tazyiki önünde peyderpey gerilemeye
mecbur olan büyük İmparatorluğumuzdan geri kalanı muhafaza edebilmek için en
çok mecbur olduğumuz bu önemli aletten mahrumuz.
Son yıllarda askeri yapımızda büyük ilerlemeler
sağlanması önemlidir. Ancak ordumuz ne kadar güçlü olursa olsun Doğu sınırında
meydana gelebilecek herhangi bir kriz durumunda buraya en kısa zamanda
ulaşabilecek bir vasıta olmazsa meydana gelen ilerlemenin ne anlamı olabilir?
Memleketin iktisadi, sosyal, askeri ve bilhassa asayiş
için her şeyden evvel ve mümkün olduğu kadar süratle demiryolu inşasına
ihtiyacımız vardır. Nafıa memurlarımızın bazısını istisna ettiğimizde herkes bu
noktada müttefiktir. Diğer taraftan herkesçe malumdur ki, ihtiyaç sebebiyle
yapımına lüzum görülen on bin kilometre kadar yeni demiryolu hattının bir an
evvel inşasına başlanması için gerekli olan kaynağın sağlanmasına mali
durumumuz müsait değildir.
Bu nokta-i nazardan yola çıkarak 1909 senesi başında
hükümet için hiçbir masrafa gerek kalmaksızın Anadolu'nun kuzeyinde ve
doğusunda yaklaşık 3.000 kilometrelik bir hattın inşasına muvaffak olmak için
maden işleriyle demiryolu imtiyazlarının birbirine karşılık getirilmesini
hükümete teklif etmiş idim.
(...)Benim yegâne maksadım, nafıa memurlarımızın su-i
niyet ve muhalefetine rağmen, önerdiğim demiryolu hattının inşasını sağlamaktır.
Bundan sonra da böyle olacaktır. Zira Doğu Anadolu halkı asırlardan beri cahil,
sefil yani gayri medeni şartlarda yaşamla ve birbiriyle
boğuşmaktadır."(37)
Pastermadjian projesinin hayata geçirilemeyip, Bağdat
demiryolu hatlarının yapımına devam edilmesinde uluslararası gelişmeler ve bu
gelişmelerin Osmanlı Devleti'ne etkisi önemli rol oynadı. Özellikle İkinci
Meşrutiyet'in ilanı sürecinde Osmanlı başkentindeki Alman aleyhtarı siyasi
durumun çok geçmeden değişip Alman taraftarlığına dönmesi, daha sonraki
iktisadi ve siyasi olaylara yön veren önemli bir gelişmeydi. Bu değişiklikte
gerek İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne karşı olumsuz tutumları,
gerekse Almanya'nın İngiltere ve Fransa'nın olumsuz tutumlarını değerlendirerek
İttihatçılarla sıcak ilişkiler kurmaya çalışması,(38) hatta 11 milyon altın
tutarında borç para vermeleri iktisadi ve siyasi yönden Osmanlı Devleti'ni
Almanya'ya yaklaştırmış ve bu durum, demiryolu imtiyaz tartışmalarında tercihin
Bağdat demiryolu lehinde kullanılmasının en önemli nedenlerinden birini
oluşturmuştur.(39) Nitekim Pastermadjian, kendi projesinin hayata geçirilmeyip
Bağdat demiryolunda ısrar edilmesinde üst düzey memurların Alman yanlısı
tutumuna dikkat çekmektedir.(40)
Yine Pastermadjian projesinin hayata geçirilememesinde,
başta Rusya olmak üzere bölgede söz sahibi olmak isteyen devletlerin müdahalelerinin
ve şirketlerin ticari önceliklerini ön plana çıkarmalarının da büyük rolü olmuştu.
Özellikle Rusya, Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Kuzey İran'ı kendi nüfuz sahası
olarak gördüğünden, bu ve buna benzer projelere karşı çıkmıştır.(41) Erzurum ve
civar vilayetlerde Osmanlı vatandaşlarının ve Avrupa devletlerinin herhangi bir
ekonomik faaliyetlerine mani olan Ruslar, demiryolu yapılmasına ve fabrikalar
kurulmasına kapitülasyon imtiyazlarına dayanarak müsaade etmiyordu. Buna
mukabil çok miktarda Rus mensucatı, şeker ve diğer birçok eşya Doğu
vilayetlerinin piyasasını tutmuştu.(42) Rusya, İran hükümetine karşı da benzer
bir politika uygulamış ve çeşitli baskı unsurları kullanarak Kuzey İran'ın
kendi etki alanı olduğunu kabul ettirmişti.(43)
Böylece Osmanlı hükümetinin çekingen tutumu ve büyük
güçlerin nüfuz mücadelesi yüzünden Türkiye ve İran'ın belirli bölgeleri
demiryolundan mahrum kalırken, Rusların Türkistan'ı işgalden sonra bölgede
yaptıkları demiryolları Hindistan ile Avrupa'yı Rusya ve Türkistan üzerinden
birbirine bağlama düşüncesini gündeme getirmiş, Türkistan’daki Tirmiz'e kadar
ilerlemiş olan Rus demiryolu sistemi ile Hindistan'daki demiryolları arasında
yaklaşık 800 kilometre mesafe kalmıştı. Bu mesafenin de kapatılması durumunda
Hollanda-Berlin-Varşova-Moskova-Orenburg-Taşkent-Peşaver ve Delhi hattı
üzerinden 5.695 millik, yani yaklaşık 9.200 kilometrelik mesafe, demiryolu ile
altı günde kat edilebilecekti.(44) Böylece Avrupa ile İran ve Hindistan'ı en
kısa yoldan birbirine bağlayan ve Trabzon-Erzurum üzerinden geçen tarihi bir güzergâhın
demiryolsuz kalmasına zemin hazırlayan Avrupalı devletler, artık iki kıtayı
başka bir yoldan demir ağlarla birleştirmek üzereydi.
***
1-Bilmez Bülent Can,"Demiryolundan Petrole Chester
Projesi (1908-1923)",İstanbul,2000,s.43.
2-Edward Mead Earle,"Bağdat Demiryolu
Savaşı",(çev.)Kasım Yargıcı, İstanbul,1972,s.40.
3-Bilmez Bülent Can, a.g.e.,s.43-44.
4-Esasında Bağdat demiryolu projesi ilk defa 1870'lerde
Bağdat Valisi Mithat Paşa tarafından gündeme getirilmişti. Buna göre
demiryolunun ana hattı İstanbul-Bağdat arasında inşa edilecek, yan hatlarla da Karadeniz,
Akdeniz ve Basra Körfezi'ne bağlanacaktı. Mithat Paşa'ya göre böyle bir hat
yabancı bir devlet eliyle değil, Osmanlı Devleti teşebbüsü olarak yapılmalıydı.
Murat Özyüksel,"Osmanlı-Alman İlişkilerinin Gelişim Sürecinde Anadolu ve
Bağdat Demiryolları",İstanbul,1988,s.14.
5-Almanlar 1888 yılı sonbaharına kadar Asya Türkiye'sinde
demiryollarına hiçbir ilgi göstermemişlerdi. Ancak Almanların Ekim 1888'de
Haydarpaşa-İzmit hattının Ankara'ya kadar işletme hakkını alması yeni bir
dönemin başlangıcını oluşturdu. Bundan sonra Almanlar Balkanlar'daki
demiryollarının işletmesini ele geçirdiği gibi, Anadolu’da yeni demiryolları
imtiyazları elde etmeye başladı ve sonunda da asıl planları olan Bağdat
demiryolu imtiyazını elde ettiler. James Mead Earle, a.g.e. s.42-81.
6-James Mead Earle, a.g.e.,s.27.
7-1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin
ağır yenilgiye uğraması Osmanlı yöneticilerini yeni ittifak arayışlarına
yöneltmiş, İngiltere, Rusya ve Fransa'ya karşı o sırada ekonomik, askeri ve
siyasi olarak önemli bir güç haline gelen Almanya'ya yaklaştırmış, bu politika
değişikliği iki ülke arasındaki ticarete de yansımıştı. On dokuzuncu yüzyılın
sonu ve yirminci yüzyılın başında Osmanlı-Almanya ilişkileri ve Osmanlı
Devleti'nin Alman nüfuzuna girmesi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. İlber
Ortaylı,"Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu",İstanbul,1998.
8-Sultan Abdülhamid Almanların Osmanlı Devleti üzerinde
herhangi bir politik amaç taşımadığına inanıyordu. Abdülhamid bu
düşüncesini,"Büyük devletlerarasında demiryolu inşaatı bakımından en fazla
Almanya'ya itimat edebiliriz. Çünkü onun için ehemmiyetli olan, işin sadece
iktisadi ve mali cephesidir," şeklinde ifade ediyordu. Murat
Özyüksel,a.g.e.s.253.
9-Esasında başlangıçta İngiltere, Almanya’ya verilen
Berlin-Bağdat demiryolu imtiyazına pek karşı çıkmadı. Hatta bu dönemde
İngiltere Almanya'ya Osmanlı Devleti'ni paylaşma tekliflerinde bile bulundu
(1895,1898 ve 1901).Erol Ulubelen,"İngiliz Gizli Belgelerinde
Türkiye",İstanbul,1982,s.10.
10-Yusuf Hikmet Bayur,"Türk İnkılâbı
Tarihi",cilt II,"Trablusgarp ve Balkan Savaşları, Osmanlı Asyası'nın
Paylaşılması için Anlaşmalar",ks. III, Paylaşmalar,Ankara,1991,s.334-335;İlber
Ortaylı,a.g.e.,s.158.
11-Murat Özyüksel,a.g.e., s.80-82.
12-A.P. Novicev,"Osmanlı İmparatorluğu'nun Yarı
Sömürgeleşmesi",(çev.)N. Dinçer, Ankara,1973,s.28-29.Bağdat demiryolu
imtiyazının Almanlara verilmesinden telaşa düşen Rus hükümeti, bir yandan Alman
hükümetine müracaat edip İstanbul'a dair özel bir maksat ve Rusya ile ilgili
gizli bir niyetinin bulunup bulunmadığını sorarken, diğer yandan da Bağdat
demiryolu imtiyazına karşılık -bir denge unsuru olmak üzere- Ruslar tarafından
inşa edilecek bir demiryoluyla Ankara'nın Erzurum üzerinden Kars'a bağlanmasını
Osmanlı hükümetine teklif etti. E.E. Adamov,"Sovyet Devlet Arşivi Gizli
Belgelerinde Anadolu'nun Taksim Planı",(çev.)Hüseyin Rahmi, İstanbul,1972,s.62.
13-Murat Özyüksel, a.g.e. s.217-219.
14-James Mead Earle, a.g.e.,s.237-238.
15-James Mead Earle, a.g.e.,s.238.
16-Karekin Pastermadjian,"Anadolu-i Şarki Şimendifer
Meselesi",Dersaadet,1328,s.31-33.
17-Murat Özyüksel, a.g.e.,s.219.
18-James Mead Earle, a.g.e.,s.67-68.
19-Bilmez Bülent Can, a.g.e.,s.51.
20-İkinci Meşrutiyet'le başlayıp Cumhuriyetin ilk
yıllarına kadar devam eden Chester projesi tartışmasının ayrıntılarına burada girilmeyecektir.
Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Bilmez Bülent Can, a.g.e.
21-Karekin Pastermadjian [Armen Garo] 1872'de Erzurum'da doğdu.
Erzurum’da Sanasaryan Mektebi’ni, Fransa’da Ziraat Mektebi'ni ve Cenova
Üniversitesi'ni bitirdi.1908 ve 1912'de memleketi olan Erzurum'dan Osmanlı
meclisine mebus seçilen Pastermadjian, bir ara Meclis-i Mebusan İdare Amirliği
görevinde de bulundu."Türk Parlamento Tarihi: I. ve II.
Meşrutiyet",Ankara,1997,s.361.
22-Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi,I/I,s.225;Karekin Pastermadjian,
a.g.e.
23-Kemal H. Karpat,"Osmanlı'da Değişim, Modernleşme
ve Uluslaşma",(çev.)Dilek Özdemir, Ankara,2006,s.12.
24-Ahmet Canbek,"Kafkasya'nın Ticaret Tarihi: Eski
Çağlardan XVII. Yüzyıla Kadar",İstanbul,1978,s.50-62.
25-On dokuzuncu yüzyıl ortalarında bölgede bulunup İran
transiti hakkında bilgi veren Almanya'nın Trabzon konsoloslarından Otto
Blau,"Commercielle Zustande Persiens",Berlin,1858,s.215-216.
26-On dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başında
Rize, Trabzon, Tirebolu, Giresun ve Ordu limanları toplam ihracatının yüzde
60'ını ve toplam ithalatının yüzde 70'ini sağlamaktaydı. Eliot Grinnel
Mears,"Economic Position of Ports in the Trebizond Vilayet",Full
Report of the Committee upon the Arbitration of the Boundary Between Turkey and
Armenia, Appendix V,Number I,s.1-2.(National Archives Microfilm
Publications,T1193,Records of the Department of the State Pelating to Political
Relations Between Armenia and Other States,1910-1929;Roll:2,National Archives
and Records Service, General Services Administration, Washington:1975).
27-Foreign Office, Annual Series, No:1346,Diplomatic and
Consular Reports on Trade and Finance, Turkey, Report for the Year 1893 on the
Trade of the Consular District of Trebizond, London,1894,s.7.
28-Burada şunu ifade etmek gerekir ki, bu görüşün altında,
Karadeniz’i demiryolu ile bir taraftan Avrupa’ya, diğer taraftan Türkiye ve
Kuzey İran üzerinden İran Körfezi ve Hindistan'a bağlama fikri yatıyordu. Bu
konuda bkz. Diplomatic and Consular Reports on Trade and Finance, Turkey,
Report for the Year 1893 on the Trade of the Consular District of Trebizond,
London,1894,s.7;Andrew A. Paton, Researches on the Danube and the Adriatic, I,Leipzig,1861,s.413.
29-Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, I/2,s.192.Aynı
günlerde Erzurum halkı adına Belediye Reisi Şerif Efendi tarafından kaleme
alınan ve Trabzon-Erzurum arasında demiryolu inşasını dile getiren bir haber de
Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayınlanmıştı. Tasvir-i Efkâr,16 Şubat 1910.
30-Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, I/2,s.193.Nitekim
Vartkes Efendi'nin bahsettiği durum birkaç yıl sonra Birinci Dünya Savaşı'nda gerçekleşecektir.
Rusya, demiryollarının avantajını kullanarak Kafkas cephesine kısa sürede çok
sayıda asker ve teçhizat naklederken, Osmanlı Devleti asker ve cephane
nakliyatında büyük zorluklar çekmiştir."Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi
Kafkas Cephesi Üçüncü Ordu Harekâtı",cilt I,Ankara,1993,s.86.
31-Karekin Pastermadjian, Erzurum-Trabzon hattının inşa
edilmesi durumunda sadece Trabzon Limanı'na yapılacak zahire nakliyatından 1911
itibarıyla yıllık 800.000 frank (34.780 lira) gelir elde edilebileceğini,bu ve
Samsun-Sivas hattının Haydarpaşa-Ankara hattından daha fazla hâsılat temin
edeceğini iddia etmekteydi.Karekin Pastermadjian,a.g.e.,s.31-33.
32-Karekin Pastermadjian, a.g.e.,s.1-2.
33-Karekin Pastermadjian, a.g.e.,s.6.
34-Karekin Pastermadjian, a.g.e. s.4-5.
35-Karekin Pastermadjian, a.g.e.,s.29-37.
36-Karekin Pastermadjian, a.g.e.,s.29-37.
37-Karekin Pastermadjian, a.g.e.,s.85-96.
38-James Mead Earle, a.g.e.,s.50.
39-Murat Özyüksel,a.g.e., s.229-231.
40-Karekin Pastermadjian, a.g.e.,s.44.
41-Rusya'nın bu projelere karşı çıkmasında
Azerbaycan-Avrupa ticaretindeki kontrolü kaybetme endişesi de rol oynamaktaydı.
Şöyle ki, Azerbaycan tacirleri daha önce İstanbul, Rusya veya Avrupa'ya mal
götürmek için Bayezid-Hınıs-Erzurum-Bayburt yolunu kullanmaktaydı. Fakat Ruslar
Bakü-Batum demiryolu hattını inşa edince, bu yolun ve dolayısıyla Trabzon'un
önemi azalmıştır. Trabzon-Erzurum demiryolu hattının inşa edilmesi durumunda
Kafkasya yolunun önemini kaybedeceği açıktır. İbrahim
Memduh,"Memleketimizde Şimendiferler",Ticareti Umumiye Mecmuası, cilt
I,sayı:20,29 Teşrinisani 1333,s.314-315.
42-Akdes Nimet Kurat,"Rusya
Tarihi",Ankara,1999,s.410.
43-Ruslar Avrupa mallarının Kuzey İran'a girmesini
engellemek için 1883'ten beri Kafkasya üzerinden geçen transit akışını
engellediği gibi, Tebriz’i Trabzon'a bağlayacak bir Fransız projesini boşa
çıkarmak için, Kuzey İran'da 21 yıl boyunca demiryolu yapma imtiyazını 1890'da
İran hükümetinden almayı başardı. Herbert A. Gibbons,"An Introduction to
World Politics",s.179.
44-"Railway to Link Europe and India",The New
York Times,29 Nisan 1917.
---------------------------------------------------------------------------
*Doç.Dr.Mehmet Okur, Toplumsal Tarih,sayı:179,Kasım
2008,s.52-57.
Gönderen Nabukednazar zaman: 09:52 Hiç yorum yok:

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.