Duygu Dalyanoğlu
baronyanBir önceki yazımda Hagop Baronyan’ın İstanbul
Mahallelerinde Bir Gezinti ve Haşmetlü Dilenciler eserleri arasındaki
benzerliklere dikkat çekmiş ve Haşmetlü Dilenciler oyununu sahneleme sürecinde
tiyatrocuların İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti’deki anlatılardan karakter
çalışması yaparken nasıl yararlanabileceğini anlatmıştım. Aradan geçen zamanda
Baronyan üzerine yürüttüğüm araştırma çalışmasına devam ettim ve Hagop
Baronyan’ın 20 Mart 1874 ile 12 Nisan 1875 yılları arasında çıkarmış olduğu Tiyatro
dergisinin sayılarını inceledim.
Tiyatro: Haftada iki defa neşrolunan eğlence gazetesi
Yukarıda bahsi geçen tarih aralığında Osmanlıca
yayınlanmış olan Tiyatro dergisinin 86 sayısı 2013 yılınca İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. Kevork Bardakjian,
‘‘Baronyan’ın Tiyatro’su’’ başlıklı makalesinde bu derginin sanıldığının aksine
Baronyan’ın aynı dönemde Ermenice çıkardığı Tadron dergisinin Osmanlıca
çevirisi olmadığını vurgular. Yani Baronyan hem Ermeni cemaatine hem de Türkçe
konuşan/okuyan diğer Osmanlı halklarına dönük kapsayacı bir yayın politikası
izlemiştir. Bardakjian’ın belirttiği üzere iki derginin içeriği değişiklik
göstermektedir. Tiyatro dergisinin özellikleri söyle sıralanabilir:
Haftada iki defa, her Çarşamba ve Cumartesi günü
yayınlanır.
Her sayı 4 sayfadan oluşur.
Satış fiyatı 40 paradır. Ayrıca gazetenin ön kapağında
abonelik ücreti ve ilan ücreti gibi bilgiler de yer almaktadır.
Her sayıda özgün bir karikatür/çizim yer almaktadır. Bu
çizimler genelde kısa dialoglar ile desteklenmiştir ve her zaman gazetede o
sayıda bahsi geçen temalar ile ilişkili olma zorunluluğu yoktur.
Gazetenin bölümleri her sayıda farklılık gösterir Örneğin
bazı sayılarda Baronyan’ın kaleme aldığı kısa oyunlar ağırlıkta iken bazı
sayılarda başka bir gazetede yayınlanan eleştiriye cevaben yazılan bir yazı
büyük yer kaplamaktadır. Bazı sayılarda ise gezi yazısı niteliğinde Türk
mahalleleri anlatılırken bazı sayılarda bu tarz yazılara rastlanmaz. Günümüzün
reklam anlayışına benzer emlak ilanları gazetenin ileriki sayılarında
kendilerine yer edinmiştir. Birçok sayıda Türkçe oynanan tiyatro oyunları
duyurusu yer almaktadır. Özellikle bu duyurular tiyatro repertuarı konusunda
günümüze ışık tutmaktadır.
Tiyatro dergisinin içeriği tez konusu olabilecek
nitelikte zengindir. Örneğin Hayal gazetesinin editörü Teodor Kasap’ı eleştimek
üzere kaleme alınan yazılar ya da oyunlara ilişkin eleştiri metinleri
Osmanlı’da tiyatro eleştirisinin köklerini incelemek açısından oldukça
değerlidir. Diğer bir açıdan Baronyan’ın -sansür nedeniyle politik meselelere
açıkça değinemese de- ekonomik krizin halk üzerindeki etkilerini nasıl
anlattığı ayrı bir inceleme konusu olabilir. Her sayıda bir alacak-verecek
konusu, İstanbul’da yeni yeni moda olan piyango ve şans oyunlarından halkın
nasıl medet umduğu ya da borsadan kazanılacak paranın hayali temaları mizahi
bir dille konu edilmektedir. İncelemeye değer başka bir konu da Baronyan’ın
kadınları gazetede nasıl temsil ettiğidir. Yazdığı bilmecelerde, özlü sözlerde,
halk deyişlerinde ya da kısa oyunlarda kadınları hep ‘‘kocasını çileden
çıkartan kadın’’ şeklinde çizmiştir. Acaba dönemin kadın okuyucuları gazeteyi
okuduklarında neler hissediyordu?!
Tüm bu soruları bir kenara not ederek bu yazının konusuna
geliyorum. Benim bu yazında değinmek istediğim esas konu, Baronyan’ın bu
gazetede yazdığı kısa skeçlerde ve oyunlarda ileride yazacağı Haşmetlü
Dilenciler’in bir provasını yaptığı yönünde. Çünkü Haşmetlü Dilenciler’de
gördüğümüz aydın tipleri bu gazetenin sayfaları arasında da karşımıza çıkıyor.
Daha kısaca anlatılıyor ya da daha tek yönlü ve kaba bir şekilde temsil
ediliyor belki… İşte bu yüzden prova kelimesini kullanmayı uygun gördüm.
Baronyan adeta bir günlük tutarcasına çevresinde gördüğü tipleri yazıyor ve
yazdıkça kalemini geliştirerek Haşmetlü Dilenciler gibi zengin bir roman
yazmayı başarıyor. Tiyatro’da yer alan bazı kısa oyunları inceleyerek bu
yazıların Haşmetlü Dilenciler romanına nasıl esin kaynağı olmuş olabileceğini
göstermeye çalışacağım:
Editör
Tiyatro dergisinin 27. sayısında ‘‘Bir gazete
idarehanesinden iki kere dört dokuz ediyor’’ başlıklı yazıda bir gazete editörü
ile bir adam arasında geçen bir hikaye anlatılır. Bir adam arkadaşı ile iki
kere dörtün kaç ettiği üzerine tartıştıklarını kendisinin dokuz, arkadaşının
ise sekiz olduğunu iddia ettiğini söyler. Bunun üzerine iki kere dördün dokuz
ettiği üzerine bir haber yayınlanırsa kendi iddiasının kesinlik kazanacağını
söylerek editörden bu konuda bir yayın yapmasını ister. Editör böyle saçma bir
haber yapmayacağını ve beş yıllık gazete tarihinde hep doğru haber yaptığını
söylerek adamı kovar. Adamın onun hatrını hoş etmek üzere yanında getirdiği
hediyeleri sunması üzerine editör yumuşar ve sonunda bu haberi yayınlamaya
karar verir. Bu ‘‘yalan haber’’ teması Haşmetlü Dilenciler’de daha kapsamlı bir
tema haline gelecektir. Apisoğom Ağa İstanbul’a geldiğinde onu bekleyen bir
editör tarafından karşılanır, editör onun hakkında bir haber yapmak ister ve
Ağa’nın dikkatini çekmek için onu abartan hatta hakkında hiç de gerçek olmayan
bir metin çıkarır ortaya. Tabiki tüm amacı Ağa’yı gazetesine abone yapmaktır.
Ayrılırken eline bir makbuz tutuşturur ve sanki kendisi Ağa’nın peşine
düşmemişçesine‘‘buraya size hoş geldiniz demek üzere geldim ve siz de düşünceli
ve ilgili bir Ermeni olarak abone olmak istediniz. Sizden rica ediyorum,
söyleyin, abone olmaya zorlamak için boğazınıza mı yapıştım?’’ diyerek ayrılır.
Fakat bu bölümde editörün Ağa hakkında abartılı ve magazinel nitelik taşıyan
bir haber yapması İstibdat döneminin
yayın yasağına kadar varan sansür politikaları ile birlikte
düşünülmelidir. Ayrıca hamilik ya da sponsorluk yolu ile kendini döndüren
gazetelerden sponsorların ekonomik kriz nedeni ile desteğini çekmesi ve
editörlerin tek geçim kaynağı aboneler olması editör tipinin bu ısrarını
açıklar. Fakat Baronyan bu editör tipine acıyarak değil eleştirerek yaklaşır
çünkü editör ekonomik zorluklarda başka çözümler üretmek yerine abone elde
edebilmek için yalan haber yapacak kadar ahlaksız bir tavır sergiler. Editörün
düştüğü bu durum komikleştirilerek eleştirilir.
Doktor
Tiyatro dergisinin 33. ve 54. sayılardında iki farklı
skeçte eve hasta bakmaya giden doktor tipi skecin ana kahramanı olarak
karşımıza çıkar. 33. sayıda yer alan ‘‘Bir haneye tabip gelmesi’’ adlı skeçte
doktorun istediği fahiş paranın karşılığını almayan bir hane sahibi görürüz.
Aslında hasta olan küçük çocuk için çağrılan doktor hane sahibinin ısrarı ile
büyük oğlunu, cariyeyi, komşunun çocuğunu, komşunun diğer çocuğunu, aşçıyı ve
uşakları da muayene etmek durumunda kalır. Hane sahibi bir an önce o haneden
ayrılmak isteyen doktorun karşısına ‘‘gelmişken şuna da baksanız’’ diyerek
sürekli birilerini çıkarır. En sonunda gitmeye yeltenen doktor kapı kolunu
çeviremez çünkü bozulmuştur. Hane sahibi kendini tutamayıp ‘‘aman efendim o kapıya bazı kere bir şey
oluyor. Gelmişken lütfen ona da baksanız’’ der. Bunun üzerine doktor para filan
istemeden evi terk eder. 54. sayıdaki ‘‘Aç gözlü hekim’’ adlı skeç ise uşağına hasta bulması için emir
veren ve tedavi edecek hasta olmamasından yakınan doktorun evine acil bir durum
sebebiyle bir hasta yakınının gelmesi ile başlar. Gelen kişi durumun aciliyeti
nedeni ile bir önceki doktoru götürmek istemesine rağmen doktor önce hastanın
zengin mi yoksa fakir mi olduğunu sorarak ağırdan alır. Sonra pazarlığa başlar,
gece gittiği için iki kat para alacaktır, arabacının parasını ödemeyecek,
ayrıca yemek parası talep edecek, gece geç saate kadar çalışacağı ve sabah geç
uyanacağı için sabah vizitesine gelecek hastaların da parasını isteyecektir. En
son hastaya gittiğinde eve göz kulak olacak bekçinin de parasını istemesi
üzerine hasta yakını ‘‘öyleyse efendim bendeniz gideyim hastaya söyleyeyim de
bir ayak evveli ölmeye baksın’’ diyerek öfkeyle evi terk eder. Bu iki skecin
ortaklaştığı tema verdiği hizmet karşılığı aldığı parayı yaptığı işten yani
hastaları iyileştirmekten daha çok önemseyen, hastasını müşteri gibi gören bir
doktor zihniyetine dönük eleştiridir. Özellikle ikinci skeçte doktor açgözlü,
hesapçı ve iflağ olmaz biri olarak çizilmiştir; öyle ki gece yarısı aniden
hastalanan birinin zengin mi fakir mi olduğunu sorgulamaktadır. Görüldüğü üzere
tek sayfalık bu kısa skeçlerde eleştirilen aydın tipi tek yönlü olarak çizilmiş
nasıl bu derece açgözlü ve çıkarcı birine dönüştüğü işlenmemiştir. Haşmetlü
Dilenciler’de ise açgözlü doktor tipinin biraz değişime uğradığını ve
geliştirildiğini görebiliriz. Apisoğom Ağa’yı ziyarete gelen doktor önce uzun
uzun Avrupa’da aldığı eğitimden fakat bu eğitim karşılığında milletinin kendine
yeteri kadar itibar göstermediğinden yakınır: ‘‘İki yıldır burdayım ve hepi
topu dört hasta bakabildim, görüyorsunuz işte milletimiz doktorları nasıl
teşvik ediyor’’. Millet eleştirisinin dozunu artıran doktor, Ermeni hastanın
derdinen en iyi Ermeni doktorun anlayacağını iddia eder. Sonrasında Apisoğom
Ağa’yı ima ederek gerçek bir vatansever bulup tedavi ettiğinde gazetelere ilan
vereceğini söyler ve bunun üzerine Apisoğom Ağa tedavi olmayı ister. Turp gibi
ağaya hastaymış gibi teşhis koyar üstüne üstlük bir de reçete yazar. Görüldüğü
gibi paragöz doktor-hasta ilişkisi Baronyan tarafından farklı boyutlar
katılarak geliştirilmiştir. Doktorluğun toplumda itibar görmemesine dönük bir
cemaat eleştirisi de eklenerek doktorun sağlıklı adamı hastaymışçasına ve ağayı
ancak onun reklamını yapma vaadi ile muayene edebilmeyi başardığı
gösterilmiştir.
Dergilerde Haşmetlü Dilenciler’de rastlayacağımız yazar,
çöpçatan, avukat, fotoğrafçı tiplerinin de bulunduğu kısa ve mizahi öyküler de
yer alıyor ve hepsi de yukarıda örnek verdiğim şekilde basit ve tek yönlü bir
eleştiri öğesi üzerine kurulmuş ve Baronyan tarafından roman yazımı sürecinde
geliştirilmiş. Baronyan oyunlarını sahnelerken bu kısa skeçleri ve dergilerdeki
tipleri incelemek hatta oyuna önhazırlık sürecinde bu kısa oyunları sahnelemek
Baronyan üslubunu ve dramaturjisini anlamak ve tartışmak açısından oldukça
yararlı olur diye düşünüyorum.
Kaynakça
Bardakjian, Kevork; ‘‘Baronyan’ın Tiyatrosu’’, (Çev.)
Fırat Güllü, Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi, Sayı: 17, Boğaziçi
Üniversitesi Yayınevi, İstanbul 2010.
Baronyan, Hagop; Haşmetlü Dilenciler, Oyunlaştıran: Jack
Antreassian, (Çev.) Ayşan Sönmez, BGST Yayınları, İstanbul 2013.
Baronyan, Hagop; Tiyatro, (Yay. Haz.) İrfan Dağdelen
(Çev.) İsmail Dönmez, Sinan Sümbül,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları, İstanbul 2013.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.