Bir Türk ve bir Ermeni tarihçinin ortak bir konu için ilk
kez bir araya geldiği örnek bir çalışma: Tiflis-Gümrü-Kars demiryolu inşası
(1895-1899). Araştırmacı Yazar Sezai
Yazıcı, Kars’ın yakın tarihinde çok önemli bir yeri olan Tiflis-Gümrü-Kars
Demiryolu’nun (1895-1899) yapımıyla ilgili bir Türk ve bir Ermeni tarihçi
tarafından yayımlanan ve bir ilk örnek olarak tanımlanacak çalışma hazırladı.
Yazıcı, önemli olduğu kadar, şimdiye kadar üzerinde ciddi bir çalışma
yapılmamış olan çalışmayı detayları ile şöyle kaleme aldı:
‘93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı,
Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanmış, 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan
Ayestefanos Antlaşması’nın 19. maddesine göre imparatorluk Rusya’ya 1 milyar
410 milyon ruble tazminat ödemeye mahkûm olmuştu. Çarlık Rusyası, Kars, Ardahan
ve Batum (Üç Sancak)’un “terkedilmesine” karşılık tazminatın 1 milyar 100
milyon rublelik bölümünden vazgeçerek bölgeyi topraklarına katmıştı. Rusya’nın
bölgeyi işgalinin ardından kurduğu yönetim tam 40 yıl sürmüştü.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu döneme ilişkin ilk çalışmayı
yapan bir akademisyen olarak, 1978 yılında yayımladığı Çarlık Rusyası
Yönetiminde Kars( ) başlıklı makalesinde: Çağdaş Rusya tarihçiliğinde olduğu
kadar, Türkiye tarihçiliğinde de Kars vilayetinin bu kırk yıllık döneminin
gereğince ele alınmadığını( ) yazıyordu.
Candan Badem, yıllar sonra Ortaylı’nın işaret ettiği bu
boşluğun halen sürmüş olduğunu görmüş olsa gerek ki, Rusya, Gürcistan ve
Ermenistan’da bulunan çarlık arşivleri ile Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde uzun
erimli çalışmalar yapmış ve 2010 yılında Çarlık Rusyası Yönetiminde Kars
Vilayeti( ) başlıklı kitabını yayımlamıştır. Badem’in belgelere dayanarak
yaptığı bu çalışma hiç kuşkusuz şimdiye değin konu üzerine yapılmış en özgün ve
en kapsamlı çalışma. Önemli bir boşluğu doldurduğu kesin.
Badem, bölgenin yabancısı değil. Ardahan’ın Hanak ilçesi
Yamaçyolu köyünde doğmuş. Boğaziçi Üniversitesi’nin İşletme Bölümü’nü
bitirdikten sonra Birmingam Üniversitesi’nde yüksek lisansını yapmış,
doktorasını Sabancı Üniversitesi’nde The Ottomans and Crieman War (1853-1856)
(Osmanlılar ve Kırım Savaşı) adlı teziyle tamamlamış, çalıştığı bölge ve
dönemler bakımından uluslararası tanınırlığı olan, alanında uzman bir tarihçi.
Tunceli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
Başkanı Doç. Dr. Candan Badem’in, arşiv uzmanı Ermeni meslektaşı Dr. Sonya
Mirzoyan’la birlikte aynı döneme ilişkin ama daha özgül (spesifik) bir alanda
yayımlanan yeni çalışması Tiflis-Gümrü-Kars Demiryolu İnşası (1895-1899)
başlığını taşıyor. Badem ve Mirzoyan, bu kitapta sınırlı bilgiye sahip
olduğumuz ama Kars’ın yakın tarihi açısından oldukça ilginç bir konuyu
irdeliyor. Kitap, genelde Güney Kafkasya özelde Kars’ın Çarlık Rusya’sı
yönetimindeki yakın tarihine ilgi duyan herkesin dikkatini çekecek nitelikte.
Candan Badem ve Sonya Mirzoyan, IHJR (Institute for
Historical Justice and Reconciliation / Tarihsel Adalet ve Uzlaşma
Enstitüsü)’ın destekleriyle bu çalışmayı gerçekleştirmişler. Bu proje, ilk kez
Türkleri ve Ermenileri ilgilendiren ortak bir konuyu, bir Türk ve bir Ermeni
tarihçinin birlikte ele almış olması bakımından da büyük önem taşıyor. Kitabın
girişinden, araştırmacıların Rus (Moskova-Petersburg) ve Gürcü arşivlerinde
birlikte çalıştığını; her bir tarihçinin kendi ülke arşivlerinde (Osmanlı ve
Ermeni) yaptığı araştırmaların ise aralarında anlaştıkları dil olan Rusçaya
çevrilerek metinde kullanıldığını öğreniyoruz.
Badem ve Mirzoyan, çalışmayı makale olarak (s.2)
nitelendirilse de ortaya çıkan malzeme bir makalenin boyutlarını aştığını
gösteriyor. Araştırmanın Türkçesi, 81 s. (Ermenice ve İngilizcesi ise 88 s.)
Kitabın basımıyla ilgili kimi sorunlar yaşanmış. Okur çalışmanın üç dildeki
PDF’ine IHJR’ın resmi sitesinden (http://historyandreconcilia-tion.org/resources/publications/the-construction-of-the-tiflis-aleksandropol-kars-rail-way/)
ulaşabiliyor.
Araştırma dört bölümden oluşuyor. İlk bölümde, konunun
tarihsel arka planına değiniliyor. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ardından
Rusların bölgeyi ilhakıyla 1 Kasım 1877 tarihinde kurulan Kars Askeri Vilayeti
(Kars Oblastı)’nin yönetimsel yapısı, oluşturulan sancak (okrug) ve kazalarla
(uçastok) ortaya çıkan yeni kurumların niteliği üzerinde duruluyor. Yıllar
içinde bölgenin değişen demografisinin bileşenleri, etnik ve dini yapısı
irdeleniyor. Mültecilere ilişkin arşiv
kayıtlarına dayalı bilgiler veriliyor (s. 4-15).
İkinci bölümde, Tiflis-Gümrü-Kars Demiryolu’nun bölge
ulaşımındaki yeri ve stratejik önemi tartışılıyor. Rusya’nın bu alanda
geciktiği, 1853-1856 Kırım Savaşını bu yüzden kaybettiği vurgulanırken şu
saptama yapılıyor: “Bu savaştan Rusya’ya karşı İngiltere, Fransa ve Osmanlı
Devleti( ) ittifakının galip çıkmasının temel sebebi bu devletlerin ordularının
ihtiyat, levazım ve cephane ikmalini deniz ulaşımı sayesinde Rusya’dan daha iyi
yapabilmeleriydi. Rusya ise kötü durumdaki karayollarını kullanmak zorundaydı
ve demir yolları yoktu. Kırım Savaşı’ndan sonra Rusya’da büyük gecikmeyle de
olsa demir yolu ağını kurmaya başlayan çarlık hükümeti hızlandırılmış bir tempo
ile çalışmak zorunda kalmıştı” (s. 16). Çarlık Rusyası bu bilinçle 11 Mart 1894
tarihinde Tiflis’i Gümrü (Aleksandrapol) üzerinden Erivan ve Kars’a bağlamak
üzere son etütlerin 1894 yılında tamamlanmasını ve hattın inşaatına 1895
yılında başlanmasını öngören bir karar alıyor (s. 18). Demiryolu inşaatı
raylar, bağlantılar ve hareketli aksamlar dahil olmak üzere verst başına 84.015
rublelik bir bedelle 23 milyon 434 bin 423 rubleye mal oluyor (s. 20). Kars
oblastı ile Erivan Guberniyası arasındaki toplam 299 kilometrelik demiryolu
hattının, bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırını oluşturan Arpaçay’la Kars tren
garı arasındaki uzaklığı 74 km olarak gerçekleşiyor.
Badem ve Mirzoyan’ın araştırmasının 3. Bölümünde,
Gümrü-Kars Demiryolu inşaatında çalışan işçilerin durumu çok yakından
inceleniyor. Çalışanların, görev, unvan, kadrolu ya da kadrosuz
oluşlarıyla, aldıkları maaş ya da
ücretlere ilişkin arşivlere dayanarak çok kapsamlı bilgiler veriliyor,
değerlendirmeler yapılıyor (s. 22-25). Bu bilgilerden 19. Yüzyılın sonlarına
doğru Çarlık Rusyası’ndaki çalışma yaşamıyla kıta Avrupası ya da Amerika’daki
çalışma yaşamları arasında büyük farklılıkların olduğu görülüyor. Daha önce demiryollarındaki yabancı işçi
çalıştırma yasağının yapılan yeni bir düzenlemeyle kaldırıldığı ve
Tiflis-Gümrü-Kars Demiryolu inşaatında, her kademede İran, Osmanlı, İtalyan ve
Belçika uyruklu işçilerinde çalıştırılmasına olanak tanındığı anlaşılıyor.
Çalışanların milliyetlerine göre dağılımına bakıldığında bir kategoride
Ermeniler, Ruslar, öne çıkarken bir başka ayrımda Osmanlı, İran, İtalyan Alman
ve diğerleri öne çıkabiliyor (s.26). Demiryolu inşaatında çalışan Türklerin
Trabzon, Erzurum gibi Kars oblastına daha yakın olan yerlerden geldiği
görülüyor (s.27). Badem ve Mirzoyan, kaynaklara dayanarak demiryolu inşaatında
7 ila 10 bin işçinin çalıştırıldığını belirtiyorlar. İşçilerin katlanmak
zorunda kaldığı çok olumsuz çalışma koşulları ve yaşadıkları acılara ilişkin
yaptıkları çarpıcı saptamada, kapitalizmin bilinen “ahlâkını” şöyle ortaya koyuyorlar:
“Ne çarlık yönetimi ne de müteahhitler ve taşeronlar
feleğin sillesini yemiş bu insanlara acıdılar! Demir yolu yapımında çalışan
Türk’ün de Ermeni’nin de durumu aynı ölçüde dayanılmaz ve eziciydi. Her
kategoriden işçileri birleştiren nokta yoksulluk, iş arama ihtiyacı ve genelde
memleketinde kalan ailesini ve kendisini geçindirme umudu idi” (s.28).
Tiflis-Gümrü-Kars Demiryolu İnşası (1895-1899) adlı
çalışmanın 4. ve son bölümünde Demiryolunun işletimi üzerinde duruluyor. 21
Haziran 1889 tarihinde Kars’ta demiryolunun açılışının yapıldığını, 15 Temmuz
1889 günü Tiflis’ten gelen ilk trenin Kars’ta mütevazı bir törenle
karşılandığını, ama Gümrü ile Kars arasında yapılacak düzenli seferler için 1
Aralık 1889’a kadar beklenmesi gerektiğini öğreniyoruz (s. 63). Hat
tamamlanmadığı için ilk aşamada haftada 3 kez yapılması planlanan seferler
ikiye indiriliyor.
Bilindiği gibi Rusların bölgede inşa etmeyi öngördüğü
demiryolu ağının I. Aşaması olan Tiflis-Gümrü-Kars demiryolu bağlantısı
tamamlandıktan sonra, Kars’ın Sarıkamış’la bağlantısını gerçekleştirmek için
projenin II. Aşamasına geçildi. Bu aşamada, yine o yıllarda Rus egemenliği
altında olan Sarıkamış’ın, Kars’la bağlantısının yanı sıra yapılan hat I. Dünya
Savaşına bir hazırlık niteliği de taşıyordu. Demiryolunun inşasına 1910 yılında
başlandı 1913 yılında tamamlanarak hat işletmeye alındı.
Hattın 170 km’lik Sarıkamış-Erzurum bağlantısı ise I.
Dünya Savaşı sırasında (1916-1918) 750 mm’lik dekovil (dar) hat olarak
gerçekleşti.
Böylece günümüz Türkiye-Ermenistan sınır kapısı 20.
Yüzyılın başlarında demiryoluyla Tiflis üzerinden Kafkaslara, Kars üzerinden
Sarıkamış’a, oradan da dekovil hattıyla Erzurum’a bağlanarak modern bir
demiryolu ağına sahip oldu.
1917 Ekim Devrimi’nin ardından Rusların Kars’tan
çekilmesi ve sonrasında yaşananlar bölgede yeni bir süreci başlattı. 30 Ekim 1920’de Kars yeniden Türklerin eline
geçti. 16 Mart 1921 tarihinde Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihinde Kars
Antlaşmaları imzalandı. Hemen ardından 9 Temmuz 1338 (1922) tarihinde Tiflis’te
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Hükümet Temsilcileri arasında Demiryolları
Sözleşmesi akit ve imza olundu.
Anavatana kavuştuktan sonra Kafkasya ile bağlantısını
yitirerek ürünlerini ve hayvanını bir
süre dışarıya gerçek bedelinde satamayan ve bu yüzden de zor günler
yaşayan Kars, anılan Demiryolu Sözleşmesi ile yeniden toparlandı. 1930-1940
yılları arasında söz konusu demiryolu sayesinde Doğukapı üzerinden Sovyetlerle
yapılan sınır ticareti bağlamında canlı hayvan ihracatıyla bölgenin parlayan
yıldızı oldu.
Bu nedenle Kars-Gümrü-Tiflis Demiryolu hattı bölgenin
yakın tarihinde çok önemli bir yere sahiptir.
Demiryolu hattına ilişkin onlarca belgeyi tarayarak bize
çok değerli bilgiler sunan Candan Badem ve Sonya Mirzoyan’ı bu titiz
çalışmalarından dolayı kutluyorum.
(BA-BA-S) GAZİ KARS (KHA)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.