Levent Gültekin acikcenk@gmail.com
Yıllarca Tv’ler, gazeteler, vakıflar, dernekler
aracılığıyla insanları dindarlığa davet ettiler. Şimdi o insanlar büyük bir
bataklığın içinde çırpınıp duruyor. Hem davet ediyorsun hem de bataklıkta terk
ediyorsun... 100 yıllık İslamcılık davası resmen çöktü. Çıkıp iki kelime
etmiyorlar. Böyle bir vurdumduymazlık olabilir mi? Eğer risk alıp bir çıkış
bulmazsak Müslümanlık gözümüzün önünde parçalanıp yok olacak. “Müslüman’ım”
demeye utanır hale geleceğiz. Batı’da artan Müslüman karşıtlığına söyleyecek
bir sözümüz yok. Çünkü her şey, bizim bile kabul edemeyeceğiz şekilde
gelişiyor. Bir söz, bir çıkış bulmamız gerekiyor. Yoksa din adına birbirimizi
yiyip bitireceğiz. Sonra da kimi Müslümanlar bizim mahvımızdan bahsederken
“Gerçek İslam bu değil, bunlar da gerçek Müslüman değildi” diyecekler.
***
Taliban çıktığında “Bunlar İslam’ı yanlış yorumluyor”
deyip kendimizi onlardan ayrı tutmaya çalıştık.
El Kaide çıktığında, yıllarca Bin Ladin eleştirisi
yaparak yine “Bunların gerçek İslam’la alakası yok” diyerek kendimizi oyaladık.
IŞİD çıktı, her zamanki gibi yine kolay yolu seçtik ve
“Bu insanlar gerçek Müslüman değil” diyerek konuyu kapatmaya çalıştık.
Bin Ladin’i bırakmış, Bağdadi’yi tartışmaya başlamıştık.
Yıllarca “Âlim” deyip ağzının içine baktığımız insanların
vahşiliği, kadın istismarını, ölmeyi, öldürmeyi meşrulaştıran fetvalarını
duyduğumuzda “Bunlar sapıtmış, gerçek İslam bu değil” deyip sorumluluğu
üzerimizden attığımızı sandık. İşler her geçen gün daha da kötüye gitti.
Dini otorite bildiğimiz insanlar, kurumlar din adına her
gün yeni bir skandala imza atıyor.
Mesela dinî alanda önemli bir otorite sayılan Hayrettin
Karaman’ın, bir süredir kaleme aldığı her yazı, büyük kırılmalara sebep oluyor.
En son “Yolsuzluk yapana hırsız demenin ne kadar büyük
bir günah olduğunu” anlattı bize.
Bunu yazmaya niçin ihtiyaç duyduğu başlı başına bir
sorun.
Ve birçok kimse “Hayrettin Karaman’ın söylediğinin gerçek
İslam’la alakası yok” deyip işin içinden çıktı.
Geçtiğimiz hafta Diyanet’in işçi güvenliğini konu ettiği
Cuma hutbesinde “Tedbirde aşırılık Allah’a güveni sarsar” mesajı verilince yeni
bir şaşkınlık yaşadık.
İktidara yamanmış bir dinin ne tür sapma ve bozulmalara
yol açacağını göstermesi açısından son örneklerden biriydi.
***
Sadece bunlar değil.
Dünya yolsuzluk endeksinde en az yolsuzluk yapan ilk 55
ülke arasında tek bir tane Müslüman ülke yok!
Diğer taraftan din adına sınav soruları çalındı.
Yolsuzluk yapıldı. İnsanların hayatı karartıldı. Hatta cinayetler işlendi.
Kadınlar aşağılandı. Toplum içinde gülmelerinin, hatta bir işte çalışmalarının
büyük günah olduğu söylendi.
Üstelik bunları, saygınlığını dindarlığına borçlu
kimseler dile getirdi.
Din ve dindarlık çatışmanın, ayrışmanın odağı haline
geldi.
Din adına adam kayırma aldı başını gitti.
Din adına rüşvet almak, rüşvet vermek neredeyse bir
alışkanlık haline geldi.
Garip bir biçimde insanların dindarlığı arttıkça,
işlediği kabahatler de o oranda yükseldi.
Dindarlaştıkça insanlıktan, evrensel değerlerden kopan,
uzaklaşan kimseler haline geldik.
Kendini dindar olarak tanımlayanlar, tuhaf ama, cennete
gitmek için kötülükte, cehalette yarışır oldular.
Bu tablodan dolayı, Batılı ülkelerde İslam karşıtlığı,
Müslüman düşmanlığı her geçen gün artarak devam ediyor.
Dindarların sığlığı ve ötekini dışlama tavrı endişe
verici boyutlarda.
Üzülerek söylüyorum, artık dünya İslam’ı bu korkunç,
insanlık dışı, hukuk dışı tutum ve davranışlarla tanır oldu.
Hal böyleyken bu olup bitene getirebileceğimiz bir tek
savunmamız var: “Gerçek İslam bu değil. Gerçek dindarlık bu değil.”
Biliyoruz ki, bizim “Onlar gerçek Müslüman değil” diye
nitelediğimiz kimseler, aynı şeyi bizim için söylüyorlar!
Peki gerçek İslam hangisi? Gerçek dindarlık nerede,
kimde?
Niçin asırlardır gerçek dindarlık uygulanamadı? Hâlâ bir türlü niçin uygulanamıyor?
Dinî kurumlar, âlim dediğimiz dindar şahsiyetler de
gerçek İslam’ı bilmiyor veyahut uygulayamıyorsa kim nerede, nasıl uygulayacak?
“Gerçek İslam bu değil” diyerek İslam’ın yara almasının
önüne geçemiyoruz.
Toplumlar için önemli bir değer olan dinin gelecekte de
varlığını sürdürmesini istiyorsak meselenin esasını konuşmamız gerek.
Bu kadar kötülük nasıl oluyor da bu dinde kendine yer
buluyor?
Bunca insan niçin ve nasıl İslam’ı bu kadar yanlış
yorumluyor?
Bunun nedeni ne? İslam neden ilk yıllardaki, asrı
saadetteki pırıltısını, cazibesini, kıymetini koruyamıyor?
Gerçek Müslümanlık dediğimiz, ilk 15 yılda hayat
bulabildi. 1400 yılda toplam 15 yıl.
Yani, Hz. Ömer’den sonra artık biz yeryüzünde gerçek
Müslümanlığın yaşadığını göremedik.
“Peki neden?” sorusu üzerine bir kafa yormamız gerekmiyor
mu?
Bu sorudan kaçarak nereye varacağız?
Taliban, IŞİD, Boko Haram, Müslüman Kardeşler, Diyanet,
Cemaat, AK Parti, Hayrettin Karaman, Yusuf El Karadavi, Suud Müftüsü, Mehmet
Görmez, Cübbeli Ahmet, Tuğrul İnançer ve daha birçok şahıs ve kurumu
tartışmaktan kurtulup işin özüne yani sorunun asıl kaynağına ne zaman ineceğiz?
Bu insanların problemli düşünce ve sözlerine neyin
kaynaklık ettiğini sorgulamaktan niçin korkuyoruz?
Asıl sorunun kişilerde değil, yorumda, algıda, dini insan
hayatında konumlandırdığımız yerde olduğunu ne zaman göreceğiz?
Asıl problemin dinden, dindarlıktan ne anladığımızda
olduğunu ne zaman düşünmeye başlayacağız?
Asıl sorunun, dini 21. yüzyıl şartlarına göre
yorumlayamadığımızdan kaynaklandığını ne zaman fark edeceğiz?
Kabahat işleyen dindar gördüğümüzde, ne zamana kadar “Bu
gerçek Müslüman değil” kolaycılığına başvuracağız?
Dünyada “Gerçek Müslümanlık bunlarınki” diyebileceğimiz
tek bir grup, cemaat, yapı yok.
Bu gerçeği görmemek için daha ne kadar direneceğiz?
***
Geçtiğimiz hafta Habertürk’te iki kıymetli İlahiyat
profesörü Hayri Kırbaşoğlu ve İlhami Güler’i izledim.
İlhami Güler hoca o programda şunu söyledi: “IŞİD’in,
savundukları ve yapmaya çalıştıkları, Kuran ve sünnetin vaaz etiklerinden
farklı değil. Yani bu kaynakları düz bir okumayla ele alırsak bu insanların
yaptıklarının hepsi bu kaynaklarda var.”
Bu, yabana atılacak bir görüş değil.
İlhami Hoca’dan dinledim: Hz Ömer bazı ayetleri “O günün
şartları için geçerliydi” diyerek uygulamaktan imtina etmiş.
“O gün” dediği 10 yıl öncesi.
Bu tutum sayesinde Hz Ömer dönemine kadar işler yolunda
gitti.
Ondan sonra kimse İslam’ı günün koşullarına göre anlamaya
ve yaşamaya cesaret edemediği ve akıl erdiremediği için Müslümanlık gelişen
hayatın şartlarıyla çelişir oldu.
***
Geçmişte dindar cemaatlerin içinde bulunmuş, İslamcılık
davasına omuz vermiş insanlardan çok sayıda mail alıyorum.
Büyük bir dram yaşanıyor. İnsanların ruhunda ve kalbinde
derin bir boşluk oluşmuş.
Bugün olup bitenlere bakarak “Ben başörtüsü için hayatımı
harcadım. Boşuna mıydı? Ben dindarlık yaygınlaşsın diye ömrümü verdim. Bu
muydu? Ben Müslümanlık barış getirecek, haksızlıkları giderecek diye
düşünüyordum bunun için gençliğimi harcadım boşuna mıydı?..” türü sorular
soruyorlar.
“20-30 yıl İslamcılık davası içinde bulundum. Son
yaşadıklarımızdan sonra artık inancımı kaybettim” diyenler var.
Tüm bu kırılmaları, dağılmaları, umutsuzlukları görmezden
mi geleceğiz?
Kanaat önderleri niçin bu dehşetengiz tabloya kafa
yormuyor?
Niçin yeni hayat şartları ile din yorumunun çelişmesine
köklü çözüm aranmıyorlar?
Veyahut arayan, kafa yoranların sesleri niçin
bastırılıyor?
İktidardan bağımsız, olup bitene sıhhatli açıklamalar
getirecek, insanları içine düştükleri umutsuzluktan çıkaracak sözü olan hiç
kimse kalmadı mı?
Yıllarca Tv’ler, gazeteler, vakıflar, dernekler
aracılığıyla insanları dindarlığa davet ettiler.
Şimdi o insanlar büyük bir bataklığın içinde çırpınıp
duruyor.
Hem davet ediyorsun hem de bataklıkta terk ediyorsun.
Olacak iş mi?
Davet ettikleri dindarlık çatışmanın, kötülüğün,
ayrımcılığın kaynağı olmuş, bunu umursamıyorlar!?
100 yıllık İslamcılık davası resmen çöktü. Çıkıp iki
kelime etmiyorlar. Böyle bir vurdumduymazlık olabilir mi?
***
Eğer risk alıp bir çıkış bulmazsak Müslümanlık gözümüzün
önünde parçalanıp yok olacak.
“Müslümanım” demeye utanır hale geleceğiz.
Batı’da artan Müslüman karşıtlığına söyleyecek bir
sözümüz yok.
Çünkü her şey, bizim bile kabul edemeyeceğiz şekilde
gelişiyor.
Bir söz, bir çıkış bulmamız gerekiyor. Yoksa din adına
birbirimizi yiyip bitireceğiz.
Sonra da kimi Müslümanlar bizim mahvımızdan bahsederken
“Gerçek İslam bu değil, bunlar da gerçek Müslüman değildi” diyecekler.
***
Ben ilahiyatçı değilim, din âlimi hiç değilim.
Ne yapılacağı konusunda bir kanaat beyan edemem.
Bu ülkenin bir evladıyım.
Ve İslam’ın durumu, hepimizin sorunu.
Bir tıkanıklık olduğunu görüyoruz.
Dindarlığın toplumda giderek problemin kaynağı haline
geldiğinin farkındayız.
İslam’ın gerçek işlevini yerine getirmediğini görüyoruz.
Ya ahlak, dürüstlük, adalet, eşitlik, özgürlük gibi
binlerce yıllık insanlık değerleri ışığında; günümüz koşullarında
dindarlığımızı yeni bir gözle algılayacağız…
Ya da Avrupa’da olduğu gibi dinin bütünüyle kalplerden,
zihinlerden hatta toplum sahnesinden atılmasına sebep olacak din karşıtlığının
büyümesine seyirci kalacağız.
Tercih bizim. Twitter.com/acikcenk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.