Mensur Akgün
Umudum Türkiye’nin
bu çıkış yolunu kullanarak Ermenistan’a makul bir cevap vereceği yönünde. Ve
bana öyle geliyor ki en makul cevap iki ülke dışişleri bakanlarının karşılıklı
biçimde birbirlerinin törenlerine katılması, davetli bulunan cumhurbaşkanlarını
temsil etmesi olacaktır. Ermenistan açısından Gelibolu çıkartmasının yıl dönümü
törenlerine katılmasının sorun yaratacağını sanmam. Türkiye açısında da eş
zamanlı yaşanmış büyük bir trajedinin anma törenlerine katılmanın sorun
yaratmaması gerekir. 23 Nisan 2014’te yayınlanan taziye mesajıyla Türkiye zaten
kendini aşmış, adil bir hafıza yaratılması yolunda adım atacağını dünyaya
Başbakan’ı Erdoğan imzasıyla açıklamıştır. Unutmayalım ki törenlere katılmak
1915 trajedisinin soykırım olarak tanındığını göstermez.
***
Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanı
Sarkisyan’a gönderilen Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yıldönümüne katılım
davetine cevap geldiği medyaya yansıdı. Sarkisyan cevabında 24 Nisan tarihinin
kendileri açısından önemine değinmekte, ne anlama geldiğini anlatmakta, daha
önce 18 Mart tarihinde yapılan anma ve kutlamaların neden ileriye alındığını
sorgulanmaktaydı.
Basına yansıdığı şekliyle son derece “samimi” bir üslupla
yazılmış, bir takım tarihi gerçeklerin hatırlatıldığı “cevap mektubu”,
Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın törenlere kendisinin ya da kendi adına bir
başkasının katılıp katılmayacağını belirtmemekteydi.
Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bizzat Dışişleri Bakanı
Nalbantyan tarafından iletilmiş Erivan’daki 24 Nisan töreni davetine
Türkiye’nin icabet edip etmeyeceğini sormaktaydı. Dolayısıyla da ilişkilerde
sıçrama sağlayacak böylesi bir fırsatı reddetmeden, muhatabına diplomatik çıkış
yolu bırakmaktaydı.
***
Umudum Türkiye’nin bu çıkış yolunu kullanarak
Ermenistan’a makul bir cevap vereceği yönünde. Ve bana öyle geliyor ki en makul
cevap iki ülke dışişleri bakanlarının karşılıklı biçimde birbirlerinin
törenlerine katılması, davetli bulunan cumhurbaşkanlarını temsil etmesi
olacaktır.
Ermenistan açısından Gelibolu çıkartmasının yıl dönümü
törenlerine katılmasının sorun yaratacağını sanmam. Türkiye açısında da eş
zamanlı yaşanmış büyük bir trajedinin anma törenlerine katılmanın sorun
yaratmaması gerekir.
23 Nisan 2014’te yayınlanan taziye mesajıyla Türkiye
zaten kendini aşmış, adil bir hafıza yaratılması yolunda adım atacağını dünyaya
Başbakan’ı Erdoğan imzasıyla açıklamıştır.
Unutmayalım ki törenlere katılmak 1915 trajedisinin
soykırım olarak tanındığını göstermez. Gösterse gösterse Türkiye’nin geldiği
noktayı, tarihiyle yüzleşmeye açık olduğunu gösterir. Kaldı ki daha önce de pek
çok kez yazdığım gibi soykırım dediğiniz şey bireysel bir suçtur. İşleyeni
bağlar.
İşlenen suçun niteliğinin imparatorluk tebaası
Ermenilerin kaybettiği mülkleriyle ya da bazılarının hayal ettikleri
topraklarla bağlantısı yoktur. Mülkiyet meselesi suçun niteliğinden bağımsız
irdelenmek, toprak talebiyse hukuken karşılanması hiçbir şekilde mümkün
olmadığı için hayaller dünyasında kalmak zorundadır.
Türkiye sadece 24 Nisan’da düzenlenecek törene Dışişleri
ya da başka bir bakanıyla katılmakla kalmayıp, yeni açılımlar yapmalı,
geçtiğimiz yıl başlattığı sürecin devamını getirmelidir. Bu, hem Türkiye’nin
kendi iç huzuru ve demokrasisinin yerli yerine oturması için gereklidir, hem de
bir süredir farklı nedenlerle, haklı veya haksız şekilde, sarsılmış imajını
düzeltmek için önemlidir.
Basınımız, köşe yazarlarımız, kanaat önderlerimiz ve
tabii ki siyasilerimiz Ermenistan ile
olan ilişkileri, soykırım konusunu futbol maçı mantığıyla görmekten vazgeçmeli,
her atılan adımı Ermenistan’ın kalesine atılan bir gol olarak
değerlendirmemelidir. Soykırım sorununun aşılması ne Türkiye’ye puan
kaybettirir, ne de Azerbaycan’ın çıkarlarına zarar verir. Tam tersine
Azerbaycan’ı rahatlatır, ilginin Dağlık Karabağ sorununa yoğunlaşmasını sağlar.
***
Geçtiğimiz yıl içinde gerek TESEV, gerekse GPoT
bünyesinde gerçekleştirdiğimiz projeler kapsamında Los Angeles, Boston, Şikago
ve Toronto’da yaptığımız görüşmelerde Ermeni diasporasının önemli bir bölümü
Türkiye’nin 23 Nisan açılımından mutlu olduğunu, ama arkasının gelmesini
beklediğini belirtmiştir.
Amerika’da yönetim üstünde etkisi olan Ermeni lobisinin
ciddiye alınabilecek kesimlerinin istediği kendi içimizdeki tartışmayı
sürdürmemiz, tarihimizin ihmal ettiğimiz bu boyutunu açık bir şekilde görmemiz,
kabullenmemizdir. Yani onların da
beklediği aslında Türkiye’nin önerdiği adil hafızadır.
Umarım Sarkisyan’ın mektubu bu beklentilerin
karşılanmasına, iki ülke arasındaki duygusal uçurumun kapanmasına, Amerika ve
Türkiye arasında bir gerilimin daha çıkmamasına vesile olur. Hrant’ı bir kez
daha anacağımız bugünde bile yapılabilecek çok şey vardır...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.