Araştırmacı yazar Mehmet Perinçek, İran'da yayımlanan
Mehd-i Temeddün (مهد تمدن - Uygarlık Ocağı) dergisine konuştu. Söyleşide Ermeni
meselesinin tarihsel ve güncel boyutlarına değinen Perinçek, "Taşnaklar,
Birinci Dünya Savaşı’nda üstlendikleri rolü İkinci Dünya Savaşı’nda da
oynamışlardır. Bu sefer Hitler Almanyası’nın yanında. Taşnaklar, faşist Alman
orduları için gönüllü birlikler oluşturarak bölge halklarına karşı yeni bir
suça imza atmışlardır. Karabağ’da yaşananlar da bu çizginin devamıdır."
dedi. (Al babasını vur oğluna. Otu çekerler köküne bakarlar. HYETERT)
Mehd-i Temeddün dergisinin "I. Dünya Savaşı’ndan
önce bölgenin sosyal-politik konjonktürü nasıldı?" sorusuna, o dönemde
emperyalist devletlerin Türkiye’yi paylaşmaya karar verdiğine belirten
Perinçek, "Savaş öncesi emperyalist devletlerin Türkiye’yi paylaşma
planlarındaki en önemli araçlarından biri de Ermeni meselesi olmuştu. Savaşın
çok öncesinde Türkiye Ermenileri üzerinde büyük bir oyun oynanmaya başlanmıştı.
Bu savaşın başlamasıyla çok daha hızlandı." yanıtını verdi.
Ermeni-Müslüman boğazlaşmasının sorumlusu, Batılı
emperyalistler ve Çarlık Rusyası olduğunu ifade eden Perinçek, "Osmanlı
devletini ve Anadolu’yu paylaşmak isteyen büyük devletler, bağnaz milliyetçi
Ermeni örgütlerini kışkırtmışlar ve savaşa sevk etmişlerdir. Osmanlı devleti,
TBMM hükümeti ve Müslüman halk, bu durumda savaş önlemleri almış ve ayaklanan
Ermeni çetelerini şiddetle bastırarak haklı bir savaş vermiştir, kendi vatanını
savunmuştur." dedi.
İşte Perinçek'in Mehd-i Temeddün dergisine verdiği
söyleşi:
Ermeni meselesi ile ilgili çalışmalarınız ve
araştırmalarınız hakkında bizim için bilgi verir misiniz?
15 senedir Rusya’nın birçok farklı devlet arşivinde
Ermeni meselesi üzerine çalışmalar yapıyorum. Gerek Çarlık gerekse de Sovyet
dönemi arşivlerinde çalıştım. Dışişleri arşivinden askeri arşivlere Komünist
Partisi’nin arşivinden Komintern arşivine kadar bütün önemli kurumlarda
araştırmalarda bulundum.
Rus devlet arşivleri, bize Ermeni meselesi açısından en
zengin kaynakları sunuyor. Gerek Çarlık gerekse Sovyet devleti, 1915
olaylarına, öncesine ve sonrasına en yakından tanıklık eden devletlerdir.
Ayrıca bu arşivler üzerinden bugün araştırmacılara kapalı olan Ermeni
arşivlerinde yer alan bazı belgelere de ulaşmak mümkündür.
Rus devlet arşivlerindeki belgelerin içerik açısından
ortak özelliği ise Türkiye’nin tezlerini esas olarak doğrulamaları ve Ermeni
soykırımının uluslararası bir yalan olduğunu tartışmasız bir biçimde gözler
önüne sermesidir. Bu belgelerden çıkan sonuçlar ise şu şekilde özetlenebilir:
Bu belgeler, 1915-1920 yılları arasında Ermeni
çetelerinin Güney Kafkasya’da, Doğu Anadolu’da ve Kilikya olarak adlandırılan
Adana ve Maraş bölgesinde Türkiye ve Azeri Türkleri ile Kürtlere yönelik sistematik
katliam politikası izlediğini kanıtlamaktadır.
Ermeni çetelerinin etnik temizlik politikası, Birinci
Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Ermeni çeteleri ile Türk devleti ve Müslüman
halk (Türkler ve Kürtler birlikte) arasında savaşın ve karşılıklı kırımın
(mukatele) yaşanmasına yol açmıştır. Böylece iki taraf da birbirine şiddet
uygulamıştır.
Ermeni-Müslüman boğazlaşmasının sorumlusu, Batılı
emperyalistler ve Çarlık Rusyası’dır. Osmanlı devletini ve Anadolu’yu paylaşmak
isteyen büyük devletler, bağnaz milliyetçi Ermeni örgütlerini kışkırtmışlar ve
savaşa sevk etmişlerdir. Osmanlı devleti, TBMM hükümeti ve Müslüman halk, bu
durumda savaş önlemleri almış ve ayaklanan Ermeni çetelerini şiddetle
bastırarak haklı bir savaş vermiştir, kendi vatanını savunmuştur.
I. Dünya Savaşı’ndan önce bölgedeki ve dünyadaki
olayların tarihsel süreci ve bölgenin sosyal-politik konjonktürü nasıldı?
I. Dünya Savaşı’na giden süreçte emperyalist devletler,
Türkiye’yi paylaşmaya karar vermişlerdi. Hatta bununla ilgili hem savaş
öncesinde hem de sırasında birçok gizli antlaşma imzalamışlardı. Dolayısıyla
Türkiye’nin savaş dışında kalma ihtimali yoktu. Çünkü Türkiye savaşın
nesnesiydi. I. Dünya Savaşı’na katılan bütün devletler bir emperyalist paylaşım
savaşı verirken, sadece Türkiye bunun dışındaydı, başka toprakları paylaşmak
değil, kendi paylaşımını engellemek için vatan savunması gerçekleştirdi.
Savaş öncesi emperyalist devletlerin Türkiye’yi paylaşma
planlarındaki en önemli araçlarından biri de Ermeni meselesi olmuştu. Savaşın
çok öncesinde Türkiye Ermenileri üzerinde büyük bir oyun oynanmaya başlanmıştı.
Bu savaşın başlamasıyla çok daha hızlandı.
Dünya kamuoyu Osmanlı devletini Ermenilere soykırım
uygulamakla suçluyor. Bu sözün ispatı için Talat Paşa devletinin Tehcir
Kanunu’ndan söz ediliyor. Acaba Tehcir Kanunu Ermenilerin toplu ölümüne sebep
olmuş mudur?
Osmanlı hükümetinin 1915 yılındaki tehcir kararı ve
uygulamasını bir savaş önlemi olarak görmek gerekir. Bu önlem teamüli hukukun
bir unsurudur ve bugün Cenevre Sözleşmelerine ek 2. Protokolün 17. maddesinde
tedvin edilmiştir. Tehcir, Osmanlı yöneticilerinin de kabul ettiği bazı
aşırılıklara rağmen, hukuka uygundur.
Özellikle Rus devlet arşivleri iki temel noktaya işaret
etmektedir ki, bunlar tehcirin ne kadar haklı sebeplere dayandığını gösterir:
Birincisi; Taşnakların önderliği altındaki geniş Ermeni kitlelerinin Batılı
emperyalist devletlerle ve Çarlık Rusyası’yla işbirliği. İkincisi ise Ermeni
gönüllü birliklerinin “Büyük Ermenistan”ı kurmak amacıyla nüfus dengesini kendi
lehlerine çevirmek için giriştikleri Müslüman nüfusa yönelik etnik temizlik
politikası.
Taşnakların, Çarlık Rusyası yetkilileriyle yaptıkları
yazışmalarından ve görüşmelerden Türkiye’yi işgal planları çerçevesinde
Ermenilere iki görev yüklenildiği görülmektedir. Ermeniler, cephe gerisinde
ayaklanma çıkararak Türk ordusunu zaafa uğratacaktır. Bu birinci görevdir.
İkincisi ise oluşturulan Ermeni gönüllü birlikleri yoluyla Türk ordusunun
savunma hattını yırtarak Rus işgalini kolaylaştırmaktır. Bu temelde Rus ve
Ermeni yetkililerin yazdığı sayısız rapor vardır.
Her iki görevin yerine getirilmesinde Türkiye Ermenileri
aktif rol oynamıştır. Mesele birkaç Taşnak teröristinin işinden ibaret
değildir. Geniş Ermeni kitleleri gönüllü birliklerin oluşturulmasında ve
ayaklanmaların çıkartılmasında yer almıştır. Arşivler, Çarlık ordularına hizmet
etmek ve gönüllü birliklerde Türklere karşı savaşmak için Türkiye Ermenilerinin
Rus yetkililere başvurularıyla doludur. Türk tebaasına bağlı sıradan
köylülerden üniversite öğrencilerine, doktorlara kadar binlerce Ermeninin isim
isim listeleri arşivlerde mevcuttur. Bu belgeler, tehlikenin boyutunu göstermesi
açısından önemlidir. Ve bu hareket tehcirden önce başlamıştır.
Diğer taraftan Çarlık generallerinin ve subaylarının
yazdığı yüzlerce rapor ve Çarlık askeri mahkemelerinin yüzlerce tutanağı ve
kararları göstermektedir ki,Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal edilen
bölgelerde Ermeni gönüllü birlikleri Müslüman halka karşı vahşi katliamlara
girişmiş ve mallarını yağmalamıştır. Bu belgelere göre bu katliam ve yağma
politikası sistematik bir biçimde yapılmıştır ve ırkçı nefrere dayanmaktadır.
Ermeni çetelerini kullanan Rus komutanları bile bu vahşet karşısında dehşete
kapılmıştır. Birçok Ermeni subay ve askeri, bu nedenle askeri mahkemelerde
yargılanmış ve idam cezasına çarptırılmıştır. Bu katliamların ve yağmaların
tehcirden önce başlaması da ayrıca önem taşımaktadır.
Kaçaznuni, kendi raporunda Ermenilerin I. Dünya Savaşı
döneminde emperyalistlerin elinde bir oyuncak gibi kullanıldıklarını söylüyor.
Sizce Kaçanuni’nin bu sözden amacı nedir? Acaba Ermeniler gerçekten bir oyuncak
gibi kullanıldılar mı?
Taşnak hareketinin önemli isimlerinden ve Ermenistan’ın
da ilk başbakanı olan Kaçaznuni, 1923 Nisan'ında partisinin yurtdışı örgütünün
Bükreş’teki kongresine sunduğu raporda, geçmiş dönemin ağır bir özeleştirisini
verirken çarpıcı itiraflarda bulunur ve çekilen acıların sorumluluğunu
partisine yükler. Kaçaznuni, raporunun sonunda Taşnaksutyun’un kendisini
feshetmesi ve siyasi arenadan çekilmesi gerektiğini savunur.
Kaçaznuni, I. Dünya Savaşı’nda emperyalist devletler
tarafından nasıl kullanıldıklarını, o dönemde başlarında kavak yelleri
estiğini, Batılı devletlerinin vaatlerine inandıklarını, aslından Ermeniler
adına değil, emperyalist planlar için hareket ettiklerini, Ermeni halkını bu
planlara feda ettiklerini, emperyalist devletlerin kullandıktan sonra Ermenileri
bir köşeye attıklarını ifade eder. Çarlık ve Sovyet arşivlerindeki başka birçok
belge de Kaçaznuni’nin bu tespitlerini doğrulamaktadır.
Olayların tam merkezinde bulunan Ermeni lider,
emperyalistlerle yapılan işbirliğinin zararlı sonuçlarını yaşayarak görmüş,
tabiri caizse duvara çarptıktan sonra geçmişe dair bir muhasebe yapmıştır.
Kaçaznuni’nin bu raporu ve tespitleri, bugün açısından da önemli derslerle
doludur. Bölgede emperyalizmin desteğiyle girişilecek her türlü bölücü hareket
bölgeyi kanlı çatışmalara sürüklerken bütün yaşayan halklara büyük zarar
vermektedir. Emperyalist devletler, kullandıkları hiçbir grubun çıkarlarına
önem vermezler, işleri bittikten sonra bir kenara atarlar. Dolayısıyla bugün de
bu oyunlara gelmemek ve bölge meselelerini emperyalist müdahalelere izin
vermeden kendi aramızda çözmemiz gerekmektedir.
Ermeni propagandası I. Dünya Savaşı’nda 1.5 milyon
Ermeni’nin öldüğünü iddia ediyor. Acaba Bu istatistikler doğru olabilir mi?
Acaba o dönemde bölgede 1.5 milyon Ermeni yaşıyor muydu?
Bu kadar insanını hayatını kaybetmesi mümkün değildir.
Çünkü Osmanlı’da o kadar Ermeni yaşamıyordu. Bu rakamlar tamamen propagandaya
dönüktür ve bilimsel hiçbir değer taşımamaktadır.
Diğer taraftan hem Çarlık hem de Sovyet belgeleri,
bölgede Müslüman nüfusun tehcir öncesinde de Ermenilere oranla kat ve kat daha
fazla olduğunu kanıtlamaktadır. Dolayısıyla “Büyük Ermenistan” kurulmak istenen
topraklarda bir Ermeniye beş Müslüman düşmektedir. Bu da bölgede “Büyük
Ermenistan”ın kurulmasının haklı bir zemininin bulunmadığını da göstermektedir.
İran Azerbaycanı’na göç eden Ermeniler ve Asuriler Büyük
Ermenistan’ı kurmak amacıyla ve emperyalistlerin teşvikiyle bu bölgede yerli
halkla çatışmışlardır. Bu çatışmaların boyutu hakkında Türkiye’de ve dünyada
yeterli bilgi var mıdır?
Rus devlet arşivlerinde İran Azerbaycan’ında yaşanan
olaylara dair de belge ve bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan bazı örnekleri
kitap ve makalelerimde yayınlamıştım.
Örnekler verebiliriz. Bütün Ermeni Katolikosu Kevork, 2
Aralık 1915 tarihinde Çarlık Rusyası’nın Kafkasya Valisi Prens Nikolay
Nikolayeviç’e bir telgraf gönderir.Ermenilerin dini merkezi Eçmiadzin’den
Tiflis’e gönderilen telgrafta Adenbercan Başpiskoposu’nun başka bir telgrafı
iletilmektedir:
“Karadağ’da Ermenilerin durumu felaket, hanlar (Pers
hanları kastedilmektedir-MP) Ermenilere yönelik çok kaba bir yönetim
gösteriyor, Ermenileri yağmalıyor, öldürüyorlar. Ermeniler, korku içinde
Kafkasya’ya ve Tebriz’e kaçıyor.”
Başpiskopos, devamında Bütün Ermeni Katolikosu Kevork’dan
Ermenileri korumak üzere Kafkasya Valisi’nden Tebriz’deki Kazak birliğini ya da
Salmast’taki Ermeni gönüllü birliğini talep etmesini ister. Bu talep, Katolikos
Kevork’un telgrafıyla Kafkasya Valisi’ne ulaşır.
Kafkasya Valisi’nin bu durumun araştırılması emri verdiği
anlaşılmaktadır. Bunun üzerine Kafkas Ordusu Karargâhı’na 6. Sınır Bölgesi
Komutanlığı’ndan “gizli” damgalı bir rapor yazılır. Komutan adına bir albayın
yazdığı rapor, 11 Aralık 1915 tarihlidir. Raporda yukarıda bahsi geçen
gelişmelerin telgrafla Ardebil Birliği ve 28. Elizavetpol Sınır Tugayı
komutanlarına sorulduğu ifade edilir. Komutanların gönderdikleri cevaba göre
otorite boşluğundan dolayı Karadağ’da yağmalardan bütün nüfus mağdurdur, özel
olarak Ermenilere yönelik bir zulüm yoktur.
Bir taraftan yalana başvuran Ermeni milliyetçi hareketi,
diğer taraftan nüfus dengesini kendi lehlerine çevirerek “Büyük Ermenistan”ı
kurmak amacıyla Müslüman nüfusa yönelik katliamlar ve yağmalar da
gerçekleştirmişlerdir. Bunun örneklerine İran toprakları üzerinde de rastlamak
mümkündür. Bir Rus komutanın I. Dünya Savaşı sırasında 15 Şubat 1915 tarihinde
yazdığı telgraf bunun bir örneğini teşkil etmektedir. Ermenileri Birinci Dünya
Savaşı sırasında destekleyen ve silahlandıran Çarlık yetkilileri dahi
Ermenilerin yaptıkları bu eylemlerden rahatsız duruma düşmüşlerdir:
“CULFA HOY
“General Çernozubov’a
“Dışişleri Bakanı’nın Başkomutan’a telgrafı: ‘İran
elçisi, İran’dan Kafkasya’ya giderken yolda, özellikle posta müdürlüğü gibi
hükümet kurumlarının ve İran ve Hint-Avrupa firmalarının da nasibini aldığı
Şoca kasabasında ve İran Culfası’nda bir sıra yağma gerçekleştiren İran Ermeni
göçmenleri ve gönüllüleriyle ilgili şikâyetleri bildirdi. Olaylar sırasında
Ermeniler tarafından 4 İran Kazağı, 2 posta görevlisi ve birçok sivil
öldürüldü, 2 Kazak yaralandı. Ne yazık ki bu şikâyetlerin temeli, Hoy’a
giderken bizim tarafımızdan silahlandırılan Ermeni ve Suriye Hıristiyanları
tarafından gerçekleştirilen yıkımın izlerini gören Vedenskiy’in raporlarıyla
tamamen doğrulanıyor. Bu yağmaların suçlularına karşı ne tür önlemler
alınabileceğini ve İran Müslümanlarının Kafkasya için oldukça külfetli olacak
bahsi geçen göçmenlerin vatanlarına dönüşünü esas olarak imkânsız hale getiren
Hıristiyanlara karşı haklı öfkesine yol açan bu tür olayların gelecekte
tekrarlanmasını hangi yollarla engellenebileceğini öngördüğünüzü belirtiniz.
Sazonov’ Yağmaların gerçekleştiren Ermeni göçmenlere ve gönüllülere karşı
tarafınızdan hangi önlemlerin alındığını ve gelecekte hangi önlemleri almayı
öngördüğünüzü lütfen telgrafla iletiniz. 2318. Mışlayevskiy”
1991-1993 yıllarında Ermenistan devletinin Karabağ savaşı
esnasında Azerbaycan halkına karşı yapmış olduğu soykırım göz önünde bulundurulursa
sizce Ermenistan devletinin bugün kendisini mazlum bir ülke gibi göstermesi ne
ölçüde inandırıcıdır?
Ermeni milliyetçiliğinin saldırgan ve şoven köklerini bu
anlamda incelemek gerekir. Çarlık belgeleri, Ermeni milliyetçiliğinin Batı’nın
ve Çarlık Rusyası’nın özellikle 19. yüzyılda başlayan Ermenileri Türkiye’ye
karşı kullanma projelerine paralel olarak geliştiğini göstermektedir. Özellikle
arşivlerde yer alan o döneme ait Ermeni yayınları ve belgeleri, Ermeni
milliyetçiliğinin işbirlikçi, şoven ve saldırgan köklerini net bir şekilde
ortaya koymaktadır. Daha o dönemlerde Ermeni milliyetçileri tarafından ırkçı
teorilerin geliştirildiğini görüyoruz.
I. Dünya Savaşı döneminde yaşanan akıl almaz katliamlar,
ardından Taşnak Ermenistanı’ndaki (1918-1920) etnik temizlik politikası aynı
ırkçı ve saldırgan fikirlerin devamıdır.
Hatta Taşnaklar, Birinci Dünya Savaşı’nda üstlendikleri
rolü İkinci Dünya Savaşı’nda da oynamışlardır. Bu sefer Hitler Almanyası’nın
yanında. Taşnaklar, faşist Alman orduları için gönüllü birlikler oluşturarak
bölge halklarına karşı yeni bir suça imza atmışlardır.
Karabağ’da yaşananlar da bu çizginin devamıdır.
Neden Azerbaycan halkının Ermeniler tarafından
öldürülmesi dünya gündeminde ve kamuoyunda yerini bulmamaktadır? Neden dünya
medyası bu olaydan hiç söz etmiyor?
Emperyalist devletler kendi çıkarlarının bulunmadığı
hiçbir konuyu gündeme getirmezler. Batı medyası “Ermeni soykırımı” yalanını
propaganda eder ama Irak’ta, Afganistan’da ABD’nin yaptıklarını görmezden gelir
ya da Hocalı da yaşanan dramı aktarmaz.
İşgal edilen Karabağ topraklarının ve bir milyonu aşkın
Azerbaycanlı mağdurun uluslararası hukuki statüsü ve meselenin çözüm yolu
hakkında düşünceleriniz nelerdir?
En başta Türkiye bu konuda daha faal bir politika
sergilemelidir. İkincisi bu meseleye emperyalist müdahalenin önüne
geçilmelidir. Rusya, şuan Karabağ’da statükonun korunmasından yanadır. Çünkü
Azerbaycan’la Ermenistan arasındaki bir çatışmanın Batı’nın bölgeye
müdahalesine yol açabileceğinden çekinmektedir. Emperyalist güçlerin bölge
üzerindeki planlarının bertaraf edilmesi önemlidir. Bu, Rusya’yı Karabağ
konusunda daha olumlu bir rol oynamaya çekecektir. Diğer taraftan
İran-Azerbaycan ilişkilerinin geliştirilmesi de önemlidir. Türkiye, İran ve
Rusya’nın bölge çıkarları temelinde bir araya gelmesi Ermenistan’ın işgalci
politikasının tecrit edilmesi açısından zaruridir.
2014 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan bir mesaj yayınlayarak ölen Ermeniler için taziyede bulundu ve
ölenlerin torunlarına başsağlığı diledi. Acaba bu mesajı Ermenilerden özür
dilemek gibi tabir edebilir miyiz? Sizce hangi etkenler Erdoğan’ın bu mesajı
yayınlamasına yol açtı? Bu mesaj tarihsel gerçekleri ne kadar yansıtıyor?
Türkiye-Ermenistan sınırının açılması planı Amerikan
projesiydi. ABD, Ermenistan’ı Rusya’dan kopararak Türkiye üzerinden
Washington’a bağlamak istiyor. Birkaç sene önce Türkiye’de ortaya konan “Ermeni
açılımı” ve ardından imzalanan Türk-Ermeni protokolünün altında yatan neden de
buydu. Ancak bu açılım ve protokoller, Türk halkından ciddi tepki gelince
hayata geçirilemedi.
Fakat ABD’den gelen yeni bir talimatla Türk hükümetinin
yeniden harekete geçirildiği anlaşılıyor. Görünen o ki Türkiye’ye Ermenistan
karşısında daha da geri bir adım attırılmak isteniyor. Davutoğlu’nun Erivan
ziyaretinde (Aralık 2013) İttihatçıları suçlaması, tehciri gayriinsani olarak
nitelemesi, Bilgi Üniversitesi’nde yapılan “soykırım” sempozyumunu övmesi ve bu
sempozyumu tabuları yıkarak kendilerinin himaye ettiğini anlatması Türk dış
politikasının geldiği noktayı göstermektedir. En sonunda da Tayyip Erdoğan’ın
açıklamaları gelmiştir. Bu açıklamalar, Türkiye’yi uluslararası arenada zor
durumda bırakacak türdendir.
Dolayısıyla buna karşı siyasi bir cevabın da olması
gerekiyor. Eğer başı dik milli bir dış politikanız yoksa tarihi gerçekler
istediğiniz kadar sizin yanınızda olsun, haklılığınızı kabul ettiremezsiniz.
ABD’nin dayatmasıyla girişilen ve tekrardan canlandırılmak istenen Ermeni
açılımıyla Türkiye bu konuda ilk önce kendini tehlikeye atmaktadır. Ermenistan
karşısında atılacak her geri adım sözde soykırım iddialarını güçlendirecektir.
Acaba Ermeni Sorunu ile ilgilenen ülkeler sorunları ele
almak ve anlaşmazlıkları çözmek için ortak bir tarih komisyonu kurabilirler mi?
Acaba bugünkü Ermenistan hükümetinde bütün belgeleri yayımlamak gibi bir irade
var mı?
Tarih komisyonu tabii ki kurulmalıdır. Ancak Ermenistan
tarafı bu türden çağrılara yanıt vermemektedir. Zaten bu meseleyi siyasiler
değil, tarihçiler, bilim adamları tartışmalıdır. Türkiye’de arşivler açıktır.
Yabancı ülkelerden de herkes Türk arşivlerinde çalışabilir. Ancak Ermeni
arşivlerinden ve Boston’daki Taşnak arşivinden faydalanma imkânı Türkler
açısından neredeyse yok denecek kadar azdır.
Bildiğiniz üzere Fransa'da Ermeni Soykırımı'nın inkarını
cezalandıran yasa Tasarısı Kabul edildi. Acaba bu tür kanunlar meselenin çözümü
için bir katkı sağlar mı? neden bazi devletler bu olayın araştırılmasını
istemiyorlar?
Fransa’da bu kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edildi. Bundan da önemlisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Perinçek-İsviçre
davasında 17 Aralık 2013 tarihinde verdiği kararla Doğu Perinçek’i haklı buldu
ve Ermeni soykırımının inkarını fikir özgürlüğü olarak gördü. Ayrıca Ermeni
soykırımı iddialarının tartışılır olduğunu, 1915 olaylarının uluslararası hukuk
açısından “soykırım” tanımında farklı olduğunu belirtti. Bu davanın temyiz duruşması
28 Ocak’ta görüldü. Burada elde edilecek başarı, ilk kararın onaylanması
“Ermeni soykırımı” iddialarına büyük bir darbe vuracak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.