Çanakkale Savaşı’nın gayrimüslim askerleri her yıl 18
Mart’ta değinilmeden geçen bir konu. Çanakkale’ye ‘vatan savunması’ için giden
gayrimüslimlerin hikâyeleri, tarihin özenle gizlenmeye çalışılan yüzüne ışık
tutuyor. 1918’e kadar şehit olan 215 tabibin 82’sinin gayrimüslim olması bile
tek başına bir şeyler anlatmaya yetiyor.
Acıları mukayeseli ele almanın ahlâki sorunu bir yana,
söz konusu yaklaşımın siyaseten de çok sakıncalı bir yanı var. Zira resmi tarih
bahsetmekten imtina etse ve Ermenileri ‘ihanet’ etiketiyle yaftalamak istese
de, Çanakkale’de pek çok gayrimüslim asker Osmanlı’yı savunmak için savaştı ve
canını feda etti.
Tarihin bu fazla konuşulmayan alanı için Prof. Ayhan
Aktar’ın yayına hazırladığı ‘Yüzbaşı Sarkis Torosyan Çanakkale’den Filistin
Cephesi’ne adlı kitabı bir fırsat ifade ediyordu. Ancak Çanakkale’de savaşan Sarkis Torosyan’ın
hikâyesi, kitabın ekseninde ortaya çıkan polemiklerin gölgesinde kaldı. Oysa
Osmanlı Ordusu için savaştıktan sonra ailesi Suriye çöllerine sürülen Torosyan,
bu iki acının birleştiği esas zemini anlatmak için çok uygun bir örnekti.
II. Meşrutiyetle birlikte
Osmanlı Ordusu’na kabul edilmeye başlanan gayrimüslimlerin katkıları ilk
başlarda İttihatçılar tarafından övgüyle karşılanmıştı. Alman misyoner doktor
Johannes Lepsius, tarihe şu manidar kaydı düşecekti: “Harbiye Nazırı Enver Paşa
Şubat ayında Kafkas cephesinden İstanbul’a döndüğünde katıldıkları mücadelede
Ermeni alayının sergilediği örnek davranış ve cesaretten dolayı Ermeni
Patriği’ne özel memnuniyetini belirtti…”
Milliyet gazetesinden Mehmet Gündem, 2005’te
‘İmparatorluğun Öteki Çocukları Gayrimüslim Vatan Şehitleri’ başlıklı yazı
dizisinde Çanakkale’de 105 gayrimüslim askerin şehit olduğunu belirterek şöyle
demişti:
“Bizde ‘Mehmetçik’ kavramının çağrıştırdığı isimler
Ahmet, Mehmet, Ali, Mustafa olmuştur. Bu ülkede yüzyıllardır birlikte
yaşadığımız gayrimüslimler var. Osmanlı’da paşa konumuna kadar yükseldiklerini,
padişahların özel iltifatlarına mazhar olduklarını biliriz, ama onların
isimlerini biz ‘Mehmetçik’ içinde saymıyoruz. Sanki savaş zamanı bu insanlar
cepheye hiç uğramamış, aniden ortalıktan kaybolmuş gibi bir kanaat oluşmuş.
İmparatorluğun öteki çocukları, Osmanlı’yla aynı kaderi paylaştılar.
Çanakkale’de, Filistin’de, Şark Kafkas cephelerinde, Irak’ta, Galiçya’da,
Romanya’da, Yanya’da, Sırp Karadağ’da… Mehmetçik’le omuz omuza çarpışan, aynı
siperde ruhunu teslim edenler arasında İsak, İlya, Simon, Mihail, Yuala,
Murdaray, Nesim, Kasapyan, Yanko, Kostanti, Yorgi, Yakup, Agop, Bedros,
Dimitri, Esteban, Liyon, Kirkor, Berho, Hıristo, Mişon, Sarafyan, Lahdo, Savme
de vardı.”
Karşılıklı çarpışan Pastırmacıyan kardeşler
Rober Koptaş, New York’ta yapılan Ermeni-Türk
Araştırmaları Çalıştayı’ndaki sunumunda Erzurumlu Pastırmacıyan kardeşlerin
hikâyesini paylaşmıştı. Biri, Rusların yanında Osmanlı’ya karşı savaşan eski
mebus Karekin Pastırmacıyan, diğeri ise Mekteb-i Harbiye mezunu, Ruslara karşı
Osmanlı ordusunda çarpışırken yaralanan kardeşi subay Vahan Pastırmacıyan…
Karekin Pastırmacıyan’ın, anılarında Vahan adlı
biraderinden söz ettiğini bilen Koptaş, aynı Vahan olması kuvvetle muhtemel bir
kişiye, Tuğgeneral Ziya Yergök’ün anılarında rastlamış. Ardından, Hratch
Tarbassian imzasıyla, 1975’te ABD’de yayımlanan ‘Erzurum’ kitabında, iki
kardeşi birlikte gösteren aile fotoğrafına ulaşmış. Bu fotoğrafta, Osmanlı
üniformasıyla görülen Vahan Pastırmacıyan, Sarıkamış’ta Ruslara karşı, o zaman
binbaşı olan Yergök’ün komutasındaki 83’üncü Alay’da savaşmış. Sami Önal
tarafından yayına hazırlanan ve Remzi Kitabevi’nce 2005’te basılan ‘Tuğgeneral
Ziya Yergök’ün Anıları: Sarıkamış’tan Esarete’ kitabında şu ifadeler yer
alıyor:
“Alay’ın atılgan, değerli subaylarından biri de
Meşrutiyet döneminde İstanbul Harbiyesi’ni bitiren Asteğmen Erzurumlu
Pastırmacıyan Vahan’dı. Bu subay Köprüköy muharebesinde bacağından
yaralanmıştı.”
215 tabip şehidin 82’si gayrimüslim
Albay Adnan Ataç’ın, ‘20. Yüzyılda Şehit Olan Türk Sağlık
Subayları’ adlı kitabında yer verildiği üzere, 1918’e kadar askeri hekim olarak
görev yapan Mazhar Osman’ın Harbiye Nezareti Sıhhiye Dairesi İstatistik
Şubesi’nden aldığını belirttiği listedeki 215 şehidin 82’si gayrimüslimdi. Bir
tıp kongresinde Mahzar Osman, “Her yerde her vesile ile yaşamaya layık olan o
fedakâr isimlerin, onların en ziyade acıyan, hatıraları ile en ziyade yaşayan
siz efendilerimin huzurunda tekrarı farzdır. Listeyi işte kemal-i teessürle
(üzüntüyle) okuyorum. Şüheda-yı müşarün ileyhimin (adı geçen şehitler)
hatıralarını tazimen ayağa kalkmanızı rica ederim” diyerek hayatını kaybetmiş bu
değerleri meslektaşları ile birlikte anmıştı.
Galatasaraylı gayrimüslim şehitler
Galatasaray Lisesi’nin içinde ‘Vatan Uğruna Şehitlerimiz’
başlığıyla yer alan özel bölümde Galatasaraylı şehitler anılıyor. Onların
içinde gayrimüslimler de var. İşte onlardan ikisinin hikâyesi:
Mıgırdiç Dikranyan: Mekteb-i Sultani II. sınıf talebesi
ve kulübün I. takım futbolcularından olduğu halde I. Dünya Savaşı’na gönüllü
olarak katılır. Temmuz 1916’da Bitlis’te şehit olur.
Agop Elmasyan: 1880 Mekteb-i Sultani mezunudur. 60
yaşında olmasına rağmen I. Dünya Savaşı’na gönüllü doktor olarak katılır. Çanakkale’de
yaralıları tedavi ettiği sırada, bombardıman sonucu 23 Şubat 1918’de şehit
düşer.
Agos, Milliyet

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.