Kutsal Perşembe günü Rabbimiz’in son yemeğini anarız. O, Yukarı Oda’daki yemek esnasında ekmeği ve şarabı kutsayarak öğrencilerine Bedeni ve Kanı olarak sundu. Rab bu şekilde Rabb’in Sofrası gizemini kurdu ve onu, kendi ruhani bedeni olan kiliseye yaşamsal ruhsal besin olması için öğrencilerine ve haleflerine teslim etti.
Rab İsa kendisinin yiyenin Göksel Ekmek olduğunu söyledi (Yuhanna 6.51-52). Daha sonra da ekledi “Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim… Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda” (Yuhanna 6.54-56).
Rabb’in Sofrası’na katılmak basit bir adet veya törensel bir şekil değildir. Rabb’in Sofrasından pay almak, İsa Mesih’le birleşmek demektir. İmanlı komünyon aldığında Rab İsa’yı ve O’nun ilahi varlığını içine kabul eder. Rabb’in Sofrası’ndan pay almak imanlıları bir yapar ve onları Mesih’in bu dünyada yaşayan bedeni yani Kilisesi’ne dönüştürür.
Rabb’in Bedeni ve Kanı’nın ateşi imanlıları günahlarından arındırır ve kişiye hem bu hem de gelecek yaşamda hayat verir. Kilise ataları boş yere Rabb’in Sofrasını “Kilisenin atan kalbi” diye adlandırmamışlardır. Kalbin tüm bedene kan pompalayarak onun her bir hücresini canlı tuttuğu gibi. Rabb’in Sofrası’ndan aldığımız pay da Rabb’in bedeni olan Kilise’yi ve onun hücreleri olan imanlıları canlı tutar.
Ancak hatalı tutumlardan ve düşüncelerden özellikle kaçınmalıyız. İmanlılar arasında sıklıkla hatalı ve tehlikeli alışkanlıklara rastlamaktayız. Bunlar Rabb’in Sözlerine, Kutsal Kitab’a ve Kilise Atalarının öğretilerine aykırıdır.
Bazıları Rabb’in sofrasına layık olmadıklarını öne sürerek yaklaşmazlar. Aziz Vasilios bu gibi düşüncede olanları azarlıyor. Çünkü böyle bir yaklaşım Allah’ın kurtaran gücünü ve sonsuz merhametini küçümsemek anlamına geliyor. Mesih bizleri kurtarmak için çarmıha gerilmeyi gönüllü olarak kabul etti. O hepimizi kurtarmak istedi ve bizlere Kutsal Kurban gizemini verdi. Rabb’in Sofrası’nda biz O’nun Bedenini ve Kanını alırken O’nunla birleşiyoruz, günahlarımızın bağışlanmasına kavuşuyoruz, O’nun Bedeni olan Kutsal Kilise’nin üyesi olarak kalmaya devam ediyoruz. Eğer Rab davet ediyorsa nasıl reddederiz? Bunu reddetmek ayağımıza kadar gelen kurtuluşumuzu reddetmek olur.
Bazıları ise yaptıkları iyi işlere ve dindarlıklarına güvenerek kendilerini Rabb’in bedeni ve kanına layık görürler. Bundan daha tehlikeli bir düşünce olamaz. Biz Rabb’in Bedeni ve Kanına layık değiliz. Ne yaparsak yapalım, ister yıllarca oruç tutalım, gözyaşlarıyla dolu uykusuz geceler boyu dua edelim, kiliseden hiç çıkmayalım, her çeşit hayır işlerinde çalışalım yine de layık olamayız. Allah ve O’nun merhameti bizleri layık kılar. Bizlerin faziletleri ve dindarlığı O’nun merhameti olmadan bir hiçtir. Biz kendimize değil onun merhametine ve bağışlayıcılığına güvenelim.
Bazıları ise Rab’bin Bedeni ve Kanına nedenini hiç bilmeden veya anlamadan yaklaşırlar. Bir gelenek gibi düşünür ve neyi aldıklarının hiç farkına varmazlar. Resul Pavlus uyarıyor ve yaklaşmadan önce kişilerin kendilerini sınamalarını öğütlüyor. Rab’bin Sofrasına dikkatsizce yaklaşmayı de yargılanma sebebi olarak işaret ediyor. Dikkat edelim eğer kendimizi sınamadan ve düşünmeden Rab’bin bedeni ve Kanına yaklaşırsak kurtuluşumuzu değil yargımızı tadarız.
Sonuç olarak, Surp Badarak esnasında Rab’bin bizler için yaptığı büyük işleri düşünelim. Onun korkunç elemlerini, kurtarıcı çarmıha gerilişini, üç günlük gömülüşünü, görkemli dirilişini, tanrısal göğe yükselişini, Baba’nın sağında oturmasını ve korkunç ikinci gelişini analım. Günahlarımız ikrar edelim ve O’nun bağışlayıcılığına ve sonsuz sevgisine sığınalım. Bizlere bıraktığı kutsal mirası, Kutsal Kurbanını düşünelim ve Kutsal Bedeni ve Kanına alçak gönüllülükle yaklaşırken, O’nun büyük merhametiyle kurtuluşumuza layık olduğumuzu aklımızda tutalım.
Peder Drtad Uzunyan
http://lraper.org/main.aspx?Action=DisplayNews&NewsCode=n000001402&Lang=TR&Category=RELIGIOUS
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.