Anjel Dikme
24. göbek olarak Hazar Petak’ta değil de DikranAmed’de doğan ben Anjel Dikme tam da
“Belge getirin efendim belgeniz var mı?” diye hala utanmadan, arlanmadan,
hayasız ve vicdansızca, güneş ışığının sızamadığı gri-karanlık ormanlar gibi
yürekleriyle papağan çığırtkanlığı yapanlara bir çift sözüm var. BELGENİN TA KENDİSİYİM BEN! BURADAYIM ve YERYÜZÜNÜN HER
YERİNDEYİM!
“SASON’DA ERMENİ Mİ VARDI?”
ANJEL DİKME
“SURGUN VE KATLIAM
(sayfa 1-14)****
Ben Malhas MUMEĞYAN (mi meğr yantsiner)
Yıl 01.02.1932 bugünkü T.C.’nin Batman (Eluh) ilinin,
(Kozluk, Hezzo) Hizva Kagak ilçesinin Artere köyünde dünyaya geldim.
Doğduğum sene Kürt harbi varmış. Bu savaş 1938 yılına
kadar devam etti.”
Okuduğunuz satırlar babam Malhas Dikme’nin el yazısıyla
yazıp bıraktığı 82 sayfalık anılarının giriş bölümünden alınmıştır.
1800’lerde başlayan Sason katliamları, 1909, 1915
soykırımıyla devam eder.
Ohannes dedem anlatırdı:
“Biz bir kere değil lao üç kere kesildik.”
Köylerimiz yakıldı. Kadınlarımız, kızlarımız kaçırıldı.
Kardeşlerimin öldürülüp bırakıldıkları yerde çürümüş,
hayvanlar tarafından parçalanmış cesetlerini dağlardaki mağaradan topladık…
Bir tanesinin nehir
suyunda çürümüş bedeninin parçalarını bez torbaya doldurduk.
Gömdük…
Sonuncuda artık inanmadık Osmanlı’nın sözlerine,
askerleri öldürüp, silahlarını aldık ve dağlara sığındık. Yıllarca çoluk çocuk,
kadın, yaşlı çok zor şartlarda yaşam mücadelesi verdik…
Taa ki Atatürk 1938’de
‘Kim ki eli bileğine kadar asker kanına batmış da olsa
cezalandırılmayacaktır. İnin dağdan’ dedi, o zaman O’na inandık ve indik.
Cezalandırılmadık.
Sürgüne yollandık. Aileler parçalandı. Bana Dikmen
soyadını, kardeşim Done’ye Kalan soyadını verdiler.”
Afyonkarahisar’da on yıl sürgünde kaldıktan sonra 1948
yılında “Kendi topraklarına dönmemek kaydıyla” özgür (!) bırakılırlar.
“Kendi toprakları” sözünün ne anlama geldiğini bu ailenin
tarihini öğrendiğimizde anlıyoruz.
Savaş içinde doğan babam yayası Şamam ve Halası
Arusyag’la geçirir tüm çocukluğunu çünkü maması Yeğsapet (Ehso) kendisinden
yedi yaş küçük kardeşi Murat’la ilgilenmek zorundadır.
Mamasının yanına gittiğinde “Kına kına tun Çoçoyin yev
hokkurin dığan es”* dermiş.
Bu cümle, hangi şartlar içinde söylendiğini anlayamayacak
yaşta olan bu çocuğun yüreğinde hep kanayan bir yara olarak kalacaktı.
Şamam yaya 1967 yılının şubat ayında 126 yaşında İstanbul
Surp Pırgiç Hastahanesinde rahmetli olur.
Ben beş yaşımdaydım ve babamın ertesi gün aldığı gazetede
şu başlıkla yayınlanmıştı ölüm haberi:
“Türkiye’nin en yaşlı ninesi öldü.”
Babamın yıllarca sakladığı, bu gazetenin de olduğu
dosyası ne yazık ki yurt dışına çıkışlarından sonra kayboldu.
Yine babamın anılarından bu döneme ait uzun bir alıntı
yaparak devam edeceğim satırlarıma.
(On yıllık sürgünden sonra önce DikranAmed’e gelirler.)
***
“Burada ayrılmamız gerekti. Benle Sarkis** dayı Hançepek
yoluna, onlar da Mergahmet yoluna doğru birbirimizden ayrıldık. Sarkis dayıdan
bır sokak yukardan ayrılacaktım bu nedenle ben hemen “Dayı siz tağagansınız,
bizim Surp Giragos Kilisesinin yapım tarihini bilirsiniz” dedim. Güldü
“Kardaşım Surp Giragos ismini biz koyduk çünkü büyük taraf sonradan yapılmış.
Essas tarihi küçük kilisedir şimdiki badarak yapılan yer. Bu kiliseyi Sasonlu
Giragos isminde biri bal parasıynan yaptırmış. Bu adamın tam bin tane arı
kovanı varmış Hazar Petak isminde bir yerden gelirmiş. Rivayete göre ve ağızdan
ağıza bu kadar biliyoruz çünkü bu kilise tam üç defa yanmış onun için yapılış
tarihini tam tamına bilmiyoruz. Kimisi milattan sonra 400 kimisi 450, 500
kimisi 600, 700 yılarında yapıldığını söylerler” dedi.
Sarkis dayıya bu soruyu sormamın nedeni 126 yaşında
İstanbul’da Surp Pırgiç Yedikule Ermeni Hastanesinde ölen ve Tanrının rahmetine
kavuşan Yayam büyük annem Şamamın anlattıklarından daha fazla bilgiye ulaşmak
içindi. Fakat kim ne derse desin ben Yayam Şamam’dan dinlediklerime inanıyorum.
Neden diyeceksiniz?
Bizim o yörede okul veya yazar yoktu herkesin, her
toplumun, her soyun tarihini göbek sayarak belirlerlermiş. Babaannem bizim yani
dedem ve kendisi bizim soyun 21. göbek olduğunu söylerdi. Benim Annam, Babam
22. ve ben 23. göbek oluyorum. Göbek sayısına göre ortalama yaş 60 diye
hesapladığımız zaman ortaya 1380 yıl evvel olduğu yani büyük annemin söylediği tarih
çıkıyor. Surp Giragos Kilisesi 6 ve 7. yüzyılları arasında yapılmıştır.
Şimdi size 126 yaşında,1967 şubat ayında çok soğuk ve
karlı bir günde İstanbul’da ölen yayamın ağzından aktarıyorum. “Kök ve
soyumuzun bugün bile ismi değişmemiş olan Üstörk yaylası denilen yerden
oldukları ve bu soya Mumeğ Mumeğtsi derler. Halen Üstörk de büyük büyük
dedelerimizin harabeleri, ev, değirmen, ağıl yerleri isimleriyle söylenir.
Evinin yerine köşkü sürüm yani köşk, konakta denebilir tepesi evet halen yöre
halkı bile bu isimleri kullanır.
Bu yerler dağlık ve kışın çok soğuk olduğu için yaşam çok
zordur. Bu Mumeğin 7 oğlu olduğunu sayarlar.
Soğuk olduğunda her biri başka yerlere göçmüşler.
Bildiğim ve duyduğum kadarıynan en büyük kardeş Muş ovasına, ikinci ve 3.
Çerduya diğerleri de şimdiki Hazar Petaka gelmişler. Hazar Petak 3 veya 4
kilometre Kadar Üstörk’den aşağıda bir vadidedir. Giragos ve diğer kardeşler de
burada ev yaparlar.
Arıcılık ve hayvancılık yaparlar ve arıları birkaç sene
içinde arı kovanlarını koyacak yer sıkıntısı çekerler ve mecburen büyük
arılıklar yaparlar. Ve arı kovanlarını yeni yaptıkları yere taşırlar. Kovan
petakları sayarlar tam tamına bin tane petak olduğunu görünce buranın ismine de
Hazar Petak*** derler. Halen bu yöre halkı hepside buraya Hazar Petak derler.”
24. göbek olarak Hazar Petak’ta değil de DikranAmed’de doğan ben Anjel Dikme tam da
“Belge getirin efendim belgeniz var mı?” diye hala utanmadan, arlanmadan,
hayasız ve vicdansızca, güneş ışığının sızamadığı gri-karanlık ormanlar gibi yürekleriyle
papağan çığırtkanlığı yapanlara bir çift sözüm var.
BELGENİN TA KENDİSİYİM BEN! BURADAYIM ve YERYÜZÜNÜN HER
YERİNDEYİM!
Papağan çığırtkanlığınızla, yalan bataklığınızda son
çırpınışlarınızı yaşarken SİZ de bilirsiniz gerçeğin ne olduğunu ve delice
korkuya kapılmanızın, bu korkuyla iyice
saçmalayarak kendinizi tüm insanlık önünde rezil etmenizin nedeni de budur.
GERÇEKLER kabusunuzdur…
İnsanlıktan zerre kadar nasibini almamış bu
inkarcılığınız sürdüğü müddet boyunca da kabusunuz olmaya devam edecektir
yaşanmış, yaşattığınız bu acı gerçekler!
Yazımın başlığında alıntıladığım cümleyi merak
ediyorsunuz değil mi?
Anlatayım.
11 Nisan Lozan, 12 Nisan Köln, 18 ve 19 Nisan Paris olmak
üzere dört konferansa konuşmacı olarak davet edilmiştim.
Her konferansın bitiminde yanıma gelip sorular soran,
sohbet etmek isteyen dinleyicilerden, soykırım sonrası 3. kuşak bir Kürt
erkeğiydi bana bu soruyu soran.
“Baba tarafım Sason’lu, mama tarafım DikranAmed’li”
diyerek başlarım kendimi tanıtırken.
Yanıma geldiğinde şaşkındı. “Sason’da da mı Ermeni
vardı?” sorusunu sorduğunda ben ailemin tarihini düşünüp acı acı gülümsedim.
Devletin unutturma politikalarının ne kadar güçlü
işlediğinin bir kanıtıydı bu genç Kürt erkeği.
“Adil Hafıza” deyip duranlar, sistematik olarak halkların
hafızasına tecavüz etmeye devam ederler. Halkların hafıza kaybına uğraması için
elindeki tüm imkanları kullanmaktan çekinmeyen egemenlerin, olmayan
hafızalardan adalet talep etmelerinin ne derece samimi bir söylem olduğunu siz
okuyuculara bırakıyorum.
Devam edecek…
27-4-2015 / Paris
*Git git sen yayanın ve halanın oğlusun.
**Diyarbakır’ın Dişçi Sarkis’i.
***Hazar petak yani Bin Kovan.
****Malhas Dikme’nin 82 sayfa el yazısıyla bıraktığı
anılarıdır.
Üzerinde çalıştığım, ikinci kitabım olarak yakında
basılacak olan bu anılar 1915 soykırımında kendilerini koruyan Kürt ağaları
sayesinde ata topraklarında yaşamaya devam eden Sason Ermenilerine devlet
tarafından yapılan zulmün cumhuriyet tarihi boyunca da devam ettiğini ve
1968’de kalan son birkaç Ermeni ailenin de nasıl ve hangi olaylar sonrası göç
ettirildiğinin şahitliğidir…
-Anjel Dikme
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.