Ümit-Kurt / umit105@gmail.com
Türk milliyetçiliğinin İttihat ve Terakki nezdinde
devletin resmi ideolojisi olarak benimsenmesi süreci bir hayli zaman almıştır. 24
Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İttihat ve Terakki’nin
güttüğü İttihad-ı Anasır ideali ve Osmanlıcılık ve Osmanlı vatandaşlığı
fikriyatı bile Türk-Müslüman unsurun diğer gayrimüslim unsurlardan üstünlüğünün
bu unsurlar tarafından kabulüne dayanmıştır. Millet-i hakime olarak
Türk-Müslüman unsur hem gayrimüslimler hem de Türk olmayan Müslüman unsurlar
(Araplar ve Arnavutlar gibi) karşısında kendisine doğal bir üstünlük
atfetmiştir. 1915’te Soykırım ile sonuçlanan Ermenilere yönelik kitlesel
şiddetin altında yatan nedenlerin ve motivasyonların anlaşılmasında bahsi geçen
ideolojik arka plan oldukça önemlidir.
İttihat ve Terakki, Türk-Müslüman unsurun İmparatorluğun
millet-i hakime olma hasletini hem belirtik hem de örtük biçimlerde kabul
etmiştir. Ancak bir noktanın altını çizmekte fayda var ki o da şudur: Türk
milliyetçiliğinin İttihat ve Terakki nezdinde devletin resmi ideolojisi olarak
benimsenmesi süreci bir hayli zaman almıştır.
Takriben 1912-1913’teki Balkan Savaşları’nda alınan büyük
yenilgiler ve toprak kayıpları sonrasında Türk milliyetçiliği iyiden iyiye
kendini hissettirmiş ve resmi bir devlet ideolojisi ve bu devleti idare eden
İttihat ve Terakki iktidarının resmi fikriyatı olarak temayüz etmiştir. Bu
tarihe kadar İttihat ve Terakki belirtik olmasa da politikalarında ve
Cemiyet’in muhtelif kongrelerinde Türk-Müslüman unsurun hakimiyetini temel olan
milliyetçi ideolojisini örtük bir biçimde sergilemiştir.
Bu minvalde, bir süre resmi devlet ideolojisi olarak
işlev gören ve İttihat ve Terakki tarafından da savunulan Osmanlıcılık ideali
sadece İmparatorluğu bir arada tutmak ve İttihat ve Terakki’nin asimilasyonist
politikalarına bir paravan olmak saikiyle kullanılmıştır. Esasında Osmanlıcılık
idealiyle hedeflenen nihai amaç eğitim, kültür, ekonomi ve siyaset dahil olmak
üzere bütün toplumsal alanlarda Türk-Müslüman unsuru hakim kılmaktır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Türk milliyetçisi
akımın önde gelen temsilcileri ileride Ermeni tehciri ve soykırımının da
mimarları olacak olan Dr. Nazım ve Bahaettin Şakir’dir. Bu iki isim Cemiyet’in
Türkçü kanadını uzun bir dönem iştiyakla temsil etmiştir. Bu nedenle İttihat ve
Terakki’nin 18 Eylül 1908 tarihinde Selanik’te gerçekleştirdiği ilk gizli
kongresinde bu iki ismin İttihat ve Terakki Merkez Komitesi üyesi olması ve
Komiteyi kontrol etmesi şaşırtıcı değildir.
Bu kongrede İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlıcılık
prensibini yaymak, ekonomik alanda Müslümanları teşvik etmek ve Türkler
arasında ticaretin gelişmesini sağlamak gibi hususlarda önemli kararlar
almıştır. Esasında Cemiyet’in birinci kongresinden evvel bile bilhassa Hınçak
liderleri Osmanlıcılık idealinin bir çeşit Türkçülük olduğunu belirten görüşler
ileri sürmüşlerdir.
İlaveten, 1908’de Dr. Nazım ve Bahaettin Şakir’e ait özel
yazışmalarda Türk olmayan Müslüman unsurların bile İmparatorluğun ve devletin
bekasına yönelik potansiyel tehdit oluşturdukları ve bunların “hain” unsurlar
oldukları vurgulanmıştır. Nitekim, Arnavutlar İttihat ve Terakki’nin
Türkleştirme politikalarını mahkum etmiş ve büyük direniş sergilemişlerdir.
İttihatçı mantalite ve bu mantaliteye haiz kadrolar
muhaliflerine karşı radikal önlemler almaktan çekinmemişlerdir. Buna
verebilecek en somut örnek, İttihat ve Terakki’ye yönelik keskin muhalefetiyle
bilinen Serbesti gazetesi yazarı Hasan Fehmi’nin 6 Nisan 1909’da bir suikast
neticesinde susturulmasıdır. İttihat ve Terakki’nin muarızlarına yönelik bu
türden sert ve agresif tutumu düşünüldüğünde, 31 Mart Vak’ası da daha iyi
anlaşılabilir.
Şurası bir gerçektir ki İttihat ve Terakki 31 Mart’ın
yarattığı siyasi kaos ortamından bir hayli faydalanmış ve bu sayede kendisine
muhalif olan birçok siyasi aktörü tasfiye edebilme ve susturma fırsatını elde
etmiştir. Bu bağlamda 31 Mart Vak’asını modernleşme ve merkezileşmeye karşı
olan dini ve gerici grupların bir girişimi/isyanı olarak basitçe tanımlamak
nüanslı bir analiz değildir.
Esas itibariyle 31 Mart Vak’ası İttihat ve Terakki içinde
de ayrışmaların ve fay hatlarının kristalize olduğu bir olaydır. Bu olaydan
hemen sonra Cemiyet’in Selanik’teki eski ve etkili üyelerinden Şerif Paşa,
Cemiyet’e muhalif diğer üyelerle birlikte Islahat-ı Osmaniye olarak bilinen
İttihat ve Terakki’ye muhalif bir siyasi yapılanma içine girmiştir. Bu yapının
Cemiyet’ten talepleri İmparatorluğu Türkleştirme faaliyetlerinden vazgeçmesi,
bununla beraber ordunun siyasete müdahalesine son verilmesi ve Cemiyet’in gizli
bir örgüt gibi hareket etmemesi olarak sıralanabilir.
Şurası muhakkak ki İttihat ve Terakki’nin Türkleştirme
siyasaları özellikle İkinci Meşrutiyet’in hemen akabinde Bosna-Hersek’in
Avusturya-Macaristan’a ilhakı, Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ve
Girit’in Yunanistan ile birleşmesi gibi olayların yarattığı beka kaygısı ile
birlikte kuvveden fiile çıkmıştır. Bu durum İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin
İmparatorluğun bilhassa gayrimüslim unsurlarına yönelik antipatisini artırmış,
güvenini zedelemiş ve giderek bu unsurlara karşı düşmanca bir tavır takınmasına
cevaz vermiştir. Bunun sonucunda şiddete başvurulmaktan imtina edilmemiştir.
Söz konusu Türkçü ideoloji Sosyal Darwinizm’den
ziyadesiyle etkilenmiştir. “Osmanlıcık” altında uygulanan siyasalar, Türk-İslam
kimliği etrafında bir topluluğu kültürel olarak homojenleştirmeyi
hedeflemiştir. 1 Kasım 1910 tarihinde gerçekleştiren bir diğer kongrede İttihat
ve Terakki Cemiyeti içindeki Türkçü kanat “ittihad-ı anasır” fikrini benimseyen
kanadı bertaraf etmiştir. Bu anlamda, bu kongreden hemen sonra Türk
milliyetçiliğinin kurucu ideoloğu olarak bilinen Ziya Gökalp’in, İttihat ve
Terakki Merkezi Komite üyesi olarak seçilmesi rastlantısal bir gelişme
değildir.
1911’deki kongrede ise Osmanlıcılık’tan Türkçülüğe geçiş
tamamlanmış ve 1913 baharında Türk milliyetçiliği Cemiyet’in resmi ideolojine
dönüşmüştür.
http://serbestiyet.com/yazarlar/umit-kurt/ermeni-gailesinden-ermeni-soykirimina-giden-surec-6-150701

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.