Ümit-Kurt / umit105@gmail.com
İkinci Meşrutiyet'in ilanı Adana’da da hem Müslüman hem
de Ermeni cemaat arasında coşkuyla karşılanır. Ancak bu coşku ve sevinç fazla
uzun sürmez. Zira, Ermenilerin eşitlik-özgürlük-kardeşlik fikriyatına olan
bağlılığı ve devrim coşkusu 1908 yazı itibariyle Müslüman cemaati oldukça
rahatsız etmeye başlar. Bir önceki yazımda 31 Mart Vak’asının nasıl vukua
geldiğinden kabaca bahsetmiştim. Esasında söz konusu yazıda eklemeyi unuttuğum
önemli bir noktanın altını çizmekte fayda var. Şöyle ki 31 Mart Vak’asının
İttihat ve Terakki komitacıları eliyle organize edildiği, reaksiyoner grupların
bilhassa provoke edildiği ve İttihat ve Terakki’nin bu kaos ortamından
yararlanarak gücünü konsolide ettiğini iddia eden argümanlar mevcuttur. Bu olay
ile birlikte İttihat ve Terakki kendisine muhalif unsurların ortaya çıkmasını
sağlamış ve onları bertaraf etme imkanı bulmuştur.
Bu değerlendirmeyi de ekledikten sonra Adana
Katliamları’nın nasıl cereyan ettiğine geçebiliriz. 1909 öncesi Adana’daki
Ermeni topluluğu özellikle ticaret ve sanayide büyük ilerlemeler kaydeder.
Ermenilerin ekonomik düzlemde gösterdiği bu yüksek performans Adana’daki
Müslüman ahaliyi ve bilhassa yerel eşrafı oldukça rahatsız eder. Esas
itibariyle Ermenice kaynaklar Adana’da Ermeniler ve Müslümanlar arasındaki
etnik çatışmaların kaynağını Ermenilerin ekonomik alandaki zenginliğine
bağlamaktadır.
İkinci Meşrutiyet'in ilanı Adana’da da hem Müslüman hem
de Ermeni cemaat arasında coşkuyla karşılanır. Ancak bu coşku ve sevinç fazla
uzun sürmez. Zira, Ermenilerin eşitlik-özgürlük-kardeşlik fikriyatına olan bağlılığı
ve devrim coşkusu 1908 yazı itibariyle Müslüman cemaati oldukça rahatsız etmeye
başlar.
Ermenilerin ekonomik alanda elde ettiği üstünlüğün siyasi
alana tahvil edilmesi ve Ermenilerin siyasi temsil taleplerinin ayyuka çıkması;
bilhassa Adana’daki yerel eşrafı ve bölgenin İttihat ve Terakki temsilcisi ve
aynı zamanda İtidal gazetesi aracılığıyla Müslüman ahaliyi yaptığı yayınlarla
Ermenilere karşı kışkırtan İhsan Fikri’yi Ermenilere karşı harekete geçirir.
Esasında bütün bu hazırlıklar bölgede bir etnik çatışma
ortamı ve zeminin oluşturulmasına yönelikti. Adana’da salı günleri büyük
pazarın kurulduğu gündür. Köylüler o gün sabahtan Adana’ya gelirler ve akşamda
köylerine dönerler. 13 Nisan 1909’da köylüler evlerine dönmez. 70,000’ne yakın
Ermeni, Kürt ve Türk çiftçi Adana’da bulunmaktadır.
14 Nisan 1909’da kargaşa ve huzursuzluk şehirde hakim
olmaya başlar. Aynı gün Ermeniler, çok sayıda Türk, Kürt, Çerkez, Başıbozuk ve
Müslüman muhacirlerin ellerinde taşıdıkları bıçak, satır, balta vb. gibi kesici
aletleri görür ve hemen canhıraş bir biçimde dükkânları kapatıp kaçmaya başlar.
Bu gruplar başlarına sarık giymişlerdir.
Ermenilerin dükkanları erkenden kapattığını gören
Müslüman ahaliyi bu durum endişelendirir. Zira Ermenilerin kendilerine
saldıracaklarına dair bir söylenti şehirde dolaşmaktadır. Dönemin Valisi Cevat
Bey, Ermeni cemaatini temsil eden önde gelen siyasi ve dini liderlerle
görüşerek Ermenilerin dükkanlarını açmasını zira bu durumun Müslüman ahalinin
endişelerini gidereceğini salık verir. İlaveten, Cevat Bey Ermeni
temsilcilerine şehirde huzur ve güveni tesis edeceğinin garantisini verir.
Türk yerel eşrafından önde gelen bazı kişiler Ermeni
temsilcileriyle görüşür ve Ermenilerin pazardaki dükkanlarını açmasının huzur
ve sükûnetin tesisi adına önemli bir hamle olacağını belirtir. Ermenileri ikna
etmek için Pazar yerine giden Ermeni temsilcilerden Urfalyan Efendi yolda
katledilir. Bu durum üzerine Jandarma Kumandanı Kadri Bey hemen istifa eder.
Daha önce İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından görevden alınan eski Jandarma
Kumandanı Zor Ali tekrar göreve çağrılır ve şehirde güvenliği yeniden tesis
etmesi talimatı ile göreve başlar.
Bu sırada şehirdeki başıbozuklar Ermenilere ait hanlara
ve depolara talanlar, saldırılar düzenler. Bu başıbozuklar arasında, Türkler,
Kürtler, Fellahlar, Çerkezler, Abdallar, Romanlar ve Girit’ten gelen muhacirler
bulunmaktadır.
14 Nisan’da başlayan katliamlar başlangıçta organize ve
sistemli değildir. Ermeniler bulundukları yerlerde özsavunma taktikleri
geliştirmiş ve kendilerini silahlı olarak savunmaya çalışmıştır. Katliamların
ikinci günü saldırılar ve çatışmalar daha da yoğunlaşır ve momentumunu artırır.
Ermeni ahalinin büyük çoğunluğu Ermenilere ait kilise ve okullara sığınır. 16
Nisan 1909’da saldırı ve talana dahil olan güruh iyiden iyiye genişler zira
Halep ve Sivas’tan gelen Türk gruplar da katliamlara iştirak etmeye başlar.
Cephaneleri bitmek üzere olan Ermeniler, hükümetten
kendilerini korumalarını talep eder. Bunun üzerine Vali Cevat Bey, Türklerden ve
Ermenilerden müteşekkil eşrafı toplar ve bir uzlaşma zemini bulmaya çalışır. 17
Nisan’da ortam sakinleşmeye başlar.
Adana sokakları Ermeni cesetleriyle doludur. Cesetler
Seyhun nehrinde yüzmektedir. Birçok Ermeni Mersin’e kaçmıştır. Çok sayıda
Ermeni katledilmiştir. Ermenilere ait çok sayıda dükkan, işyeri ve kurum zarar
görmüştür. Katliamlar sadece Adana’da değil Tarsus, Sis, Dörtyol, Cebel-i
Bereket, Düzce ve Kilis’te de vuku bulur.
Bilhassa Ermenice kaynaklarda İhsan Fikri’nin saldırıları
ve saldırganları kışkırtmak suretiyle olayların bu noktaya gelmesindeki rolü
açık ve nettir. Peki, başında beyaz sarığı ve elinde tüfeğiyle saldırgan güruh
arasına girerek katliamlara iştirak eden İhsan Fikri’nin önemli bir İttihat ve
Terakki mensubu olması katliamlarda Cemiyet’in rolüne ve dahline ilişkin bize
nasıl bir resim sunar? Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girip kontrolü ele
geçirmesiyle birlikte 25-27 Nisan’da Adana’da vuku bulan katliamların ikinci
dalgası nasıl gerçekleşti? İttihat ve Terakki’nin buradaki rolü ve sorumluğu
neydi? Katliamın bilançosu nasıldı? Bütün bu soruları gelecek yazımda
cevaplamaya çalışacağım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.