Mehmet Bozkurt
Mustafa Kemal Paşa’nın
Kürtleri İstiklal Savaşı’nda yanına çekmek için “özerklik” sözünü verdiği
doğrudur. Ancak bana göre Kürtleri, Mustafa Kemal’e omuzdaş yapan verilen bu
söz değildir. Bu olsaydı, özerkliğin kayıt kuyut altına alındığı 1921 Anayasası
“kapı” gibi orada duruyor, daha nefes almadan, hemen üç ay sonra Koçgiri ne
oluyor? Anayasa Ocak, Koçgiri Mart’tır… Fikrimdir; Kürtleri İstiklal Savaşı’na
sokan Ermeni korkusudur. Mustafa Kemal, bir elinde “havuç” diğer elinde “sopa”
olduğu halde Kürtlerin yamacına durmuştur. Havuç, özerkliktir; Sopa, Ermeni…
Kürtlerin yaşadığı coğrafyada Ermeni devleti kurulacağı korkusu, bu bir; 1915
Ermeni kıyımında Kürt ağalarının, beylerinin, şeyhlerinin bedavaya kapattığı
mülklerin el değiştireceği korkusu, bu da iki… Ağır basan “sopa” olmuştur.
Baksanıza Mustafa Kemal’in mektubuna: ”…Yurdumuzun Ermeni ayakları altında
çiğnenmesine ve ulusumuzun Ermenilere tutsak olmasına…” Benim burada gördüğüm
“sopa”nın Elcezire’ye, Güney Kürdistan, kadar uzanmış olduğudur.
***
Buyurun, kimin aklına
gelirdi koskoca Nihat Paşa’nın 1337’de (1921) komutan olarak atandığı Elcezire
Cephesi’ne giderken Diyarbakır yolunda Kürt eşkıya tarafından dal gündüz soyulup soğana çevrileceği! Parmağındaki yüzükten,
atından, katırından, giyitlerinden geçtik, yazılanlara göre, yaveri de
katledilmişti Nihat Paşa’nın. Aslında geçmişinde de pek halim-selim biri
olmadığı bilinen yine de sertliğini askerlik mesleğinin çizdiği
sınırlar dahilinde muhafaza etmesini bilen Nihat Paşa’nın dellenip, fukara Kürt
halkının başına zalim Dehak kesilmesini bu hadiseye bağlayanlar yok değildir.
Soyguncuların yakalanıp dördünün asılması, üç-beşinin ağır hapis cezasına
çarptırılması ve çalınanların iade edilmiş olmasına rağmen, yüzük dahil, Nihat
Paşa’nın, bu defa kendisinin soygunculuğa başladığı iddialarının Dersim
Milletvekili Mustafa Bey ve elli arkadaşının imzaladığı bir önerge ile Meclis
Gizli Zabıtlarına düşmesinin tuhaf denilebilecek bir yanının olduğu kabul
edilmelidir. (TBMM Gizli Celse Zabıtları cilt:3,İş Bankası Kültür Yayınları,
s.550-574)
Anlatmak istediğim işin bu
yanı değil. Aslında işin bu yanı da pek
sürükleyici ve heyecan verici ama başlarsam tadında bırakamam endişesini
taşıdığım için konuya derhal yönelmem gerekiyor: Önergenin verilmesinden hemen
sonra o gün Reis koltuğunda oturan Adnan Bey’in (Adıvar, Halide Edip’in
eşi.m.b) söz vermesiyle, Mustafa Kemal Bey,”Paşa” olan değil, Ertuğrul
milletvekili, Adalet Komisyonu adına kürsüye çıkıyor ve Nihat Paşa’nın Elcezire
Cephesi’ne gönderilmesinin gerekçesini okumaya başlıyor. Okunanların Nihat
Paşa’nın şiddetli tartışmalara neden olan Kürt illerindeki uygulamalarıyla
hiçbir ilintisi yok ama, anlaşılması güç bir nedenle, 27 Haziran 1921 tarihinde
Bakanlar Kurulu Kararı olarak Mustafa Kemal Paşa’nın imzaladığı talimat, 15 ay
sonra, Meclis’in 22 Eylül 1922 tarihli birleşimine düşüyor.
“Özerklik” meselesinin her
gündeme gelişinde Kürt kardeşlerimizin kendilerine arkalaması ve destek olması
için başvurduğu Mustafa Kemal Paşa’nın Elcezire Cephesi’ne gönderdiği talimatın
günümüz Türkçesiyle yapabildiğim en kısa
özeti şöyle:
“1. Kürtlerin oturduğu
yerlerde adım adım Yerel Yönetimlerin kurulmasından yanayız.2. Bütün dünyaca
kabul edilmiş olan milletlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını kabul
ettiğimize göre Elcezire Komutanlığı
Kürdistan’da faaliyetlerini buna uygun bir şekilde yürütmelidir.3.
Kürtlerin Fransız ve İngilizlere olan
karşıtlılarını en uç noktalara kadar taşımak, onların İngilizlerle ve
Fransızlarla birleşmelerini engellemek için mahalli idareler kurmak, bunları anlatmak, Kürt yöneticilerine
çeşitli makamlar vererek onları kendi tarafımıza çekmek esas siyasetimiz
olmalıdır…”
Şimdi bu metni nasıl
okumalıyız?
İzin verirseniz
öneriyorum:
Mustafa Kemal Paşa mektup
yazmayı seviyor. Erzurum Kongresi günlerinde yüksek din
adamlarına,şeyhlere,Kürt beylerine mektuplar yazıyor.Gayet sade bir dille izah
ediyor: Padişah/Halife esirdir kurtarılması gerekir,bu bir; şu da iki,
Kürtlerin yaşadıkları yerlerde bir Ermeni devleti kurulmak
istenmektedir,engellenmesi gerekir. Bu mektuplardan biri de Şeyh Mahmut
Efendi’ye hitaben yazılıyor.
Bana soracak olursanız
Nihat Paşa’ya verilen talimat bu
mektupla birlikte okunmalı. Nutuk’ta var, üçüncü cilt, Belgeler,s,281…
”Fazületlü efendim” diye başlıyor. “Halifelik ve saltanatın yıkılmasına ve
yurdumuzun Ermeni ayakları altında çiğnenmesine ve ulusumuzun Ermenilere tutsak
olmasına razı olacak hiçbir Müslüman düşünülemez…Yüksek kişilikleri gibi
özverili, yurtsever dindaşlarımın benimle birlikte çalışacağına inanıyorum…O
dolaylarda, İngilizlerin aldatıcı aşılamalarının önüne geçilmesi çok
gereklidir. Ulu Tanrı hepimize başarılar bağışlasın. Gözlerinizden öperim
efendim.” Bu mektubun tarihini de yazmam gerekiyor: 13 Ağustos 1919.
İzin istemiştim, verdiniz,
Şeyh Mahmut Efendi’yle sürdürmek istiyorum:
Mahmut Berzenci merkezi
Süleymaniye olan ünlü bir Kadiri tarikatı şeyhi. Süleymaniye dediğin yer de
Osmanlı idari düzenlemesinde Musul vilayetine bağlı bir kasaba. Birinci Dünya
Savaşı sırasında Kerkük, Kifri, Erbil, Telafer, Revanduz gibi yerlerle birlikte
Elcezire Cephesi olarak adlandırılıyor. Musul, aynı anlama gelmek üzere
Elcezire Cephesi 30 Ekim 1918 Mondros antlaşmasıyla İngilizlere terk edilmiş.
Komutanlık karargâhı Diyarbakır’a taşınmış… İngilizler, siz söyleyin,
İstihbarat Subayı Yüzbaşı Noel, şimdi Güney Kürdistan diyoruz, bölgede
hükümetinden aldığı talimatla İngiltere’ye bağlı sömürge Kürt aşiretler
federasyonu peşinde… Hatırı, hani derler ya demiri kesen, sözü sazı dinlenen
Mahmut Berzenci’ye yanaşıyor İngiliz…Ancak Güney Kürdistan aşiretlerinin
ezelden beri zıtlaştıkları bilinmez değil. Benzerci aşireti Kadiriliğin izinden
giderken, diğer aşiretler çokluk Nakşilik üzerine talim ediyorlar. Şehirlerde
yaşayan eğitimli Kürtler ise aşiretleri “dağlı” görüp küçümseme eğilimindeler.
Özeti şu: İngilizlerin hayal ettikleri federasyon türü yapı gerçekleşemiyor.
Şeyh Mahmut Berzenci yüzünü bu defa Bağdat’a dönüyor ve İngilizlere karşı
“cihat” çağrısı yaparak ayaklanıyor. Ayaklanma tarihi Mustafa Kemal’in şeyhin
gözlerinden öpmesinden yaklaşık üç
öncesine denk geliyor: 21 Mayıs 1919. Kürt ayaklanmaları Mahmut
Berzenci’nin sürgünü, sürgünden tekrar dönüşü derken 1922 yılına kadar bazen
tavsayarak bazen yükselerek sürüyor. Buraya tekrar dönmek üzere araya bir not
sıkıştırmak isterim:
Musul, İzmir değil. Bursa
değil. İstanbul hiç değil…İzmir’in işgali Ege direnişini başlatıyor.
İstanbul’un işgali bütün ülkede infiale yol açıyor. Bursa ise kurtarılıncaya
kadar Meclis kürsüsünde siyah yas bayrağıdır. Musul bunlardan biri gibi değil.
Çok önemsenmiyor. Daha doğrusu Musul umutsuzluktur. Mustafa Kemal oranın ancak
silah zoruyla elde edilebileceğine inanıyor ancak İngilizlerin Musul’a dair
inadı var.Ve Şeyh Mahmut Berzenci öncülüğündeki Kürt isyanı Mustafa Kemal için
az da olsa umut oluyor. Gözlerinden öpmesi ondandır!
Kürt kardeşlerimizin sıkça
dile getirdikleri 1921 yılında Nihat Paşa’ya verilen talimatın arka planında
Şeyh Mahmut Berzenci isyanı ile birlikte Elcezire Cephesi’nde doğan umut
vardır. Yani talimatın altında yatan İngilizlere karşı Kürdün eliyle Musul’u almak. Şimdi Nihat Paşa’ya verilen
talimatın üçüncü maddesini yinelemek
fazlalık olarak görülmemeli:
“Kürtlerin Fransız ve
İngilizlere olan karşıtlıklarını en uç noktalara kadar taşımak,onarın
İngilizler ve Fransızlarla birleşmelerini engellemek için mahalli idareler
kurmak…”
Talimatta geçen “özerklik”
sözü tamamen dış siyasete dairdir. Bakmayın siz Lozan’da İngilizlerle olan
Musul tartışmalarına. Mustafa Kemal Paşa Musul’un İngilizler açısından bir
savaş nedeni olduğunun ve Mondros’la (1918) birlikte dönüşü olmayacak bir
şekilde elden çıktığının farkındadır.1922 Eylül’lüne kadar çırpınışı az da olsa
bir umuttur. Çok az bilinir, ya da ben öyle sanıyorum, Mustafa kemal Paşa’nın
Elcezire Cephesi’ne Lozan görüşmeleri başlamadan önce 1922 sonlarına doğru
Teşkilat-ı Mahsusa’cı, Antep savaşında büyük yararlıklar gösteren Yüzbaşı
Özdemir Bey’i gerilla savaşı için Elcezire Cephesi’ne, “resmi” olarak değil,
artık nasıl oluyorsa “görmezlikten gelerek” gönderdiğini. Bu az da olsa
umuttur… Özdemir Bey bölgede Kürt aşiretlerini yanına çekerek İngilizlere karşı
önemli başarılar kazanmış ancak Lozan görüşmelerinin başlaması üzerine savaşı
durdurması istenerek geri çağrılmıştır. Bazı kaynaklar Kürtçe bilen İngilizlere
rağmen Kürtçe bilmeyen Özdemir Bey’in Kürtleri yanına çekme becerisini onun
Müslüman olmasına bağlarlar.
Ali Fuat paşa’nın
anılarında 1922 ylının Eylül ayında Şeyh Mahmut Berzenci’nin Ankara’ya temsilci
gönderdiğini ve destek verilmesi halinde İngilizlerle mücadeleyi
sürdürebileceklerini ilettiğini yazar. Ama artık Ankara Musul’dan umudunu
tamamen yitirmiş yüzünü Lozan’a dönmüştür. Elcezire Cephesi’nde Kürtlerle dans
sonlanmıştır. Bu arada bir vakit kendisini “Kürdistan Kralı” ilan eden Şeyh
Mahmut Berzenci’nin de “dans” konusunda hiç de fena olmadığı izlenimi
edindiğimi not olarak ilave etmek isterim.
Mustafa Kemal Paşa’nın
Kürtleri İstiklal Savaşı’nda yanına çekmek için “özerklik” sözünü verdiği
doğrudur. Ancak bana göre Kürtleri, Mustafa Kemal’e omuzdaş yapan verilen bu
söz değildir. Bu olsaydı, özerkliğin kayıt kuyut altına alındığı 1921 Anayasası
“kapı” gibi orada duruyor, daha nefes almadan, hemen üç ay sonra Koçgiri ne
oluyor? Anayasa Ocak, Koçgiri Mart’tır…
Fikrimdir; Kürtleri
İstiklal Savaşı’na sokan Ermeni korkusudur. Mustafa Kemal, bir elinde “havuç”
diğer elinde “sopa” olduğu halde Kürtlerin yamacına durmuştur. Havuç,
özerkliktir; Sopa, Ermeni… Kürtlerin yaşadığı coğrafyada Ermeni devleti
kurulacağı korkusu, bu bir; 1915 Ermeni kıyımında Kürt ağalarının, beylerinin,
şeyhlerinin bedavaya kapattığı mülklerin el değiştireceği korkusu, bu da iki…
Ağır basan “sopa” olmuştur. Baksanıza Mustafa Kemal’in mektubuna: ”…Yurdumuzun
Ermeni ayakları altında çiğnenmesine ve ulusumuzun Ermenilere tutsak olmasına…”
Benim burada gördüğüm “sopa”nın Elcezire’ye, Güney Kürdistan, kadar uzanmış
olduğudur.
“Orası Elcezire kabulümüz
değildir” derseniz, Nutuk, üçüncü cilt, Belgeler kitabına bakmanız önerimdir:
Mutki’de Aşiret Başkanı Hacı Musa Bey’e, Şırnaklı Abdurrahman Ağa Hazretlerine,
Dirşulu Ömer Ağa Hazretlerine, Muşarlı Resul Ağa Hazretlerine, Nurşinli Büyük
Şeyhlerden Şeyh Ziyaettin Efendi Hazretlerine, Garzan’da Başkanlardan Cemil
Çeto Beye, daha var,uzatmıyorum,Temmuz 1919’da yazmış olduğu mektupları okuyun.
Hiç birisinde “havuç” yoktur.Kaynağını
yazdım. Bakın. Eksiksiz, tamamında Ermeni “sopası” gösterilir…Gayet hürmetkâr… Vesselam!
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/mehmet-bozkurt/elcezire-cephesinde-kurtlerle-dans-136952
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.