Murat Bardakçı / mbardakci@htgazete.com.tr
Seçimler yapıldı, sonuçlar her kesimi ve herkesi
şaşırttı, şaşkınlık hâlâ devam ediyor ve bu arada bazen apaçık, bazen de üstü
örtülü biçimde muhtemel bir tehlikeden bahsediliyor: İç savaştan... Filânca konuda ilerleme kaydedilmediği veya falanca ile
anlaşma sağlanamadığı, yahut bilmemne meselesi çözülmediği takdirde Türkiye’de
yakında iç savaş çıkarmış, kan gövdeyi götürürmüş, memleket mahvolurmuş,
vesaire... İnanmayııın... İnanmayın, zira tarihimizde “iç savaş” yoktur, bunun ne
demek olduğunu bilmeyiz ve daha da önemlisi, iç savaş kavramı genlerimizde de
mevcut değildir!
İmparatorluk senelerinin Türkiyesi gerçi dünya kadar
kanlı olaya sahne olmuş, meselâ 15. asırda şehzadeler arasındaki taht
mücadelesinde halktan onbinlerce kişi hayatını kaybetmiştir ama o senelerde,
meselâ Fetret Devri’ndeki didişmeler iç savaş değildir, herbiri ordu sahibi
olan şehzadelerin birbirleri ile askerî mücadelesidir.
Anadolu’da sonraki yüzyıllarda yaşanan Celâlî
isyanlarının da iç savaşla alâkası yoktur... Celâliler genellikle İstanbul’a
isyan bayrağını açmış askerlerdir, aralarına bazen medrese öğrencileri de
katılmış, vergiden bunalmış olan halk da onların tarafını tutmuştur ama
isyanların hedefi toplumun başka bir kesimi değil, saray ve devlettir.
İSYAN, İÇ SAVAŞ DEĞİLDİR
Yavuz Sultan Selim yahut Dördüncü Murad zamanında
Anadolu’da Alevîler’e karşı uygulanan acımasız politikalarda da işin içerisinde
yine devlet vardır, yani bir Alevî-Sünnî mücadelesi değil, devletin kendi
teb’asına karşı sert hareketleri sözkonusudur.
Aynı şekilde Anadolu’da asırlar öncesinden bugünlere
uzanan isyanların ve mücadelelerin bir tarafında başkaldıranlar, diğer
tarafında da devlet bulunmaktadır, yani bu ayaklanmaların tamamı devlete
karşıdır... Zira devlet tarih boyunca ceberruttur, bu gelenek Cumhuriyet
döneminde de aynen devam etmiş, “muzır” görülen kişi ve grupların sağcı, solcu,
şeriat yanlısı, lâik, Müslüman yahut gayrımüslim ayırımı yapılmadan hemen
tamamının tepelerine binilmiştir. Geleneğe tek ve çokpartili dönemlerde de
aynen uyulmuş, sadece solcular değil, sağcılar da sık sık tutuklanmış,
hapishanelerde senelerce çile doldurmuşlardır.
Tarihte iz bırakmış toplumsal olayların en renkli şekilde
izlenebileceği alan, folklördür ve Türk folklörü bünyesinde başkaldırı
repertuvarı bakımından dünyanın sayılı edebiyatlarından birini barındırır. Ama
bütün edebî örneklerin bir tarafında başkaldıranlar, diğer tarafında da devlet
vardır!
ÖYLE BİR MUSİBET Kİ...
“İç savaş” ise bambaşka bir musibettir... Bir-iki örnek
mi istiyorsunuz? İkinci Dünya Harbi’nin öncesinde ve sonrasında İspanya’da ve
Yunanistan’da; bugün de Yemen’de, Afganistan’da ve Irak’ta yaşananları şöyle
bir gözden geçirin, iç savaşın nasıl büyük bir belâ olduğunu hemen
anlarsınız...
Türkiye iç savaşı andıran hadiselere şahit olmadı mı?
Oldu, 1970’lerden itibaren Kahramanmaraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta çıkan ve çok
sayıda vatandaşın katledildiği olaylar bir iç savaşın başlangıç ânı gibi idi
ama o noktada kaldılar ve genişleme imkânı bulamadılar. Komşularımızın hemen
tamamında son bir-iki asır içerisinde kanlı iç savaşlar yaşanmasına rağmen, bu
mevzuda onlardan Allah’a şükür hiçbirşey öğrenemedik!
Dolayısı ile “İç savaş patladı, patlayacak, geldi,
geliyor” gibisinden feryadlara, felâket tellâllığına ve şom ağızlılığa
bakmayın! Yazının hemen girişinde de söyledim: Biz iç savaş nedir bilmeyiz,
tarihimizde örneği yoktur, hattâ bu kavram genlerimizde bile mevcut değildir!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.