Derya Kap /Marmara Üniversitesi,Siyaset Bilimi ve
Uluslararası İlişkiler
Millet kelimesi Osmanlı’da bugün kullanıldığı anlamda
kullanılmıyordu. Arapçada millet- “community” anlamında dini topluluğu ifade
eden kavram, Osmanlıda dini cemaatin karşılığı olarak tanımlandı. (Ortaylı,
996) Osmanlıda topluluklar, modern anlamda bir topluluk olmaktan ziyade, daha
çok cemaat şeklinde yapılanır ve birbirleri arasında bir kaynaşma olmaz. İlber
Ortaylı, Osmanlı milletleri içinde aynı dili konuşanlar ve hatta aynı mezhebe
sahip olup da farklı dil konuşanlar içinde bile farklı gruplar olduğunu söyler.
(Ortaylı, 996) Bu sebeple, Osmanlı devlet yapısı içinde, Osmanlı milletlerinin
her biri “kapalı bir kompartıman” oluşturan gruplardı ve bir topluluk içindeki
farklı cemaatler arasında bile ilişkiler asgari seviyede kalmaktaydı.
***
Osmanlı millet sisteminin özeliklerini, modernleşme
sürecinin etkileri ile birlikte ele alarak 19. yüzyılda başlayan milliyetçilik
hareketlerinin Osmanlı devletinin dağılma sürecine ve Türk milliyetçiliğin
doğuşuna olan etkilerini ele alacak olan bu yazı, Türkiye’de milli kimlik ve
milliyetçilik tartışmalarının kökeninin ortaya konulması ve gelişim seyrinin
Osmanlı mirası göz ardı edilerek değerlendirilemeyeceği iddiasına dayanır.
Umut Özkırımlı’nın işaret ettiği gibi millet ya da devlet
inşa etme süreçlerinin akıbetini, başından kestirmek güçtür. (Özkırımlı,
2008:25) Millet, farklı milliyetçilik projelerinin rekabetinden, galip gelenin
milletçilik anlayışı çerçevesinde “kurulur” ve “kurgulanır” .(Özkırımlı,
2008:25) İlber Ortaylı, Osmanlı millet sistemi çerçevesinde yaptığı
değerlendirmede, Osmanlı sosyal tarihinin “ulusçuluktan (milliyetçilikten)
önceki dönemi” çağrıştırdığını söyler. (Ortaylı, 997) Bu bağlamda, Ortaylı
milliyetçiliğin “ bir bakıma Osmanlıya ithal edildiğini” vurgular.
Milliyetçiliğin ortaya çıkışından öncesi için yapılacak
bu dönemlendirme sayesinde, Osmanlı’dan Türk ulus devletinin kurulması
sürecinin kavranması kolaylaşır. Fatma Müge Göçek’ın vurguladığı gibi,
Osmanlı’da “toplumsal yapı, anlam dünyası ve kurumsal yapının etkileşimi”
sonucunda bir Türk milliyetçiliği vücut buldu ve daha sonra yeni kurulan
Türkiye devletinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk milliyetçiliğinin özel
biçimini şekillendirdi. (Göçek, 2008:64)
Bir milliyetçi hareketinin nasıl doğduğu ve başarıya
ulaştığını anlamak, içinde yeşerdiği ortamın koşullarının, tarihin ve bu
milliyetçi anlayışa alternatif akımların da bilinmesini gerektirir. Zira tarih,
“millet olma” çabasındaki birçok topluluğun bunu başaramadığını gösterir.
(Özkırımlı, 2009: 281) Bu genel tespitlerin ardından, Osmanlı millet sisteminin
sonlanması ve Türk milliyetçiliğinin doğuş serüvenini değerlendirebiliriz.
Osmanlı millet sistemi
Her toplumun içinde bulunduğu tarihsel koşullar farklıdır;
bu nedenle her toplumun milliyetçilik anlayışı farklıdır. Osmanlı devletinin
dağılma sürecinde doğan Türk milliyetçiliği de Avrupa’da ortaya çıkan
milliyetçiliklerden farklı özelliklere sahiptir. Bu anlayışla, Osmanlıda Türk
milliyetçiliğinin doğuşunu ve daha sonra Türkiye devletinde evrilme sürecini
kavramak, öncelikle Osmanlı millet sistemini kavramayı gerektirir.
Osmanlı devleti çeşitli etnik ve dini toplulukları beş
yüzyıl boyunca yönetebilmeyi başarmış, çoğunlukçu (plural) bir toplum yapısının
klasik bir örneğini oluşturur. ( Bradue ve Lewis, 1982) Osmanlı’nın hâkimiyeti
altındaki topluluklara geniş bir özerklik tanıyan toplumsal bir yapı meydana
getirmesini sağlayan işte bu “millet” sistemi idi. Bazı yazarlar, İslamiyet’in
kuruluş yıllarında ortaya çıkan ve İslam devletinin temel esaslarından biri
olan bu sistemin ümmet anlayışına dayandığını; daha sonra Osmanlıda millet
sistemi şekline dönüştüğünü savunur. (Küçük, 1009) Fatih Sultan Mehmet’ten
itibaren millet sisteminin tarihi sürekliliği olduğunu savunan bu görüşlere
karşı olan Aron Rodrigue gibi yazarlar ise, millet sisteminin asıl olarak 19.
yüzyılda ortaya çıktığını iddia ederler. 1856 Islahat Fermanı ile cemaatlerin
kendi öz yönetimlerini kurabilmelerine olanak veren nizamname ile millet sistemi
denilen yapının oluştuğu iddia edilir.
Osmanlıda millet sistemi, hâkimiyet kurulan ülkelere kamu
hukuku açısından muhtariyet benzeri bir idare sistemi oluşturmayı ve fethedilen
ülkelerdeki gayrimüslim denilen topluluklara kendi kendilerini idare edebilmelerine
olanak sağlayacak bazı hakların verilmesini sağlıyordu (Küçük: 1009). Millet
sisteminde, her bir etnik grubun kendi dini lideri vardı. Sistem bir anlamda
çok kültürcü bir idari sistem ve yaşama tarzı olarak da değerlendirilebilir.
Millet kelimesi Osmanlı’da bugün kullanıldığı anlamda
kullanılmıyordu. Arapçada millet- “community” anlamında dini topluluğu ifade
eden kavram, Osmanlıda dini cemaatin karşılığı olarak tanımlandı. (Ortaylı,
996) Osmanlıda topluluklar, modern anlamda bir topluluk olmaktan ziyade, daha
çok cemaat şeklinde yapılanır ve birbirleri arasında bir kaynaşma olmaz. İlber
Ortaylı, Osmanlı milletleri içinde aynı dili konuşanlar ve hatta aynı mezhebe
sahip olup da farklı dil konuşanlar içinde bile farklı gruplar olduğunu söyler.
(Ortaylı, 996) Bu sebeple, Osmanlı devlet yapısı içinde, Osmanlı milletlerinin
her biri “kapalı bir kompartıman” oluşturan gruplardı ve bir topluluk içindeki
farklı cemaatler arasında bile ilişkiler asgari seviyede kalmaktaydı.
Bernard Lewis ve Benjamin Braude, çok dilli ve çok etnili
imparatorluklardan biri olan Osmanlı’nın millet sisteminin çoğul (plural)
olduğunu söylerler. (Braude ve Lewis, 1982) Söz konusu çoğul yapı, Osmanlıda
farklı topluluklar arasında, bireysel ilişkiler ve padişahla olan ilişkiler açısından
bir hiyerarşi ilişkisi olduğunu ortaya koyar. Toplumda, kültürel, dini ve
ekonomik meselelerde hâkim millet Müslümanlardır. Aron Rodrigue ise, Osmanlı ve
Batı arasındaki çok-kültürcülük açısından yaklaşım farkını açıklarken, Batı
sisteminde kültürel, dinsel ve etnik farkların evrensel normlara göre
konumlandırıldığını; Osmanlıda ise millet sisteminin özgül anlamda bir evrensel
norm taşımadığından, hâkim dini grup olan Müslüman cemaatinin kendini diğer
etnik ve dinsel cemaatlerden üstün gördüğüne işaret eder. Bununla birlikte
Rodrigue, Osmanlıyı “hoşgörülü” bir devlet olarak tanımlar. ( Rodrigue, 1996)
“Milliyetçilik ve modernleşme çağı” olarak bilinen 19.
Yüzyılda, modernleşme ve milliyetçilik hareketleri iç içe geçmiştir. Bu
yüzyılda başlayan Yunan ayaklanması, Osmanlı devletinin sadece dıştan değil
içten de bölünme tehlikesini gündeme getirmişti. (Kushner, 1998: 10) Avrupa’dan
etkilenen Osmanlı Hıristiyanları gittikçe daha fazla özgürlük talep
ediyorlardı. (Kushner, 1998: 10) Bu talepler karşısında Osmanlı devleti, reform
hareketleri başlattı. Tanzimat Fermanı ile gayrimüslimler memuriyete girmeye
hak kazandılar; Islahat Fermanı’nın ilanından sonra ise yasal düzeyde zimmetlik
anlayışı kayboldu ve din ayrımı yapılmaksızın her cemaat hukuki düzeyde eşit
olarak değerlendirildi. Bu sayede, Rum, Ermeni ve Yahudiler devlet bürokrasinin
bir parçasını oluşturmaya başladılar. Islahat Fermanı sonrasında Hıristiyan
cemaatlerin kendi kilise meclislerine halktan üyelerin girmeye başlaması
sayesinde, millet sisteminin parçası olan gayrimüslimler, millileşme ve
laikleşme yoluna aynı anda girdiler.(Küçük : 1023)
Tanzimat reformlarının hayata geçirilmesi, Osmanlı
halkını birbirine bağlayan daha geniş anlamda Osmanlılık fikrini benimsetmeyi
ve böylece etnik ve dinsel farklılıkları önlemeyi amaçlıyordu. “Osmancılık”
olarak adlandırılan bu yeni siyasetin içerdiği çelişkiler ve uygulamadaki
zorluklar göz ardı edilemezdi. (Kushner, 1998: 11) Çok dinli ve çok kültürlü
imparatorlukta Müslümanlar kendi üstün pozisyonlarını muhafaza gayreti içinde
girmişken; Hıristiyanlar da her geçen gün artan maddi güçleriyle birlikte elde
ettikleri yeni hakların yanında, bağımsızlığa giden yolda, daha çok yeni hak
talep etmişlerdi. (Kushner, 1998: 11)
Tanzimat ve Islahat Fermanları ile gayrimüslimlere
tanınan haklar, Osmanlı tebaası içinde gayrimüslimlerin durumunu Müslümanlara
göre daha iyi bir seviyeye getirdi. (Küçük:1023) Bu sebeple, gayrimüslimlerle
Müslümanları kaynaştırmak yerine, reformlarla verilen bu haklar aksi yönde etki
yarattı. Çok etnisiteli ve çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılın
yükselen milliyetçi hareketleri karşısında millet sisteminde değişiklikler ve
reformlar yolu ile milletlerin ortak bir Osmanlı yurttaşlığı etrafında
birleştirilmesi ve dağılma sürecini engelleme çabaları sonuçsuz kaldı. Yaşanan
siyasal dönüşümler farklı kimlikler yarattı ve bu yeni siyasal kimlikler millet
sisteminin ve Osmanlı’nın sonunu getirdi. (Göçek: 2008: 64)
Osmanlıda Türk milliyetçiliğinin doğuşu
Braude ve Lewis’in işaret ettiği gibi, reformlar
sonucunda, İslam dini tarafından korunan gayrimüslimler, artık dış güçlerin
koruması altında girdiler. İlahi kanunlara göre korunması gerekli “zimmî”
olanlar, artık Osmanlıda savaş bölgesinde dış güçlere bağlı yabancılar olmayı
tercih ettiler. “Osmanlılık” fikri bu sıkıntıyı aşmayı amaçladı ancak çare
olamadı. Gayrimüslimlerin hem eşit şekilde devlet tebaası, hem de dış güçlerin
himayesinde aynı zamanda bulunmaları zaten mümkün olamazdı. ( Braude ve Lewis,
1982)
Tüm bunlara ek olarak, 19. Yüzyılda Osmanlıda devam eden
savaşlar fakirleşen Müslüman halkla, zenginleşen Hıristiyanları karşı karşıya
getirdi. Aynı zamanda, güçlenmeye başlayan yeni Müslüman orta sınıfın da Yunan,
Ermeni ve Yahudilerle karşı karşıya kaldığı bir durum ortaya çıktı. ( Braude ve
Lewis, 1982)
Osmanlıda Türk milliyetçiliğinin esasları ve gelişmesinin
anlaşılması 19. yüzyılın son çeyreğinde çeşitli fikir akımlarına, bu dönemin
siyasi ve sosyal tarihine bakmayı gerektirir. (Kushner, 1998:15) Osmanlı
devletinin gerileme ve dağılma sürecinde, Balkan milliyetçiliklerinin ve
ardından Ortadoğu da başlayan isyanların etkisi ile Osmanlı İmparatorluğu’ndaki
Müslümanlar yaklaşan çöküşü engellemek ya da süreci yavaşlatma çabası içine
girdiler. Bu arayış, önce Osmanlıcılık, sonra Pan-İslamizm; bu ikisinin Osmanlı
devletinin dağılma sürecini durdurmadığı görüldüğünde en sonunda Türkçülüğün ya
da Türk milliyetçiliğinin farklı biçimlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.
Milliyetçilik hareketleri ve modernleşme süreçlerini
kapsayan 19. Yüzyıl siyasi ikliminde, Batılılaşma süreci Osmanlı devletine de
farklı düşünce ve fikirleri taşıdı. “Vatan”, “millet” ve “eşitlik” gibi
kavramlar Avrupa’da yabancı elçiliklere giden öğrenciler ve Türkiye’de açılan
yeni okullar kanalı ile Osmanlı aydınları arasında tartışılmaya başlanmıştı.
(Kushner, 1998: 10) Bu gelişmeler, “Osmanlılık” doktrinin ortaya çıkmasını
sağlamıştı. Osmanlılık, hem Müslüman hem de Müslüman olmayanlar arasında önemli
destek bulmuştu. Bu fikri savunanlara göre, önce Balkan vilayetlerinde başlayan
milliyetçi ayaklanmaların bastırılması için başlayan reformlar ile modernleşme
süreçleri, din farkı gözetilmeden tüm Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin eşit
haklara sahip olmaları sonucunda bir Osmanlı yurttaşlığı yaratacak, laik
yasalar ve kurumlar ortaya çıkacaktı. (Shaw:1006).
Osmanlılık fikrinin popüler olduğu dönemde, Hıristiyan
tebaası arasında Hıristiyan milliyetçiliği güç kazanmaya başlamıştı.
(Shaw:1006) O dönemde yayılan Pan-Hıristiyanlığa karşı Osmanlı’nın verdiği bir
diğer cevap olarak ortaya çıkan İslamcılık- İslamizm, Osmanlı halifesi olarak
sultanın önderliğinde bir İslam birliği sağlanması fikrine dayanıyordu. Diğer
bir deyişle, devleti kurtarma mücadelesinde Osmanlıcılık fikri yerine
İslamcılık devreye girdi. Müslümanlar ile Türkler arasında Orta Asya’dan
Hindistan’a tüm Müslümanları birleştirmeyi amaçlayan bir İslam milliyetçiliği
yayılmak istendi.(Shaw:1006)
Pan-İslamizm de beklenen sonucu yaratmadı; Balkan
milletlerindeki milliyetçilik hareketleri daha sonra Müslümanlarda da yayılmaya
başladı ve Arap ve Arnavutların milliyetçilik düşünceleri ile bağımsızlıklarını
hedeflemesi sonucunda, bu milletler kendi ulusal hareketlerini geliştirdiler.
(Shaw:1006) Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Türkler, tüm bu gelişmelerin
etkisiyle Osmanlıyı Türk devletine dönüştürmeyi amaçlayan bir ulusal hareketi
Jön Türkler döneminde oluşturmaya başladılar. (Shaw:1006)
David Kushner’e göre, İslam dinine ve Osmanlılığa
“yürekten bağlı ateşli milliyetçiler olan Osmanlıların hızlı bir şekilde
değişmeleri, Türk milliyetçiliğinin temellerinin daha önceki devirlerde
atıldığını fikrini desteklemektedir”. (Kushner, 1998: 5) Kushner gibi pek çok
yazar, Jön Türkler devrinde başlayan ve gelişen Türk milliyetçiliğinin ortaya
çıkmasında siyasi, sosyal ve dış etkilerin olduğunu vurgular. (Kushner, 1998:15)
Bu noktada, 19. yüzyılın başlarında Osmanlı’da “Türklük”
kavramının kullanılmadığını, yüzyılın ortalarından itibaren Türklük tasavvuru
oluşmaya başladığını vurgulamakta fayda var. Avrupalıların Osmanlı için yaygın
olarak kullandıkları “Türk” ve “Türkiye” kelimelerine, Osmanlı metinlerinde
rastlamak zordu. Türk kelimesi Osmanlı belgelerinde kullanıldığında da “Anadolu
köylüsü” ya da “Türkçe konuşan Osmanlı” anlamlarında kullanılıyordu. (Kushner,
1998: 10)
Sonuç olarak, Avrupa’da yayılan millet fikrinin, Osmanlı
İmparatorluğu bünyesinde yer alan tüm etnik ve dinsel grupların bağlarını
güçlendirmek isteyen Osmanlı aydınlarını da etkilemesi kaçınılmazdı. Osmanlı
İmparatorluğu’ndaki modernleşme çabaları yönünde atılan adımları hayata geçiren
reformcuların başlarda Türk milliyetçiliğine ilişkin bir tasavvurları yoktu.
Osmanlı aydınları, modernleşme çabaları ve millet sisteminde yapılan yenilikler
ile devletin dağılmasının önlenebileceğine dair inançlarını 20. yüzyılın
başlarına ve Balkan Savaşları’na dek muhafaza ettiler. Balkan Savaşları’nın
ardından yaşanan mağlubiyetler Osmanlının dağılma sürecinin kaçınılmazlığını ve
milliyetçilik akımının getirdiği köklü değişimlerin etkilerini gösterdi.
Esasen, Osmanlıda millet örgütlenmesinde Uluslaşma
sürecine en geç geçenler Müslümanlar ve özelikle de Türkler oldu. (Ortaylı
,1001) Bu nedenle, Osmanlıda Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışı aynı zamanda,
“geç gelen milliyetçilikler” tanımlaması içine dâhil edilir. Diğer bir deyişle,
Osmanlıda ortaya çıkan Türk milliyetçiliği imparatorluk içinde en geç doğan
milliyetçilik oldu. Osmanlı imparatorluğu egemenliğinde yaşayıp ulusal
bağımsızlığına kavuşmuş diğer topluluklar gibi Türkler de ulusal bir varlık
kazandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında ortaya çıkan Türk milliyetçiliği
mirası da böylece yeni kurulan Türkiye devletine aktarılmış oldu. Osmanlı
devleti, millet sisteminin yıkılması ve Türk milliyetçiliğinin doğuşunun
hikâyesi yukarıda sıralanan gelişmelerle bu şekilde kısaca özetlenebilir.
Son olarak, yeni Türk devletinin kurulması ve kurulduktan
sonraki süreçlerde tek bir milliyetçilik anlayışının bulunmadığını, aksine
çeşitli ve birbirine rakip Türk milliyetçiliği projeleri bulunduğunu
hatırlamakta yarar var. (Özkırımlı, 2008b:26) Sonuçta, Türkiye’nin kurulduğu
ilk yıllarda rakip Türk milliyetçiliği projelerinden biri olan Kemalist
milliyetçilik anlayışı diğerlerine galip geldi ve yeni Türk devletinin resmi
milliyetçilik anlayışı oldu.
Kaynaklar
İlber Ortaylı, “Osmanlı İmparatorluğunda Millet”,
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, C.4, s.
996-1001.
Stanford Shaw, Osmanlı İmparatorluğu’nda Azınlıklar
Sorunu, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C.4.
Cevdet Küçük, “Osmanlılar’da Millet Sistemi ve Tazminat”,
Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C.4.
Benjamin Braude & Bernard Lewis, “Introduction”,
Christians and Jews in the Ottoman Empire , B. Braude and B. Lewis (eds), Vol.
1, New York: Holmes and Meier, 1982.
Fatma Müge Göçek, “Osmanlı Devleti’nde Türk Milliyetçiliğinin
Oluşumu: Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce:
Milliyetçilik, C. 4 , İstanbul: İletişim Yayınları, 2002.
Aron Rodrigue, “ Difference and Tolerance in the Otoman
Empire, SEHR ( Stanford Electronic Humanities Review) , V.5 , Issue 1 , 1996.
David Kushner, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Tercüme
Eden: Zeki Doğan, İstanbul: Fener Yayınları, 1998.
Günay Göksu Özdoğan, “Turan’dan Bozkurt’a Tek Parti
Döneminde Türkçülük ( 1931-1946), İstanbul: İletişim Yayınları, 2001.
Umut Özkırımlı, Milliyetçilik Kuramları: Eleştirel Bir
Bakış, Ankara: Doğu Batı Yayınları, 3.Baskı, 2009
Umut Özkırımlı, “Türkiye’de Gayriresmi ve Popüler
Milliyetçilik”, Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik, İstanbul: İletişim
Yayınları, 2008a
Umut Özkırımlı, Miliyetçilik ve Türkiye-AB İlişkileri,
İstanbul: TESEV Yayınları, 2008b.
http://akademikperspektif.com/2015/11/22/osmanli-millet-sisteminden-turk-milliyetciliginin-dogusuna/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.