Aç Bir Parantez’in
bu haftaki konuğu Özgürlük Araştırmaları Derneği kurucularından Anayasa
Profesörü Mustafa Erdoğan…. 82 Anayasasındaki ‘Atatürk Milliyetçiliği’ne
yapılan vurguyu eleştiren Erdoğan, “Çoğulcu toplumlarda milliyetçilik
bütünleştirici olmak şöyle dursun tam aksine bölücüdür” değerlendirmesinde
bulundu…… Liberal-demokratik anayasalarda devletin “milliyetçi” olarak
tanımlandığı vaki değildir. Milliyetçi anayasa, milliyetçi devlet diye bir şey
olamaz yani. Birçok nedenle… Bir defa, milliyetçilik günümüzün çoğulcu,
çeşitlilik içeren toplumlarına uygun bir referans çerçevesi değildir. Yani,
eğer toplumsal barışı amaç ediniyorsanız, milliyetçilik tam da bundan dolayı
uzak durmanız gereken bir referanstır. Çoğulcu toplumlarda milliyetçilik
bütünleştirici olmak şöyle dursun tam aksine bölücüdür. İkincisi, sadece milliyetçiliğe
değil herhangi bir ideolojiye atıfta bulunmak zaten anayasal devlet için uygun
değildir. Çünkü toplumda farklı dünya görüşü, ideoloji ve hayat tarzlarına
sahip olan muhtelif gruplar vardır ve devletin gruplardan birisine karşılık
gelebilecek herhangi bir ideolojik perspektifi bütün toplum için zorunlu hale
getirmesi özgürlükçü ilkeyle ters düşer.
Aç Bir Parantez’in bu haftaki konuğu Özgürlük
Araştırmaları Derneği kurucularından Anayasa Profesörü Mustafa Erdoğan.
Erdoğan’a 82 Anayasası’nın eksiklerini ve yeni anayasa
çalışmalarını değerlendirmesi için “Aç Bir Parantez” dedik. 82 Anayasasındaki
‘Atatürk Milliyetçiliği’ne yapılan vurguyu eleştiren Erdoğan, “Çoğulcu
toplumlarda milliyetçilik bütünleştirici olmak şöyle dursun tam aksine
bölücüdür” değerlendirmesinde bulundu.
1982’de yapılan referandumla halkın %92’sinin onayını
almış bir anayasa sürekli değiştirildi ve artık tamamen yenilenmesi isteniyor.
82 anayasasındaki problem nedir ki ihtiyacı karşılamıyor ve değiştirilmek
isteniyor?
1982 Anayasası tabii başlangıçtaki durum itibariyle
Batılı anlamda çoğulcu özgürlükçü demokrasi standartlarının çokça gerisinde
kalan bir anayasaydı. Biliyorsunuz, onu yapan irade silahlı kuvvetlerden
komutanlarının oluşturduğu 5 kişilik bir cuntaydı. Dolayısıyla Anayasayı
onların dünyaya, toplum-devlet ilişkisine bakışı belirledi. Bu bakış,
tabiatıyla, otorite merkezli, tepesinde devletin yer aldığı hiyerarşik bir
devlet-toplum tasavvurudur. Dolayısıyla, özgürlük yerine otoritenin öne
çıktığı, devletin toplumu tanzim eden ana merkez olarak algılandığı bir anayasa
yaptılar. Toplumu veya ülkeyi büyük bir kışla olarak gören bir yaklaşım bu.
Topluma nasıl kabul ettirildi?
Bu “devlet-merkezli” bakış aslında bizde geleneği olan
bir şey. Yeni bir şey değil, yeni olan sadece meşrulaştırılma tarzı. Eski
sol-Kemalist meşrulaştırmadan farklı olarak, yeni meşrulaştırma; “sağ-Kemalizm
veya Atatürkçülük” diyebileceğimiz, daha muhafazakâr bir ideolojide ifadesini
buldu. Bu perspektif Anayasanın Başlangıç kısmından başlayarak bütün metnine
nüfuz etmiş durumdadır. Buna paralel olarak, meselâ temel haklar ve hukuk
devleti güvenceleri fevkalâde zayıflatılmış. Her ne kadar model olarak Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi esas alındıysa da, o epeyce “millileştirildi”,
“yerlileştirildi”. Yani oradaki özgürlükler önemli ölçüde kısıtlandı, hukukun
üstünlüğü başta yargı denetimi ve yargı bağımsızlığı geriletildi. Demokratik
açıdan da oldukça vesayetçi diyebileceğimiz bir yapı oluşturuldu. Dolayısıyla
ilk haliyle 1982 Anayasası Batı tipi liberal-demokratik rejim standartlarından
çok uzak bir nitelik gösteriyordu. Ondan dolayıdır ki bütün bu sorunlar ortaya
çıktı.
61 Anayasası için de aynı şey geçerli mi?
Şimdi bir anayasayı, masa başında, muhtevası açısından,
ne kadar “ideal” ölçülerde yapsanız da, bunu yapan iradenin toplumdan kopukluğu
veya toplumun iradesinin bir ürünü olarak ortaya çıkmamış olması o anayasanın
yaşayabilirliğini epey kısıtlayan bir faktördür. Hatırlarsanız, mesela 1961
Anayasası 1980’de görünüşe göre yaygınlaşan şiddet olayları yüzünden çöktü.
Anayasa toplumun yarısının hem anayasa yapımı sürecinden dışlandığı hem de
resmen ve alenen aşağılandığı bir ortamda yapıldı. Böyle olmasaydı, toplumun
daha büyük bir kesimi anayasayı sahiplenir ve 61 Anayasasının ömrü belki de
daha uzun olurdu. Buna karşılık 82 Anayasası toplumun tamamen dışlandığı bir
şekilde yapıldı.
Peki 82 Anayasasına gelecek olursak % 92 destek almasını
nasıl açıklayabiliriz?
Evet, referandumda % 92 oy aldı ama bunu açıklayabilecek
birçok faktör var. İlk önce, 80 darbecileri 60 darbecilerinden daha uzun süre
iktidarda kaldılar. 3 yıldan fazla süre iktidarda olan bir cunta yönetiminden
bahsediyoruz. Dolayısıyla, bunun bir önce gitmesi yönünde yaygın bir beklenti
vardı. Oysa anayasanın reddi bu rejimin devamı anlamına gelecekti. Bu Anayasaya
“evet” oyu verilmesinde çok etkili oldu. Ayrıca, anayasa oylaması süreci
biliyorsunuz demokratik değildi. Zaten siyasi partiler yasaklanmıştı. Sivil
toplum kuruluşlarının anayasayı eleştirmesi falan yasaktı. Buna karşılık 5 tane
General Türkiye’yi gezerek, Anayasaya kefil olduğunu söyleyen Kenan Evren’in
başkanlığında yaptıkları toplantılarda tek taraflı propaganda yaptılar. Dahası,
sandık başına gittiğinizde sandığa atacağınız “evet” “hayır” oylarının içinde
yer aldığı zarflar da şeffaftı. Sandık başlarında jandarma, polis falan vardı.
Dolayısıyla böyle bir ortamda “hayır” oyu atmak özel bir cesaret isterdi. Özel
bir bilinç isterdi.
80 öncesi artan terör ve şiddet ortamının da payı var mı?
Bir faktör daha var tabiî. Bu da 80 darbesine Türkiye’yi
getiren şartlardan bîzar olmuş bir toplumun varlığı idi. Askerler bunu iyi
kullandılar. Kenan Evren de sık sık “siyasetçiler tencereyi pislettiler biz
temizliyoruz” türünden laflar ediyordu. “Yeniden düzeni kuracağız, huzur ve
güvenliği sağlayacağız” filan diyordu. Sokaktaki insan, şiddet olaylarını ve
ölümleri sona erdirdiği için cuntaya minnet de duyuyordu. 80 öncesinde öyle
günler oluyordu k, ortalama 8-10 kişi ölüyordu. Bu da toplumda düzen, huzur,
asayiş beklentisi yaratır. Genellikle kamu düzeninin bozulması sonucu
güvensizliğin yaygınlaşması insanların özgürlük ve demokrasiyi besleyen
değerleri arka plana itmelerine yol açar.
Baskıcı rejimler zaten en fazla bu tür toplum psikolojisinden
yararlanarak iktidara gelirler ya da iktidarlarını sürdürürler.
Bugün için de aynı şartlar geçerli diyebilir miyiz?
Şu son söylediğim noktada bir benzerlik var gibi.
Gerçekten de 7 Haziran seçimlerinden 1 Kasım seçimlerine doğru giden atmosfer
buna biraz benziyor. Toplumun, birden bire patlak veren o terör güvensizlik
ortamına karşı güven ve istikrar arayışına gireceğini öngörmek zor olmazdı.
Bunu öngören sivil ve hatta siyasi aktörler de vardı.
Aynı argümanlarla başkanlık referandumu düşünülüyor?
Evet, o bir ihtimal, ben de onun olabileceğini
düşünüyorum. Bir başkanlık referandumu tam da buna benzer bir psikolojik
ortamın ortaya çıktığı şartlarda yapılırsa onun da istenen sonucu verme
ihtimali var.
Bizdeki anayasanın devleti merkeze aldığından bahsettiniz
örneğin Alman anayasasında “insanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır” diye
başlayan insan odaklı bir yaklaşım var. Bizde ise tam tersi, devleti tarif eden
devlet odaklı bir anayasa var. Hangisi doğru bir yaklaşım sizce?
Evet, anayasaların toplum sözleşmesi olduğu konusunda
yaygın bir kanaat var, bu çok doğru değilse de en azından inisiyatifin
toplumdan gelmesi, aşağıdan yukarı anayasa yapımı anlamında doğrudur. Normali
budur, demokratik anayasa yapımı dediğimiz şey budur. Fakat Türkiye’nin anayasa
tecrübesinde monarşik dönemde inisiyatifin yukarıdan gelmesi anlaşılabilir bir
durumdu. Gerçi kısmen toplumdan gelen talepler vardı ama esas olarak padişahın
bir bağışı olarak ortaya çıktı anayasa. Batı dünyasında da 19. yüzyılın ilk
yarısına kadar aşağı yukarı bu şekilde yapıldı anayasalar. Demokratik
cumhuriyetlerde toplumun iradesiyle oluşturulan bir anayasa fikri kaçınılmaz
bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor. Kısaca, yukarıdan aşağıya devlet
seçkinlerinin dayattığı bir elbise gibi olması arzu edilmez bir anayasanın.
Olması gereken, toplumda böyle bir irade ortaya çıkması ve bu iradeye paralel
bir anayasal düzenin kurgulanmasıdır. Anayasanın bu anlamda bir toplumsal
sözleşme olduğu söylenebilir. Türkiye’nin bu konuda maalesef kötü bir tecrübesi
var. Cumhuriyet döneminde dahi 1924 Anayasası da 61 Anayasası da 82 Anayasası
da demokratik yöntemlerle yapılmış anayasalar değil. 21 Anayasası kısmen
istisna sayılabilirse de, onun sahici anlamda, mütekamil anlamda bir anayasa
olduğu söylenemez. Dolayısıyla Türkiye’nin şu anda sahiden sivil iradeye dayalı
bir anayasaya ihtiyacı var, çoktan beri böyle bir ihtiyacı var 1982 Anayasası
yürürlüğe girdiğinden beri böyle bir ihtiyaç var. Ne var ki, Türkiye’nin şu
andaki şartları böyle bir anayasa yapımına uygun görünmüyor.
TC anayasasında “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ifadesi
ile bir şahsa atıf yapılıyor. Bunun dünyada başka bir örneği var mı? Yeni
yazılacak anayasada resmi ideolojinin kalıplarını kırmak mümkün olacak mı?
Ben derslerimde de anlatıyorum. Benim bildiğim liberal
demokratik anayasalarda, çoğulcu anayasalarda herhangi bir kişiye atıfta
bulunmak alışıldık bir şey değildir. Kişi adları şu veya bu sebeple geçiyor
olsa bile bu Anayasanın normatif kısmında değil de belki Başlangıç kısmında,
belki geçici hükümlerde filan olabilir. Mesele bundan ziyade o isme referansla
temellendirmeye çalışılan ideolojiyle ilgilidir. Bizim anayasamızdaki, devlet
merkezli ve kolektivist bir ideolojidir. Malum, Atatürk milliyetçiliği…
Liberal-demokratik anayasalarda devletin “milliyetçi” olarak tanımlandığı vaki
değildir. Milliyetçi anayasa, milliyetçi devlet diye bir şey olamaz yani.
Birçok nedenle…
Neden olamaz?
Bir defa, milliyetçilik günümüzün çoğulcu, çeşitlilik
içeren toplumlarına uygun bir referans çerçevesi değildir. Yani, eğer toplumsal
barışı amaç ediniyorsanız, milliyetçilik tam da bundan dolayı uzak durmanız
gereken bir referanstır. Çoğulcu toplumlarda milliyetçilik bütünleştirici olmak
şöyle dursun tam aksine bölücüdür. İkincisi, sadece milliyetçiliğe değil
herhangi bir ideolojiye atıfta bulunmak zaten anayasal devlet için uygun
değildir. Çünkü toplumda farklı dünya görüşü, ideoloji ve hayat tarzlarına
sahip olan muhtelif gruplar vardır ve devletin gruplardan birisine karşılık
gelebilecek herhangi bir ideolojik perspektifi bütün toplum için zorunlu hale
getirmesi özgürlükçü ilkeyle ters düşer. Çünkü o zaman herkes ister-istemez
devletin kendisine uygun biçtiği elbiseyi giymek zorunda kalır. Hâlbuki
anayasaların yapılış amacı bu değildir. Yani anayasalar toplumu düzenlemek için
yapılmaz, tam aksine devletin sivil alana müdahalesine karşı güvenceler
getirmek için yapılır. Devleti sınırlamak için yapılır anayasalar. İdeolojik
bir anayasa devleti sınırlamaz tam tersine devletin toplum üzerinden iddiasını
sınırsız şekilde genişletir ve keyfiliğe açık kapı bırakır. Ayrıca, yönetim
mevkiinde olanların değişmesine bağlı olarak ortaya çıkan yorum farklılığından
kaynaklanan ikinci bir keyfilik daha söz konusu olur. Dahası, ideolojik
devlette kamu otoritesini kullananların kişisel hatalarını, suiistimallerini ve
yolsuzluklarını eleştirmek de mümkün olmaz; çünkü bunlar ideolojiye referansla
meşrulaştırılır. Bu da yönetimde şeffaflık ve hesap verilirliğin reddi anlamına
gelir. Kısaca tekrar vurgulamak gerekirse,
milliyetçilik hem milliyetçilik olarak yanlıştır, hem de bir anayasa ilkesi
olması bakımından yanlıştır. Aynısı her
türlü resmi ideoloji için de geçerlidir. Bütün bunlar özgürlük ve demokrasi
karşıtıdır.
“Milliyetçilik bütünleştirici değil bölücü bir
ideolojidir. Olmamalıdır” dediniz. Aynı zamanda şimdi mevcut anayasada “Türkiye
Cumhuriyeti devleti Atatürk Milliyetçiliğine bağlı laik sosyal bir hukuk
devletidir” ibaresi var. ilk üç maddenin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin
teklif dahi edilemeyeceği denildiğine göre yeni bir anayasa nasıl yapılacak? 4.
Madde bağlayıcı değil mi? İlk üç maddeye dokunulabilecek mi?
Şimdi anayasayı değiştirmek ile yeniden anayasa yapmak
arasında bir fark var. Eğer anayasayı değiştirecekseniz tabiî bunu anayasanın
öngördüğü usul çerçevesinde yapacaksınızdır. Anayasa yapmak ise yürürlükteki
anayasada değişiklik yapmak değil, onun yerine yeni bir anayasa koymaktır.
Başka bir anlatımla, anayasayı değiştirme iktidarıyla anayasayı yapma iktidarı
farklıdır. Tabi burada da şöyle bir sorun var. Acaba bu sadece usule ilişkin
bir bağlayıcılık mıdır? Genellikle öyledir. Ama bazı anayasalarda bizimki de
dahil olmak üzere bir de “değiştirilemez hükümler” olduğu için, yeni anayasa
yapılırken değil fakat anayasa değiştirilirken bu değiştirilemez hükümlerin
dışında kalan kısımların anayasanın öngördüğü usule göre değiştirilmesi
beklenir. Mamafih, onu da aşmanın kimi yolları yok değildir. Ama eğer sil
baştan yeni bir anayasa yapacaksanız –ki şu anda Türkiye’nin ona karar vermesi
lazım- Türkiye toplumu herhangi bir militer veya başka türden bir baskı altında
olmaksızın, özgür iradesiyle ve kendi inisiyatifiyle kendi statüsünü yeniden mi
belirleyecek demektir. Eğer kararı buysa, o zaman bunun sınırlarını yine
toplumun kendi iradesi ve evrensel bazı hukuk ilkeleri belirler.
Diyelim ki toplum iradesini kullandı ve sıfırdan bir
anayasa yapalım dedi mevcut şartlarda bu mümkün mü yani?
Bu mümkündür; bunun teorik esaslarını Anayasal Demokrasi
kitabımın yeni baskısında (2015) uzun uzadıya anlattım. Ergün Özbudun da son
yıllarda yazdığı bazı kitap ve makalelerde bunu etraflıca anlatıyor. Kısaca
söylemek gerekirse, bu konuda ilgili hukuk literatüründe baskın olan görüş
şudur: Vaktiyle hasbelkader anayasa yapma iktidarını eline geçirmiş ve anayasayı
yapmış, devleti kendince kurmuş olan iradenin topluma bu yolla biçtiği gömleğe
Tanrı buyruğuymuş gibi ilanihaye mahkûm değiliz. Eğer demokrasiden söz
ediyorsak, bunu tartışmak saçma değil mi? Öyle ya, biz kendi anayasamızı
yapamayacaksak, 12 Eylül cuntasının yaptığı anayasaya mahkûmuz demektir. Peki,
bizim demokratik yoldan kullanamayacağımız kurucu iktidar yetkisini o cunta
nereden almış? Anayasa yapma iktidarı statik değil dinamiktir. Tabiî ki
toplumlar değişir, ihtiyaçlar değişir; yeni kuşaklar kendi siyasi statülerini
yeni şartlara göre yeniden belirler. Bundan daha doğal bir şey yoktur. Fakat
dediğim gibi Türkiye’nin bugünkü siyasi şartlarında bunun zorlukları
malum.
Röportaj:
Gökhan Yılmaz MGokhanYlmz
Ekrem Özden EkremOzden86
acbirparantez@yeniasya.com.tr
-DEVAMI YARIN-


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.