Yannis Vasilis Yaylalı
Bir gün Topal Osman ile karşılaşan Dr. Rıza Nur arasında
şu konuşma geçer;
– …Ben cahil bir adamım. Yalnız bir gayretim var; Türküm,
Müslüman’ım. Evet, Türk’ü, dini gavurlardan kurtarmak için çalışıyorum. Başımı
bu yola koydum.
–Osman Ağa’nın bu sözü bana çok te’sir etti. Pek sevdim.
Hem dindar, hem Türkçü. İkisi birden bu cahil adamda, mükemmel şey. Sonra
bilfiil büyük bir cesaretle harpler ediyor. Yanıma çağırıp oturttum ve
kendisine; Ağa! Sen Ferid Bey’e, bilmem kime bakma! Yaptığın yanlış değil.
Tamamıyla doğrudur. Haklısın, vatana büyük hizmetler etmişsin. Bildiğin yolda
devam et! Dedim. –Ya bunlar sonra bir şey yaparsa?, dedi.
– Ben senin tarafındayım. Korkma! Dedim. –Ağa, Pontus’u
iyi temizle, dedim.
– Temizliyorum, dedi.– Rum köylerinde taş taş üstüne bırakma,
dedim.
– Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım
olur diye saklıyorum, dedi.
– Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt.
Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı, diyemesinler dedim.– Sahi öyle
yapayım. Bu kadar akıl edemedim, dedi.
Vapur kazanlarında kömür yerine Pontos Rumu yakıldı.
***
19 Mayıs bayram değil Pontos Pogromu ve yas günüdür.
Pontos kısa tarihi
Pontus [1](Yunanca: Πόντος, Pontos) antik Yunanca “deniz”
anlamına gelmesi ve Yunan mitolojisinde Gaia’nın oğlunun adı olmasının yanı
sıra Amasyalı Strabon’dan itibaren antik yazarlarca Karadeniz’in güney
kıyısında Halys ırmağının (Kızılırmak) doğusunda yer alan Kuzey Anadolu
sahillerini hinterlandıyla birlikte tanımlamak için kullanılmıştır. Batı’da
Pontos‘ta (Samsun, Giresun, Tokat, Ordu, Amasya) Doğu’da ise (Trabzon, Rize,
Gümüşhane) illerini kapsamaktadır
Pontos halkının; varlığı Karadeniz’de M.Ö 4. yüzyıla
kadar dayanır. Elen soyundan gelen Pontos halkının konuştuğu dil Romeika’dır. Stafanos[2] ve onu referans alan
Ayşe Hür’ün belirttiği Gürcü halkının iki kolu dedikleri olan Lazlar ve
Tznalar’ın da Pontoslu’lukta erime
tezini pek gerçekçi olduğuna inanmıyorum.
Bugün Pontos’da ancak Rize ve
Trabzon’un bazı köylerinde Romeika
konuşulmaktadır. Konuştuğumuz dilimiz korunma altına alınmaz ise kaybolmak ile
yüz yüze kalacaktır.Pontos halkının konuştuğu dil Romeika’dır. Bugün Pontos’da ancak Rize ve Trabzon’un bazı köylerinde Romeika konuşulmaktadır. Konuştuğumuz dilimiz
korunma altına alınmaz ise kaybolmak ile yüz yüze kalacaktır.
Osmanlı’nın 1461
yılında Pontos’u işgal etmesi ile dil ve din asimilasyonu politikaları da
başlar.
Pontos’da bu yaşadığımız
işgal ve saldırı anlamında Osmanlı’nın yaptığı elbette ilk değildir. Daha önce bir çok güç
bunu denemek istemiş yer yer de başarı sağlasa da bizim için sonun başlangıcı olacak soykırım ve asimilasyon politikaları Osmanlı ile birlikte gelip, İttihat Terakki
ile devam eden ve genç faşist cumhuriyet ile doruğuna ulaşan
süreçtir.Latinlerden kaçarak Trabzon’a gelen Bizans Kommenos hanedanlığı
kurduğu Trabzon Rum imparatorluğu 1461 yılında Fatih sultan Mehmet tarafından
alındı. Trabzon’un 1461 yılında Osmanlı tarafından işgali sonrasında
İslamlaşmaya başladığını görüyoruz.Trabzon’da 1461 yılında yüzde yüz olan
Hristiyan nüfusu, 1523 yılında yüzde 86’a geriler:[3]
Müslümanlar
% 14.32
Rum Ortodoks
% 69.22
Ermeni Ortodoks
% 12.93
Latin Katolik
% 3.53
Bunca saldırı ve asimilasyon çalışmalarına karşı
Osmanlı’nın 1914 kayıtlarına
bakıldığında samsun’dan Rize’ye 450 bin pontos’lu rum yaşadığını görüyoruz.
Hatta bir çok yerde nüfus’un %50’sini geçen bölgeler vardı. Osmanlı’nın Pontos
halkına saldırılarını bir kaç örnek ile
verelim.
Pontos halkına Osmanlı saldırısı en üst seviyesine
Köprülüler dönemi-1656-1670 ile çıkar.
Osmanlı’da sadrazamlık 1656-83 arası Köprülü Mehmet Paşa
sonra oğlu Fazıl Ahmet paşa ve damatları
Kara Mustafa paşa sürdürür.Bu dönem’de Pontoslu Rum halkına baskılar oldukça
artmıştır. Kendisi de Amasya’lı olan Kara Mustafa Paşa da her türlü şeyi bahane
ederek Rum halkına baskı uygulamaya devam ettiğini görüyoruz. Fakat asıl baskı
1670 ile birlikte gelir Rumca konuşmak yasaklanır. Rumca konuşanların ölümle
cezalandırılacağı duyurulur. Bununla da yetinilmez, Osmanlı askerleri ve
muhbirleri sürek avı başlatır ve çarşı
pazar Rumca konuşan insanlar aranır.
Rumca konuşurken yakalanan kadınların ve çocukların dilleri
kesilir, erkekler ise idam edilir. 8 ila 15 yaş arasındaki çocuklar,
ailelerinin elinden zorla alınarak (Türkçe konuşmaları ve Müslüman olarak
yaşamaları için) bilinmeyen yerlere götürülür.
Kız kalesi direnişi
Halkımız tüm baskılara rağmen dilini ve kültürünü
yaşamaya devam etmek ister.Halkımız Her türlü baskıya rağmen Bafra ve
civarında kendi dili ve kültürünü
sürdürmek isteyince Amasya’lı Kara Mustafa Paşa, Bafralı Rumları cezalandırmak
için Osmanlı beylerinden Hasan Ali bey
sadece Bafra rumlarını cezalandırmak değil yaptığı katliamla diğer bölgedeki
Rum halkına korku salmak için yüzlerce insanı Bafra’da katleder.
Bu arada bu katliamdan kurtulmak için 1500 kadın ve çocuk Bafra’da bulunan Kız
kalesine sığınır.Direniş kaleye ulaşır ve uzun bir direnişin ardından
Osmanlı kaleye girmeyi başarır.Yine
Maliyaris yayınlarından çıkan Pontos ansiklopedisinin anlatımlarına göre 30
kadın Osmanlı’nın eline geçmektense kendini kale surlarından aşağıya uçuruma
bırakmştır. Bu yüzden o kale unutturulmaya bırakılmıştır.Barındırdığı o direniş
kültürünü ortaya çıkarmak istenmemiştir.Tabii aynı zaman da yaptıkları katliam
da ortaya çıkacak dı.Osmanlı yaptığı baskının sonrasında gördüğü direnişten
ürker ve geri çekilir.O günden sonra o kalenin ismi kız kalesi olarak
kalacaktır.
Ya Dilimizden vazgeçmemiz ya da dinimizden vazgeçmemiz
istendi
Osmanlı bu olayların ardından yeni bir yöntem
üretiti.Padişah’ın imzasıyla çıkarılan bir ferman ile Pontoslu Rumlara “YA
DİNİNİZİ YA DİLİNİZİ DEĞİŞTİRECEKSİNİZ” emri yollanır.
İşte bu ferman Pontos’un ve biz pontoslu’ların dünden bü güne kaderimizi belirleyen önemli
bir özellik taşıdı. Bu ferman sonrasında Pontos’un batı kısmı (Samsun, Giresun,
Tokat, Ordu, Amasya) yaşayan Rumlar, Ortodoks Hristiyan olarak dinlerini
sürdürmeyi, dillerini değiştirip Türkçe konuşmayı kabul ettiler.
Pontos’un doğu kısmı ise (Trabzon, Rize, Gümüşhane)
yaşayan Rumlar ise tam tersine Rumca konuşmayı sürdürmeyi, dinlerini değiştirip
Müslüman olarak yaşamayı kabul eder. Ancak ileriki yıllarda anlaşılacağı
üzerine Pontos’un doğusunda yaşayanlar bir kısmı dışarıya Müslüman görünürken,
gizli Hristiyan olarak dinlerini de devam ettirir.Bu konuyu Yunanistan’da
yaşayan Pontoslu yazar Yorgo Andreadis kendi aile hikayesinden yola çıkarak
gizli din taşıyanları kitabına işlemiştir
Tarihimiz bir çok direniş ve aynı zamanda da yenilgiler
ile doludur.Osmanlı’dan ittihatçılara ve ardından kurulan Türkiye devletine bir çok saldırıya karşı çok uzun
soluklu direniş tarihimiz olmuş,fakat zamanla yalnızlaştıkça, tehcir ve
uygulanan soykırım’a karşı iki yüzlü uluslararası ilişkiler yüzünden zaman için
de halkımız bu saldırılara karşı koyamaz duruma gelmiştir. Sonrası çorap söküğü
gibi geldi .Büyük Pontos pogromunda ölmeyenler, önce gizli gizli kendi
kültürünü yaşamaya çalışsa da yavaş yavaş , artık tüm olup bitenlerin
korkusundan dolayı kültürel aktarmayı yapmayı bıraktılar.
Osmanlı’nın dağılma ve ulusal uyanış dönemi elbette
Türkler’de olduğu gibi Pontos Rumları içinde geçerliydi.
Osmanlı ve İttihat Terakki ve sonraki kadroları, hatta bu
güne kadar olan resmi ideolojinin en çok kullandığı yalan, Emperyalist güçler
Osmanlı imparatorluğuna saldırdığında, bu güçler ile Rum halkının,Ermeni
halkının,hatta Kürt halkının birlik olup Türklere ihanet ettikleridir.Ulusal
uyanış demek , feodal sistemin yerine, kendi iç pazarları olan devletlerin
ortaya çıkması anlamına gelir. Bu anlamı ile yaklaşıldığında Türk burjuvazisi
nasıl kendisi için bir iç pazara dayanan devlet kurmak istiyor ve bunun için çaba
gösteriyorsa, diğer ulusların uyanışları ve kendi devletleri için çabaları
anormal değil, tam tersine normal bir tutumdur.
Küçük Kaynarca antlaşmasına kadar , yani 15. yüzyıldan
18. yüzyıla kadar Pontos’da yapılan
ticarete genel olarak müslümanlar hakimdi.Küçük Kaynarca antlaşması ile
Fransa, Rusya, Avusturya ve İngiltere’ye Osmanlı devleti imtiyaz tanımak
zorunda kaldı. Rusların hem denizcilik hem de dil yeteneklerinden dolayı Pontos’da yaşayan Rum halkını Müslüman halka
karşı tercih etti. Bu nedenlerden dolayı bir çok meslek alanında Pontos’da
Rumlar ticarete hakim olmaya başladı. ”19. yüzyılın sonuna gelindiğinde,
Samsun-Trabzon hattında özellikle taşımacılık, bankacılık, sigortacılık ve
ticaret artık Ermeni ve Rumların tekeline geçmişti”[5] Tabii herkes iyi bilir
ki ekonomik uyanış beraberinde diğer üst yapısal şeyleri de tetikler ve
harekete geçirir.
Pontos Rumlarında siyasi bilincin gelişmesi , Balkan ve
Birinci Dünya savaşı ile birlikte Osmanlı saldırısına karşı Pontos halkının
kendini savunması.
Elbette yukarıda söylediğim Pontos toplumundaki ekonomik
hareketlenme uzunca bir olgunlaşma sürecinden sonra sırası ile Pontos halkının
siysi aktör olarak ortaya çıkmasını 1) 1908 jön Türk devrimi ve getirdiği
olanaklar 2) Balkan savaşı ve gerçekleşen ulusal kurtuluş hareketleri ki,
Yunanistan’ın kurtulması en büyük etkenlerden biri olarak gösterilebilir 3)
Birinci dünya savaşının başlamasını gösterebiliriz. Osmanlı’nın balkanlar da
toprak kaybetmesi , daha agresif ve intikamcı politikaları devreye sokmasın
neden oldu. Ardından Osmanlı’nın yine emperyal çıkarları doğrultusunda birinci
dünya savaşına girdi. Balkan savaş ve birinci dünya savaşı nedeniı ile birlikte
seferberlik adı altında Pontos Rumları Amele taburlarına alınmaya
başlandı.Osmanlı ve İttihatçıların devreye soktuğu soykırım politikaların da
Amele taburlarının önemli bir yeri olduğunun bugünden baktığımızda açıkca
görüyoruz. Pontos halkı da bu uygulamalardan büyük rahatsızlık duymaya
başladı.Bu durum yetmez gibi bir de Osmanlı üstüne Samsun’un Rum köylerine balkanlardan
getirdiği göçmen nüfusunu zorla yerleştirmeye kalkınca, hatta göçmenleri kabul
etmeyen Samsun’un Çarşamba yolu üzerindeki kirazlı köyü ve Çırahman, Ökse, Tevkeris, Çinit, Andreandon,
Çınarlı köylerini yoğun baskı uygulaması hatta daha sonra göçmen kabul etmeyen
üç köyün Osmanlı tarafından yakılması, Pontos’un ilk direniş birliklerinin de örgütlenmesine,
karşı koyuş eylemlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Pontoslu’lar artık toplu
şekilde askere gitmeyi, amele tapurlarına gidip kölece ölmeyi ret ediyordu. Bu şekilde ortaya çıkan asker
kaçakları sonradan Pontos halkının öz savunmasını oluşturacak partizan
birliklerinin de ana gövdesini oluşturmuş oldu.
Doğal olarak ki Osmanlı despot imparatorluğu dağılırken,
Biz de tüm diğer tüm uygar halklar ve uluslar
gibi, yaşadığımız Pontos’da halkımızın hakları için mücadele ettik.
Fakat uluslararası konjektür bizden yana değildi, Rusya ve Sovyet Rusyası
hariç,tüm diğer uluslararası güçler,Bizim canımız ve malımız üzerinden yükselen
Türk devletini desteklemeyi yeğledi.Bize uygulanan katliamlara çoğunlukla bu
yüzden sesiz kalındı.
Bu yazımda da bir
kaç kere bu ifade ettiğim gibi, Osmanlı arşivlerinde görüleceği üzerine 19
yüzyılın sonlarına doğru Pontos’da bir çok iş kolu ve meslekte hakimiyet Rum
halkına ve Ermeni halkına aitti. Bu kapkaçcı
Türk burjuvazisinin iştihanı oldukça kabartmış olduğunu bugün artık
kimse inkar etmiyor.Bizim zenginliğimiz bize uygulanan soykırım politikalarında
en belirleyici aktör olmuştur.
İttihat Terakki-İstanbul hükümeti-Mustafa Kemal ve Topal
Osman evlerimizin son taşları gibi bizi söküp attılar topraklarımızdan…
Bize yapılanlar,Topal Osman ile o dönem Sinop mebusu Dr.
Rıza Nur “Hayatım ve Hatıralarım” adlı eserinde anlattığı bir dialog çok güzel
anlatıyor. Topal Osman’a belki yine değinebilirim ama bilmeyenler için
1912-1923 yılları arasında bize uygulanan soykırımın da baş sürdürücüsü iken
Ermeni ve Kürt halkına karşı uygulanan katliamların da baş
zanlılarındandır.Aynı zaman da Mustafa Kemal Atatürk’ün fedaisi diye de ün
salmıştır.
Taş üstüne taş koyma, bir daha burada kilise vardı,
diyemesinler dedim.
Bir gün Topal Osman ile karşılaşan Dr. Rıza Nur arasında
şu konuşma geçer;
– Bu gâvurlardan hayır yoktur. Ben bu işleri iyi
yapıyorum diye yapıyorum. Kötü ise iyisini söyleyin. Derhal öyle yaparım. Ben
cahil bir adamım. Yalnız bir gayretim var; Türküm, Müslümanım. Evet, Türk’ü,
dini gavurlardan kurtarmak için çalışıyorum. Başımı bu yola koydum
– Osman Ağa’nın bu sözü bana çok te’sir etti. Pek sevdim.
Hem dindar, hem Türkçü. İkisi birden bu cahil adamda, mükemmel şey. Sonra
bilfiil büyük bir cesaretle harpler ediyor. Yanıma çağırıp oturttum ve
kendisine;
Ağa! Sen Ferid Bey’e, bilmem kime bakma! Yaptığın yanlış
değil. Tamamıyla doğrudur. Haklısın, vatana büyük hizmetler etmişsin. Bildiğin
yolda devam et! Dedim.
– Ya bunlar sonra bir şey yaparsa?, dedi.
– Ben senin tarafındayım. Korkma! Dedim.
– Ağa, Pontus’u iyi temizle, dedim.
– Temizliyorum, dedi.
– Rum köylerinde taş taş üstüne bırakma, dedim.
– Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım
olur diye saklıyorum, dedi.
– Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt.
Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı, diyemesinler dedim.
– Sahi öyle yapayım. Bu kadar akıl edemedim, dedi.
Vapur kazanlarında kömür yerine Pontos Rumu yakıldı.
Ayşe Hür’ün birikim dergisine yazdığı ‘çağımızın bir
başka kahramanı’ yazısında Türk
çetecisinden ve katilinden nasıl kahraman çıkarıldığına işaret ederken , dünden
bu güne aslında hiç bir şeyin değişmediğini bize göstermektedir. ”. Falih
Rıfkı’ya göre Topal Osman[4] basılan her Türk evine karşı 3 Rum evini basmak,
mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür
yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkenceleri ile bölgeyi Rumlardan
tamamen temizler. Görevinde ne kadar başarılı olduğunu Genelkurmay
raporlarından anlarız. O tarihte çetecilik olayına karışan Rum sayısı 11.118
iken Rum çeteciler tarafından öldürülen Türk köylü sayısı 1817’dir. 1914
Osmanlı Salnamesi’ne göre Trabzon, Sivas ve Kastamonu vilayetlerinde yaşayan
450 bin Rum’dan 86 bini 1. Dünya Savaşı sırasında Rusya’ya göç etmiş, 322 bini
1923 nüfus mübadelesiyle Yunanistan’a gitmişti. Aradaki fark olan 65-70 bin Rum’un
1916-1923 arasında şu veya bu şekilde hayatını kaybettiği tahmin edilir.
”(Aktaran Stefanos Yerasimos, Pontus Meselesi, Toplum ve Bilim, 1988-89 Güz
sayısı.)
Türk devleti bizim canımız ve malımız üzerinden
yükselmişdir.
Türk devleti 19 Mayıs 1919 tarihini kendisi için bir kurtulma tarihi olarak göstermektedir.Biz
resmi ideolojinin yalan propagandalarından biraz da olsa kendini sorgulayarak sıyrılmış olanları, iyi
biliyoruz ki o gün ve o yıllar bizim canımız ve malımız üzerinden bu devlet
yükseldi.O yılların kayıtları yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.O yıllarda
kurtulduk dedikleri bizlerdik aslında, varlığımız ve malımız bu inkarcı
devletin maalesef harcı oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözde Pontos halkı Topal
Osman gibi çetelerden koruması için İstanbul hükümeti Karadeniz’e
göndermişti.Peki ne oldu biliyor musunuz daha ilk ayında Topal Osman ile
Atatürk havza’da bir araya geldiler. halkımıza karşı sürmekte olan katliamın
örgütsüz olduğu kararı üzerine Topal Osman’a daha fazla zalimlik yapabilsin
diye bir katliam birliği oluşturdular.Bakın biz neden o tarihi seçtik iyi
anlaşılsın diye bir şeyi daha aktarmak istiyorum.
Bu Topal Osman çetesinden sadece biz şikayetçi değildik.o
dönemin mülki amirleri de şikayetçiydi. bu konu da her fırsatta hükümet
bilgilendiriliyordu. İstanbul hükümetinin Ermeni ve Kürt halkına karşı
uygulamalarından idam cezası almış olan ve bunca hakkında şikayet olan Topal
Osman’a Atatürk ricası ile af çıkarıldı. İstanbul hükümeti- sonradan oluşacak
Ankara hükümeti ( Mustafa Kemal ve diğer ittihatcı artıkların) bilgisi
dahilinde bize bugün sürekli kanıtlamaya çalıştığımız büyük POGROM uygulandı.
Pontos halkına karşı 1914-1923 arası uygulanan pogrom
sonucunda 353.000 insanımız acımasızca katledilmiştir.Yüz binlerce Pontos’lu
yerinden yurdundan zorunlu Tehcir’e
tabii edildi.babalarından annelerinden kopartılan on binlerce çocuğun bugün
hala akibeti bilinmemektedir.Türkiye devleti kabul etmese’de ilk olarak
Yunanistan Meclis’inin 1994’de aldığı
kararla Pontus Rumlarının soykırımını
anma günü olarak kabul etti.Bu sene ise Avusturya ve Ermenistan,Çek cumhuriyeti
meclisleri Pontos soykırımını tanıdığını kabul ettiler.
Bir Pontos’lu olarak
bir kere daha Türkiye devletini
Pontos soykırımını tanımaya çağırıyoruz . Her türden inanç ve halkları adaleti
gelmeyen bir soykırımın yasını tutamayan Pontos halkı olarak bizimle
dayanışmaya çağırıyorum.
……………………………….
kaynakça:
1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Pontus
2) http://www.gelawej.net/pdf/Pontus-Meselesi.pdf
3) Trabzon
Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi 1461-1583, Heath W. Lowry, Boğaziçi
Üniversitesi yaYayınevi 5.Baskı, Sayfa 84.
4) 3)Ayşe Hür
http://www.birikimdergisi.com/…/cagimizin-bir-baska-kahrama…
5) Pontos’un gayri resmi tarihi Ayşe Hür
516

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.