Etyen Mahçupyan / emahcupyan@karar.com
AK Parti’nin başarılı sayıldığı cari açıkta da alarm zilleri çalıyor. Geçmişte enerji gideri kenara konduğunda cari fazla yaratılıyordu. 2016 itibariyle cari açık düşmeye devam ediyor ama enerji gideri çok daha hızlı düşmekte. Kısacası artık enerji giderini dikkate almadığımızda bile giderek artan bir cari açıkla karşı karşıyayız. Üstelik eski performansı yüksek büyüme hızlarında gerçekleştirebiliyorduk. Şimdi çok daha düşük büyüme seviyesinde ve düşük enerji fiyatlarıyla bile dengeyi tutturamıyoruz… Yani aynı cari açıkla çok daha az büyüyoruz. Sonuçta Türkiye sahip olduğu avantajı ‘eskiyi düzeltme’ adına iyi kullanmakla birlikte, ‘yeniyi oluşturma’ açısından iyi kullanmamış oldu. Yapılan uyarılara rağmen yapısal değişim yönünde adım atılamadı… Şimdi bedeli görünür olduğunda bile temel yaklaşımda pek bir farklılık gözükmüyor.
***
Orta vadede Türkiye’nin üzerindeki asıl tehdit
ekonomidir. İç siyaset ve hukuk alanındaki birçok sorun vahim ve hayati gözükse
de, onlara kısa dönemde, doğrudan ve etkin müdahale daha mümkün. Oysa
ekonomideki trendleri bırakın tersine çevirmeyi, olumlu yöne doğrultmak bile
birikmiş ve planlı çaba gerektiriyor. Ayrıca siyaset ve hukukta başka ülkelerin
kendi sistemlerine yönelik kararlarından etkilenmiyoruz. Buna karşılık
ekonomide başkalarının aldığı kararlar bizi etkiliyor ve eğer onlar bu işi
bizden daha iyi yapıyorsa ‘geriden gelmek’ bir mukadderat haline gelebiliyor.
***
Aslında AK Parti miras alınan yapıyı tersine çevirebildi.
Ekonomi AK Parti iktidarının en başarılı alanlarından biri oldu. Doğru bütçe
yönetimi sayesinde geçmişe göre dolar cinsinden neredeyse kırk kat ‘potansiyel
yatırım’ kaynağı üretildi. Bu sürede işsizlik azalmasa da istihdam arttı.
Türkiye’nin ekonomik çeperi merkeze katılırken bugün siyasi değeri anlaşılan
bir orta sınıf oluştu. ‘Zengin kişi’ sayısı üç misline çıktı. Aynı dönemde küresel trendin aksine gelir
dağılımı da bir miktar düzeldi. Açlık seviyesinde insan kalmadı.
Ne var ki ülkenin temel yapısal sorunu çözülemedi: Hane
halkı tasarruf oranı çok yetersiz bir seviyede kemikleşti. İktidar buna devlet
yatırımları ve mega projelerle cevap verdi. Ancak bir yandan devleti büyütmüş
oldu, diğer yandan da kendi ivmesi ile katma değer üretebilen bir teknoloji ve
sanayi hamlesine geçemedi.
Gelinen noktada enflasyon yüzde 9 seviyesinde. Türkiye
ise tüketim odaklı bir toplum yapısına ve piyasa mantığına kilitlenmiş durumda.
AK Parti kullanılmamış veya israf edilmekte olan potansiyelleri kullanarak
milli geliri sıçrattı. Ancak o potansiyelin kullanılma biçimi, gelinen milli
gelir seviyesinde iç dinamiğe dayalı bir atılıma yol açamadı.
***
Büyümeye muhtaç olan bu ülkede rakamlar iyi işaret
vermiyor. Gerçi 500 büyük sanayi firmasında esas faaliyetten elde edilen kar
arttı, ama büyüme oranı yüzde 4 civarında tıkanmış gözüküyor ve daha önemlisi
büyümeye olan katkı tüketimden geliyor. 2015 yılının büyümesine özel tüketimin
ve kamu tüketiminin katkısı sırasıyla yüzde 3 ve 0,7 iken özel yatırım ve kamu
yatırımı katkısı yine sırasıyla 0,5 ve 0,3. Diğer bir deyişle tüketimin katkısı
yatırımın üç buçuk misli ve esas olarak da özel tüketimden geliyor. 2016’nın
ilk çeyreğinin bir önceki çeyreğe göre mukayesesinde bu dört rakam daha da
uyarıcı sinyaller veriyor: Sırasıyla 1,9 / 0,5 /- 0,4 /- 0,2. Yani kamu
tüketimi hariç hepsi düşmekle kalmıyor, yatırımın katkısı eksi… Doğrudan
sanayiye bakarsak 2015 ilk yarı büyüme oranı 4,3 iken bu yıl 1,0 olmuş. İlave
etmek gerek ki kurtarıcı olarak düşünülen inşaat sektörünün büyümeye katkısı da
2010 sonrasında dalgalanarak aşağıya doğru iniyor.
***
AK Parti’nin başarılı sayıldığı cari açıkta da alarm zilleri
çalıyor. Geçmişte enerji gideri kenara konduğunda cari fazla yaratılıyordu.
2016 itibariyle cari açık düşmeye devam ediyor ama enerji gideri çok daha hızlı
düşmekte. Kısacası artık enerji giderini dikkate almadığımızda bile giderek
artan bir cari açıkla karşı karşıyayız. Üstelik eski performansı yüksek büyüme
hızlarında gerçekleştirebiliyorduk. Şimdi çok daha düşük büyüme seviyesinde ve
düşük enerji fiyatlarıyla bile dengeyi tutturamıyoruz… Yani aynı cari açıkla
çok daha az büyüyoruz.
Sonuçta Türkiye sahip olduğu avantajı ‘eskiyi düzeltme’
adına iyi kullanmakla birlikte, ‘yeniyi oluşturma’ açısından iyi kullanmamış
oldu. Yapılan uyarılara rağmen yapısal değişim yönünde adım atılamadı… Şimdi
bedeli görünür olduğunda bile temel yaklaşımda pek bir farklılık gözükmüyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.