Coşkun Özbucak / cozbucak52@hotmail.com
78 yıl oldu, Harut Ağabey’le Hayat Televizyonu için
çekim yaparak 40 dakikalık program yapmıştım. Neler
anlatmamıştı ki, bir de kendine ait ‘mini müze’sini
gördüğüm için kendimi
ayrıcalıklardan hissetmiştim. İbrahim
Dizman’ın ‘Adı Başka Acı
Başka’ adlı Harut Artun Ağabey aracılığıyla Ordu’daki Ermenilerin yaşam öyküsünü anlatan kitabını okuyunca anılar yeniden gözümün önünde canlandı. Kitapta
yer alan bilgiler kimilerin ‘hoşuna’gitmeyebilir
ama yaşanmışlıkları inkar
etmenin de anlamı yok!
Adına ne derseniz deyin Ordu’da Ermeniler yok edildi…
Kitaptaki söyleşilerden ve anı aktarımlarından iki görüş ortaya çıkıyor. Biri
Ordu’da kalanlar, geri dönemlerle
(zorluklar çekerek) 1915 sürecinde
götürülenler arasındaki
duygu farklılığı. Kalanlar inatla
kardeşlikten söz ederken,
götürülenlerde doğal olarak ‘milliyetçilik’
duyguları egemen olmuş.
Ancak 1915 devlet politikaları sonrası kalanlar da göç
etmek zorunda bırakan ikinci uygulama dikkat
çekici. Ermenilerin
son kilisesinin
sapasağlamken çürük iddiasıyla yıkılması Ordu’daki Ermenilerin
göçüne neden oluyor. Bir iki aile
de hala kalmak için direniyor!
Bu kişiler de kardeşlik sembolü olarak aramızda
yaşıyorlar.
Kitabın
128. sayfasından bir
alıntı aktarayım: “Bitmeyen
acı: Yıktırılan kilise Ayrımcılık deyince, bunun en acı en büyük
örneği kilisemizin yıkılmasıdır. Bundan daha
büyük kötülük olur mu? 1936’da Bekir
Sami Baran, Ordu’ya vali olmuş. Ben on yaşımdaydım,
hatırlıyorum. Bir iki defa görmüştüm.
1937’de kilisemizi
yıktırdı bu vali. Sebep?
Herkese söylenen ve Ankara’ya rapor edilen
sebep, kilisenin yıkılma tehlikesi taşıması imiş. Hakiki sebep ise bu valinin Ermeni cemaatine
düşman olması, bizi burada istememesi. Herhalde düşünülmüş ki kiliselerini yıkarsam, Ermeniler
burada tutunamaz.”
Valinin dediği
gibi olmuş. Ermeniler dini
ibadetlerini, evlenme ve cenaze işlerini yapamaz hale gelince birer birer
Ordu’yu terk etmişler.
Yıkılan kilisenin yerinde
şimdi Zaferi Milli Mahallesi Camii var. Kilisenin bir
duvarı hala duruyor.
Ordu’daki
hoşgörü kültürü belki de
farklı inanç ve kimlik gruplarını içinde barındırmasından kaynaklanıyor.
Bir
de 1915 sürecinde o kadar
Ermeni çocuk Ordu’da Türk
ailelerine bırakılmış ki, Türk aileleri bu çocukları korumuşlar, kendi çocukları olarak yetiştirmişler.
Harut Ağabey’in
vurguladığı gibi, kimler olduklarını araştırmaya da gerek yok!
Ordu tarihi, kültürü bakımından önemli bir kitap
olmuş ibrahim Dizman’ın Harut Ağabey’le anılar
üzerinden söyleşisi. Başta ikisine ve anılarını paylaşanlara teşekkürle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.