Ayça Yapar 13
Ağustos 2016 Kültür Sanat, Sayı: 131, Tarih
Tarihte çokça ittifaklar mevcuttur. Tunus’ta bulunan
Hafsi Sultanı olan Mevlay Hasan, tahta geçtikten sonra erkek kardeşlerini
öldürerek ve kör ettirerek tahtını sağlamlaştırır. Kardeşi, ünlü korsan
Barbaros Hayreddin’in yardımıyla tahtı ele geçirir ve böylece Tunus Babıali’ye
bağlanmış olur. İşte böylece sabık Sultan Mevlay Hasan’ın Avrupa serüveni
başlar.Osmanlıların gayrimüslümlere hoşgörüsü Osmanlının, kendi toprakları içerisinde yaşayan
gayrimüslimlere karşı hoşgörüsü bilindik bir mevzudur. (Hoşgörü, bu topraklarda
hiçbir zaman vârolmadı: http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/26/haber,A3F33FFA84B64D89A6E0E79D3ADC1EB9.html
HYETERT)
Halen bu politikayı eleştiren veya öven çoktur. Bu
konunun üzerinde daha önce söylenmemiş bir görüş belirtmek neredeyse
imkansızdır.
Bu nedenle Osmanlı’nın bu politikasına karşın o dönemdeki
Avrupa’nın Müslümanlara karşı olan tutumu konusunda bir ışık tutmaya çalışalım.
Devletin genişlemeye başladığı dönemde Avrupa’nın gözünde
Müslüman ve Türk hemen hemen aynı anlamı taşırdı. Fakat Orta Doğu ve
Afrika’daki halklar Avrupa’nın gözünde kimliklerini koruyabilmişlerdi. Ama
örnek olarak Balkanlarda bulunan ve Müslüman olan herkes Türk gözüyle bakılırdı
Avrupa’da.
Osmanlının hoşgörü politikasına karşın Avrupa’da bunun
esamesini pek görmeyiz. Bunun en açık örneğini bugünkü İspanya sınırları
içerisinde kurulmuş olan Endülüs devletine ve bu devletin Müslüman halkına
yıllar boyunca yapılmış olan kıyam ve zorunlu sürgün örnek olarak
gösterilebilir.
Halkın arasında Hristiyan olup hayatlarını devam ettirmek
isteyenler dahi gösterişli bir vaftiz töreninden belli bir süre sonra sürgüne
zorlanmışlardır. Kimileri dışarıya karşı Hristiyan olduğunu gösterip kendi
içlerinde ibadetlerini sürdürmeye çalışmışlarsa da sıkı takip altındalardı. Bu
nedenle oyunu sürdürmeleri mümkün değildi.
Avrupa Hristiyanları için Müslümanları Hristiyan dinine
döndürmek büyük bir olaydı
Toplu vaftiz törenleri yapılır ve sokaklar buna uygun
olarak süslenirdi. Ama bu, kimi zaman dininden dönenler için bir kurtuluş arz
etmiyordu. Bunun istisnaları Müslüman hanedan mensupları için geçerli oluyordu.
Özellikle Cezayir dayılığı için hanedan içinde savaşan
amca ve yeğenler arasında kaybeden soluğu Avrupa’da alabiliyordu. Belli bir
süre maiyetiyle Avrupa krallıklarında hoş karşılanan Cezayir prensleri arasında
daha sonra Papa’ya başvurarak Hristiyan olmak isteyenler oluyordu.
Çok görkemli ve şaşaalı geçen bu vaftiz seremonisinde
prensin vaftiz babası ve annesi dönemin Avrupa kral ve kraliçelerinden biri
oluyordu. Vaftiz töreninden sonra hayata yeniden başlayacak olan prensin ismi
değiştirilir ve Papa’nın isimlerinden de birini taşımasına özen gösterilirdi.
Böylece aralarında kralların maaşa bağladığı bir şövalye olarak hayata devam
edenler olduğu gibi belli bir süre sonra yeniden Cezayir’e dönüp Müslüman
olarak eski hayatına ve hanedan kavgalarına dönenler de oluyordu.
Tabi bir de tarihimizde Cem Sultan hadisesi de vardır ki
Cezayir prensleri kadar şanslı olamamıştır. Bunlardan en meşhurunun Cem Sultan
olduğu bir gerçektir. Avrupa topraklarında kaldığı süre boyunca Macaristan
Kralı Mathias Corvin, Napoli Kralı ve Papa da dahil hepsi Cem’in kendilerine
teslim edilmesinin peşine düşmüşlerdir. Onu yeniden tahta çıkarmak kozuyla
Osmanlı aleyhine olacak ciddi toprak imtiyazları koparmaya çalışırlar. Cem’i
elinde bulunduran Rodos Şövalyeleri ile Sultan Bayezid arasında yapılan anlaşma
gereğince Cem’i koz olarak kullanmayacaklarına karşılık her yıl yüklü bir
miktar alacaklardır.
Bu iki örneğe de bakıldığı takdirde olayın dini
boyutundan ziyade taraflar siyasi çıkarlarına göre hareket etmişlerdir. Dini
boyutu bunun yalnızca göz boyamasıdır. İki taraf da yeri geldiği zaman farklı
bir dinden olana hatta birbirlerine gavur ve düşman diye hitap etmelerine
rağmen siyasal çıkarları uğruna ittifak edebilmişlerdir.
Tunus’un Hristiyan Sultanı
Tarihte buna benzer çokça ittifaklar mevcuttur. Son bir
örnek olarak Mevlay Hasan’ın hikayesini anlatabiliriz. Tunus’ta bulunan Hafsi
Sultanıdır. Tahta geçtikten sonra erkek kardeşlerini öldürerek ve kör ettirerek
tahtını sağlamlaştırmıştır. Kardeşi, ünlü korsan Barbaros Hayreddin’in
yardımıyla tahtı ele geçirir ve böylece Tunus Babıali’ye bağlanmış olur.
İşte buradan sonra sabık Sultan Mevlay Hasan’ın Avrupa
serüveni başlar. Sultan Cem gibi Mevlay Hasan da Hristiyanlardan yardım ister
ve Şarlken buna cevap verir. Aziz Jean Şövalyelerinin kuvvetleri, Napoli,
Ceneviz, Sicilya ve Papalık kuvvetleriyle birlikte Mevlay Hasan Tunus’a
saldırır. Barbaros Hayreddin büyük bir bozguna uğrar. Yüzlerce Hristiyan köle
serbest kalır, yüzlerce Müslüman ise köle haline getirilir.
Bu sefer Tunus Şarlken’e tabidir. Mevlay Hasan artık pek
revaçta değildir. Hatta ileride Tunus’un ele geçirilme anlatılarında ismi bile
geçmeyecekti. Bu nedenle Mevlay Hasan’ın oğlu tahtı ele geçirir ve babasını kör
eder. Yeniden Avrupa’ya kaçan Mevlay Hasan tahta geçemeden orada yaşamını yitirir.
Bu sefer Şarlken’in oğlu Mevlay Hasan’ın oğlunu tahttan indirir ve Mevlay
Hasan’ın Hristiyan olan diğer oğlunu tahta geçirtir. Daha sonra Osmanlılar
Tunus hakimiyetini sağlam bir biçimde sağlar bu taht kavgalarına bir son verir.
Tüm bu taht kavgaları, Müslüman ve Hristiyan bloklarının
ittifaklarına bakıldığı zaman Şarlken’in amacının Mevlay Hasan’ın Hafsi soyunu
korumak olduğunu söyleyemeyiz. Kuzey Afrika’ya adım atmak ve Osmanlı
ilerleyişini durdurmak daha isabetli bir düşünce olacaktır.
Aynı şekilde Mevlay Hasan’ın tahtını ele geçirmek için
Hristiyan camiasından yardım istemesini ve Osmanlıların boyunduruğundan ziyade
Hristiyanlara tabi olmayı yeğlemesini de din birliği ideolojisi içine
koyabilmemiz mümkün değildir. O zaman, burada hitabetlerde geçen kutsal
amaçlardan ziyade, tarih sayfalarının daha başka emellerle doldurulduğunu
anlamak ve değerlendirmelerimizi ona göre yapmak zorundayız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.