Suna Alan
Yazar Ahmet Güven, ‘Nar Taneleri’ adlı öykü kitabında
1915 soykırımında Kızılbaş Kürtler tarafından kurtarılan Ermenilerin hikayelerini
yazmış. 7 öyküden oluşan kitapta, soykırım yıllarında Kayseri, Maraş, Malatya
ve Sivas hattında Kürt-Ermeni ilişkileri de mercek altına alınmış. Araştırmacı
yazar ve Londra Kırkısraklılar Dayanışma Derneği Başkanı Ahmet Güven’in kaleme
aldığı “Nar Taneleri” adlı kitabı okuyucular ile buluştu. Ermeni soykırımını
konu edinen kitapta üç döneme ait dokuz öyküsü ve bir söyleşi yer alıyor.
Hrant Dink’e atfedilen kitapta, soykırımda kurtaranların,
kurtulanların ve tanıkların çocuklarından Kayseri, Maraş, Malatya, Adana, Sivas
ve Tokat’tan kayıt altına alınarak yazılmış.
Öykülerde, Kızılbaş Kürtlerin baskı ve zulme rağmen sağ
kalan Ermenilere sahip çıktıkları göze çarpmaktadır.
Kitabında yazar Ahmet Güven, Ermenilerin soykırıma
uğradığı üç döneme ait öyküleri kayıt altına alıyor.
“Menekşe Hatun” öyküsü II. Abdülhamit döneminde, “Hacin
Direnişi ve Zaruhi”nin öyküsü Mustafa Kemal döneminde, diğer yedi öykü ise 1915
döneminde yaşananlara dair.
Kırkısraklı Ermeniler adlı öykünün Ermenileri
kurtaranların çocuklarından kaleme alındığını, ”Şamsi (Samuel) ve “Duyan Var
mı?” adlı öykülerin kurtaranların çocuklarından kaydedildiğini söylüyor.
“Gördüğü Bir Düş Değildi, Menekşe Hatun, Hacin Direnişi
ve Zarahi, Dönük Memed” öyküleri ise kurtulanların çocukların anlatımlarından
yola çıkarak yazıldığını belirtiyor.
Yazar Ahmet Güven, 1915’de yapılan soykırımın 1894’de II.
Abdülhamit döneminde başlatıldığını,
Mustafa Kemal’in başında bulunduğu Türk yöneticileri tarafından devam
ettirildiğine dikkat çekiyor. ‘’Ermenilerin çığlığı o zamanlar duyulmadığı gibi
bugün de duyulmuyor. Eğer Ermenilerin çığlığı duyulsaydı aynı dönem
Süryanilere, Asurilere, Êzîdîlere, 1921’de Koçgiri’de, 1938’de Dersim’de ve
bugün Kürdistan’da Kürtlere soykırım yapılamayacaktı ‘’ diyor.
* Malatya ve Maraş tarafından kırım haberleri gelir.
Kırıma direnen Ermeni yerleşkelerinde Maraş bölgesinde bir Zeytun bir de Hacin
kalmıştır. Aynı zamanda Osmanlı, Ermenilere destek çıkmasınlar diye
Kızılbaşları da katletmeye başlar. O yıl Akçadağ’ın (Arga) Tümukan (Tümükler)
köyünde bir günde kırkdan fazla Kızılbaş Kürt katledilir.
* Geçmişinden pek bahsetmez, yaşadığı vahşeti anlatıp
çocuklarını üzmek istemez. Zaman zaman görümcesi Huri ile biraraya
geldiklerinde dertleşirler. Huri, 1915 yılında Osmanlı’ya başkaldırdığı için
Harput’da arkadaşları ile beraber idam edilen Kürecikli Memed Ali (Mamad Ali
Axikê)’nin eşidir.
Kırkısraklı Ermeniler
(Bi serî Heyv û Roye Bî):
* Gürün’den kaçarak yola çıkanlar üç asker tarafından
yakalanırlar. İki asker hepsini yakalayarak kollarını bağlar. Artık kurtuluş
yoktur. Ama askerlerden birisi az Türkçesiyle, “yazıktır bağlamayın” der.
“Bağlarız-bağlayamazsınız” derken, hepsini serbest bıraktırmayı başarır ve
yanlarına yaklaşıp sessizce “Binboğa Dağları’nın doruklarına çıkın oralarda
Kızılbaş Kürt köyleri vardır sizlere zaval gelmez kurtulursunuz” der.
* Del-Hesen “bi serî heyv û roye bî ku ez nabem,hun qet
merak makin (Ayın ve Güneşin başı için ki kimseye söylemem, merak etmeyin)”der
ve gider. Bogos “bunlar Kızılbaş Kürtlerdir. Bizim gibi ayın ve güneşin başına
yemin ederler. Ben güveniyorum” diye cevap verir.
* Müfreze, Binboğaların Kızılbaş Kürt köylerine sürekli
baskınlar yapmaktadır. Kırkısrak ise bu köylerin başında gelir. Kürecik
tarafından gelip bu dağların arasına sığınan Kırkısraklılar ekmeğine cömert,
değneğine yiğit insanlar olarak göze batarlar. Müfreze baskınlarına rağmen
Ermeniler sır içinde sır edilir.
Şamsi (Samuel):
* 1915 yılı ‘dadi feryat’ (adalet) dyenlerin dağlara
sığındığı, Tanrı diyenlerin kendilerini çağırdığı bir zamandı. Yer Malatya -
Akçadağ (Arga) ilçesine bağlı Kürecik’ti ve yangın yeriydi. Bu ilk değildi,
Osmanlı tarihi boyunca Kürecikliler Kızılbaş kimliklerinden dolayı çeşitli
katliamlara ve baskılara uğramışlardı. Kürecikliler; “önce insan” diyordu,
Osmanlı “önce islam” diyordu. İnsanı Hak, Hakkı insan gören Kürecikliler Kürtçe
kendilerine: “Kurmanc” diyordu. Osmanlı; “Kızılbaş” deyip katliam ve baskı
yapıyor, kat be kat vergi ve asker istiyordu. Yoksulluk ve zulüm vardı.
* Kürecikliler Memed Ali (Mamad Ali Axikê) öncülüğünde
vergi ve asker vermeyi red edip, soykırıma karşı çıkarlar.
* Husenê Alli Şamsi’yi alıp eve getirir, eşi Delal’a
durumu anlatır. Soran olursa, Şamsi’nin Ermeni olduğunu söylemeyeceklerdir,
Elbistan’ın bir köyünden kuzu çobanı olarak getirdiklerini söyleyeceklerdir.
Çünkü köyü her gün askerler basar. Ermeni olmak ne kadar suçsa, saklamak da o
kadar suçtur. Hele saklayan bir Kızılbaş ise bu daha da büyük bir suçtur.
SUNA ALAN/LONDRA
http://ermenistan.de/menekse-hatun-ve-samuelin-hikayesi/
http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=59578

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.