Avrupa Komisyonu’nun ‘Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı’
(ECRI) 5’nci Türkiye raporuna Türkiye’de devlet ve medyada nefret söyleminin
arttığı belirtildi… Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Bunun nesi zafer yahu”
dediği Lozan Anlaşması Türkiye’nin savunmasında ayrı yer tuttu. Türkiye,
Komisyon’un raporuna gönderdiği yanıtta azınlıkların haklarının Lozan Anlaşması
ile garanti altına alındığını anımsattı. Türkiye’nin yanıtında “Anayasal
olarak, Türk Devleti’nin resmi dini yoktur. Türkiye seküler bir ülkedir ve
devlet tüm dinlere eşit yaklaşır” ifadeleri dikkat çekti. Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi Dersleri’nde ise dini eğitim verilmediği “din kültürünün öğretildiği”
savunuldu. Türkiye, yıllardır sürdürdüğü azınlık söylemini tekrarlayarak
“azınlık kavramının evrensel olarak tanınmış ve yasal olarak bağlayıcı bir
tanımı yoktur” derken azınlık statüsü tanımanın devletlerin hakkı olduğunu
belirtti ve uluslararası kurumların ya da insan hakları mekanizmalarının bir
grubu ‘azınlık’ olarak tanımlayamayacağını savundu. Ardından da Roman ve Kürtlerin
‘azınlık’ olarak tanımlanmasını reddetti.
***
"1 milyon Kürt hâlâ yerinden edilmiş durumda
yaşıyor"
Avrupa Komisyonu’nun ‘Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı’
(ECRI) 5’nci Türkiye raporuna Türkiye’de devlet ve medyada nefret söyleminin
arttığı belirtildi. Raporda Türkiye’de nefret söyleminin arttığı ve “üst düzey
devlet yetkililerinin de bulunduğu resmi görevliler tarafından” daha fazla
kullanıldığı belirtildi. Türkiye, Komisyon’un raporuna gönderdiği yanıtta
azınlıkların haklarının Lozan Anlaşması ile garanti altına alındığını anımsattı.
Cumhuriyet'ten Duygu Güvenç'in haberine AK'nın raporunun
sonuç bölümü şöyle:
“Bunun medya aracılığıyla yayılan olumsuz etkisi sosyal
bütünlüğe zarar vermiştir. Bu retoriğe karşı resmi güçlü bir tepki yoktur ve
birçok nefret konuşması cezasız bırakılıyor. Nefret söylemine karşı var olan
yasaların korunmasız grupları susturmak için kullanıldığı sonucuna varmak
mümkün. Birçok medya kurumu etik kurallarına uymuyor ve nefret söylemini
yayıyor. Türkiye ırkçı ve homofobik şiddetle ilgili data toplamıyor.”
Türkiye’deki gelişmelerin 17 Mart 2016’ya kadar
irdelendiği ve son darbe girişiminin ardından yaşananların yer almadığı raporla
beraber Türkiye de kendi görüşlerinin yayınlanmasını istedi.
Lozan savunması
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Bunun nesi zafer yahu”
dediği Lozan Anlaşması Türkiye’nin savunmasında ayrı yer tuttu. Türkiye,
Komisyon’un raporuna gönderdiği yanıtta azınlıkların haklarının Lozan Anlaşması
ile garanti altına alındığını anımsatttı. Türkiye’nin yanıtında “Anayasal
olarak, Türk Devleti’nin resmi dini yoktur. Türkiye seküler bir ülkedir ve
devlet tüm dinlere eşit yaklaşır” ifadeleri dikkat çekti. Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi Dersleri’nde ise dini eğitim verilmediği “din kültürünün öğretildiği”
savunuldu. Türkiye, yıllardır sürdürdüğü azınlık söylemini tekrarlayarak
“azınlık kavramının evrensel olarak tanınmış ve yasal olarak bağlayıcı bir
tanımı yoktur” derken azınlık statüsü tanımanın devletlerin hakkı olduğunu
belirtti ve uluslararası kurumların ya da insan hakları mekanizmalarının bir
grubu ‘azınlık’ olarak tanımlayamayacağını savundu. Ardından da Roman ve Kürtlerin
‘azınlık’ olarak tanımlanmasını reddetti.
"Siyasi örnek yok"
Raporda “Tüm seviyelerdeki resmi görevliler ve siyasi
liderler nefret söylemi kullanmaktan vazgeçmeli ve bunu yasaklayan tüzükleri
hayata geçirmeli” denilirken polisin ve güvenlik güçlerinin kötü muamelesini
araştıracak, kanun yapıcılardan bağımsız bir kurulun oluşturulması istendi.
"Dosyalara erişim hakkı olmalı"
İnsan Hakları ve Eşitlik kurumunun tamamen hükümetten
bağımsız olması gerektiğinin vurgulandığı raporda, kuruma, mahkeme sürecine ve
dosyalara erişim hakkı verilmesi gerektiği vurgulandı.,
"1 milyon Kürt hâlâ yerinden edilmiş durumda
yaşıyor"
Raporda, Türkiye’nin yerlerinden edilen Kürtlerin geri
dönüşü ile ilgili gösterdiği çabalara karşın hala 1 milyon Kürdün yerlerinden
edildiği belirtildi. Bunların yeşil kart sahibi olmalarına karşın, geniş bir
hükümet desteği alamadığı vurgulandı. Türkiye ise yanıtında köye geri dönüş
projesinin devam ettiğini belirterek 1999-2015 arasında, 14 ilden 386 bin 360
kişinin ayrıldığını ve bunların 187 bin 861’inin geri döndüğünü belirtti.
"Dini eğitimde ayrımcılık devam ediyor"
ECRI, dini eğitimde hala ayrımcılığın devam ettiği ve bu
konuda birçok ihlalin bulunduğunu vurgularken AİHM kararına karşı Alevilerin
Sünni İslam temelli dini eğitime zorlandığını belirtti ve hala ailelere saygıyı
garanti altına alacak bir sistem kurmadığına işaret etti. Yetkililerin dini
konularda tarafsızlık sorumluluğu bulunduğunu anımsattı. Türkiye’nin raporunda
ise Müslüman olmayan azınlığa yönelik 387 ibadet alanının bulunduğu, bunların
içindeki 87 kilisede de yabancıların hizmet verdiği belirtildi.
"LGBT’lere ayrımcılık sürüyor"
ECRI, Ombudsman’a polis, güvenlik ve kovuşturma
güçlerinden bağımsız onların kötü muamelelerini soruşturmaya yönelik yetki
verilmesinde ısrarını sürdürdü.
ECRI, Türkiye’den LGBT’lerle ilgili az bilgi geldiğini
vurgularken ayrımcılığın sürdüğüne de işaret etti ve bunlar arasında sağlık
sisteminden yararlanmaları ile polis ve jandarmaya verilen eğitimi anımsattı.
Ardından da Türkiye’nin bir eylem planı hazırlaması gerektiğini belirterek,
“Ancak önde gelen siyasiler LGBT sorunlarına sempatik yaklaşmıyor” dedi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.