Hikmet Akçiçek
Kimlik meselesi dünyada en çok ele alınan konular arasında yer alır. Bir kimlikle doğmak ya da bir kimliği edinmek… İnsanların kimlikleri hangi kriterler tarafından belirlenir? Konuşulan dil, mensubu olunan din mi? yoksa ait olunan kültür mü? Kimlik sabit olmayan bir kavramdır. Ermeni kimliği denildiğinde akıla ilk gelen gruplardan biri de Hemşinliler... ‘Vatandaş Türkçe
konuş’ kampanyası, uygulanan onca asimilasyon politikası bile bizim gibi küçük
topluluklar üzerinde, 1980’den sonraki kentleşme, küreselleşme süreci kadar
büyük erozyon yaratmadı. 1980 sonrası kapalı ekonomi sisteminin çözülmesi,
nüfusun önemli kısmının şehirlere göç etmesi, daha büyük bir çözülme yarattı.
Televizyonun her eve girmesi, şehirde çalışma-okuma oranın yükselmesi, bütün
bunlar erozyonu hızlandırıyor. Bu sadece Hemşinliler için geçerli bir durum
değil, bütün farklı küçük, dil, kültür, etnik gruplar için geçerli. İnsanlar
kendi memleketlerinde kimliklerini az çok yaşayabiliyorlar ama şehre indikleri
vakit örtmek, ayak uydurmak devreye giriyor. Hemşinli biri Hopa’da günlük
yaşamda Hemşince konuşurken İstanbul’a gelince temel konuşma dili Türkçe
oluyor, daha az Hemşince konuşuyor. Artı karşısına kim çıkacak belli değil,
evlendiği kişi de Hemşinli olmayabiliyor, böylece kayıplar başlıyor.
***
Kimlik meselesi dünyada en çok ele alınan konular arasında
yer alır. Bir kimlikle doğmak ya da bir kimliği edinmek… İnsanların kimlikleri
hangi kriterler tarafından belirlenir? Konuşulan dil, mensubu olunan din mi?
yoksa ait olunan kültür mü? Kimlik sabit olmayan bir kavramdır. Ermeni kimliği
denildiğinde akıla ilk gelen gruplardan biri de Hemşinliler. Hemşinliler
hakkında araştırmalar genelde tarihsel ve hissiyat üzerinden iki farklı boyutta
ele alınır. Hemşinlilere ve ait oldukları kimliğe dair hassas noktaları, bu
kadim grubun Türkiye’de en bilinen temsilcilerinden Hikmet Akçiçek ile ele
aldık. Akçiçek; ‘kendini Hemşinli olarak tanımlayan herkes aynı etnik kökenden
geliyor demenin zor olduğunu’ söylüyor ve iki farklı perspektiften bakmayı
öneriyor.
Hemşinliler kim, nasıl tanıtıyoruz, nasıl tanıtmalıyız?
Hemşinliler kimdir sorusuna iki farklı perspektiften
bakmak lazım. Birincisi; bugün Türkiye’de yaşayan Hemşinlilerin kendilerini
nasıl tanımladıkları, diğeri ise; tarihsel etnik köken açısından bakmak.
Birinci açıdan bakacak olursak, bu insanlar yüzyıllar
önce İslam’la tanışmış, İslamlaşmış ve Müslüman toplumun bir parçası olmuş.
Bugün ise Türk ve Müslüman olmayı kimliğinin bir parçası olarak görüyor. En
azından şu anda Türkiye’de yaşayan Hemşinlilerin çoğunluğu böyle düşünüyor.
Tarihsel perspektiften bakılırsa, o zaman bugünkü
Hemşinli kimdir, Ermenilikle nasıl bir bağ var?
Tarihsel olarak baktığımızda ise; Hemşinliler, Hemşin
bölgesinde yaşayan ve Osmanlı döneminde, 1700’li yıllarda Müslümanlaşmış bir
Ermeni topluluğu olarak tarif ediliyor. Tabii bu tarihsel bilgi, ulusal ve
milliyetçi kesimler tarafından reddediliyor. Onlar Hemşinlilerin aslen Türk
kökenli oldukları ve Ermenilerle aynı coğrafyada yaşamış olmaktan kaynaklı
dilsel, kültürel bazı geçişmelerin olduğunu iddia ediyorlar.
Demokrat, sol ve sosyalist Hemşinliler ise Hemşinlilerin
Ermenilerden Müslümanlaşmış bir topluluk olma fikrine daha yakınlar. Ancak
onların ekseriyeti için de bu ancak tarihsel bir bilgidir, onlar için bile
bilinç ve hissiyat olarak Ermeni olma bilincinden bahsetmek mümkün değil. Çok
az sayıda insan da Ermeni olma bilinci vardır diye biliriz.
Öyle veya böyle bugün kendini Hemşinli olarak tanımlayan
herkes aynı etnik kökenden geliyor demek zordur. Çünkü bölgede hem Osmanlının
nüfus politikası ile yerleşenler hem de Osmanlı öncesi dönemde başka halklar da
yaşamış. Dolayısıyla tarihsel ve etnik açıdan Hemşinlilerin Ermeni kökenli
olduğu söylense bile tamamının öyle olduğunu söylemek gerçekçi değil.
Son yirmi yıldır Türkiye’de bu tür kavramlarla ilgili
ciddi mücadeleler var. Örneğin; Türk demek yerine Türkiyeli demenin daha doğru
olduğu savunuluyor. Peki Hemşinliler için durum nedir? Size kim olduğunuz
sorulunca cevabınız ne oluyor, Türkiyeliyim mi diyorsunuz yoksa Hemşinliyim?
Tabii ki Hemşinliyim diyorum, çünkü sorunuz açısından
beni Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan diğer vatandaşlardan farklı kılan şey
Hemşinli kimliğimdir. Ama aynı zamanda TC yurttaşıyım, Türk ve Müslüman bir
toplumda doğup yaşadığım için Türk kimliği de kimliğimin bir parçası. Tarihsel
olarak Hemşinlilerin ekseriyetinin Ermenilerden Müslümanlaşmış bir topluluk
olduğu tezi bana daha gerçekçi geliyor, ancak şunu da belirtmeliyim ki ben
sosyalist bir insan olarak etnisite üzerinden bir aidiyet hissetmiyorum. Ama kültürel
olarak, evet Hemşinliyim, o kültürün bir parçasıyım. Bu bana göre etnik bir
aidiyete göre kendini tanımlamak değil. Türkiyeliyim kavramı ise daha genel
özellikle de yurtdışında sorulduğunda kullanılan bir kavram gibi. Böyle bir
cevabın arkasından hangi halktan olduğunu da belirtme gereği hissediyor insan.
İşte o zaman Hemşinli tekrar gündeme geliyor.
Türkiye’de yaşayan Hemşinliler, Rusya, Abhazya’da yaşayan
Hemşinlilerle nasıl bir bağ içindeler?
Rusya ve Abhazya’da yaşayan Hemşinlileri iki grupta
değerlendirebiliriz.
Birinci grupta; Türkiye’deki Hemşinlilerin birinci
derecede akrabaları olan, Sovyetler Birliği sınırları belirlenirken Batum
tarafında kalan Hopa Hemşinlilerinin bir kısmı var. Onlar Kafkasya’daki diğer
Müslüman halklarla birlikte ikinci dünya savaşı sırasında Almanlarla işbirliği
yapmak vb. politik gerekçelerle 1944’te
Kazakistan ve Kırgızistan’a sürgün edildiler.
Yaşam tarzlarında fark var mı?
Son 40-50 yıldır Kazakistan ve Kırgızistan’da yaşarken o
toplumlardan edindikleri bazı özellikler vardır.
Ermeni kimliğine daha yakın değiller mi?
Tam tersi, uzak ve hatta tepkililer. Tıpkı bir Türk milliyetçisi gibi, çoğunluğu öyle.
Bunlar bahsettiğimiz birinci kategori. Kaderin (buna tarihin de diyebiliriz)
cilvesine bakın ki, bu Hemşinlilerin önemli bir kısmı Sovyetler Birliği
dağıldıktan sonra Kazak ve Kırgız uluslaşma politikalarından kaygı ile Rusya’nın Krasnodor, Voronej ve Rostov
bölgesine göçtüler, ki orada şimdi bahsedeceğim ikinci grup Hıristiyan
Hemşinlilerle komşudurlar.
Rusya ve Abhazya’da yaşayan ikinci grup Hemşinliler ise
Hemşinlilerin İslamlaşma sürecinden önce 1600-1800 yılları arasında Hemşin’den
göçüp (bu göçün nedenleri konusunda farklı görüşler mevcuttur) Trabzon, Ordu ve
Samsun bölgesine yerleşen, daha sonra yaklaşık 1850’lerden itibaren (Bu dönemde
özellikle 1860’lardan itibaren Kafkaslardan Anadolu’ya Müslüman göç/sürgünü,
Anadolu’dan da Kafkasya’ya Hıristiyan göç/sürgünü söz konusudur) 1914 Ermeni
Soykırımı ile tamamlanan bir süreçte Karadeniz’in karşı kıyıları Rusya’nın
Soçi-Krasnodor bölgesi ve Abhazya’ya göçen Hristiyan Hemşinlilerdir.
Rakamlara dair mevcut veriler var mı?
300-400 bin civarı deniliyor, ama biraz abartılmış da
olabilir. Bu insanlar kendilerini Karslı, Diyarbakırlı Ermeni der gibi Hemşin
Ermeni’si olarak isimlendiriyor ama tabii ki biraz daha farklı olduklarının
farkındalar. Dil olarak büyük oranda hala Hemşin diyalektini konuşuyorlar.
Örneğin bugün ben Doğu Ermenicesini ancak yüzde
yirmi seviyelerinde Batı Ermenicesini biraz daha yüksek seviyesinde
anlayabiliyorken, Soçi’deki Hemşin Ermenileriyle yüzde altmış-yetmişe varan
oranda anlaşabiliyorum. Onlar orada Ermeni okullar ve kiliselerde eğitim
gördükleri için Ermenice kelimeler daha çok kullanmaya başlamışlar ve Hemşince
konuşurken bizden daha rahat cümle kuruyorlar.
Bu Hıristiyan Hemşinlilerle nasıl bir ilişkiniz var?
Birbirinizin farkında mısınız?
Bizim Hristiyan Hemşinlilerle ilişkilerimiz Sovyet
sistemi dağıldıktan epeyce sonra Vova müzik grubunun konserleri, İstanbul’da
HADİG Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği’ni kurulması vb kültürel,
sosyal, hatta turistik faaliyetler vesilesi ile birbirimizden haberdar olma,
tanışma şeklinde başladı.
Örneğin Vova 2012’de Moskova ve Soçi’de iki konser verdi
ve ikisi de Hıristiyan Hemşinlilerin daveti ve organizasyonu ile gerçekleşti.
Büyük boyutlu bir diyalogdan söz edemeyiz ama tam bir kopukluk da söz konusu
değildir. Uzun lafın kısası dediğiniz gibi
birbirimizin farkındayız.
Genetik bir bağın anısından ötesine gitmiyor mu?
Aynı coğrafyada yaşamış olmak ve aynı dili konuşuyor
olmak demek; ya aynısın, ya komşusun, ya bir şeysin demek…
Tarihsel gerçeğe ve Müslümanlaşmadan önce Ermeni
kimliğine ait olduklarına bakılınca, bugünkü kopukluk ve reddetme nereden
kaynaklanıyor?
Bu konuda öncelikle şunu belirtmek gerek; Hemşinlilerin
etnik olarak Türk kökenli olduğu, Ermenilerle aynı coğrafyada yaşanmışlık
dışında bir bağı olmadığı tezi, Hemşinliler arasında hatırı sayılır bir etkiye
sahiptir.
İkinci olarak kimliğin oluşmasında elbette coğrafyanın
önemli bir etkisi var. Hemşinli etnik olarak Ermeni kökenli kabul edildiğinde
bile Karadeniz insanıdır, bu bağlamda örneğin Lazlarla kendimizi daha yakın
görüyoruz, ama mesela coğrafi özellik ve kültürel olarak Türkiye’deki doğu ve
güneydoğu insanı özelliklerine daha yakın görünen Ermenistan Ermenileriyle aynı
yakınlığı duymaya biliriz. Keza Soçi’deki Hemşinlilerle de benzer bir yakınlık
hissi yakaladığımızı söyleye bilirim. Burada coğrafyadan kaynaklı özellikler
nedeniyle bir yakınlıktan bahsediyorum, yoksa dil, din, etnik, siyası ve ideolojik duruş kaynaklı başka yakınlık ve uzaklık halleri
bakidir.
Üçüncüsü dinin büyük etkisi var. Günümüzden 100-150 yıl
öncesinde din kimliğin önemli bir belirleyendi. Müslümansan başka bir şeysin,
Hristiyan’dan başka. Dinler de bunu emrediyor biraz. İslam dinini kabul
etmişsen Hıristiyanlığa ait şeyleri terk etmelisin, onlar artık senin için
kurtulması gereken günahlar,
ötekilerdir. Bu durum o tarihlerde Gregoryen Ermeni kilisesi için de
geçerli. Eğer Gregoryen kilisesinden ayrıldıysan Protestan veya Katolik olsan
bile biraz yandan Ermeni muamelesi görüyordun, okuduklarım bende böyle bir his
bıraktı. Bu durumda hele Müslüman olmak
kabul edilemez bir şey olarak görünüyor kiliseye.
Bunların üzerine bir de geçtiğimiz yüzyılın başında
yaşanan büyük kırım ve ardından her iki toplumda oluşan haleti ruhiye ile
Türkiye’deki dinci, milliyetçi, ulusalcı
yaklaşımlar ve de farklılıkları
reddeden inkarcı asimilasyoncu politikaların etkisini eklediğinde varılan sonuç
şaşırtıcı olmuyor.
Bu konu üzerinde ben de çok durdum ve vardığım sonuç şu
ki; kimlik sabit bir kalıba sokulamaz, sadece din veya konuşulan lisan kimliği
belirlemez. Daha çok hissiyata bağlı bir şey.
Evet, kimlik tarihsel süreç içinde oluşan, değişen,
dönüşen bir şeydir. Tek bir faktöre bağlı değildir, bir çok şeyden etkileniyor.
Tarihsel etkenler, bulunduğun coğrafya, ait olduğun din, komşu olduğun din,
dil, kültür vs hepsi birlikte oluşturuyor kimliği… Bugünkü Hemşinli kimliği de
bütün bunlardan etkilenerek oluşmuştur.
Eskiden Hemşinlilerle Ermeniler arasında olabilecek bağ
böyle bir tepki görmüyordu, nedir değişen?
Zımni olarak Hemşinlilerin çoğu böyle bir bağın var
olduğunu bilir, ama kabul eder veya etmez, o ayrı bir konu. Yaşlılarımız
söylese de söylemezse de, çevremizdeki insanlar bize o gözle bakarlar. Günlük
hayatta da bir Laz ya da Kürt arkadaşın sana hitaben ‘naber Ermeni’ der. Bunu
kabul edip etmemek mesele. Bu bilgi var, ama
geçmişteki ilişkiler konusunda bir bilgim yok, daha az sorunlu olabilir.
Değişen değiştiren şey ise yukarıda anlattığımız tarihsel süreçtir muhtemelen.
Coğrafyanın nasıl bir etkisi var sorduğumda aslında tam
da bunu kastetmiştim. Karadeniz bölgesi milliyetçi söylemle meşhur… Dolayısıyla
soruya bir de şöyle bakalım, Hemşinliler Akdeniz Doğu ya da Ege bölgesinde yaşasalardı durum
yine aynı mı olurdu?
Türkiye’nin her yerinde atmosfer genelde temelde aynı…
Müslümanlaş(tır)ılmış Ermeniler için genelde kendilerini
korumak ve hayatta kalmak için İslam’a geçtiklerini, zamanla ağır basan
korkuyla asıl Müslümanlardan daha Müslüman olup yaşamlarını öyle devam
ettiklerini söylenir. Hemşinliler için aynısı geçerli mi?
Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor, Türkiye’deki
Hemşinliler kendilerini Hemşinli olarak tanımlar, Müslümanlaştırılmış Ermeni ya
da Hemşin Ermeni’si olarak tanımlamaz.
Hemşinlilerin zorla mı yoksa kendi rızalarıyla mı İslam’a
geçtiklerine dair farklı söylemler var. Ermenistanlı akademisyenler bazı
belgelere dayanarak bu sürecin zorla yaşandığını söylüyorlar. Başkaları zorla olmadığını, gönüllü bir süreç
olduğunu söylüyor. Ben bu konuda uzman değilim ama şunu diyebilirim ki kimse
güle oynaya din değiştirmez. Zor ve şiddete dayalı olduğunu söylemezsek de,
şartların değişmesine ve insanların mecbur kalmasına dair ciddi bir ihtimalden
söz edebiliriz.
Bunlardan bağımsız olarak Türkiye’deki Hemşinliler için
şunu söyleyebiliriz, Hemşinlilerde İslamlaşma süreci tamamlanmış bir süreçtir.
Hemşinlilerin çoğu Ermeni aidiyetine dair her şeyi reddeder ve bu reddediş
sadece Türkiye’de uygulanan milliyetçi söylemden kaynaklanmıyor. Tarihsel
olarak Ermenilikle bir bağ olduğu ihtimaline inananlar bile Türkiye’nin sosyal,
kültürel, siyasal, tarihsel şartları gereği bunu bugün ifade etmekten çekinir,
böyle hatırı sayılır bir Hemşinli kitlesi vardır. Tarihsel bilgi olduğunu bilir
ama konuşmak istemez.
Yaşadığı kültürün, dilin, müziğinin, şarkıların oluşturduğu
köprüleri görmezden gelmek… korkunun getirdiği bir şey değil mi?
Yukarıda bahsettiğim tarihsel kültürel dinsel gerçeklik
yanında tabii ki korkunun getirdiği bir sakınma da var. Sadece tarihsel bir
illiyetten bahsettiğimiz için bile bugün tepkiyle, ithamlarla, hainlik veya
ajanlık suçlamalarıyla karşılaşıyoruz. Bu durumu biz, toplumun okumuş, belli
bir kültürel birikimi olan insanları yaşıyoruz. Dolayısıyla Hopa’da, Hemşin’de
yaşayan, donanımı daha az olan insanlar bu duruma düşmemek için epey çaba harcıyorlar,
dikkat ediyorlar ve bu doğaldır. Bu korunma refleksi başka halklar için de
geçerlidir. Türkiye’de yaşayan Ermeniler de çok gerekmedikçe Ermeni
kimliklerinden bahsetmezler.
Hemşinlilerin toplum olarak bugün ne tür sorunları var?
Hemşinliler yekpare bir topluluk değil, dolayısıyla
yekpare bir davranış sergilenmiyor.
Hemşinlinin sosyalisti var, milliyetçisi var, liberali, sosyal demokratı
var, muhafazakar sağ görüşlüsü var. Hopa Hemşinlileri gibi Hemşince konuşanı,
Rize Hemşin/Çamlıhemşin bölgesindekiler gibi ya artık unuttukları ya da hiç
konuşmadıkları için Hemşince bilmeyeni var. Ama dil, kültür ve kimliğin
kaybolmaması, yaşatılmasına dair ortak bir refleksten bahsedilebilir. Kültürümüzü, dilimizi yaşatmak için gayret
eden bir Hemşinli olarak şahsen ben, bu toplumun sahip olduğu değerlerin yok
olmaması için Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olmasını önemli bir ihtiyaç
ve sorun olarak görüyorum. Ülke sınırları içindeki tüm kültürel, dini, vs. farklılıkların bu toplumun ortak değerlerinin
bir parçası olarak tanımlandığı ve
sahiplenildiği, demokratik bir Türkiye
Hemşinliler ve diğer bütün topluluklar için birinci derecede önemli bir
ihtiyaçtır. Hele Türkiye’nin son yıllarda yaşamış olduğu gittikçe fanatikleşen,
İslamcı ve Türkçü kimliği baskın hale gelen ortamında, demokratikleşme temiz
hava gibi bir ihtiyaçtır.
Türkiye’deki Hemşinliler tarihe ve Ermeni kimliğine karşı
kendilerini nasıl konumlandırıyorlar?
Hemşinlileri, Türk-Ermeni ikilemi içinde ele almak, hele
hele Türkiye – Ermenistan arasındaki ilişkilerde politik bir unsur olarak
yaklaşmak son derece sakıncalı, tehlikeli ve zararlı bir yaklaşımdır.
Neden?
Bazı tarihsel süreçlerde etnik konuların kişilerin iyi
niyetli yaklaşımlarından bağımsız olarak toplumları tahrik ve tahrip edici bir
özelliği vardır. Bu bağlamda Hemşinliler
kültürel olarak dikkate alınması gereken, siyası özne olarak yaklaşılmasından
sakınılması gereken bir topluluktur. Çünkü çok küçük bir topluluk ve böylesi
bir yükü kaldıramaz. Böylesi sakıncalardan uzak olmanın yolu daha önce
söylediğim gibi gelişkin bir demokrasiye sahip olmaktan geçer. Ancak demokratik
bir ülkede herkes kendini istediği gibi ifade eder, demokratik bir ülkede
farklılıklar için yer vardır. Kimlikler özgürce yaşanabildiği taktirde her kes
kimliği hakkında gerçek hissettiklerini dile getirebilir…
Peki Ermenistan’la nasıl bir bağ içindeler?
Hopa Hemşinlileri eskiden koyuncuydu şimdi koyun sürüleri
yerini tır sürüleri aldı diyebiliriz. Hopa’da hatırı sayılır sayıda tır
şirketleri vardır ve bunların önemli bir kısmı Hemşinlilere aittir. Sovyetler
Birliği dağıldıktan sonra Türkiye’den Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’a
ticari taşımacılığın önemli kısmı Hemşinli tır sahipleri tarafından yapılıyor.
Dolaysıyla oradan gelen ticari bir ilişki mevcut. Son yıllarda bazı kültürel ve
turistik ziyaretler de oluyor.
Türkiye’de yaşayan Ermeni cemaatiyle ilgili en kritik ve
başlıca sorunlardan biri yavaş yavaş erimeye doğru gitme tehlikesidir. Baştan
beri dayatılan ya da kendi rızasıyla din değiştirmesine dayalı olarak hayat
sürdürmüş olan Hemşinliler için asimilasyona uğrama ve öyle bir erozyon var mı?
1960-70’lere kadar hatta neredeyse 80’lara kadar
bütün tarihsel değişimlere rağmen canlı
bir Hemşin kimliğinden bahsetmek mümkündü. Hıristiyan veya Ermeni değildi ama
Hemşinli deyince akla gelen bir kimlik vardı. Bu Türkiye’de yaşayan diğer
halklar için de hemen hemen geçerli bir durum. Fakat sonrasında ciddi bir
erozyon başladı.
Bu erozyonun başlangıcı ne olmuştur?
‘Vatandaş Türkçe konuş’ kampanyası, uygulanan onca
asimilasyon politikası bile bizim gibi küçük topluluklar üzerinde, 1980’den
sonraki kentleşme, küreselleşme süreci kadar büyük erozyon yaratmadı. 1980
sonrası kapalı ekonomi sisteminin çözülmesi, nüfusun önemli kısmının şehirlere
göç etmesi, daha büyük bir çözülme yarattı. Televizyonun her eve girmesi,
şehirde çalışma-okuma oranın yükselmesi, bütün bunlar erozyonu hızlandırıyor.
Bu sadece Hemşinliler için geçerli bir durum değil, bütün farklı küçük, dil,
kültür, etnik gruplar için geçerli. İnsanlar kendi memleketlerinde kimliklerini
az çok yaşayabiliyorlar ama şehre indikleri vakit örtmek, ayak uydurmak devreye
giriyor. Hemşinli biri Hopa’da günlük yaşamda Hemşince konuşurken İstanbul’a
gelince temel konuşma dili Türkçe oluyor, daha az Hemşince konuşuyor. Artı
karşısına kim çıkacak belli değil, evlendiği kişi de Hemşinli olmayabiliyor,
böylece kayıplar başlıyor. Kayıplar başlayınca da koruma refleksi oluşuyor.
Örneğin benim Vova albümünü yapmam, HADİG derneğinin kurucuları arasında, GOR
dergisini çıkaran kadroda yer almam, bütün bu faaliyetler aslında Hemşin dil,
kültür ve kimliğinin yok olma kaygısıyla dahil olduğum faaliyetlerdir.
Hopa’da bile Hemşince yavaş yavaş unutuluyor. Çocuklar
anlıyor ama konuşamıyor, çünkü eskiden ailede sadece Hemşince konuşulurken,
televizyon eve girince iş değişti. Türkçe gittikçe günlük anadil haline
geliyor. Aileler çocukları Hemşince konuşsun istemiyorlar, ayrımcılığa uğrama
korkusu… hadi bu olmadı, Karadeniz aksanıyla Türkçe konuşmaları dolayısıyla
arkadaşları güler dalga geçebilirler bu da çocuğu incitir…. Bu tür onlarca şey
dili, kültürü ifade etmeme saklama eğilimini güçlendiriyor, bu da erozyona
neden oluyor. 1940-50’ler daha yasakçıydı belki ama, kapalı ekonomi yapası dili
ve kültürü bugüne göre nispetten daha iyi korumuş, ama bugün büyük erimeler
yaşanıyor.
Hemşin toplumunun yarınını nasıl görüyorsunuz?
Dil ve kültür perspektifinden baktığımda çok umutlu
olamıyorum. İçinde bulunduğumuz kültürel sanatsal akademik faaliyetlerle bir
yandan var olan dili, kültürü belgeleyip gelecek nesillere aktarma, diğer
yandan da Hemşin dilinde yeni kültürel sanatsal değerler üretip kültürü yaşatma
çabasındayız. Ama maalesef erozyon kaçınılmaz. İş tekrar geliyor gelişkin bir
demokrasiye dayanıyor. Demokratik bir ülke olunca belki bazı erozyonlar
önlenemez ama, hiç olmazsa dil ve kültürel değerlere sahip çıkılır ve
yaşatılması, korunması kaygısı ile eğitim, kültür ve sanat politikaları
geliştirilir.

1 yorum:
Benim icin Ermeni ve de Hiristiyan Ermeni olmak cok önemli. Hiristiyan olmayan bir ermeni ile iliskim cok az olur hatta hic olmaz diyebilirim. Bunu özellikle son zamanlarda "musluman ermeniyim" diyenler icin söyluyorum. Keske Ermenistan zengin ve etkili bir ulke olsaydi ve kendini Ermeni ve Hiristiyan hisseden kardeslerimize yardimci olabilseydi. Tipki Israil'in yaptigi gibi. Ne yazik ki, Ermenistan öyle bir durumda degil. Ama en azindan, Ermenistan'a tasinmak isteyenlere, toprak verseydi, is imkani saglasaydi. Fakat maalesef bu isler "keskelerle" de olmuyor. Ermenistan cok buyuk tehlikelerle karsi karsiya. Bir yandan Azerbaycan ve Turkiye'nin tehditkar ve dusmanca tutumlari, öte yandan Bati kulturunun yikici etkisi.Bana göre Bati kulturunun etkisi Ermenistan icin en az Turkiye ve Azerbaycan kadar tehlikeli. Cunku bu sözde kultur Ahlaki acidan cok yikici. Aslinda buna kultur demek de zor.Varolan porno ve disko kulturudur. Buna kiliseler dahil. Örnegin Bati'da cok sayida homo, bi ve transseksuel papaz ve biskoplar var.Ustelik cok ta etkililer. Öte yandan artik bu insanlar Bati'daki adalet sisteminde ve egitim sisteminde de com etkilier, öyleki artik okul kitaplarinda bu konular isleniyor, okullarda, filmler, belgeseller gösteriliyor. Bir cok okulda soyunma odalari sadece kiz ve erkekler icin degil, kendini hem erkek hem kiz hisseden veya hicbiri olarak hissetmeyen cocuklar icin de var. Ermenistan'da ise son zamanlarda "Pink Armenia" adinda LGBT aktivistlerinin propagandasi cok yaygin bir sekilde etkili olmaya basladi. Bu tur Sapik insanlar, Bati'dan maddi ve manevi destek aliyorlar. Gecenlerde USA'nin Ermenistanda'ki Buyukelciliginin sagladigi maddi destekle LBGT'lerin durumunu ele alan bir film, belgesel, gösterildi. Bu sapik insanlar gunden gune gucleniyor ve muthis derecede faaller. Gecenlerde USA'da cikan "Armenian Weekly" adinda bir dergide bu konuyla alakali bir yazi vardi. O yaziya yapilan yorumlari okuyunca, buyuk bir hayalkirikligi yasadim. Yazilan yorumlarin nerdeyse tumu LBGT haklarini savunmakla kalmiyor, "hiristiyan" inancina iftira ve hakaret eder nitelikteydi. Benim yazdigim yorum ise gunlerce yayimlanmadi. Yayimlanmadi cunku benim yorumum belliki onlara ters geliyordu. Ermenistan, derhal - ne pahasina olursa olsun bu tur faaliyetleri yasaklamali.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.