Etyen Mahçupyan / emahcupyan@karar.com
‘Klasik’ emperyalizm betimlemelerinde sıkça tekrarlanan
deneyim, bir büyük gücün coğrafi bir alanı bir biçimde sömürgeleştirmesi,
parçalara ayırması ve yönetmesi üzerine inşa edilmişti. Alışılmış klişe ile
ifade etmek gerekirse emperyalistlerin düsturu ‘böl ve yönet’ idi. Ne var ki
bugünün çok aktörlü, çok katmanlı ve geçişli dünyasında bölmek yönetmeyi
sağlayamayabiliyor. Hatta tam aksine böldükçe bir coğrafyayı yönetilemez hale
getirebiliyorsunuz. Bugünün ‘altın’ kuralı şu: Eğer ilgilendiğiniz coğrafya
size yakınsa, siyasi ve kültürel açıdan arka bahçeniz niteliğine sahipse ve
başkalarının oraya nüfuz etme imkanı azsa, ‘böl ve yönet’ stratejisini
kullanın. Ancak eğer coğrafya size uzak, siyasi ve kültürel açıdan bir
başkasının arka bahçesi olmaya eğilimli ve başkalarının nüfuz etmesine olanak
veren cinsten ise ‘birleştir ve yönet’ stratejisini benimseyin.
***
Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi modern ulus-devlet
dünyasının tıkanma sürecine denk düştü. Bunlar elli yıl önceki iki kutuplu ve
ayrımlaşmış dünyada yaşansaydı, sonuçları da muhtemelen çok farklı olurdu. İki
kutuplu yapının en önemli unsuru ABD ve SSCB’nin kendilerine ‘ait’ ve ‘has’
kültür ve ülke hegemonyaları üretmesiydi. Öyle ki bu ayrışma içinde coğrafya
bir ‘mesafe’ ima etmekten uzaklaşmıştı. Örneğin ABD dünyanın öteki ucundaki
Güney Kore’yi, ya da SSCB yine dünyanın öteki yakasındaki Küba’yı ideolojik
benzeşme ve hamilik üzerinden sahiplenebiliyordu.
***
Bugün bu imkan giderek ortadan kalkıyor. Uzak
coğrafyaları salt ideolojik kapsam alanında tutma sayesinde kendi nüfuz alanına
çekmek zorlaşıyor. Küreselleşme dualist katı yapıyı parçaladı, sulandırdı ve
daha dinamik olmaya zorladı. Bugün dünyanın önemli süper güçlerini sayarken, on
yıl sonrasında çok değişik bir tablo ile karşı karşıya olma ihtimalini
dışlayamıyoruz. Statik dengelere dayalı ve uzun vadede öngörülebilir olan bir
dünyamız artık yok… Onun yerine hızlı değişim özelliği gösteren,
işbirliklerinin ve çatışmaların çok yönlü etkiler ürettiği, dolayısıyla da her
ülkenin sınırlarının daha geçirgen ve esnek hale geldiği bir dünya var.
Bu durum emperyalist hayalleri ve çabaları ortadan
kaldırmıyor ama onu önemli ölçüde başkalaştırıyor. Örneğin emperyal arayış
artık sadece ABD ve SSCB’nin tekelinde değil. Her ülkenin kendi boyuna ve
yeteneğine göre ‘yeniden’ emperyal bir siyasete yönelmesinin karşılığı
olabilecek. Ancak buna ikinci bir hususu da eklemek gerek: Geçmişte büyük
güçlerin yaptığı yanlışların bedelini kendileri değil, küçükler ödüyordu.
Önümüzdeki dönemde öyle olmayacak… Emperyal hayalleri olan ülkelerin yanlışları
büyük bedeller olarak yine bu ülkelere dönecek, çünkü aynı hayallere sahip olan
ve kendi kıratlarındaki başka ülkeler söz konusu hatayı ‘nakte çevirmekte’
tereddüt etmeyecekler.
***
Daha geniş bir zeminde ise emperyalizmin ‘altın’ pratik kuralının
değiştiğini kayda geçirmek lazım... ‘Klasik’ emperyalizm betimlemelerinde sıkça
tekrarlanan deneyim, bir büyük gücün coğrafi bir alanı bir biçimde
sömürgeleştirmesi, parçalara ayırması ve yönetmesi üzerine inşa edilmişti.
Alışılmış klişe ile ifade etmek gerekirse emperyalistlerin düsturu ‘böl ve
yönet’ idi. Ne var ki bugünün çok aktörlü, çok katmanlı ve geçişli dünyasında
bölmek yönetmeyi sağlayamayabiliyor. Hatta tam aksine böldükçe bir coğrafyayı
yönetilemez hale getirebiliyorsunuz.
Bugünün ‘altın’ kuralı şu: Eğer ilgilendiğiniz coğrafya
size yakınsa, siyasi ve kültürel açıdan arka bahçeniz niteliğine sahipse ve
başkalarının oraya nüfuz etme imkanı azsa, ‘böl ve yönet’ stratejisini
kullanın. Ancak eğer coğrafya size uzak, siyasi ve kültürel açıdan bir
başkasının arka bahçesi olmaya eğilimli ve başkalarının nüfuz etmesine olanak
veren cinsten ise ‘birleştir ve yönet’ stratejisini benimseyin.
***
Dolayısıyla bugün Ortadoğu’ya ilişkin yaklaşımlara
baktığımızda Rusya’nın ‘böl ve yönet’, ABD’nin ise ‘birleştir ve yönet’
mantığına yakın durduğunu görüyoruz. Rusya Kafkaslar’da yaptığının aynısını
Ortadoğu’da gerçekleştirme peşinde. Başarırsa belirsiz bir süre için oraya bir
başkasının müdahalesi büyük ölçüde imkansız hale gelecek. ABD ise ülke
bütünlüklerinin olabildiğince korunması ve böylece hem anlamlı muhataplar, hem
de Rusya’nın gücü altında ezilmeyen aktörler üretme peşinde. Batı ittifakının
bizler için anlam ve değeri de zaten bu noktada…
Not: Rektör seçimi, Kürt Belediye Başkanları, hele de
Fırat Anlı, şimdi de Cumhuriyet gazetesi… Ortak akıldan ortak akılsızlığa doğru
hızla ilerliyoruz...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.