Müge İplikçi - miplikci@gazetevatan.com
Geçen sene üniversitede dersteyim. Ayşe Gül Altınay ve Fethiye Çetin’in ortak çalışması olan Torunlar kitabını okutma konusunda diretiyorum öğrencilerime. Yaşam, edebiyat, etnografi... Dersin içeriğine çok uygun bir kitap. Asimile edilerek Anadolu’da kalan Ermeni çocuklarının öyküleri bunlar. Onların torunlarıyla yapılmış bir sözlü tarih çalışması. Edebiyat ya da sözlü tarihle yakından uzaktan ilgisi olmayan farklı bir bölümden bir öğrencim var, hayta bir oğlan, havai, akıllı. Sürekli olarak şaka yollu sitem edip duruyor bana ‘Başka işin yok mu hoca, sen de bir kısım insan gibi takmışsın kafayı engebeli konulara’ dercesine. Toplumun genel muhafazakâr damarlarından beslenen, yaşam tarzı liberal formatlarla ilerleyen, ulusalcılık fikrine yakın durmaya çalışan bir genç. Usul usul o benim damarıma basıyor, ben de onunkine, didişiyoruz. Bakıyorum olacak gibi değil, hocalık hiyerarşimi kullanıp kitabı özel olarak ona veriyorum. Yedi ceddime küfür ettiğini bile bile kitabı ona veriyorum, evet. Özet çıkaracak haftaya. Bir sonraki hafta geldiğinde yüzü gözü karışmış. Başta endişeleniyorum. ‘Vay be!’ İlk sözü buna yakın bir şey.