Kürşat Bumin / kbumin@yenisafak.com.tr
Yasanın Fransız meclisinden geçtiği günlerde yayımlanan bir köşe yazısında Prof. Vahit Bıçak'ın "soykırım" konusuna ilişkin bir değerlendirmesi aktarılıyordu. Prof. Bıçak, biliyorsunuz, Türk Ceza Kanunu'nun yenilenmesi (2005) sürecinde görev alan akademisyenlerin başında geliyordu. Köşe yazısında tırnak içinde aktarılan bu açıklama şöyleydi: "TCK 76/c, 'Grubun, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması'nı da soykırım olarak nitelendiriyor. Yarın birileri çıkıp, 'Meseleyi gel senin yasalarınla çözelim, TCK'nın 76/c bendini esas alalım' dese ne olur?" Prof. Bıçak'ın sorusunu –sizin adınıza değil tabii ki- ben şöyle cevaplarım: Meselenin adı 76. maddenin sadece "c" değil, onunla birlikte "a", "b", "d" ve "e" bendleri uyarınca da "soykırım" olarak konur...İsterseniz bu bendleri ve öncesinde yer alan soykırım suçu tarifini hatırlamadan geçmeyelim: "(1) Bir plânın icrası suretiyle, milli, etnik, ırkî veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturur: a) Kasten öldürme. b) Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme. c) (....) d) Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması. E) Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi."