Etiketler

İki Mustafa

Mustafa Elveren (Em.Öğrt.)
Ünlü yazarlarımızdan Aziz Nesin’in oğlu Sayın Ahmet Nesin’in “İki Mustafasız Bir Türkiye İstiyorum!..” başlıklı makalesinde; “… Türkiye’de bütün siyasi tartışma iki Mustafa arasında gidip geliyor. Birisi tamamıyla dindar bir nesil istiyor ve 1400 yıl önce yazılan Kur’an’ın yeterli olduğunu söylüyor, diğeri de sadece Kemalist bir nesil istiyor.

Hrant'ın etrafındaki sol abluka kalkmalı

Fatih Vural 
Mahçupyan, "5 yıldan beri yürütülmekte olan kampanyamsı bir çaba var. Hrant'ın üzerinden giden, ama nihayetinde AK Parti karşıtlığında cisimleşen bir çaba... Darbelere karşı olduğunu söyleyen, Ergenekonvari olaylara karşı olduklarını söyleyen insanlar, bugün Hrant'ı kullanarak, aynı Ergenekon'un yaptığı gibi AK Parti karşıtlığı gibi bir strateji sürdürüyorlar. Bunu yaparken kendi kimliklerini de yeniden konsolide ediyorlar. Bu biraz sol, laik ve sosyalist bir kimlik. Burada bir mikro siyaset var. Kendi kimliğini ayakta tutmak… Çok marjinal hale gelmiş insanlar, birden kamusallaşıyor, Hrant sayesinde. Onların istediği bu. Hrant da onlar için bir araç. Çünkü gayrimüslim. Sahibi yok. İslami kesim sahiplenmiyor. Hükümet sahiplenmiyor. Sahiplenmeyi hak eden birisi. Bunu sahipleniyorsunuz, kamusallaşıyorsunuz. Orada kolay elde edilen bir araçsallaştırma var.” Mahçupyan, "Hrant İçin Adalet İçin diye bağırmak ahlaki değildir. Hükümet bir şey yapıyor, birdenbire siz kendinizi kahramanlaştıracak bir söyleme kayıyorsunuz, bu çok ucuz bir davranış. Ahlaki değil.

Öteki Tarih - 1

Cihan Keyif
"Türklerin tarihle ilgilenmeleri genel olarak iyi, ama çoğu resmî tarih tezlerini sağlamlaştırmak için tarihle ilgileniyor." Yazarımız Ayşe Hür'ün kitabı çıktı: Öteki Tarih - 1. Kendisiyle bu kitap ile ilgili Taraf gazetesinde Cihan Keyif bir söyleşi yaptı. Resmi tarihi tek bakış açısı olarak kabullenmiş kuşaklar için yararlı bilgiler içeren söyleşiyi sunuyoruz. … İkinci kitap I. Dünya Savaşı’nın bittiği ve İttihatçı liderlerin ülkeden kaçtığı 1918’den Mustafa Kemal’in İttihatçılarla hesaplaşma adı altında kendisine muhalefet eden tüm siyasî kadroları tasfiye ettiği 1926 İzmir Suikastı Davası’na kadarki döneme ait yazılardan oluşacak… Üçüncü kitapta ise, Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi, 1932 Bursa Olayı ve Nutku, 1934 İskân Kanunu, giyim-kuşam, mimari, resim, heykel, müzik, eğlence alanındaki ‘devrimler’ gibi Kemalist modernleşme projesinin çeşitli pratiklerine dair yazıları toplayacağım.  

Hey gidi Sanasaryan Han!

Ragıp Zarakolu
Sene 2012, dün kar yağdı Kandıra’ya. Ben yine geçmişe daldım ve S. Ali’nin hâlâ yanıtlanmamış o dilekçesini düşündüm. Bakalım 90 küsur yıl sonra adalet tecelli edecek mi?... Önce, troleybüs Fatihten, Sirkeci, oradan ver elini Sanasaryan Han!..Kapıda "çift ay" var iç içe bakan, Emniyet Amirliği’nin en gizemli, en korkulan kapısı: Siyasi Şube!O kapıdan girerken, "vay be, gerçekten varmış böyle bir yer" diyorum, ürpererek.Babamın öğretmen arkadaşı Hasan Basri Alp 1945 yılında burada ölmüş işkencede ve sonra "kaçarken damdan düştü" denilmiş...Son bir not: Sıvas Kongresi’nin yapıldığı bina da Sanasaryanların mıydı?

Milliyetçilik ve toprak parçası

Serdar KAYA/Taraf GAZETESİ
Her insanın, doğup büyüdüğü (ya da bir tarihten sonra yaşamaya başladığı) memleketi ile arasında çeşitli sosyal, kültürel, psikolojik ve ekonomik bağlar vardır. Milliyetçilik, kişiye bütün bu bağlarını ikinci plana atmasını ve her şeyi öncelikle etnik ve siyasi bir çerçeve içinde anlamlandırmasını telkin eder. Bu tasavvura göre, dünya, farklı parçalara bölünmüş olan, sınırları belli topraklardan ibarettir. Ulus-devletlerin hâkimiyetindeki bu toprak parçalarının her biri üzerinde farklı bir etnik grup yaşamaktadır. Bizi biz yapan şey (yani kimliğimiz) ise, herşeyden önce, bu etnik aidiyet üzerinden anlam kazanır. Bu yaklaşım, halkları milletlere, memleketleri vatanlara, azınlıkları ise yabancılara dönüştürür,,,Milliyetçilik Türkiye’ye Batı’ya nazaran biraz daha geç geldiği gibi, haddinden uzun da kaldı. Batı’da artık insanlık suçu olarak kabul edilen uygulamaların Türkiye’de halen normal addediliyor olması, bunun bir sonucu. Bu insanlık suçlarından biri de, bir topluluğu (sırf hasbelkader taşıdığı bir kimlikten ötürü) güdülecek bir hayvan sürüsü gibi görmek ve gerekli görüldüğünde bir yerden diğerine nakletmeye kalkmak.

Çiçek: Bizim tarihimizde soykırım yoktur

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Cemil Çiçek, "Buradan tüm dünyaya sesleniyorum. bizim tarihimizde baskı yoktur, zulüm yoktur, işgal yoktur, soykırım yoktur, alçaklık hiç yoktur" dedi.

Yahudi Soykırımı Oscar’ların favorisi

Yahudi Soykırımı Oscar’ların favorisi
Tüm dünyada “Holokost (Yahudi Soykırımı) Günü” olarak anılan Auschwitz toplama kampındaki mahkumların özgür kaldığı 27 Ocak’ı işleyen filmler, Oscar’dan eli boş dönmüyor…Sinema Eleştirmeni Alin Taşçıyan ise Holokost temalı filmlerin hemen tamamının özgün bir üslupla ele alındığını ayrıca kalifiye yapımlar olduğunu belirtiyor. Bu konuda başarılı filmlere atıfta bulunan Taşçıyan, şunları kaydediyor: “Ne kadar acıdır ki sinema tarihinin birçok başyapıtı insanoğlunun acımasızlığının kanıtlarından biri olan Holokost hakkındadır. Bugüne dek beyazperdede vicdanımız sızlayarak izlediğimiz, Holokost temasına dair filmlerin neredeyse hepsi prodüksiyon değerleri ve sinematografik yaratıcılıkları bakımından olağanüstü niteliklere sahiptir.

Bu senaryo Türk sinemasına armağanım olsun

A. Turan Alkan
Bizim "Âsi, şişman, mütayit ve Ermeni" Sevan Nişanyan'ın yaramazlıkları bitmiyor, bakınız yine neler yapmış?... Hikâye şöyle başlıyor: Ali Nesin'le birlikte ayağa kaldırdıkları Şirince'deki Matematik Köyü'nü şenlendirmek için bir anıt yapmayı düşünüyorlar. Daha önce yörede benzerlerine raslayıp hayran olduğu kaya mezarlardan birini, köyün kayalık yamacına sıfırdan inşa etmek geliyor aklına. Ünlü bir heykeltraşa soruyor, trilyona varan bir rakam telaffuz edilince, "Gayret dayıya düştü." diyerek işe sıvanıyor… Son zamanlarda yerli sinemamızda, özellikle mahalli renkleri dile getiren, rahat seyredilir bir mizahi akım gelişiyor; buna dair çok başarılı örnekler seyrettik. Nişanyan'ın başına gelenler ve onun ilginç muhalefet ve mücadele tarzı çok güzel bir film olurdu. Senaryo yazmaya bile gerek yok; Nişanyan'ın yaşadığı komiklikleri sıraya koyup Nasreddin Hoca fıkraları gibi ucucuna eklemek kâfi.

Fransa paraşütleri ‘Ermeni yasası’na takıldı

Türk Hava Kurumu (THK) Başkanı Osman Yıldırım, THK’nın paraşüt alımı için açtığı ihaleyi Fransız firmasının kazanması nedeniyle ihaleyi iptal ettiklerini bildirdi.Yıldırım, bir süre önce 150 paraşüt alımı için ihale açtıklarını belirterek, ‘’İhaleyi Fransız firması kazandı. Biz de, sözde Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç sayan yasa tasarısının Fransız Senatosunda kabul edilmesinin ardından, ihaleyi askıya aldık’’ diye  konuştu. 

Surp Haç Tıbrevank Sevgi Yemeği

Surp Haç Tıbrevank'ın 59.yılı münasebetiyle düzenlenen geleneksel Şükran Ayini ve Sevgi Yemeği 12 Şubat 2012 Pazar günü (Bu gün) Kumkapı Meryem Ana Kilisesi ve Amira Bezciyan salonunda.

Yıldırım: Ermenileri azdıran ve şımartan dış güçler var

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, 1. Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında da bugün olduğu gibi ''Ermenileri azdıran ve şımartan dış güçler'' olduğunu belirterek, ''Aynı zihniyet bugün de boş durmuyor. Fransa'da, İsviçre'de ve daha nicelerinde, maalesef yeni baştan bu Ermeni işgal zihniyeti, faaliyetlerini aralıksız sürdürüyor'' dedi. (Sayın Bakan, azdırmak ve şımartmak ne demek sorun yoksa kim kimi şımartıp, azdırabilir? Ermeni işgal zihniyeti sanırız yeni bir buluş. Kim nereyi işgal etmek istiyor? Hyetert)

Dersim'in Kayıp Kızları'nı kaçırmayın

Türkiye tarihinin acı dolu bir dönemine titiz bir çalışmayla ışık tutan İki Tutam Saç: Dersim'in Kayıp Kızları 12-19 Şubat arasında, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi ile Balık Arts'da... "Gala Gösterimi: 19:00 Pazar, 12 Şubat 2012, gösterimi takiben yönetmen Kazım Gündoğan ile söyleşi gerçekleştirilecek. Söyleşi University of East Anglia'da Film ve Medya Çalışmaları Bölümü öğretim üyesi Dr Eylem Atakav tarafından yönetilecek. (Biletler £ 10 - İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi'nden temin edilebilir - 0 207 241 6950 )

İsrail ile Ermenistan arasında soykırım kavgası

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın, “Holokost tabiri başka trajediler için kullanılamaz. Başka olayların ya da kıyımların Holokost olarak nitelendirilmesini kabul etmiyoruz” sözlerine Erivan’dan tepki geldi… Nalbandyan, “Holokost” tabirinin hiçbir zaman “Ermeni soykırımı” için kullanılmadığını belirterek, “Raphael Lemkin, ‘soykırım’ sözcüğünü ilk kullandığında Medz Yeghern’e gönderme yapıyordu. Bu terim daha sonra uluslararası kurumlar tarafından kullanılmaya başlandı” dedi.

'Ermeni olduğumu ifşa etmem provokasyondu'

Ermeni olduğunu 40 yaşında öğrenen müzisyen Yaşar Kurt, Ermeni olduğunu açıklamasının ardından ailesinden gelen tepkileri anlattı.“40 yaşımda Ermeni olduğumu öğrenince kafam karıştı, niye bu böyle, niye ben bilemedim, kafam karıştı ve öfkelendim. Daha sonra önemli olan insan olma fikri kendini sağlam bir biçimde kendini gerçekleştirdi. Arada bir buçuk sene bocaladım.  İfşa etmeme eski kuşaklardan hiç tepki gelmedi, hiçbir kötü tepki olmadı. Genç kuşaklar benim gibi biraz bocaladılar. Kimileri milliyetçiydi ve bir anda ‘ne oldu’ dediler. Kendi köklerinde de böyle bir şey olduğunu öğrenip sıkıştılar. ‘Ben sonradan  Müslüman mıyım’ diye soranlar oldu. Akrabalarımdan genç tayfadan bu örnekler. Bazı travmalar iyidir. Bu travmanın gerekli olduğunu düşündüğüm için paylaştım, ırkçı milliyetçi köşelere gitmeden nasıl yaşamamız gerektiğini bulmak için. Kız kardeşim ‘Benim çocuğum okula gidiyor, orada eskiden benim dayım Yaşar Kurt diyordu, şimdi benim dayım Yaşar Kurt demekten kaçınacak’ dedi. Bu konuda kat edecek çok yolumuz var. O zaman Ermenistan’a gitsin diyenler de oldu, yaptığım provokasyondu, çünkü insanları gerçek tepkilerini ortaya koymalarını ve bu tepki üzerinden kendilerini yargılamalarına yol açtım.”

Ermeniler de dahil herkes hayal kırıklığı yaşayacak

Fransa Anayasa Konseyi eski Başkanı Badinter, Sarkozy hükümetinin hazırladığı ve iptal istemiyle Konsey’in önüne gelen soykırım yasasının herkese hayal kırıklığı yaşatacağını söyledi.Anayasa Konseyi’nin 9 yıl süreyle başkanlığını yapan ve bir dönem Fransa’da adalet bakanlığı görevinde bulunan Badinter, ulusal parlamentoların, tarihi konularda herkes tarafından tanınan uluslararası yargılama yetkisi olan kurumların yerine kendisini koyamayacağını söyledi. 1915 olaylarıyla ilgili uluslararası bir mahkemenin kararı olmadığına dikkat çeken Badinter, Fransız parlamentosunun, bu konuda yetkisi olmadığının bir kez daha altını çizdi.

ABD Kongresi Türk lobisine geçiyor!

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Washington'da Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı. Çok memnuniyet verici bir gelişmeyi de ifade etmek istiyorum. Türk-Amerikan Dostluk Grubu Kongre'de 133 sayısına ulaştı. Yani bu Kongre'de ciddi bir rakamdır ve şu an itibarıyla ikinci veya üçüncü büyük gruptur. İnşallah 5 üye daha katılırsa en büyük grup haline dönüşecek. Bunun getirdiği büyük bir memnuniyet oldu.''

'Kürtler, Türkiye'nin bir sonraki soykırım kurbanı'

Armenian Weekly, Türkiye'nin "soykırım" sonrası değil "soykırım" öncesi bir devlet olduğunu iddia ederek, "Türkiye, aradığı bir sonraki hedefi buldu gibi görünüyor. Türkiye'nin bitmemiş son soykırım işini hatırlatan Ermeniler bu listenin en tepesinde, tabii ki Kürtler de Türkiye'nin bir sonraki en olası kurbanı" görüşünü öne sürdü.

'Er Sevag'ın üstü yalanlarla örtülmesin'

Beyoğlu'ndaki Cezayir Restoran'da gerçekleştirilen toplantıda konuşan eski milletvekili Ufuk Uras, Sevag Şahin Balıkçı davasının, 13 Şubat Pazartesi günü Diyarbakır'daki askeri mahkemede devam edeceğini hatırlattı. ''Irkçı cinayetlere, ırkçı nefrete karşı kamuoyu duyarlılığını yükseltmek için bir araya geldiklerini'' ifade eden Uras, tek isteklerinin adalet ve gerçeklerin üstünün örtülmemesi olduğunu belirtti.

Ragıp Zarakolu için Kitaplar Ses Veriyor

Prolific Young Scholar on Armenian Genocide in Holland Ugur Üngör

By Aram Arkun
Ugur Ümit Üngör is one of a new generation of scholars emerging from Turkey who deal forthrightly with the Armenian Genocide. Assistant professor at the Department of History at Utrecht University in the Netherlands and researcher at the Center for Holocaust and Genocide Studies in Amsterdam, his main interest is the historical sociology of mass violence and nationalism. He has recently published three books dealing with the Armenian Genocide and related issues. 

Memurun sözleri yanına kâr kalmayacak

Ermeni gazeteci Cevat Sinet, engelli kimliğini almak için gittiği Batman Valiliği’nde ‘Kimliğinde Hıristiyan yazıyor. Sen Batman Ermenisi misin? Seninle mi uğraşacağız? Bu özürlülerle kim uğraşacak’ sözlerini işitince hukuka başvurdu. Sonuç alamayınca şikâyetini AİHM’e taşıdı.

eNewsletter of the Eastern Diocese: The Feast of the Presentation of the Lord to the Temple

On February 14 each year, the Armenian Church celebrates Dyarnuntarach, literally "the bringing forward of the Lord."  The Feast of the Presentation of Our Lord to the Temple is always 40 days after Armenian Christmas.  Other names for the feast include Derendas (possibly a contraction of Dyarnuntarach) and Candlemas.

Sarkozy Fransız Yahudilerinden İnkar Yasasına Destek İstedi

"Bir gün Yahudi soykırımı da reddedilebilir." Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Fransa’daki yahudi toplumundan, kendi desteğiyle Meclis’ten geçen ancak Anayasa Mahkemesi’ne götürülen Ermeni soykırımını inkar edenlere para ve hapis cezası öngören yasaya destek vermelerini istedi. Sarkozy, "Eğer bugün bu soykırım reddedilirse, yarın Shoah (Yahudi soykırımı) da reddedilebilir," dedi.

eNewsletter of the Eastern Diocese: St. Leontius (Ghevont) and his Clergy Companions

The Feast of St. Leontius honors the sacrifices made by a group of martyred priests, known collectively as the Levontian (or Ghevontian) Fathers, who gave their lives for their faith and their nation. They included Catholicos Hovesp; the bishops Sahag and Tatig; and the priests Arshen, Manuel, Abraham, Khoren, and their heroic  leader, St. Leontius.

İşte MİT'in takip ettiği gazeteciler

MİT'in sadece Baransu'yu değil başka Taraf yazarlarını da takip ettiği ortaya çıktı. Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Amberin Zaman, Mehmet Altan ve Markar Esayan’ın sahte isim ve kod adlarıyla telefonlarının dinlendiği belgelendi. MİT istediği dinlemeleri yasal kılıfa uydurmak için ise 5 ayrı mahkeme kararı aldırmış!

‘İlk görevim bütün dünyada Hıristiyanları korumak olacak’

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, başkanlık seçimlerinin ardından göreve geldiğinde önceliğinin tüm dünyada Hıristiyanları kollamak olacağını açıkladı

NYT: Türkiye'de kilise camiye dönüştürüldü

New York Times, İznik Ayasofya Müzesi’nin Ekim ayında restorasyon için kapatıldığına ancak Kasım’da yeniden açıldığında camiye dönüştürüldüğüne dikkat çekti.İznik (St.Sophia) Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülmesi ABD basınında yer aldı. Haberde, çevre sakinlerinin bu konuda çok hevesli olmadığı ve öğle namazı için sadece 18 erkeğin Ayasofya Camii'ne gittiği savunularak, yerel bir çiftçinin, “Bu tamamen gereksiz. Burada çok camimiz var. Bizim turiste ihtiyacımız var ancak artık gelmeyecekler” dediği kaydedildi.

Noam Chomsky Discusses Turkey with David Barsamian

Posted by David Barsamian
David Barsamian, the director of Colorado-based Alternative Radio, conducted the following interview with Noam Chomsky on Jan. 20 at MIT in Cambridge, Mass.

Asıl sorun dindarlık değil, milliyetçilik

Levent Köker 
Milliyetçilik, burada kullandığım anlamıyla, türdeş bir kültürel yapı olarak görülen "millet" ile "devlet"in birliğini amaçlayan bir siyasî ideoloji. Millet ve devlet birliği târihi olarak eşzamanlı bir oluşum hâlinde gerçekleşmiyor. Türkiye özelinde devletin Cumhuriyet ile birlikte bir "millet oluşturma" sürecine girdiğini görüyoruz. Bu sürecin en önemli politika alanlarından birini kuşkusuz kültür oluşturuyor ve burada Türkiye, târihî bir ikilemle yüz yüze geliyor: Ermeni "Büyük Felâket"i ve "Nüfus Mübadelesi" sonrasında çok büyük çoğunluğu Müslüman olan Anadolu'da yeni millî kimliğin asıl unsuru dine dayanmak durumunda kalıyor. Nitekim Lozan'da azınlıkların "gayrimüslim" olarak nitelendirilmesi de bunun bir sonucu. 1924'te Hilâfet'in ve Şeyhülislamlığın kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması ve Tevhid-i Tedrisat ile aynı yıl kabûl edilen Anayasa'da milletin "Türk" olarak niteleneceği benimsenirken, gayrimüslimlerin "vatandaşlık" dışında Türk sayılamayacakları da kayıt altına alınıyor… Kemalist dönem, "Diyanet İşleri Reisliği" aracılığıyla halkın "itikadat, ibadat ve ahlak" alanlarını kontrol etmek suretiyle uygun bir millî kimlik oluşturulması gerektiği hedefine yönelirken, Kemalist dönemi eleştirel yaklaşan muhafazakâr milliyetçi kesim, İslâm'ı biraz daha öne çıkaran bir "sentez" fikrini geliştiriyor.

“Symbolism in Art, Architecture and Design”

February 14, 2012, Glendale, CA

A people killed twice

Julia Pascal
It is the forgotten 20th-century catastrophe. In 1915, under cover of world war, Ottoman Turks wiped out a third of the Armenian population. To this day, Turkey denies blame - and, behind it, Britain stands firm among a dwindling band of nations that fail to acknowledge the massacres were genocide.

Ermeniler gerçek kimliğine dönüyor

Melik Duvaklı
Yıllarca kimliğini saklayan Ermeniler, son dönemde yaşanan iyileşmenin etkisiyle özlerine dönmeye başladı. Ermeni Diasporası, dünyanın her yerinde Türkiye aleyhine karalama kampanyaları düzenlerken ülkemizde yaşayan Ermeni asıllı vatandaşlar birer birer özüne dönmeye başladı. Türkiye’nin değiştiğine dikkat çeken “Kripto Ermeni” olarak bilinen vatandaşlar, artık kendilerini gizleme gereği de duymuyor. Kilisede vaftiz olup gerçek isimlerini alıyor. Ermeni cemaatinde de tartışma konusu haline gelen Kripto Ermenilerden asıl kimliklerine dönenler yaklaşık iki yıldır bir dernek çatısı altında faaliyet gösteriyor. İsmini değiştirip, kilisede vaftiz olarak Ermeni kimliğine dönenlerin kurduğu Dersimli Ermeniler İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneğinin geçtiğimiz ay İstanbul’da düzenlediği yemekli davete yaklaşık 550 kişi katıldı.

Sarkozy: 'Türkiye, tarihiyle yüzleşmeli'

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy 'Ermeni soykırımı' tartışmaları konusunda Türkiye'yi bir kez daha 'tarihiyle yüzleşmeye' çağırdı. Ortadoğu'daki gelişmeleri de değerlendiren Sarkozy, İran'ın nükleer silah edinmesine karşı olmakla birlikte çözümün askeri değil, siyasi olduğunu belirtti. Fransa Cumhurbaşkanı, Filistin sorununda da 'çözümün iki devlet kurmaktan değil, iki ulus-devlet kurmaktan geçtiğini' kaydetti.

Kilisenin Tapusu Onda

Tuğba Yardımcı Mısır 
Trabzon'da 1424'te yapılmış harabe durumdaki Kaymaklı Ermeni Kilisesi ile yanındaki şapel ve manastırın tapusu 78 yaşındaki Haşim Kantekin'e ait.

Halklar Söyleşileri Süryaniler

Anadoluyu Anadolu yapan şeylerin başında , bu coğrafyada tarihten bugüne yaşayan Halkların kültürel zenginliği geliyor hiç kuşkusuz.. Halklar Söyleşileri serisinde bu defa Anadolu’nun kadim halklarından olan Süryanileri daha yakından tanıyacağız. Tarih: 25 Şubat Cumartesi, Saat: 17:00,  Yer: Aka-DER Kızılay Şube Kültür Merkezi -Ankara

1915 soykırımdır

Ergun Babahan /ebabahan@stargazete.com
İsviçre, Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın “Soykırım yoktur’’ sözüne soruşturma açtı ya, birden herkes düşünce ve fikir özgürlüğü yanlısı kesildi. Hrant Dink, Orhan Pamuk yargılanırken, mahkeme salonlarında Ergenekoncular’ın saldırılarına uğrarken arazi olanlar şimdi ortada.Batı’ya özgürlük ve insan hakkı dersi veriyorlar. Versinler.. Bakalım, bizim ülke bu konuda nasıl? Ben de 1915’in soykırım olduğunu savunuyorum.İttihatçı çete, merkezi olarak böyle bir tehcir kararı almış, Batılılar’ın doğrudan gözünün önünde olmayan bölgelerden yüz binlerce insanı ölüm yolculuğuna çıkarmıştır. Bu kıyıma sahip çıkmak, Naziliğe sahip çıkmakla eşdeğerdir. (Yapamayın bizim düşünce ve fikir özgürlüğü kahramanı Ermeni aydınlarımız(!) alınacak şimdi HYETERT)

‘Hrant’ın parazitleri’

Ahmet KEKEÇ / akekec@stargazete.com
Bu başlık, Etyen Mahçupyan gibi benim de başımı derde sokar mı? Hangi “ilkeyi” temellük ettiği belirsiz güruhun saldırısına maruz kalır mıyım? Hiç umurumda değil... Birazdan, “basın özgürlükçüsüymüş gibi” yapanların ipliğini pazara çıkaracağım... Etyen üzerinden “gösteri” yapacaklarına, kendi durumlarına açıklık getirsinler. Bizi ikna etsinler...Ki, “Hah işte... Bunları söyleme hakkına sahipsiniz... Devam!” diyebilelim. Etyen Mahçupyan, Today’s Zaman gazetesinde yayımlanan “Hrant’ın parazitleri” başlıklı yazısında, Hrant üzerinden “Ergenekon’u aklama çalışması” yapanları deşifre edince, yemediği küfür kalmadı.

Ufuk: İşte öyle bir adam...

Fatih Polat/ fpolat@evrensel.net /

Mahçupyan, 2 Şubat günü kaleme aldığı “Hrant’ın arkadaşları” ve 5 Şubat günü “Hrant’ın parazitleri” başlığı ile devam ettirdiği yazılarla yine o uğursuz misyonunu oynadı.“Hrant’ın parazitleri” başlıklı yazısında şunları söylüyor örneğin: “Sol adına yapılan bu Hrant araçsallaştırması, bir parazit kolonisinin saygı ve dinginliği hak eden bir acının üzerine çullanmasından, onu didikleyerek beslenmesinden başka bir şey değil. Bunun son örneklerinden birini geçenlerde Ece Temelkuran’ın kaleminden okuduk.”Mahçupyan, başkalarını Hrant Dink’i ‘sol’ adına yeniden kurgulamakla suçlarken, kendisi onu tam da kendi durduğu yerden yeniden kurmaktan geri durmuyor ve şöyle diyor: “Daha sonraki yıllarda Hrant demokratlığı bu bellek inşasının meşru zemini olarak gördü ve o noktadan itibaren de sosyalizm onun için nostaljik bir gençlik romantizmi anısına dönüştü.”Bunlar hayli iddialı sözler. Peki varsayalım ki öyle, o zaman neden sol içinden de geniş bir kesim “Hrant’ın arkadaşları” ile birlikte davasının takipçisi olmaktan geri durmuyor da, ama aynı çevrelerin Etyen Mahçupyan’a içi hiç ısınmıyor?...

Patrikhane politikasının geleceği

Emrah Usta- Süleyman Şah Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi
Dünden bugüne maalesef 'aramızdaki hainler' sloganlarıyla anılan bu cemaatler, dünya siyaset arenasında birçok dinî grubu bir arada tutabildiği gibi, Türkiye'nin küresel vizyonuna da katkı sağlayabilirler. .. Özellikle mevcut Patrik sonrasında Türkiye'yi derinden bekleyen bir kriz vardır. Ruhban Okulu'nun kapalı olmasıyla yeni patrik konusunda ciddi sıkıntılar yaşayacak Türkiye'nin, Patrikhane konusundaki politikalarını yeni anayasal çerçevede çizebilmesi bekleniyor. Küresel vizyonun yapı taşlarından olacak Patrikhane etkisini Türkiye iyi kontrol edebilmeli, bu küresel gücü Fatih Kaymakamlığı gibi bir makama bağlamak yerine Başbakanlık gibi bir kurum altında sınıflandırabilmelidir. Nitekim dışarıdan bakıldığında görülen "ikinci sınıf vatandaş" algısını, bu şekilde ortadan kaldırabilir. Öte yandan Heybeliada Ruhban Okulu, zaman kaybedilmeden Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi çatısı altında açılabilir. Sadece Rumlar için değil, kapalı olan birçok Süryani, Şii ve Ermeni dini okullar da benzer bir uygulamaya tabi tutulabilir. Yeni anayasada gayrimüslim sınıfa tabi ruhanî liderlerin hukukî pozisyonları yeniden tanımlanmalıdır. Kilise, havra ve sinagoglara daha çok maddî destek sağlanmalı, cumhurbaşkanı gibi üst düzey yetkililerin özel günlerde buralara ziyareti planlanmalıdır. Bunu başarabilen Türkiye, aynı zamanda, AB'nin din ve vicdan özgürlüğü eleştirisinin önüne geçecektir.

Հայկական Օրեր Միւնիխի Մէջ

Երեք տարի է արդէն Միւնիխի մէջ գեղեցիկ սովորութիւն եղած է հայկական օրերուն կազմակերպումը։ Այս տարի անոնք տեղի ունեցան Յունուար 31էն Փետրուար 3, Միւնիխի Լուտվիկ Մաքսիմիլիան համալսարանի Մերձաւոր եւ Միջին Արեւելքի հիմնարկէն ներս։ Այս մասին յատուկ Tert.am-ին կը տեղեկացնէ պատմաբան Վահէ Թաշճեան, Պերլինէն։

Ermeni Lisesi'nde de tablet eğitim

‘Tablet’li eğitimde 52 ‘pilot’ arasına Ermeni Lisesi de girdi. Hürriyet'ten  Nuran Çakmakçı'nın haberine göre,  Milli Eğitim Bakanlığı’nın ikinci yarı yılda başlattığı Fatih Projesi’nin pilot uygulamasında şimdilik 52 okul var.Bunların arasındaki tek azınlık okulu ise Özel Eseyan Ermeni Lisesi.  Türkiye'de  tabletine kavuşan tek azınlık okulunun öğrencileri de öğretmenleri de mutlu.

AB Bakanımız Avrupa’ya gidemeyebilir

Can Ataklı - catakli@gazetevatan.com
İşte Egemen Bağış da, bu saçma sapan yasayı eleştirmek için Davos’ta kişisel bir eylem yaptı. Zürih Devlet Savcısı Christine Braunschweig Egemen Bağış’la ilgili soruşturma başlatmış.Uluslararası hukukun sağladığı diplomatik dokunulmazlık nedeniyle Bağış hakkında dava açılması çok zor olabilir.Ama diplomatik dokunulmazlığın da bir sınırı var. Bağış’ın bakanlığı bırakması ve parlamenterliğinin de sona ermesi halinde dava açılır mı onu bilmiyorum. Bu durumda Egemen Bağış’ın ifadesinin alınması gerekecektir. Yani Egemen Bağış, İsviçre AB üyesi olmasa da Shengen kapsamında olduğu için, AB üyesi herhangi bir ülkeye girdiği an İsviçre’de çıkarılmış “difüzyon” kararı nedeniyle gözaltına alınmak ve Zürih’e gönderilmek durumunda kalabilir.

Zarakolu ve Belge Yayınları

"İsveçli parlamenterler, tutuklu gazeteci, yayıncı, yazar ve insan hakları savunucusu Ragıp Zarakolu'nu Nobel Barış Ödülü adaylığı için önerdi."İç karartıcı gündem içinde okuduğum en güzel haber buydu. Elbette bu haberin de dramatik bir tarafı var. Zarakolu'nun dramı, yalnızca şimdiki tutukluluğu değil. Sistem uzun süreden beri Zarakolu'nu çeşitli ceza yöntemleriyle susturmaya çalışıyor. Onun ve ölen eşinin demokrasi mücadelesine katkılarına duyduğum şükranı, kurdukları yayınevi üzerinden dile getirmeye çalışacağım.

Ermeniler Sarkozy'ye tepkili

Ermeni diasporası ise gelinen bu durumdan Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yi sorumlu tutmaya başladı. Fransa Ermeni Teşkilatları Koordinasyon Konseyi (CCAF) Güney Fransa sorumlusu Julien Harunyan “UMP içinde büyük uyuşmazlık yaşandı. Sarkozy adamlarını kontrol edemedi” dedi. CCAF Ulusal Sekreteri Pascal Chamassian ise “Yasanın onaylanmasının gecikmesi anayasaya aykırılık için başvuruyu sağladı. Bu da bizde garip bir his yaratıyor. Zaferimizi çaldılar. Hoşnut değiliz, öfkeliyiz. Bu iş bir hukuk işi değil, siyasi bir iş. Anayasa Konseyi seçilmişlerin kararına saygı duymalı” diye konuştu .

'Soykırım yasası iptal edilecek'

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin partisinin üst düzey ismi Gaudin "Eminim Anayasa Konseyi, Ermeni soykırımının inkarı suç sayan tasarısını reddedecek. Hatta soykırımı tanıyan yasa bile iptal edilebilir" dedi.

Ragıp Zarakolu İle Dayanışma Gecesi

Soykırım Konusu Bağış Ve Schulz Arasında Soğuk Rüzgarlar Estirdi

Fransa'nın da benzer yasaları oluşturmak için girişimde bulunduğu hatırlatılarak, bunun Avrupa'da ifade özgürlüğünü tehlikeye atıp atmadığı sorusu üzerine, Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, şunları söyledi:"Avrupa'da ifade özgürlüğünün tehlike altında olduğunu düşünmüyorum. Eğer durum böyle olsaydı bununla mücadele etmek için her şeyi yapardım. İfade özgürlüğü AB'deki en temel haklardandır… Bağış'ın ardından tekrar söz alan Schulz, AP'nin 1987, 2000, 2002 ve 2005'de aldığı soykırımı tanıyan kararlara atıf yaparak, "Ben soykırım meselesi ile ilgili olarak son derece net bir pozisyona sahip bir kurumun başkanıyım ve bunun altını çizmek zorundayım ki alınan kararları savunmakla yükümlüyüm ve savunuyorum. Benim pozisyonum son derece net ve bu pozisyonun yanlış anlaşılmaması için tekrarlamak zorundayım bunları. Çok uluslu bir parlamentonun Alman başkanı olarak her gün kendi tarihimle yaşamak zorundayım...”

Vakıflar Galata Rum İlkokulu binasını iade etti

Vakfın ibraz ettiği, Galata'daki Rum İlkokulunun kendilerine ait olduğunu gösteren belgeleri inceleyen Vakıflar Meclisi, Vakıflar Kanunu'na 28 Ağustos 2011'de eklenen geçici 11. madde çerçevesinde kararını verdi. Vakıflar Meclisi, okul binasının vakfa iadesinin yapılabileceğini kararlaştırdı.

Egemen Bağış'a AP'den destek mesajı

Oomen-Ruijten, “Herkes düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir” dedi. 1915 olaylarıyla ilgili Türkiye'nin arşivlerinin açılarak ortak tarih komisyonunca incelenmesi önerisine destek veren Raportör Oomen-Ruijten, “İsviçre'de olsun, Fransa'da olsun Avrupa'da ve Türkiye'de herkes düşündüğünü hiçbir kısıtlama olmadan söyleyebilmelidir” dedi. Türkiye'de de ifade özgürlüğü noktasında bazı sorunlar bulunduğunu savunan Oomen-Ruijten, AP Dış İlişkiler Komitesi'nin gündeminde bulunan son Türkiye taslak raporu bunlara da dikkat çektiğini dile getirdi.

"Hrant Dink'i vurdu, kötü mü yaptı?"

Samsun'da 2 ayda bir çıkan "Statüko" dergisinin Genel Koordinatörü Okan Baş imzasıyla çıkan köşe yazısında, "Ogün Samast gibi gürbüz bir genç, işi 'Türk'ün kanı pistir' demeye getiren Hrant denen herifi vurduğu için ağır bir cezayla karşı karşıya kaldı. Kötü mü yaptı yani?" diye yazdı.

Prof. Dr. Yalçınkaya’dan Ermeni İddialarına Karşı 100 Yıllık Program

Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya, Ermeni iddialarına karşı önümüzdeki 100 yıllık süreçte yapılması gerekenleri şu şekilde değerlendirdi: “Bugün Avrupa ve Amerika’da üniversitelerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil birçok kurumların kütüphanelerinde bir gerçek var. Hukuk, siyaset, uluslararası ilişkiler, sosyoloji gibi alanlarda raflardaki bazen 10 -20 kitaptan biri soykırım iddiaları hakkında. Gayet kaliteli baskı ve cilde sahip, tuğla kalınlığındalar. Hangisinin muhtevasına bakarsanız baştan sona zincirleme, uydurma kaynaklar veya tehcir masallarına dayanır. Bugün diyaspora sektörü ve Ermenistan bu iddialardan vazgeçse dahi kütüphane gerçeğine karşı yapmamız gerekenler var. Buna karşın yerli ve yabancı arşivler ile uluslararası hukuk gerçekleri ışığında yapacağımız araştırma ve yayınlar yeni bir dinamizm ile gelecek nesiller açısından güven sebebi olacaktır.”

Şişli’den Haberler:

Şişli A bayan Voleybol takımı Türkiye deplasmanlı 2. liginde deplasmanda Altınoluk Belediye takımın 3-0 mağlup ederek 30 puana yükseldi ve 6. sıradaki yerini korudu… Şişli A erkek basketbol takımı Türkiye deplasmanlı 3. ligindeki ilk maçında Ankara Anadolu Basket takımına 83-81 mağlup oldu.

Bağış sözünün arkasında; İsviçre yasanın arkasında durabilecek mi?

Mustafa Kartoğlu-Star
‘Tarafsız’ bir ülkede başlatılması sembolikti. Ardından AB’nin kendini ‘liderlik’ makamında gören üyesi Fransa’da gündeme geldi. Almanya, tarihin ilk ‘soykırım suçlusu’ ülke olarak buna cesaret edemese de, Başbakan Angela Merkel’in ‘soykırım yasası’nın mucidi Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi ekonomik ve siyasi bakımdan kanatları altına alması, yasanın arkasında olduğunu gösteriyor. Eğer Fransız anayasa yargısı yasayı iptal etmezse sırada Avusturya gibi Almanya eksenindeki AB ülkeleri olacak. Bakan Bağış’ın İsviçre’deki resti ve İsviçre’nin ön soruşturma başlatması, uygulanamayacak, ancak ‘siyasi kirlilik’ yaratma amaçlı bir yasanın erken kadük olması için fırsat sayılabilir.

Halaçoğlu'ndan Bağış'a destek geldi

MHP’li Halaçoğlu, İsviçre’de hakkında ön soruşturma açılan Bakan Bağış’a destek verdi… Yusuf Halaçoğlu “Bir bakan hakkında dava açmaya kalkışırlarsa, diyecek tek bir şey var; artık batı ırkçılık içinde yüzen devletler topluluğudur” sözleriyle tepki gösterdi… Egemen Bağış, dokunulmazlığı olduğunu vurgulayan Halaçoğlu, eğer Bakan Bağış hakkında soruşturma açılırsa Türkiye’nin Avrupa’nın artık özgür devletler ülkesi olmadığını, fikre gem vuran onu sınırlandıran orta çağ Avrupa’sına dönmüş geri zihniyette olan bir Avrupa olduğunu açık bir şekilde ifade etmesi gerektiğini söyledi… “Türkiye’nin AB'ye girme meselesinden çekiliyoruz demesi lazım” dedi. (Sayın Bakan, aman kılavuza dikkat. Böyle desteği olanın kösteğe ihtiyacı olmaz. HYETERT)

Fransa'da bir ilk: Müslüman mezarlığı

Fransa'nın doğusundaki Strasbourg'daki Sosyalist belediye, ilk defa bir Müslüman mezarlığını hizmete soktu. Fransa İslam Konseyi Başkanı Muhammet Mussavi, belediye tarafından bir Müslüman mezarlığı açılmasını "tarihi bir adım" olarak gördüklerini ve büyük bir memnunlukla karşıladıklarını belirterek, bu uygulamanın Fransa'nın diğer bölgelerine de örnek teşkil etmesini arzu ettiklerini ifade etti.

Bağış: 'Gider yine soykırım yok derim, Türkiye'nin bakanını tutuklayamazlar'

28 Ocak’ta, “İsviçre sözde soykırımı reddetmenin suç olduğu bir ülke. Bugün İsviçre’deyim ve ben diyorum ki, 1915 olayları soykırım değildir” diyen AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış için Zürih Savcılığı ön soruşturma başlattı. Neue Zürcher Zeitung gazetesinin haberine göre, soruşturma İsviçre Ermeni topluluğunun şikayeti üzerine açıldı. Bakan Bağış, ön soruşturma açılmasıyla ilgili ''Bu tür girişimler bizim için yok hükmündedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin herhangi bir bakanını tutuklayacak bir güç tanımıyorum. Gerekirse Davos'a gider, aynısını yine söyleriz'' dedi.

Diaspora Anayasa Konseyi’nden umutsuz

Fransa'da soykırımın inkarının cezalandırılmasına ilişkin yasanın Anayasa Konseyi'nde iptal edileceği tahmin ediliyor. Bazı siyasetçiler "Ermeni Soykırımı"nı kabul eden yasanın da iptal edilebileceğini öne sürüyor.

Üniversiteden heykel söküldü mü?

CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e, Dumlupınar Üniversitesi yerleşkesinin girişinde bulunan mermer bloktan yontulmuş "Aslan ve Kartal" heykelinin "Ermenistan’ın devlet arması" olduğunu ileri süren bir kişinin "ihbar" mektubu üzerine yerinden sökülerek depoya atılıp atılmadığını sordu.

Rahip Santoro anıldı

Trabzon'da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Santa Maria Kilisesi Rahibi Andrea Santoro için anma töreni düzenlendi. Trabzon’da 5 Şubat 2006 tarihinde, Santa Maria Katolik Kilisesi’nde 16 yaşındaki Oğuzhan Akdin’in silahlı saldırısı sonucu öldürülen Rahip Andrea Santoro, anıldı. Santoro’nun öldürüldüğü sıraya çiçek konuldu ve mum yakıldı.

Gaziantep’te unutulan Yahudi mirası / Forgotten Jewish heritage in Gaziantep

1979 yılında tüm Yahudilerin şehri terk etmesinin ardından bakımsızlıktan yıkılan Gaziantep Sinagogu, restore ediliyor. Sık sık şehri ziyaret ederek bu restorasyonda etkin rol almaya çalışan Gaziantep Yahudi'si Özkul Arkadaş, bu süreçte neler yapıldığını ve Gaziantep’in Yahudi tarihini anlatıyor.

Bağış'a Soruşturma Dışişleri'ni Harekete Geçirdi

Bakan Bağış'a "soykırım yok" soruşturması başlatan Zürih savcısına hükümetten sert tepki geldi. İsviçre Büyükelçisi, Dışişlerine çağırıldı… Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, "İsviçre fazla özgürlüklere tahammülü olmayan bir ülke. Ama onlar da öğrenecekler" derken; Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik " Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bakanına soruşturma açmak Zürih Savcı'sının haddine düşmez " dedi.

Nişanyan'a 'kaya mezar'dan 5 ay hapis

İzmir’in Şirince ilçesinde kaya mezar yaptıran turizmci Sevan Nişanyan 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bağış'a şok soruşturma

Selma Güven
Dünya Ekonomik Formu sonrası Zürih kentinde yaptığı açıklama nedeniyle İsviçre savcılığı soykırımı inkardan Egemen Bağış hakkında ön soruşturma başlattı… Zürih devlet savcısı Christine Braunschweig, "Geçen hafta savcılığımıza bu konu ile ilgili bir dilekçe ulaştı. Dilekçede Sayın Bağış’ın İsviçre Ceza Kanunu'nun 261. maddesinde ırkçılık başlığı ile yer alan kanuna muhalefet edildiği bildiriliyordu. Savcılığımız iddiayı ciddi bularak ön soruşturma başlattı. Şimdi Egemen Bağış’ın dilekçede konu edilen Ermeni soykırımını inkar sözlerini söyleyip söylemediğini araştıracağız. Kendisinin diplomatik dokunulmazlığı olup olmadığına bakacağız. Bunların sonucunda yasaya aykırı bir durum var ve diplomatik dokunulmazlığı yok ise hakkında dava açacağız" dedi.

Diasporalı Ermeni eğitmenler Yıllık Eğitim Programı başlıyor

Ermenistan Eğitim ve Bilim Bakanlığı yabancı ülkelerde faaliyet gösteren Ermeni okulları, anaokulları, günlük ve diğer tip eğitim kurumlarında Ermenice ve ilgili konularda ders veren öğretmen, müdür, eğitim bölümü sorumlularının 2012 yılı Yıllık Eğitim Programı ön hazırlık çalışmaları başladı.Bir aylık eğitim semineri 8 Temmuz-7 Ağustos tarihlerinde Ermenistan Eğitim ve Bilkim Bakanlığı tarafından onaylanan şu programla gerçekleştirilecektir:

Amerika Ermeni Asamblesi, Obama’ya sözünü tutması ve Ermeni Soykırımını tanıması yönünde tekrar çağrıda bulunuyor

Daha önce Robert Dold ve Adam Schiff, Kongre üyesi çalışma arkadaşlarına, Hillary Clinton’a Ermeni Soykırımına ilişkin sözlerini geri çekmesi çağrısında bulunan mektubu imzalamaları çağrısında bulundular. Hillary Clinton’un sözleri vesilesiyle şaşkınlık ve hayal kırıklığı ifade eden Asamble, başkan Obama’ya bir mektup yollayarak ivedilikle bazı adımlar atılmasını talep ettiler: mektupta «Sayın Başkan, Sizin seçim sözünü yerine getirmeniz ve Ermeni Soykırımını tanımanızın zamanıdır» denmekte.

Rahip Santoro Cinayeti'ndeki "Sessizlik"

Ekin Karaca / ekin@bianet.org
Altı yıl önce gerçekleşen Rahip Santoro cinayeti hakkında görüştüğümüz hukukçu yazar Orhan Kemal Cengiz, olayın Dink cinayeti ve Zirve Yayınevi katliamı ile birlikte ele alınması gerektiği ve üç olayda da hem polisin hem askerin parmağı olduğu görüşünde.

Patriğin 'yol çilesine' 5 milyon TL'lik yatırım

Özgür Özdemir
Bakanlık, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Trabzon'daki Vazelon ve Kuştul manastırlarını ağaçlık ve dikenli bir patikadan yürüyüp ziyaret etmek zorunda kalması üzerine yol yapımı ve restorasyon için ödenek çıkarttı.

"Nefret Duygu Değil, Tutumdur"

Işıl Cinmen
Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) katılımcısı 56 ülkeden 34'ünde nefret suçlarına ilişkin yasal düzenleme olduğunu ancak Türkiye'de nefret suçu yaygın olmasına rağmen yasal düzenleme olmadığını belirtti ve Nefret Suçları Yasası'nın öncelikli olduğunu söyledi… Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ise nefret söylemini tanımlayarak başladı: "Irkçılık, yabancı düşmanlığı, Yahudi aleyhtarlığı, azınlıklara/göçmenlere, kadınlara karşı ayrımcılık, dini hoşgörüsüzlük, homofobi, önyargıyı içeren, aşağılayan, hedef gösteren ya da simgeleştiren her türlü yazılı ve sözlü ifade." İnceoğlu, nefret suçunu ise "Bir kişiye, gruba ya da mülke, sırf ırk, din, etnik köken, cinsiyet kimliği sebebiyle zarar vermek" olarak anlattı. Nefretin bir duygu olarak algılanmaması gerektiğini de vurgulayan İnceoğlu, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bu suçlara "önyargı suçu" ya da "mesaj suçu" denildiğini söyledi... Nefret Suçları Yasası Kampanyası'na destek vermek için imza kampanyasına "imza.nefretme.org" adresinden katılabilirsiniz.

Türkiye için önemli karar

İtalya’daki mahkemelerde, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı döneminde işlediği suçlar nedeniyle açılan davalar Birleşmiş Milletler’in yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı’ndan döndü. Almanya’nın, bir ülkenin yaptığı eylemlerden dolayı, bir başka ülke mahkemesinde dava açılmasının “yargı bağışıklığı” ilkesine aykırı olduğu yönündeki itirazı, Adalet Divanı tarafından kabul edildi… Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Kerem Altıparmak, Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlar nedeniyle farklı ülkelerde dava açma olasılığı nedeniyle Türkiye açısından ayrıca önemli olduğunu vurguladı. Altıparmak, Türkiye’nin, farklı ülkelerde açılacak olası davalara karşı kararı emsal göstererek Divan’a başvuru yapabileceğini kaydetti. Altıparmak, “Karar, Fransa’daki Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa nedeniyle açılacak davalarla ilgili değil. Çünkü onlar kendi ülkelerindeki bir eylemi yargılamayı tartışıyorlar.Ancak, Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlara karşı başka ülkelerde Türkiye aleyhine dava açmalarının önlenmesi açısından karar büyük önem taşıyor” dedi.

Hrant'ın parazitleri

Etyen Mahçupyan / e.mahcupyan@zaman.com.tr 
Hrant'ın öldürülmesi, onu kendisi olmaktan çıkararak kullanılabilir bir malzeme haline getirdi. Bu dönüştürme eyleminin ilk adımı, Hrant'ın toplumla kurmuş olduğu duygusal bağı anlamsızlaştıracak ölçüde bir 'laik solcu' olarak sunulması. Böylece Hrant neredeyse toplum üstü, ama aynı zamanda toplum dışı bir kahraman olarak yeniden çiziliyor. İkinci aşamada ise devlet, bugünkü hükümetle yer değiştiriyor ve özgürlük mücadelesinin ekseni AKP karşıtlığı olarak kurgulanırken, devlet de Ergenekon davalarının itibarsızlaştırılması sayesinde ihya edilmeye çalışılıyor. Ancak 'ideolojik ahlaksızlık' olarak adlandırılabilecek olan bu tutum, Hrant'ı fırsatçılık ve faydacılıktan nasibini almış, basmakalıp ve içi boş bir ruhsuz hayalete dönüştürüyor.Sol adına yapılan bu Hrant araçsallaştırması, bir parazit kolonisinin saygı ve dinginliği hak eden bir acının üzerine çullanmasından, onu didikleyerek beslenmesinden başka bir şey değil. 

TARİH DEFTERİ: Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe

Ayşe Hür / hurayse@hotmail.com
Yılda ortalama 160 öğrenim günü olduğunu varsayarsak, bir çocuk, ister Kürt, ister Ermeni, ister Rum, ister Laz, ister Çerkes, ister Fransız kökenli olsun çocuk sekiz yıllık temel eğitimi boyunca 1280 kere ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım...” demek zorunda. Bunun ideolojik bir beyin yıkama olduğunu söylemeye herhalde gerek yok.,, Sonuç olarak kim yazarsa yazsın, Gençliğe Hitabe, okunduğu günden beri Kemalist düşünce setinin kutsal metinlerinden biri oldu. Rejimin kendini tehlikede hissettiği dönemlerde, (mezarlıktan geçerken ıslık çalmak gibi) Gençliğe Hitabe yüksek sesle okunarak korkular savuşturuldu. Saflar sıklaştırıldı, iman tazelendi. Hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik’in “Gençliğe Hitabe ve Andımız ayet mi” diye sorması aslında tersten durum tesbiti sayılabilir.

Türk mahkemelerinde hesap versinler

Gaziantepli Ahmet Karadağ’ın Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Fransa, Fransa’daki Ermeni Diasporası ve Türkiye’de 4 Ermeni Vakfı hakkında işgal nedeniyle açtığı tazminat davasının Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından değerlendirilmeye alınması, binlerce Gaziantepliye de mahkemeye başvurma yolunu açtı.Fransız işgali döneminde atalarını kaybeden, malları gasp ve işgal edilen tüm vatandaşlar, aşağıda örneğini yayınladığımız dava dilekçesi ile işgalci Fransızlar ve işbirlikçi Ermeni çetelerinden davacı olabilecek. (Dava vakıflarımıza açıldığına göre, Ermeni çeteleri tabi bizim cemaat vakıfları oluyor. Allah akıl fikir versin. HYETERT)

Fransa, Ermeni Meselesi ve Burası

Ragıp Duran
Yeni tez ‘Arşivleri açalım, ortak tarih komisyonu kuralım, tarihçiler karar versin’ şeklinde özetlenebilir. Bu konuda bazı girişimler de oldu ama sonuçsuz kaldı. Türk devleti (Ve Saz Arkadaşları Türk medyası ve Türk kamuoyunun önemli bir kesimi) son olarak Fransız Ulusal Meclisi ve Senatosu’nun 1915 olaylarını Soykırım olarak niteleme girişimleri karşısında ‘Siyasal kurumlar/makamlar tarihi yargılayamaz’ tezini ön plana çıkardı. Bugün hala bu tez, bu savunma gündemde. Oysa ki Fransız Hükümetinin Parlamento ile İlişkilerden Sorumlu Bakanı Patrick Ollier, Senato’daki tartışmalar sırasında, İnkara Yaptırım Yasasının savunucusu kimliği ile bu konuya değinirken mealen şöyle konuştu: ‘’Bu konuyu tarihçilere bırakalım deniyor. Neden ? Tarih, siyaset dışı, siyaset üstü bir konu mu ki? Tarihçilerden kastedilen kimler? Bugün Ermeni sorunu ile ilgilenen tarihçilerin yüzde 90’u 1915’i zaten Soykırım olarak nitelendiriyor. Evet ‘Soykırım değildir’ diyen tarihçiler de var. Biz o zaman hangi tarihçilerin kararına bakacağız? Bu ve diğer konularda hükümet, Meclis ve Senato gibi siyasi karar organları var. Bu kararı siz senatörler vereceksiniz, tarihçiler değil. Tarihçiler, ancak sizin karar verebilmeniz için gerekli bilgi, belge, fikir ve yorumları sunabilirler. Kararı tarihçi veremez. Siz vereceksiniz’’.

Fransa'ya tokat gibi dava

Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvuran Ahmet Karadağ adlı vatandaş, 1919 ve 1920 yıllarında Antep, Maraş ve Urfa’da Fransız ordularının haksız işgali, Türk halkına soykırımında Ermenilerin yardımı gerekçesiyle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Fransa Devleti, Fransa’daki Ermeni Diasporası ve Türkiye’de bulunan 4 Ermeni vakfı aleyhine 50 bin Avro tazminat davası açtı. Mahkeme Heyeti, 2012/59 sayılı kararla dava konusunu kabul etti.

Haç tutulması...

Güneri Cıvaoğlu / ngunericivaoglu@gmail.com
Prof. Huntington’un “Medeniyetler Çatışması 21. Yüzyıl’da dinler arası Hıristiyanlarla Müslümanlar) savaşlarla olacak” öngörüsünü hatırlayalım. Bu öngörüyle Ermeni sorununun arasında bir ilişki var mı? Uluç Gürkan bu olasılığın yüksekliğine işaret ediyor. Huntington şu mesajları vermişti:“21’inci Yüzyıl’da savaşın tarafları ‘hilal’ ve ‘haç’ olacaktır. İslam’ın sınırları kanlıdır. Bir uygarlık olarak Hıristiyanlığın tarihi düşmanıdır. Türkiye’yle Ermenistan’ın Kafkaslar’daki ilişkileri de bu düşmanlığın ve İslam’ın sınırlarının kanlı olmasının kanıtıdır.” Bitmedi... Huntington’dan satırlara devam:“Çok uluslu bir imparatorluk fikrini reddeden Kemal (Mustafa Kemal Atatürk) homojen bir ulus devlet meydana getirmeyi amaçlamış, bu süreçte Yunanlıları ve Ermenileri ülkeden zorla kovmuş ve öldürmüştür.” Çirkin bir çarpıtma... “Soykırım” iddiasının bir sonraki adımının Türkiye Cumhuriyeti dönemini hedef alacağı görünmekte.

Sesini Kaybeden Şehir: Böyle Bir Kars

Sait Çetinoğlu
Bırakıp ardımda yuvamı / Nehir kıyısındaki harap evimi / Bırakıp Kars kentini / Bahçelerini ve derin mavi göklerini, /… /Gezinip dururum şimdi hep başka şehirlerde / anayurdum gözlerimin önünde. Yeghishe Charents... Böyle Bir Kars[1] adıyla yayımladığı incelemesinde Ludmila Denisenko, her ayrıntısının ve her nesnesinin dikkatle ve önemle çizildiği naif bir Kars tablosu çizer. Kars’ın hiçbir köşesini ve hiçbir nesnesini unutmadan nerdeyse her santimetrekaresini özenle çizip okuyucusuyla paylaştığı eseri bir etnografik inceleme olduğu kadar Kars’ın, bir şehrin sesini kaybetmesinin de tarihidir aynı zamanda.

Fransa Devletine, Fransa başkanı Sarkozy’e ve İstanbul’da Bulunan 4 Ermeni Vakfına Açılan Tazminat Davası Mahkemece kabul edildi.

Flash... Flash...
Ahmet Akdağ isiminde bir kişi, Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesinde, avukatı kanalıyla 1919-1920 yıllarında Fransa Devletinin ve onlara yardım eden Ermeni çetelerinin insanlığa karşı suç işledikleri iddiasıyla açtığı davada, kendisne ve ailesine verilen zararları karşılamak amacıyla Fransa’dan, Fransa başkanından ve 4 Ermeni Vakfından 45.000 Euro maddi ve 5.000 Euro manevi tazminat talep etti. Dava dilekçesi Mahkemece kabul edilirken, ihtiyati tedbir istemi reddedildi.
Not: Bu haber bir şaka olmadığı gibi asparagas da değildir. Dava dilekçesini ve mahkemenin davayı kabul kararını aşağıda okuyabilirsiniz.

Paros Şubat Sayısı Çıktı

Dünyaca ünlü siber aktivist grup Anonymous, Türkiye'yi böyle tehdit etti!

Siber aktivist grup Anonymous, Ermeni soykırımını tanıyana kadar Türkiye’nin resmi sitelerine saldırı düzenleyeceğini açıkladı. Anonymous, Türkiye ve ABD hükümetlerine Ermeni soykırımını tanımaları çağrısı yaparak aksi halde resmi sitelere saldırı düzenleme tehdidinde bulundu. Grubun YouTube üzerinden yayınladığı 25 Ocak tarihli ‘Operation Armenian Genocide’ (Ermeni Soykırımı Operasyonu) adlı videoda, “1915’te Türkler milyonlarca Ermeniyi öldürdü. Şimdi bu eylemlerininiz bedelini ödemek zorundasınız. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yaklaşık 2 milyon insan Türkler tarafından öldürüldü ve siz hâlâ soykırım işlendiğini inkar ediyorsunuz. Fransa’ya karşı protestolarınız işe yaramayacak. Fransa yüzlerce tarihçinin desteklediği yasa tasarısını kabul edecek. Avrupa Birliği’ne katılamadınız ve asla da katılamayacaksınız. Bu size bir uyarıdır. Soykırımı tanıyana kadar Türk hükümetinin internet sitelerini hedef almaya başlıyoruz” deniliyor.

Soykırım tartışmasında milli tezler yenilenmeli

Cemil Koçak
Pek çok kimse 2015’in hızla yaklaşmakta olmasından dolayı endişe içinde. Bir zamanlar Harley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağından endişe edildiği gibi, şimdi de 2015’e karşı çareler aranıyor… Şimdiye kadar hiç kimsenin aklına gelmeyen bir büyük imkândan söz edeceğim: Eğer miladi takvimimizi değiştirir ve hicri ya da rumi takvimimize geri dönersek, bu takdirde 1400’lü yıllara adım atarız. 2014’ün yılbaşı gecesinden itibaren geçerli olacak yeni takvimimiz sayesinde 2015 yılı atlanmış olacağından, Ermeniler apışıp kalacaklardır. Hatta 2015 yılı için o andan itibaren “sözde 2015” de diyebiliriz. Yalancı da çıkmayız. Böylece hem 2015’in iftiralarından kurtuluruz; hem de dünya kamuoyuna millî tezimizi anlatmak için 600 yıl kazanmış oluruz! Ondan sonra artık TTK bir yandan, üniversitelerimiz, YÖK ve benzeri her türlü millî kuruluşumuz, geniş bir propaganda atağıyla bu sorunu kökten çözerler. 

************
Pek çok kimse 2015’in hızla yaklaşmakta olmasından dolayı endişe içinde. Bir zamanlar Harley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpacağından endişe edildiği gibi, şimdi de 2015’e karşı çareler aranıyor.

Elbette ben de herkes gibi “sözde Ermeni soykırımı” iddialarına karşı vatan evlâtlarının yıllar süren fedakârca çabaları sonucunda oluşan millî tezimizi, her akşam yatmadan önce mutlaka okurum. Yıllardır bu konuda yaptığım okumalar sonucunda şu gerçeği nihayet fark ettim: Dünyanın dört bir tarafına dağılmış olan Ermeniler, neredeyse yüzyıldan beri sadece dünya kamuoyunun ama özellikle de genç neslin beyinlerini yıkayarak onları iğfal etmekle kalmamışlar, fakat maalesef iğrenç yalanlarını millî tezimize de sızdırmayı başarmışlardır. Bu gerçeği aşağıda ilgililerin dikkatine arz ediyorum.

Savaşa katılmamızda Ermeniler rol oynadı mı?

Tarih kitaplarımızda Osmanlı devletimizin 1. Dünya Savaşı’na sanki kendi isteğiyle katılmış olduğu yolunda izlenime neden olabilecek bir takım anlatımlara rastladım. Maalesef bu konu belgelere dayanarak yeterince araştırılmış değil. Oysa Yavuz ve Midilli’nin İstanbul boğazımızın lacivert sularına sığınmalarından sonra bu gemilerde görevli Alman subayların ve bahriyelilerin içinde Ermenilerin olup olmadığını hala bilmiyoruz. Eğer bu konu derinlemesine incelenecek olursa, burada Osmanlı devletimizin başına örülen çorapların da Ermeni komitacıların işi olduğu iyice anlaşılacaktır. Şöyle ki; Ermeni komitacılar, bu gemilerde Alman üniforması giymiş, ama Ermeni davasına hizmet etmek için yemin etmiş olan Ermeni askerlerine verdikleri emirle gemilerimizin Karadeniz’e dostça açıldıkları bir sırada, ezeli ve ebedi düşmanımız Rusya’ya ve onun yere batası donanmasına saldırmalarına neden olmuşlardır. Maalesef bazı millî tarih kitaplarımızda dahi bu gerçek anlatılmamakta; onun yerine sanki Osmanlı devlet adamlarımızın bu haince planlardan haberleri varmış gibi, özellikle de cennet mekan Enver Paşamızın yazılı emriyle bu olayın gerçekleştiği izlenimi verilmektedir. Eğer bu belgeler yakından incelenecek olursa, hiç kuşku yoktur ki, bunların zamanında henüz hainliklerini maalesef anlayamadığımız ve temiz kalbimizin ve saflığımızın bizi yanıltmasıyla devletimizin en üst kademelerinde görevler verdiğimiz nankör Ermeni memurları tarafından yazılmış ve imzalanmış sahtelikleri ortaya çıkacaktır. Son zamanlarda ortaya çıkan sahte imza makinaları da zaten bu iddiamızı doğrulamaktadır!

Almanları Ermeniler suçlu olarak gösterdi

Nitekim en yetkili Osmanlı devlet adamlarımız, bu hain komplonun gerçekleşmesinden sonra milletimizin gözbebeği meclisimizde yaptıkları açıklamada, devletimizin saldırıya uğraması sonucunda savaşa katıldığımızı açıklamışlardır. Osmanlı devlet adamlarımızın şerefli tarihimiz boyunca gerçek dışı bir beyanda bulunmadıkları gerçeği göz önüne alınırsa, durum kendiliğinden anlaşılır. Ermenilerin bunu niçin yaptığını açıklamak da çok kolaydır: Osmanlı devletimizin savaşa katılmasıyla Rusya’nın kutsal topraklarımızda ilerlemesi gerçekleşecek ve Rus emperyalizmi Anadolumuzun bağrında bir Ermeni devletinin kurulmasını sağlayacaktı.

Ermeniler, böylece Almanları da suçlu gibi göstererek, Almanya ile yakınlığımızı dinamitlemek istemişlerdir. Böylece yalnız kalacak ve daha kolayca yıkılacaktık. Hatta belki de Almanya ile bozuştuğumuz için Almanlar, zamanı geldiğinde bizden misafir işçi de almayacaklar ve memleketimizin dış ticaret dengesi, bu olay nedeniyle daha da bozulacaktı. Herkesin bildiği gibi Ermenilerin uzun vaadeli komploları meşhurdur.

'Tehcir' sözcüğü yerine 'ikametgah' kullanılmalı

Millî tezimizde de kullanılan “tehcir” sözcüğünün de değiştirilmesi gerekir. Maalesef bazı hainler bu sözcüğü bile hain emellerine alet etmektedirler. Onun yerine, “ikâmetgah adreslerinin değiştirilmesi” denilmelidir. Doğrusu da budur.

Osmanlı devletimiz, 1915 yılında kışın sert geçmesi yüzünden ve tabii ki savaş nedeniyle de soğuk bölgelerde yaşamak zorunda kalmış olan Ermenilerin (maalesef Osmanlı vatandaşı demeye artık dilim varmıyor), bu zor savaş yıllarında daha sıcak bölgelere intikal etmelerini sağlamıştır. Bunun için de her türlü imkan hizmetlerine sunulmuştur. Örneğin, sıcak bölgelere intikal etmesi gereken Ermenilere en az 15 gün mühlet verilmiştir. Bu süre bazı yerlerde daha da uzun tutulmuştur. Hepimiz ev taşımış insanlarız. Allah aşkına, hangimiz bu sürede taşınamaz ki.

Ama Ermeniler, sayemizde zenginleşerek hayatları boyunca bolluk içinde yaşamaya alışmış olduklarından, kendilerine tanınmış bu uzun sure içinde bile sıcak bölgelerde ev tutmamışlar, müşkülpesentlik göstermişlerdir. Oysa bu bölgelerdeki emlâkçıların kayıtları incelense, gerçekte Ermenilerin şımarıklığı, ev beğenmezliği açığa çıkar. Maalesef bu konuda da yeterince inceleme yok. Diğer yandan, bir kısım Ermeniler (komitacı olanlar) özellikle ev tutmaktan kaçınarak, sokakta kalmayı adeta kendi elleri ile hazırlamışlardır. Bu arada bazı iyiniyetli Ermenilerin de sadece dil sorunu yüzünden emlâkçılarla anlaşamamaları sonucunda yersiz ve yurtsuz kalmalarını bugün bile üzülerek hatırlıyoruz.

Mikroplar Osmanlı’yı asla yenemeyecektir

Millî tezimizi kuvvetle ortaya koyan kitaplarda bu dönemde bir takım hastalıklardan söz ediliyor. Elbette Osmanlı devletimizde de münferit hastalık vakaları olmuştur. Bunu inkâr etmiyoruz. Fakat sistematik bir hastalık durumu hiç olmamıştır. Bu türden iyiniyetli ve gerçeği yansıtan anlatımlar dahi yanlış izlenimlere sebebiyet verebilmektedir. Şöyle ki, sanki tarihi boyunca her türlü güçlüğün üstesinden gelmeyi başarmış olan Osmanlı devletimiz, bazı muzır mikropların üstesinden gelmeyi başaramamış gibi görünmektedir ki, tabiî çok yanlış.

Bu dönemde güçlü devletimizi gözle dahi görülemeyecek kadar ufak bazı mikroplar karşısında güçsüz ve aciz gösterme gayretleri hatırlanacak olursa, gerçek şudur: İkâmetgah adreslerinin değiştirilmesi sırasında bazı Ermeniler mikrop kapmışlardır. Fakat bu mikroplar asla temiz kanımıza bulaşmamıştır. Fakat Ermeni komitacıların eğer yeteri kadar araştırılacak olursa Rusya’dan getirdikleri ortaya çıkacak olan mikroplarla kendilerini bilhassa hasta etmeleri gerçeğini göz ardı edemeyiz. Böylece ileriki yıllarda bu doğal ölümlerin Osmanlı devletimize mal edilmesinin mizanseni de yaratılmıştır. Hatta şu anda elimde belgesi yok ama, bu Ermeni komitacıların bilhassa yakalandıkları bulaşıcı hastalıkları, diğer Ermenilere de acımadan bulaştırdıkları duyumları aldım. İşte böylesi acımasız ve hain bir komploya kurban giden Osmanlı devletimizdir.

Ermeni nüfusun azaldığı uluslararası bir yalandır

Bütün savaşı bu sıcak bölgelerde geçiren ve böylece yakıt masrafı da azalmış olduğu için daha da zenginleşen Ermeniler, savaş bitip de Osmanlı devletimiz yenik ilân edilince, üstelik bu dönemde doğum kontrolü azaldığından bir hayli de çoğalarak, yeniden eski evlerine geri dönmüşlerdir. Millî tezimizde bu noktaya daha çok parmak basmalıyız. Bir de artık diaspora Ermenileri denilen memleketleri dışında yaşayan bir kesim vardır ki, genç nüfus, bilhassa Batının tesiri ile gayri meşru nikâhsız birlikte yaşamaktadır. Bu gençler Batının maddiyatçı değerleri ile yetiştirildiklerinden artık çocuk da yapmamakta ve Ermeni nüfusunun artmasına engel olmaktadırlar. Fakat bu da tabii uluslararası bir komplonun parçasıdır. Şöyle ki, Ermeni nüfusu artmadığı için Osmanlı devletimizin bu zor döneminde meydana gelen ve tek tük sayılabilecek Ermeni vefatlarını yüksek gösterebilmenin bir aracı da budur. Yani “işte bu yüzden o kadar azız” demeye getiriyorlar. Tezimizin kuvvetlenmesine çalışırken, bu tür sözde iddiaları da cevaplamak gerekir.

Eğer millî tezimizi kuvvetlendiren vatan evlâtları arasından elimdeki belge ve bilgilerden faydalanmak isteyenler varsa, elbette benimle temas kurabilirler. Elden arz ederim efendim.

2015’i de kolayca atlatabiliriz

Şimdiye kadar hiçkimsenin aklına gelmeyen bir büyük imkândan söz edeceğim: Eğer miladi takvimimizi değiştirir ve hicri ya da rumi takvimimize geri dönersek, bu takdirde 1400’lü yıllara adım atarız. 2014’ün yılbaşı gecesinden itibaren geçerli olacak yeni takvimimiz sayesinde 2015 yılı atlanmış olacağından, Ermeniler apışıp kalacaklardır. Hatta 2015 yılı için o andan itibaren “sözde 2015” de diyebiliriz. Yalancı da çıkmayız. Böylece hem 2015’in iftiralarından kurtuluruz; hem de dünya kamuoyuna millî tezimizi anlatmak için 600 yıl kazanmış oluruz! Ondan sonra artık TTK bir yandan, üniversitelerimiz, YÖK ve benzeri her türlü millî kuruluşumuz, geniş bir propaganda atağıyla bu sorunu kökten çözerler.

Evet benim de aklıma geldi; bazı Atatürkçüler, meselenin bir millî dava olduğu gerçeğini unutarak ya da göz ardı ederek, takvim değişikliğini cumhuriyet de elden gitti propagandasına çevirerek, bu imkânı kullandırtmak istemeyebilirler. Ne var ki, bu çabaların aynı zamanda Ermenilerin işine yarayacağı da unutulmamalıdır. Atatürkçüler, hiç olmazsa bu millî davamızda devletimizi ve hükûmetimizi desteklemeli ve Ermenilerin oyununa gelmemelidirler. Atatürk ilke ve inkılâplarına karşı olunduğundan değil, Ermeni meselesinin çözümünde yol alınmaktadır.

Peki, eğer bu konuda Atatürkçü çevreler ikna edilemezse ve millî birlik ve beraberlik sağlanamazsa, bu takdirde de hiç olmazsa takvim değişikliğini sadece bir yılla sınırlı tutma yoluna gidilebilir ve 2016 yılı başında yeniden miladi takvime dönülebilir. Fakat bir önceki önerim kabul edilecek olursa, bu takdirde 1915 senesine de daha yüzyıllar olacağından, ‘sözde 1915 yılı” deyimini de kullanabiliriz. Daha yaşanmamış 1915 yılında ne olmuş olabilir ki? Ne dersiniz, Ermeniler bile bu soruyu yanıtlayabilirler mi hiç?
Star

Bakan Bağış: Maalesef, Ermeni hükümeti cesur olamadı

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye'nin Ermeni hükümetine tüm arşivlerin açılarak tarihçiler tarafından incelenmesi teklifi yaptığını hatırlatarak, "Ama maalesef, Ermeni hükümeti bu teklifi kabul edecek kadar cesur olamadı" dedi. 

Kötü Düzen Mutlaka Değişmelidir!

Mehmet Şevket Eygi
Bugün dünyanın hiçbir hür, demokrat, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş, insan haklarına bağlı ve saygılı, çoğulcu medenî ülkesinde resmî ideoloji heyulası ve mitolojisi yoktur. Resmî ideoloji ayak bağı olduğu için Türkiye geri kalmış ve Ortadoğu'nun Japonya'sı olamamıştır. Resmî ideoloji hukuk sistemimizi berhava etmiştir. Millî eğitimimizi iflas ettirmiştir. Kültürümüzü baltalamıştır. Tarihimizi tahrif etmiştir. Bir kültür zenginliği oluşturması gereken çeşitlilikleri ve farklılıkları birbirine düşman etmiştir.

Sevag ötekiyse sen kimsin?

Gözde Bedeloğlu
Sevag’ı vuran Kıvanç Ağaoğlu üstlerinden bir emir almamasına rağmen silahını neden doldurdu? Sevag’la Kıvanç’ın iyi arkadaş oldukları neye dayanılarak iddia ediliyor? Sevag’ın birlikteki bazı kişiler tarafından rahatsız edildiğini söyleyen nişanlısı Melani Kumruyan’ın iddiaları araştırıldı mı? Şüpheli asker ölümleri ve intiharlarında bizi dünya birincisi yapan Türk Silahlı Kuvetleri’nin, bütün bu soruları şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta cevaplaması zorunludur. Aksi halde, Sünni beyaz Türk dışındaki herkese karşı sistematik olarak nefret suçu işlenen bir ülkede, ne 24 Nisan’da bir Ermeni yurttaşın kazara öldürüldüğüne inanılabilir, ne de kışlalarda intihar eden çocukların çoğunun Kürt olmasının bir tesadüf olduğuna...

Ermeni sineması izler misiniz?

mustafa sütlaş musutlas@gmail.com

Ermeni Kültür ve Dayanışma Derneği'nin Ermeni sineması film gösterileri başladı; her ay bir film gösterilecek, Ermeni sinemasını merak edenlere duyurulur! ilk gösterimde ben de vardım. Balıkpazarın'daki dernek merkezinin küçücük holünde 25 kişi vardık. giren çıkanlar ve derneğin gönüllüleriyle sayımızın kabaca "kırk"a ulaştığını söyleyebilirim.

Fetih 1453'e Hıristiyan boykotu!

Mehmet Çalışkan
Via Dolorosa adlı Alman Hıristiyan Derneği, İstanbul’un fethini anlatan ‘Fetih 1453’ filmini Hıristiyanların izlememelerini istedi. Derneğin açıklamasında, “Türklerin İstanbul’un fethini kutlamak yerine Hıristiyanlara verdikleri zararlardan dolayı utanmaları gerek” denildi… Türklerin başka dine inananlara, insan haklarına saygı duymadığını iddia eden dernek, boykot bildirisinde şunları yazdı: “Fatih, İstanbul’u alıp Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra, 3 gün askerlerinin cinayet işlemelerine, hırsızlık yapmalarına ve kadınlara tecavüz etmelerine izin verdi. Şehir kan gölüne döndü. Aslında Türkiye için İstanbul’un fethi kutlanacak bir gün olmamalı. Daha çok insan haklarına ve Hıristiyanlara verilen zararlardan dolayı utanmaları gerekir. Hıristiyanlara bu filmi izlememelerini tavsiye ediyoruz.”

Malakan Kars'taki Mezarlarının durumu Vahim

Tacettin Durmuş
Resmi Gazetenin 13 Mayıs 2010 tarihli, 27580 Sayılı ve 2010/13 No’lu Başbakanlık genelgesinde; “Anayasamızın eşitlik ilkesi çerçevesinde; ülkemizde yaşayan gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşları, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi, ayrılmaz parçası oldukları ulusal kültür ve kimlik yanında, kendi kimlik ve kültürlerini yaşama ve yaşatma imkanına sahip bulunmaktadırlar…  kontrolü belediyelere geçmiş olan gayrimüslim mezarlıklarının korunma ve bakımı konularında gereken özenin gösterilmesi” istenmektedir.… Kars'ta yeni kurulan Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, kolları sıvayarak Çakmak Köyü’nde Molakanlar’a ait mezarlık ve bazı evleri sit alanı ilan ederek koruma altına aldı. Oysa Kars ve çevresinde geçmiş bin yıllarda yaşamış sayısız gayrimüslim mezarlıkları bulunuyor. Son yüzyılda Kars’ta yaşamış Ermeni, Alman, Rus, Eston ve Molokanlara ait mezarlıklar korunmayı bekliyor.

Türk düşmanlığı gen haritası

Güneri Cıvaoğlu / ngunericivaoglu@gmail.com
Fransa‘da kabul edilen ve Anayasa Mahkemesi’ne götürülen “inkâr yasasını” sadece Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Türk düşmanlığıyla izah etmek sığlıktır. Bugün hâlâ ve yüzyıllardır çok etkili isimler “Avrupa’da Türklere nefret tohumları” ekmiştir.İşte örnekler... Hoşgörünün yolunu açan Luther’e göre Türkler Katolik Kilisesi’nin yanlışlarına, yolsuzluklarına karşı “Tanrı’nın gönderdiği cezadır.” İşte satırları:“Türkler, Tanrı’nın öfkeli kırbacı, yakıp yıkan şeytanın uşağıdır.

Er Sevag'ın ölümünde tutanak rezaleti

24 Nisan 2011'de askerliğini yaptığı Batman Kozluk'taki Gümüşörgü Jandarma Karakolu'nda Kıvanç Ağaoğlu adlı askerin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybeden Sevag Şahin Balıkçı'nın öldürülmesine ilişkin davanın son duruşmasında tutanak rezaleti ortaya çıktı. Sevag'ın vurulmasının hemen ardından, bir buçuk saat içinde birbiriyle çelişen iki farklı tutanak hazırlandığı anlaşıldı.

Ermeni mezarlığı 'yanlışlıkla' yıkıldı!

Malatyalı Ermenilerin bağışlarıyla şehirdeki Ermeni Mezarlığı içinde yaptırılan bekçi konutu, gasilhane ve son dua yeri, Malatya Belediyesi yıkım ekipleri tarafından yıkıldı. Belediye Başkanı Ahmet Çakır, sadece bekçi konutu için yıkım kararı alındığını, ancak yıkım ekiplerinin emri “yanlış anlayıp” diğer yapıları da yıktığını söyledi. Çakır, “Bu istenmeyen durumdan ötürü mahcup olduk, telafisi için elimizden geleni yapacağız. Ayrıca, konuyla ilgili soruşturma başlattık” dedi.

Fransa’ya Kızıp Malatya’daki Ermeni Mezarlarını mı Dövdü Belediye?

Sultan Kılıç / sultankilic44@hotmail.com
Malatyalı Ermenilerin bağışlarıyla Malatya Ermeni Mezarlığına yaptırılan bekçi konutu, gasilhane ve son dua yeri; hiç kimseye herhangi bir uyarı yapmadan, haber vermeden ve belge imzalatmadan, Malatya Belediyesi’nin kepçe darbeleriyle yerle bir edildi. İstanbul’da kurulan Malatyalı Hayırsever Ermeniler Derneği yönetim kurulu başkan ve üyeleri; bu binanın projesini Malatya Valisi Ulvi Saran, Belediye Başkanı Ahmet Çakır ve KUDEB Başkanı Levent İskenderoğlu ile defalarca, ayrıntılı olarak görüşüp projeyi ilgili birimlere sunmuşlardı.

Fransa'da kabul edilen Ermeni yasası kararı ay sonunda

Fransa'da Anayasa Konseyi'nin, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasının öngören yasa konusunda kendisine yapılan itirazla ilgili kararını 29 Şubat ve 1 Mart'ta vermesinin beklendiği öğrenildi… Anayasa Konseyi'nin kararı için en az 7 üyenin oyu gerekiyor.  Konsey, oy çoğunluğu ilkesi ile karar verecek. Anayasa Konseyi 9 atanmış ve iki tabi üye (iki eski cumhurbaşkanından) oluşuyor. Sağlık nedenleri yüzünden eski Jacques Chirac'ın, Anayasa Konseyi'ndeki oylamaya katılması beklenmiyor. Chirac, kendisi ile ilgili geçen yıl sonu gerçekleşen bir davaya da, yine ''sağlık gerekçelerini'' öne sürerek katılmamıştı.

eNewsletter of the Eastern Diocese: St. Sarkis the Warrior and His Son, St. Mardiros

The feast day honoring St. Sarkis is movable.  It occurs between January 11th and February 15th.  Each year it follows the five-day Fast of Catechumens. Sarkis was a Greek from the area of Cappadocia on the Anatolian plain.  He was a proud, brave Christian and served as a Roman army officer during the reign of Emperor Constantine (roughly 337 A.D.).  Sarkis' valor, strength, and bravery earned him the rank of general.

Her Atatürkçüye bir diktatör

Mümtaz'er Türköne
Derdim, Atatürk'le Atatürkçülük arasındaki derin uçurumları, okyanusları göstermek. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu. Bu ülkenin kazandığı her şeyde onun ufku ve iradesi var. Bu ülkenin kaybettiği hazinelerin en temel sebebi ise Atatürkçülerin yobazca sarıldıkları iktidar hırsları ve ayrıcalık arayışları. Atatürkçülüğü icat eden ve onu toplum üzerinde totaliter bir baskı aracına dönüştüren darbeciler, dar ve kısır dünyalarına Atatürk'ü sığdırabilmek için, onun mirasını boydan boya tahrif ettiler. Ama daha çok toplumu, bu daracık kalıpların içine sokabilmek ve orada tutabilmek için akla zarar zulümlere giriştiler.

"Vicdani Ret Hakkını Tanıyın"

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Temsilcisi Hammerberg, vicdani ret hakkını tanımayan Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan'ı eleştirerek tüm ülkelerin vicdani ret hakkına saygı duymasını istedi.

Sakallı Nurettin Paşalar

ALBATROS / Ragıp Zarakolu
Bir zamanlar ortalarda "Ben İzmir fatihiyim” diye dolanan bir zat vardı. Şimdi kimselerin hatırlamadığı. Herhalde gelip geçmiş en demokratik meclis olan 1. Meclis, onu görevden alacaktı. Koçgiri ve Pontus bölgesinde “asayişi sağlarken” yaptığı mezalim nedeniyle. Bu paşanın mezalimleri daha sonra da bitmedi. İzmir’e giren ordunun başında Sakallı Nurettin Paşa vardı. Bu paşanın bir merakı da linç örgütlemekti. İzmir’in güzel evlerine yerleştikten sonra, İzmir Rum toplumunun metropolitinin huzuruna getirilmesini buyurdu. Metropolit, Fransız bahriyesinden birkaç bahriyeli askerin sözde “koruması” altında huzura alındı. Zavallı metropolit Fransız devletinin konsolosluğuna sığınmıştı. Sakallı Nurettin Paşa metropolite hakaretler yağdırdıktan sonra, sözde Fransız koruması altında olan bu insanı, kapı önünde bekleyen bir güruha teslim ettirdi. Ve binanın önünde zavallı metropolit linç edildi.

Ermeni Yasasına İtiraza Fransa'dan Tepki

Anayasa Konseyi, Ermeni yasası hakkında 30 gün içinde kararını verecek. İtiraz kabul edilirse yasa kesin olarak düşecek... Yasa eğer Anayasa'ya uygun bulunursa, Cumhurbaşkanınca onaylanacak ve Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girecek. Üçüncü olasılık da Anayasa Konseyi, yazılışında ya da tekniğinde bir hata olduğunu belirlenmesi durumunda, yasayı yeniden yazılması için Parlamento'ya gönderebilecek. Bu durumda yeniden hazırlanmış bir yasa getirilecek ve süreç baştan başlayacak.

Ellerimiz Hrant’ın katillerinin yakasında

Zeynel Lüle / Hürriyet
Perinçek, İşçi Partisi örgütlerine de Dink’i eleştiren herhangi bir eyleme katılmamaları konusunda talimat verdiğini; hatta basın alanındaki arkadaşlarına Dink ile görüşme yapmaları yönünde öneride bulunduğunu belirterek, “Çünkü Malatya’da ve başka yerlerde emperyalizmi hedef alan açıklamalarını öğrenmiştim. Eşim Şule Perinçek, Hrant Dink ile uzun uzun telefonda görüştü. Yayımlanmak üzere söyleşiler yapılmasına fırsat kalmadan katledildi” dedi. Perinçek, “Ellerimiz en başından beri Dink’i katleden örgütün yakasındadır. Bu mücadelenin önderiyiz. Perdeleyenleri herkes görmektedir” dedi.

Hrant'ın arkadaşları

Etyen Mahçupyan
Ne var ki Hrant'ın arkadaşları davayı sahiplendikleri oranda Hrant'ı taşımakta zorlandılar. Çünkü Hrant'ın toplumsal sahiplenmesi onu 'cinayete kurban giden sosyalist bir Ermeni' tanımına oturttu. Tabii ki bu özel bir Ermeni'ydi ama özelliği karakteriyle sınırlı kaldı ve ideolojik olarak sosyalist bakışın parçası olarak sunuldu. Oysa Hrant'ın sosyalistliği 1990'lı yılların ortalarında sönmeye başlamış, solculuk mağdurların yanında durmayı ima eden ahlakî bir tavra dönüşmüş, ortaya çıkan boşluğu ise Ermeni kültürünü merkeze alan bir Anadolu belleği inşası hayali doldurmaya başlamıştı. Daha sonraki yıllarda Hrant demokratlığı bu bellek inşasının meşru zemini olarak gördü ve o noktadan itibaren de sosyalizm onun için nostaljik bir gençlik romantizmi anısına dönüştü. Sorulduğunda "tabii ki solcu" olduğunu söylerdi ama artık sosyalizmin ne denli solculuk olduğu konusunda epeyce kuşkuları vardı. Çünkü solculuk giderek onun için demokratlığın parçası haline gelmiş, geçmişte klişe olarak kullanılan söylem tersine dönmüştü. Yani solcu olunduğu için demokrat olunamıyor, tersine ancak demokrat olunduğunda gerçek anlamda solcu olunabiliyordu…  Hrant'ın arkadaşları ise onları kuşatan kavruk solculuğun içine sıkıştılar. İçi boşalmış, siyaset aracı kılınmış bir sol bakışın marazi laiklikle özdeşleşme eğilimini muhtemelen idrak etmelerine rağmen bu gidişi engelleyemediler. Nitekim, nasıl Susurluk vakasında devletin kirliliğine karşı çıkış bir anda İslami kesim karşıtı bir laiklik gösterisine dönüştüyse, aynı şekilde Hrant'ın sahiplenilmesi de hükümet karşıtı marazi laikliğin 'sol' kisvesi altında yeniden üretilmesine vesile oldu.

Yasanın mimari hayal kırıklığına uğradı

Fransa’da Ermeni yasasının dün 77 senatör ve 65 milletvekilinin imzasıyla Anayasa Konseyi'ne götürülmesi, tasarının mimarı Valerie Boyer’i hayal kırıklığına uğrattı. Tasarının senatoda kabulünden sonra gözyaşlarına hakim olamayıp "2001 yılından beri beklediğimiz bir karardı." açıklamasında bulunan Boyer, iptal başvurusunun "insan haklarına ve Fransa'nın büyüklüğüne" yakışmadığını söyledi. Boyer, Konsey üyelerinin, yasanın anayasaya uygun olduğuna karar vereceğine eminim." diye ekledi.

Soykırım sorunu böyle çözülür mü?

İhsan Çaralan / caralan@evrensel.net
Fransa Anayasa Konseyi’nin bu yasayı “Fransız Anayasası’na aykırı” görmesi demek, “Ermeni soykırımı olmadı” demek anlamına gelmeyecek. Bunların da ötesinde 1915’in yüzüncü yıldönümü olan 2015’e doğru sorunun daha da alevleneceği herkesin bildiği bir gerçektir. Bu yüzden de medyadaki bayram havası, AKP propagandasının buradan kendine bir “zafer çıkarma” hevesi, tamamen iç politikaya yöneliktir ve ülkeyi yönetenlerin geçmişten hiç ders almadığı anlamına gelmektedir. Sorunun gerçekçi tek çözümü, halklar arasındaki kardeşleşmeyi esas alan bir politikaya yönelmek, buna zemin olmak üzere Türkiye ile Ermenistan arasındaki turistik, kültürel, ticari ilişkileri geliştirmek, bu ilişkilerin gelişmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırarak, Türkiye’nin Ermenilere yaşattığı acılardan dolayı duyduğu acı ve üzüntüyü ifade eden bir çizgiye geçmesidir. Burada; “Ermeniler de bizi savaşta arkamızdan vurdu”, “Emperyalistlerin oyununa geldi”, “Türklerden de milyonlarca insan bu dönemde öldürüldü”, “Bize ecdadımız soykırım yaptı dedirtemezsiniz” gibi işi laf kalabalığına getirmek, bu sorunu çözümsüzlüğe itmek, ABD, Fransa gibi emperyalist güçlerin bölgede ve Türkiye üstünden bölgedeki girişimlerin etkinleştirmelerine fırsat vermek demektir.