It was my third day in Yerevan. I was enjoying a traditional, real breakfast in the hotel cafeteria. I hadn't had one like that for years. Soon a group of young people showed up. They were speaking Turkish among themselves, somewhat quietly. I symphatized with them because they reminded me my childhood years in Turkiye. But then, it was our mothers who used to caution us not to speak loud in the mother tongue on the street, in our own country.
The Day of Lumps In Our Throats
By Masis Perk [masisperk@gmail.com]
It was my third day in Yerevan. I was enjoying a traditional, real breakfast in the hotel cafeteria. I hadn't had one like that for years. Soon a group of young people showed up. They were speaking Turkish among themselves, somewhat quietly. I symphatized with them because they reminded me my childhood years in Turkiye. But then, it was our mothers who used to caution us not to speak loud in the mother tongue on the street, in our own country.
It was my third day in Yerevan. I was enjoying a traditional, real breakfast in the hotel cafeteria. I hadn't had one like that for years. Soon a group of young people showed up. They were speaking Turkish among themselves, somewhat quietly. I symphatized with them because they reminded me my childhood years in Turkiye. But then, it was our mothers who used to caution us not to speak loud in the mother tongue on the street, in our own country.
Cumhurbaşkanı Gül Paskalya'yı kutladı
Gül, mesajında şunları kaydetti:''Paskalya Bayramı, bu sene her gelenekten Hristiyan vatandaşlarımızı güçlü dayanışma duygularıyla bir kez daha birleştirmektedir. Esasen, her üç semavi dinin mensupları, bayramlarını Anadolu'da yüzlerce yıldır ortak bir coşkuyla kutlaya gelmişlerdir. Bu seneki Paskalya Bayramının da aziz milletimizin en önemli hasletlerini oluşturan hoşgörü, kardeşlik, karşılıklı sevgi ve saygı hislerinin pekiştirilmesine vesile teşkil etmesini diliyorum. Bu anlayışla, milletimizin ayrılmaz bir parçası olan Hristiyan vatandaşlarımızın, Paskalya tatillerini ülkemizde geçiren yabancı misafirlerimizin ve tüm Hristiyan dünyasının Paskalya Bayramlarını bir kez daha kutluyor, esenlik ve mutluluklar temenni ediyorum.''
HUZUR İÇİNDE BİR 24 NİSAN / Taner Akçam
Taner Akçam
24 Nisan’ı bize hatırlatanlara kızmamız ve öfke duymamızın bir nedeni suçlu bulunmak ve bundan dolayı utanç duymanın yarattığı korku duygusudur, diyebilir miyiz? Sosyolog Ruth Benedict dünya yüzündeki toplumları genel olarak “suç” ve “ayıp” kültürleri olarak ikiye ayırır. Bu ayrıma göre “suç kültürleri” geçmişte yapılan yanlışlıklar üzerine konuşmaya kendilerini mecbur hissederler, “ayıp kültürleri” ise, bunun tam aksine geçmişin yanlışlıkları üzerinde konuşmayı reddeder, geçmişi suskunlukla geçiştirmeyi tercih ederler… Soykırım kelimesi, “toplumsal hafızanın kara deliği”nin kapısının anahtarıdır. Onun Ermeniler tarafından kullanılmasına hala tahammül edilemiyor. Eğer bu kelimeyi kullanmamak, -bilimsel olarak yanlış olduğu tezinin elle tutulur hiç bir yanının olmadığını hatırlatarak milliyetçi derin tepkimizin ve yarattığımız “iletişimsel gerçekliğimizin” çökmesinden korkmamızın eseri değilse, artık bu 24 Nisan’dan itibaren, onu unutkanlık ve suskunluk koalisyonunu parçalayacak, kollektif hafızamızın “kara deliğin”in kapısını açacak bir anahtar olarak kullanmak zorundayız.
24 Nisan’ı bize hatırlatanlara kızmamız ve öfke duymamızın bir nedeni suçlu bulunmak ve bundan dolayı utanç duymanın yarattığı korku duygusudur, diyebilir miyiz? Sosyolog Ruth Benedict dünya yüzündeki toplumları genel olarak “suç” ve “ayıp” kültürleri olarak ikiye ayırır. Bu ayrıma göre “suç kültürleri” geçmişte yapılan yanlışlıklar üzerine konuşmaya kendilerini mecbur hissederler, “ayıp kültürleri” ise, bunun tam aksine geçmişin yanlışlıkları üzerinde konuşmayı reddeder, geçmişi suskunlukla geçiştirmeyi tercih ederler… Soykırım kelimesi, “toplumsal hafızanın kara deliği”nin kapısının anahtarıdır. Onun Ermeniler tarafından kullanılmasına hala tahammül edilemiyor. Eğer bu kelimeyi kullanmamak, -bilimsel olarak yanlış olduğu tezinin elle tutulur hiç bir yanının olmadığını hatırlatarak milliyetçi derin tepkimizin ve yarattığımız “iletişimsel gerçekliğimizin” çökmesinden korkmamızın eseri değilse, artık bu 24 Nisan’dan itibaren, onu unutkanlık ve suskunluk koalisyonunu parçalayacak, kollektif hafızamızın “kara deliğin”in kapısını açacak bir anahtar olarak kullanmak zorundayız.
24 NİSAN 1915'TE 'ASLINDA' NE OLDU? / Ayşe Hür
Ayşe Hür?xml:namespace>
Dün 23 Nisan’dı, çocuklarımızla birlikte içimize neşe dolmuştu. Bugün ise 24 Nisan, içimiz hüzünle dolu. Bilmeyenler olabilir, 24 Nisan, bundan 96 yıl önce, İstanbul’daki Ermeni cemaatinin önde gelenlerinin, aydınlarının tutuklanıp, Çankırı ve Ayaş’a doğru tehcir edilmesinin tarihi. Tehcirin tanıklarından Alman Protestan Papazı Lepsius’a göre 600, dönemin ABD Büyükelçisi H. Morgenthau’ya göre 500, resmî tarihçi Yusuf Sarınay’a göre 235, gayrı resmî tarihçi Taner Akçam’a göre 180 kişilik bu ilk kafilenin arkası gelecek, İttihat ve Terakki yönetimindeki Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915’te çıkarılan “geçici” kanunla “Tehcir”i resmîleştirecekti. Tehcirin, fiilen sona erdiği 4 Ekim 1916 tarihine kadar yaşananlar, kimine göre “yol kazası”, kimine göre kırım, kimine göre katliam, bana göre ise, 1948 Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan “soykırım” suçuna tıpatıp uyuyor.
Dün 23 Nisan’dı, çocuklarımızla birlikte içimize neşe dolmuştu. Bugün ise 24 Nisan, içimiz hüzünle dolu. Bilmeyenler olabilir, 24 Nisan, bundan 96 yıl önce, İstanbul’daki Ermeni cemaatinin önde gelenlerinin, aydınlarının tutuklanıp, Çankırı ve Ayaş’a doğru tehcir edilmesinin tarihi. Tehcirin tanıklarından Alman Protestan Papazı Lepsius’a göre 600, dönemin ABD Büyükelçisi H. Morgenthau’ya göre 500, resmî tarihçi Yusuf Sarınay’a göre 235, gayrı resmî tarihçi Taner Akçam’a göre 180 kişilik bu ilk kafilenin arkası gelecek, İttihat ve Terakki yönetimindeki Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915’te çıkarılan “geçici” kanunla “Tehcir”i resmîleştirecekti. Tehcirin, fiilen sona erdiği 4 Ekim 1916 tarihine kadar yaşananlar, kimine göre “yol kazası”, kimine göre kırım, kimine göre katliam, bana göre ise, 1948 Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan “soykırım” suçuna tıpatıp uyuyor.
Ölüm ve diriliş
Markar Esayan
Bugün bayram...Biz Ermeniler, yedi haftalık orucun sonunda gelen Diriliş, ya da yaygın adıyla Paskalya Yortusu’nu bugün kutluyoruz.Aynı Müslüman dostlarımız gibi, uzun bir orucun ardından gelen bir coşkuya kaptırıyoruz kendimizi.Hayatın kendisi bu iki bölümde özetleniyor aslında...Biz de ayrıldık, biliyor musunuz?Hem de tam bu bayram, yortu günü. 96 yıl önce, 24 nisan günü başladı ayrılığımız... Krisdos Haryav i Mereltos. Tsedzi, Medzi Medz Avedis (???? HYETERT).
Bugün bayram...Biz Ermeniler, yedi haftalık orucun sonunda gelen Diriliş, ya da yaygın adıyla Paskalya Yortusu’nu bugün kutluyoruz.Aynı Müslüman dostlarımız gibi, uzun bir orucun ardından gelen bir coşkuya kaptırıyoruz kendimizi.Hayatın kendisi bu iki bölümde özetleniyor aslında...Biz de ayrıldık, biliyor musunuz?Hem de tam bu bayram, yortu günü. 96 yıl önce, 24 nisan günü başladı ayrılığımız... Krisdos Haryav i Mereltos. Tsedzi, Medzi Medz Avedis (???? HYETERT).
Günlerden 24 Nisan...
Ümit Kıvanç
Yalanla yaşamak kötüdür, muhterem okurlar. İnsanı sıkar, boğar, daraltır. Hiçbir yerde huzur bulamazsınız. Anlam veremediğiniz bir telaş ve tedirginlik hâli hücrelerinize sinmiştir; kurtulamazsınız.Yalan, geçmişteki bir kabahati gizlemek için söylenmişse, vaziyet daha da fenadır. Giysinizin olmadık bir yeri, olmayacak bir yerde söküldüğü, yırtıldığı zamanki gibi, hiçbir adımınız, el-kol hareketiniz, eğilişiniz, kalkışınız rahat ve doğal değildir artık. Bünyeniz, söküğü göstermemeye programlanmıştır. Şekilden şekle, tuhaf hallere girersiniz. Mesele gizlemek olduğundan, sorana anlatamazsınız, yardım kabul edemezsiniz.Hele saklamaya çalıştığınız kabahat, öyle kabahat mabahat değil, basbayağı büyük bir suçsa, tedirginlik yakanızı muhtemelen uykuda da bırakmayacaktır. Çünkü vicdanınız apse yapmıştır. O cerahatin, bulacağı küçük bir yarıktan bütün vücudunuza yayılması tehlikesi, ayağınızı dünyaya sağlam basmanızın önünde, hiç yok olmayan bir engeldir...Ermeniler isyan etti, bu yüzden cezalandırıldılar” lafı yalandır.
Neyse 'soykırım' demedi
Okay Gönensin - ogonensin@gazetevatan.com
Her yıl yaşanan 24 Nisan korkusu devam edecek. Ankara, ABD Başkanı’nın “soykırım” kelimesini kullanmamış olmasına bir kez daha sevindi ama “büyük felaket” sözünün de 1915 Ermeni tehcirini tanımlamak üzere yerleşmiş olduğu görülüyor. Her yıl yaşanan 24 Nisan korkusu devam edecek. Ankara, ABD Başkanı’nın “soykırım” kelimesini kullanmamış olmasına bir kez daha sevindi ama “büyük felaket” sözünün de 1915 Ermeni tehcirini tanımlamak üzere yerleşmiş olduğu görülüyor…“Soykırım” kelimesinin ağırlığından korkmak anlaşılabilir bir şeydir ama korkunun ecele faydası yok, bütün dünya 1915 olayını “soykırım” olarak çoktan bellemiş durumda.
Her yıl yaşanan 24 Nisan korkusu devam edecek. Ankara, ABD Başkanı’nın “soykırım” kelimesini kullanmamış olmasına bir kez daha sevindi ama “büyük felaket” sözünün de 1915 Ermeni tehcirini tanımlamak üzere yerleşmiş olduğu görülüyor. Her yıl yaşanan 24 Nisan korkusu devam edecek. Ankara, ABD Başkanı’nın “soykırım” kelimesini kullanmamış olmasına bir kez daha sevindi ama “büyük felaket” sözünün de 1915 Ermeni tehcirini tanımlamak üzere yerleşmiş olduğu görülüyor…“Soykırım” kelimesinin ağırlığından korkmak anlaşılabilir bir şeydir ama korkunun ecele faydası yok, bütün dünya 1915 olayını “soykırım” olarak çoktan bellemiş durumda.
Meçhule gidenler’ meselesi
Mıgırdiç Margosyan / mmargosyan@hotmail.com
Kirvem, Eğer kafanı şişirmezsem, sana bu hafta sadece alt alta yazılmış kimi isimlerin topluca listesini aşağıya alacağım. Bunlar, bu insanlar, bir zamanlar Osmanlı vatandaşı olan yazar, çizer, siyasetçi, aydınlardı. 24 Nisan 1915 gecesi İstanbul’daki evlerinden, iş yerlerinden teker teker, apar topar toplanıp, o zaman Mehderhane diye anılan Merkez Hapishanesine götürüldüler. Ertesi günlerde ise teknelerle Haydarpaşa’ya götürülüp trene bindirildikten sonra malum olduğu üzere “meçhule doğru” yola koyuldular.Bu acı olayın 96 yıl sonrasında onların anıları, hiç değilse adları biraz da bu sayfalarda, bu satırlarda ebediyen yaşasın.
Kirvem, Eğer kafanı şişirmezsem, sana bu hafta sadece alt alta yazılmış kimi isimlerin topluca listesini aşağıya alacağım. Bunlar, bu insanlar, bir zamanlar Osmanlı vatandaşı olan yazar, çizer, siyasetçi, aydınlardı. 24 Nisan 1915 gecesi İstanbul’daki evlerinden, iş yerlerinden teker teker, apar topar toplanıp, o zaman Mehderhane diye anılan Merkez Hapishanesine götürüldüler. Ertesi günlerde ise teknelerle Haydarpaşa’ya götürülüp trene bindirildikten sonra malum olduğu üzere “meçhule doğru” yola koyuldular.Bu acı olayın 96 yıl sonrasında onların anıları, hiç değilse adları biraz da bu sayfalarda, bu satırlarda ebediyen yaşasın.
Bayram ve yas günü!
Ohannes Conkar
Bugün paskalya, (Surp Zadig Yortusu) Hıristiyan halkların bayramı bugün.Bugün Allah'ımızın biricik oğlu İsa Mesih'in, ölülerden dirilerek dünyaya yeniden hayat verdiği gün.Bugün bizler için, çarmıha gerilip, günahlarımızdan kurtarmaya, canını verdiği gün.Tüm Hıristiyanların paskalya bayramlarını kutlar, sağlık ve esenlikler dilerim. Yıldızlara karışan atalarımızı da anarak.Evet bugün bayram dedik, aynı zamanda 24 Nisan. Tarihde hiç bir zaman paskalya bayramımızın bu güne denk gelmediğini öğrenmiş olduk.İSTANBUL DOĞUMLU RUMLARIN KOVULMASI - 1964 / Sait Çetinoğlu
Sait Çetinoğlu?xml:namespace>
İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Müslümanlar 1923'te imzalanan Lozan Antlaşmasına göre mecburi mübadelenin dışında kalmışlardı (1). Ancak kalan Rumlar her zaman için göze batan bir unsurdu. Nasıl ki 6/7 1955’te Kıbrıs bahane edilerek pogromu gerçekleştirdilerse bu kez de yine Kıbrıs ve hiç alakası olmayan 1930 tarihli Seyrü Sefain anlaşmasının feshi bahane edilerek İstanbul doğumlu Rumlar sınır dışı edileceklerdir. Kıbrıs etnik temizlik için bulunmaz bir bahanedir. 50'li yılların ortasından 1962'ye kadar Kıbrıs olaylarını fırsat bilerek elli kişiyi sınır dışı etmişlerdi.
İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Müslümanlar 1923'te imzalanan Lozan Antlaşmasına göre mecburi mübadelenin dışında kalmışlardı (1). Ancak kalan Rumlar her zaman için göze batan bir unsurdu. Nasıl ki 6/7 1955’te Kıbrıs bahane edilerek pogromu gerçekleştirdilerse bu kez de yine Kıbrıs ve hiç alakası olmayan 1930 tarihli Seyrü Sefain anlaşmasının feshi bahane edilerek İstanbul doğumlu Rumlar sınır dışı edileceklerdir. Kıbrıs etnik temizlik için bulunmaz bir bahanedir. 50'li yılların ortasından 1962'ye kadar Kıbrıs olaylarını fırsat bilerek elli kişiyi sınır dışı etmişlerdi.
24 Nisan Paskalya (Dakyamto-Zadik ) Bayramı Ve Soykırım
Zaynep Tozduman
1915 yılının üstünden tam 97 yıl geçti. Neredeyse yüzyıl, Bir Asıra sığmayacak kadar acılı, yitik hayatlar, parçalanmış kimlikler…Bu yıl Paskalya Bayramına ( Süryanilere göre DAKYAMTO, Ermenilere göre ZADİK) bu ülkede gölge düştü. 97 yıl önce yaşatılan acılar 2011’ de tüm şiddetiyle kanamaya başlayınca buruk bir bayram havasına dönüverdi paskalya.’’ Hiçbir yara tam olarak kapanmaz, en hızlı hatırlanandır en eski unutulan.’’ Ezidi atasözü sanki bu yılki 24 Nisan için yazılmış.
1915 yılının üstünden tam 97 yıl geçti. Neredeyse yüzyıl, Bir Asıra sığmayacak kadar acılı, yitik hayatlar, parçalanmış kimlikler…Bu yıl Paskalya Bayramına ( Süryanilere göre DAKYAMTO, Ermenilere göre ZADİK) bu ülkede gölge düştü. 97 yıl önce yaşatılan acılar 2011’ de tüm şiddetiyle kanamaya başlayınca buruk bir bayram havasına dönüverdi paskalya.’’ Hiçbir yara tam olarak kapanmaz, en hızlı hatırlanandır en eski unutulan.’’ Ezidi atasözü sanki bu yılki 24 Nisan için yazılmış.
Türküm, doğruyum galiba ırkçıyım
Nezir Akyeşilmen
Öğrenci andı denen metnin yeryüzünün en ırkçı ve ayrımcımetinlerinden biri olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. 1930’ların yükselen değeri ırkçı ideolojiler çağında yazılmış bu metni hala Türkiye’deki milli eğitimin (milli eğitimin kendisi zaten ilkel bir anlayış, zira eğitim evrensel olmalıdır) bir parçası sayan anlayış (MEB Yönetmeliğinde belirtilmektedir), aslında 1930’larda kaldığını göstermektedir. İnsan haklarına göre suç teşkil eden bu metnin çocuklarımıza hala okutulmasının baş sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığıdır, daha doğrusu Bakanın kendisidir. Bu konudaki tartışmalarda Bakan topu taca atmış, Milli Eğitim Şurası ofsayttan gol yapmış, mahkeme de golü saymıştır.
"İnkar Politikalarına Son Vermeliyiz"
Çiçek TAHAOĞLU
24 Nisan 1915'te göçe zorlanan, kaybedilen ve katledilen Ermeniler, Taksim'de mumlar ve karanfillerle anıldı. Tanbay, "devletin bu suçu inkâra dayalı resmi politikası sürdükçe o tarihten beri bu ülke insanlarının yüreğinde gizli gizli kanayan yara derinleşiyor; aklımızı, vicdanımızı, hak-adalet duygumuzu daha fazla felç ediyor" dedi. Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe girişimi, 24 Nisan 1915 Ermeni Kıyımı'nda kaybedilenler anısına bugün eş zamanlı olarak İstanbul, Ankara, Bodrum ve Diyarbakır'da anma törenleri düzenledi.
24 Nisan 1915'te göçe zorlanan, kaybedilen ve katledilen Ermeniler, Taksim'de mumlar ve karanfillerle anıldı. Tanbay, "devletin bu suçu inkâra dayalı resmi politikası sürdükçe o tarihten beri bu ülke insanlarının yüreğinde gizli gizli kanayan yara derinleşiyor; aklımızı, vicdanımızı, hak-adalet duygumuzu daha fazla felç ediyor" dedi. Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe girişimi, 24 Nisan 1915 Ermeni Kıyımı'nda kaybedilenler anısına bugün eş zamanlı olarak İstanbul, Ankara, Bodrum ve Diyarbakır'da anma törenleri düzenledi.
1915 olayları için protesto
Sultanahmet'te bir grup, 1915 yılında Ermeniler'in öldürüldüğü iddiasıyla protesto gösterisi yaptı. Sultanahmet'te bulunan İslam Eserleri Müzesi önünde toplanan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’ne üye bir grup adına yapılan açıklamada, 24 Nisan 1915 yılında İstanbul'da kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dünyasının temsilcisi 220 aydının gözaltına alındığı ve Anadolu'ya doğru yola çıkarıldığı savunuldu.
Sarkisyan: Red politikası soykırımın devamı
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 24 Nisan “Ermeni soykırımı”nı anma günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “soykırım”ın tanınması için çaba göstermeyi sürdüreceklerini vurguladı.Bugün Türkiye’de "adalet adına seslerini yükselten Türk aydınlarını çok takdir ettikleri”ni ifade eden Sarkisyan buna karşın, Türkiye’nin “red politikası”nı sürdüğünü, bunun da “soykırımın direkt bir devamı” olduğunu iddia etti.
Bu acı hepimizin
24 Nisan 1915, asırlardır bu ülkenin diğer halkları ile birlikte yan yana yaşamakta olan Ermeni halkının; kadın, çocuk, ihtiyar, hasta ayırt edilmeksizin, sırf Ermeni oldukları için; yurdundan, evinden, tarlasından, işyerinden, mesleğinden devlet zoruyla koparılıp yüz binlercesinin öldüğü, öldürüldüğü, sürüldüğü ve her türlü zulme maruz kaldığı felaketin başladığı gündür... Devletin bu suçu inkâra dayalı resmi politikası sürdükçe o tarihten beri bu ülke insanlarının yüreğinde gizli gizli kanayan yara derinleşmekte; aklımızı, vicdanımızı, hak-adalet duygumuzu daha fazla felç etmektedir. Ama artık buna bir son vermeliyiz. O nedenle, bu ülkenin alnı ve vicdanı ak insanlar ülkesi olmasını yürekten isteyen herkesi çok gecikmiş bir insanlık görevine davet ediyoruz. 24 Nisan’ın işaret ettiği o ağır suçun, insanlığın asli değerleri temelinde birleşen hepimizin ortak acısıolduğunu ilan etmeye çağırıyoruz. (Obama Mets Yeğern diyor, aydınlarımız insanlık suçu ve ağır suç diyor. Acılarımıza katılanların arasında iki Ermeninin bulunması da çok sevindirici! HYETERT)
Büyükelçi Tan Başkan Obama'nın Ermeni Anma Günü Mesajına Tepki Gösterdi
Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Başkan Barack Obama'nın, 24 Nisan Anma Günü dolayısıyla dün (23 Nisan) yayınladığı mesajı, gereksiz bir açıklama olarak niteledi ve bu tür girişimlerin Türkler ve Ermenilerin ortak tarihleriyle ilgili gerçeklerin adil bir şekilde ortaya çıkarılması yolundaki çabaları karmaşık hale getireceğini söyledi.
Obama 1915 olayları için ‘Büyük Felaket’ dedi
ABD Başkanı Obama, 1915 Ermeni olaylarının yıldönümünde yaptığı açıklamada “soykırım” yerine "Büyük Felaket” tanımını kullandı. Obama’nın mesajı hem Ermeni lobilerinden hem de Ankara’dan tepki gördü. Barack Obama, 24 Nisan’ın yıldönümünde yaptığı açıklamada, 1915 Ermeni olaylarını “Büyük Felaket” (Meds Yeghern) olarak nitelendirirken, yaşananların asla tekrarlanmamasını dilediğini, Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşma çabalarını desteklediğini vurguladı.
Ermeniler İçin Hergün 24 Nisan!
Ermenistan dışında tüm dünyada Ermenice ilköğretim kurumlarında Ermenice anadil eğitimi alan 6 ila 12 yaş arası Ermeni çocukların sayısı, sadece 30 bin! Yeryüzünde kendini Ermeni olarak tanımlayan10 milyonluk nüfus üzerinden bu oranın hesabını yapmayı denemek bile abes geliyor bana ve bu sayı da her yıl daha da azalıyor, vs. vs. vs...Öyle ki Talat'ların alçak ve hain planı halen tüm yok ediciliğiyle işliyor gördüğünüz gibi! Kanlı soykırım, beyaz soykırıma dönüşmüş sadece ve bal gibi de yok oluyoruz işte, soyumuz bugün de kırılıyor, bitip tükeniyor. Yani, biz Ermeniler için her gün 24 Nisan, çünkü biz her gün ölüme yürüyoruz!
Batman'da bir şehit
Batman'ın Kozluk ilçesinde, arkadaşıyla şakalaştığı sırada tüfeğin ateş alması sonucu vurulan asker şehit oldu. Edinilen bilgiye göre, ilçeye bağlı Gümüşörgü Karakolunda vatani görevini yapan Sevak Şahin Balıkçı (25), kimliği öğrenilemeyen bir arkadaşıyla şakalaştığı sırada tüfeğin kazara ateş alması sonucu vurularak olay yerinde hayatını kaybetti.