Etiketler

MEB, azınlık okulları için harekete geçti

 Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 15 gün önce azınlık okullarının yöneticileri ile bir araya gelerek, sorunları dinlediğini belirtti. Dinçer, "Görüşmeden sonra, o gün karşı karşıya kalının idari problemlerin analizi ve çözümü ile ilgili hazırlık yapmaları konusunda talimat verdim." dedi.

Ermeni öğrenciler TBMM'de

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, Özel Pangaltı Ermeni İlköğretim Okulu Müdürü Karekin Barsamyan ve öğrencileri kabul etti. Bozkır, yaptığı konuşmada, ilköğretim okulunun, 1825'te İstanbul'da kurulan tarihi ve köklü bir okul olduğunu söyledi.''Okul, büyük özverilerle ve ihtimamla çok güzel insanlar yetiştirmiştir'' diyen Bozkır, iftihar edilecek okulu daha önce gezdiğini belirtti.

Alman vekilden Fransa'ya soykırım resti

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth, ''Politikacılar olarak bizim yapmamız gereken, başkalarının tarihi ve başkalarının tarihinde yaptıklarını yargılamak, soruşturmak değil'' dedi. 

Christmas art exhibition at St. Vartan Armenian Cathedral

Eastern Diocese of the Armenian Church of America
 January 5 And 6, 2012 | New York City, New York’s St. Vartan Armenian Cathedral is pleased to announce that a special art exhibit will be on display in the Diocesan Complex as part of the upcoming observance of Armenian Christmas.

Azınlık: Türk Bağlamında Azınlık Kavramına Çapraz Bakışlar

Kitap Tanıtımı. 9 Ocak 2012 Pazartesi 17:30 Sabancı Üniversitesi Karaköy İletişim Merkezi. 

Özür

Ahmet Turan Alkan / Aksiyon
Ermeni milleti, Osmanlı toplumunun en kadîm parçalarından biriydi; Ermenilerle bugün aramızda hâlâ çok büyük kültür ortaklığı vardır... Cenab-ı Hak ve tarih önünde, Ermeni kardeşlerimize yaşattığımız bu büyük acılardan dolayı çok üzgünüz. Biz de acı çektik ve ağır bedeller ödedik. Keşke hiç yaşanmasaydı, keşke kanlı 1915 yılını, müşterek tarihimizden illetli bir ur gibi oyup çıkarmak mümkün olabilseydi.Özür dileriz. Faciada canını kaybedenlerin ruhundan ve hatıralarından özür dileriz. Yakınlarından özür dileriz. İçlerinde akrabası olsun olmasın, dünyanın neresinde olursa olsun, her Ermeni’ye bu elîm hadiseden ötürü bir özür borçlu olduğumuzu düşünüyoruz. Anadolu’da güçlü ve üretken bir Ermeni nüfusu ile yan yana iç içe geleceğe birlikte yürümek isterdik ama olmadı. Böylesi hepimiz için daha iyi olurdu.Bilinmelidir ki Türkiye, bütün Ermenilerin ana yurdudur; hepsine kapımız ve kalbimiz açık. Onları öz vatanlarında görmek ve sıcak bir hoşgeldiniz demekten zevk ve gurur duyacağız. Müşterek acılarımız azalacak.Evet, açık ve samimi bir dille özür diliyoruz.Zor mudur? Orasını bilemem; ben kendi nâmıma bu bildirinin altını imzalıyorum.

Soykırım üstüne notlar

Herkül Millas / Zaman
9 ) Hukuk açısından, savunma yapmak insan vicdanını rahatlatmıyor. "Soykırım hukuku 1940'larda başlar" savunması da yetersiz. Çünkü ilgili yasayı öneren Raphael Lemkin, ilhamını 1915 Ermeni tehcirinden aldığını açıkça söyler. Avukat tutumu vicdanlara seslenemiyor; dava kazanılsa da yara kapanmıyor…11 ) Bugün bile okul kitaplarında "tehcir, Ermenileri korumak için yapıldı" denmektedir. Alay edercesine... Ama kiminle alay ediliyor? Çocuklarımızla mı, anne babalarıyla mı, Ermenilerle mi, "yabancılarla" mı, kendimizle mi?... 16 ) "Bu konuyu tarihçilere bırakalım" sözü de anlaşılır değildir. Türkiye'deki (ve herhangi bir ülkede) tarihçiler aralarında anlaşabiliyor mu ki! Tarih, fizik gibi bir bilim değildir; kimlikler ve ideolojilerle doğrudan ilişkilidir. Bu konuda anlaşmak için, milliyetçiliği terk etmek gerek. O zaman bile bir uzlaşmaya "milletler" (ve milli kimlik taşıyanlar) karşı çıkar.

Soykırımı İnkar Yasası Senato Yolunda

Fransa Meclisi'nin onayladığı Ermeni soykırımının inkarına cezayı öngören yasa tasarısı şimdi de Senato yolunda. "France Info"(Frans Enfo) Radyosu'na göre tasarı, ay sonuna kadar senatoya sunulacak.

'Soykırım İddialarını Önlemenin Yolu Anayasa Değişikliği'

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr.Necati İyikan, sözde Ermeni soykırımı iddialarının önüne geçebilmek için anayasal değişikliğin zorunluluk olduğunu söyledi. Yrd.Doç.Dr. İyikan, değişikliğin içeriğinin, "Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'nde gerçekleşen 1915 senesindeki olayları soykırım olarak değerlendirmemektedir" şeklinde olması gerektiğini kaydetti.

'Soykırım yok' diyenler için fon oluşturdu

Fransa'da peçe taktıkları için mahkum olan kadınların aldığı para cezalarını ödeyen Cezayir kökenli Fransız işadamı, "soykırım inkar" yasasından mahkum olabilecek Türkler için de 1 milyon Euro fon oluşturduğunu söyledi.
           

Soykırımı inkâr yasası


Taner Akçam /  takcam@clarku.edu /Taraf  
Bilindiği gibi, Avrupa’nın hemen tamamında “Holocaustu inkar etmek” bir suçtur. Bu konuda iki farklı hukuki yaklaşım vardır. Bir grup ülke sadece Holocaust inkarını suç sayan kanunlara sahiptir. Bir diğer grup ülkede ise, böyle özel bir kanun yoktur. Ama “soykırımı inkar” nefret suçları kapsamında ele alınır ve cezai kovuşturmaya uğrar.Her iki farklı yaklaşımın ortak paydası, “ırkçılık ve nefret söyleminin yasaklanması” meselesidir. 2001 yılından beri, konuya ilişkin yasalarının bir birinden çok farklı olması nedeniyle, yasalar arasında nasıl bir birlik yaratılabilir sorusu Avrupa’nın gündemindedir. Cevabı aranan soruları şöyle özetlemek mümkündür: a) Holocaustu inkar suçu, genel olarak soykırım, insanlık suçu ve savaş suçlarını da kapsayacak biçimde nasıl genişletilebilir? b) Soykırım özelinde, “soykırımı inkar” biçiminde yeni bir suç kategorisi tanımlamak gerekmez mi? c) eğer böyle bir suç kategorisi yaratılacak ise, bu suçun kapsam ve boyutu ne olmalı ve mevcut farklı ceza kanunları arasında birlik nasıl sağlanmalıdır?  2008 yılında Avrupa Birliği konuya ilişkin bir çerçeve kararı aldı. Bu kararla birlikte, soykırımı inkarı suç sayma konusunda AB hukuk sistemi yeni bir zemine doğru kaymaya başladı. Konumuz açısından bu çerçeve karara yakından bakmakta fayda var. Kararın amacı, “ceza hukuku yoluyla, ırkçı ve dışlayıcı söz ve ifadelerin değişik biçimleriyle mücadele etmek” olarak tanımlanır. Birinci maddede, üye ülkelerin aşağıda sayılan kasti eylemleri cezai müeyyide ile sınırlandırmaları istenir: “ırk, renk, din, kök, ulus veya etnik bir gruba ya da onların mensuplarına karşı alenen şiddet veya nefreti tahrik etmek”. Çerçeve kararda, bu eylemlerin “kitap, resim veya benzeri materyallerle açık neşri ve dağıtımının” da suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiği söylenir. Ayrıca, açık olarak “Uluslararası Ceza Mahkemesi Sözleşmesi Statüsü veya 8 Ağustos 1945 Londra Antlaşmasına eklenmiş Uluslararası Askeri Mahkeme Sözleşmesi tarafından tanımlanmış, soykırım, insanlık suçu ve savaş suçlarına aleni göz yummak, inkar etmek veya önemini küçümsemek” suçlarını yasaklanması gereken suçlar kapsamında sayar.  (Lütfen bu çok önemli makaleyi de Baskın Oran'ın "Soykırım: Hukuki Terim mi Cins isim mi?" başlıklı makalesiyle karşılaştırın. HYETERT) 

Charles Aznavour Fransız Senatosuna Ermeni Soykırımının inkarını ceazlandıran yasa tasarısının onaylanması çağrısında bulundu

Fransa Millet Meclisi tarafından Ermeni Soykırımının inkarına cezai müeyyide öngören yasa tasarısının kabulü ve Türkiy’den gelen eleştiriler sonrasında şansonye Charles Aznavour, rejisör Robert Guédiguian, hukukçu Serge Klarsfeld, filozoflar Bernard-Henri Lévy ve Michel Onfray yanısıra Türk yazar Erol Özkoray, siyasileri Senato’da yasa tasarısının onaylamaları yönünde ortak çağrıda bulundular.

FRANSA’YA KINAMA, İSVİÇRE’YE TAKDİR VE TEŞEKKÜR

Tugay Uluçevik
Şu hususu ifade edelim ki, Ermenistan’ın sözde “soykırım” iddialarına arka çıkma bakımından bize göre İsviçre’nin sicili Fransa’nınkinden daha iyi değildir. Hattâ, daha da kötüdür denebilir. Bu yüzden de, Fransa ile yaşanan son durum karşısında, İsviçreli konuğun Türkiye’yi ziyaretinin zamanlamasının ve kendisine 4. Büyükelçiler Konferansı’na hitap etme ayrıcalığının verilmesinin ters olduğunu düşünmekteyiz… En önemlisi, bu ziyaretin, Türkiye’nin en yüksek düzeylerde Fransa’ya verdiği mesajların inandırıcılığını zayıflatmış olması ihtimalidir. Çünkü, İsviçre, fazla uzak olmayan bir geçmişte, Ermenilerin sözde “soykırım” iddialarına arka çıkan söylem ve eylemleri sebebiyle, birden fazla vesileyle, bu gün Fransa’ya karşı dile getirdiklerimize benzer kınama ifadeleriyle (örneğin, 16 Aralık 2003 ve 20 Aralık 2007 tarihli Dışişleri Bakanlığı açıklamaları) Türk Hükûmeti’nden ve kamuoyumuzdan sert tepki görmüştür.  İsviçre, ülkesinde, Ermenistan’ın iddia ettiği “soykırım” ile ilgili olarak “böyle bir soykırım olmamıştır” veya “bu soykırım iddiası yalandır; asılsızdır” şeklinde görüş beyan eden kişi veya kişiler hakkında suç duyurusunda bulunan, haklarında kovuşturma açan, yargılayan ve mahkûmiyet kararı veren ilk Devlet olmuştur. Türk Tarih Kurumu’nun eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve İşçi Partisi Başkanı Dr. Doğu Perinçek, İsviçre’nin, sırasıyla, 2004 ve 2005’deki bu haksız uygulamasının sembolü haline gelmişlerdir.

Büyükelçi Fransa'ya dönüyor

Fransız meclisinin 'Ermeni soykırımı'nı inkara ceza getiren yasa tasarısını kabul etmesinden sonra, Ankara’ya çağırılan Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu Fransa’ya dönüyor. Meclisin söz konusu tasarıyı kabul etmesinden sonra Fransa’ya yönelik yaptırım paketi açıklayan hükümet, tasarının senatoda kabul edilmemesi için son bir hamle yapmaya hazırlanıyor.

Geçmiş hiç geçmiş olmuyor ki!

İlhan Abi, annesinin Ermeni olduğunu acaba neden saklamıştı? Oysa Handan Hanım’dan bilirdim, annesinin İlhan Selçuk için ne kadar özel olduğunu, öldüğü vakit hiç kimselere belli etmeden nasıl yas tuttuğunu... William Saroyan ne güzel demiş: “Geçmiş hiç bir zaman ölmüyor. Hatta geçmiş, geçmiş bile değil.”… Geçmişi yok etmek olanaksız. Geçmişten kaçılmıyor. İnsanlar köklerini de, acılarını da unutmuyor. Biliyorum, geçmiş başa beladır, en iyisi gelin geçmişi gömelim diyenler hiç eksik olmaz. Ben böyle düşünmüyorum. Gömdüğünüzü sanırsınız geçmişi. Hatta bunu bazen ‘devlet gücü’yle yapmaya kalkışırsınız.Geçmişi tahrif edersiniz.Gerçekleri saptırırsınız.Devlet eliyle yalan tarih yazdırırsınız. Kendi insanlarınızı yalanda yaşatmak için olmadık resmi mekanizmalar kurarsınız.Ama nafile çabadır bu. Sonunda gerçek yine suyun yüzüne çıkar.Ve işte 1915, Türkiye için böyle bir gerçektir.
05 Nisan 2011

FRANSA ULUSAL MECLİSİ'NDE "ASALA GÜNÜ"

Sonuç olarak Boyer’in önerisi yasalaşırsa ki, gerçekleşmesi zor, Ermeni aktivistler için tek ve somut sonuç Boyer tasarısının ve Anayasa Konseyince tanınmasının iptalidir. Aslında 2008’den bugüne sorunun Fransız yasası boyutu da var. Bu da anayasallığın önceliği sorunsalı (Question prioritaire de constitutionnalité). Eğer biri tarafından dava edilirseniz dava edildiğiniz yasanın anayasa ile uyumunun kontrolünü isteyebilirsiniz. Hiç şüphesiz ki, anayasaya aykırı böyle bir tasarı reddedilecektir. Türkiye veya Türk gruplar Fransa’yı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet edebilir… Wall Street Journal, milliyetçi Ermenilerce desteklenen kararı Amerikan kongresinde 1984’te yasalaşmasını ASALA günü olarak nitelendirmiştir. Aynı nitelendirmeyi bu oylama da hak etmektedir.

Mehmet Ali Birand: 'Türkiye, Paris sokaklarında tartışılıyor'

Mehmet Ali Birand – Milliyet
Ermenilere kızıyoruz. Soykırım iddialarından vaz geçmelerini veya ortak tarih komisyonu kurup, gerçekten soykırım yaşanıp yaşanmadığının araştırılmasını istiyoruz. Onlar da reddediyorlar. Bırakın ortak araştırmayı, ortak belgesel çekimi önerisini dahi kabul etmiyorlar. Bu yaklaşımın nedeni de çok açık ortada:  Soykırımın uluslararası boyutta tanınmasına o kadar az bir zaman kaldı ki, bu gidişi tehlikeye düşürebilecek hiç bir adım atmak istemiyorlar. Aynı durumda biz olsak, farklı mı davranırdık?Hayır, elimizin ucuna gelmiş olan bir fırsatı tehlikeye atmazdık.Onlar, zafere doğru yürüdüklerinden eminler. Hatta, özellikle ABD Kongresi’nden kararı geçirdikten sonrasının dahi hesaplarını yapıyorlar. Biz ne yapıyoruz? Ermenilerle uğraşmak yerine, biz kendimize bakalım...

Soykırım: Hukuk Terimi mi Cins İsim mi?

Baskın Oran 
Aynı ideali taşıyanların aynı konuda ürettiği iki belge bazen birbirinden çok farklı olabilir. Çünkü bu “aynı” insanların temel zihniyetleri çok farklıdır. Son bir yıl içinde iki kere yaşadık. Birincisi Kürtlere, ikincisi Ermenilere ilişkin oldu. İkinci “ikiz bildiri” olayı Ermeni meselesine ilişkindi ve daha yeni yaşadık. “Hrant’ın elinde yetişmiş” diyebileceğimiz, çoğu genç 7 Türkiyeli Ermeni (A. Dink, G. Paylan, H. Bağdat, M. Esayan, S. Çekmen, T. Nalcı, T. Bebek) iki hafta kadar önce “Türkiye İnkâr Hakkının Peşinde” başlıklı bir bildiri yayınladı (www.t24.com.tr/haberdetay/188081.aspx).  Burada mealen şu deniyordu: Fransa’da ifade özgürlüğünü kısıtlayacak bir tasarı geliyor. Ama bu sayede Türkiye, inkârcı zihniyetine ve haksız konumuna kılıf buldu. 2006’da 9 Türkiyelinin Liberation’da yayınlatarak savunduğu şey ve Hrant’ın soykırım sözcüğünü kullanmama tercihi bundan çok farklıydı. Ve şöyle bağlıyordu bildiri: “İnkârdan beslenen bu ifade özgürlüğü söylemi buram buram riya kokuyor. Kokuyu almıyor musunuz?”. Değil kokuyu almak, kokuyu görüyoruz ve tutuyoruz bile. Aynı konuda yayınlanan ikinci bildiri İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon imzasını taşıyordu (www.ihdistanbul.com). Burada, “Fransız Parlamentosu’nu Bırakalım, İnkâra Karşı Sesimizi Yükseltelim” başlığı altında mealen şu deniyordu: “Yasa tasarısına karşı Türkiye’de güçlü bir cephe oluştu. Soykırımın inkârı, ifade özgürlüğünden yararlanamaz. Yahudi soykırımının inkârı, birçok Avrupa ülkesinde yaptırıma bağlanmıştır. Tasarıya karşı çıkanlar, 2006’da bu tür yasalara karşı çıkmış olan H. Dink’in anısına dayanıyorlar. Dink’in bugün ne düşünüyor olacağı konusunda kimse kehanette bulunamaz”. Fark olursa, bu kadar olur. Hani ne derler, çok farklı iki insandan bahsederken “Bir tek, Allahları birdir” derler ya, Kürt hakları konusundaki iki metin gibi, bu iki metin de öyle. İstanbul İHD’nin metni, ciğeri yanmış diasporanın çok tanıdık öğelerini tekrarlıyor:
(Yazıyı Recep Maraşlı'nın Soykırımı İnkar Ve Fransa'ya Hücum yazısıyla karşılaştırın. HYETERT).

ՇՆՈՐՀԱՒՈՐ ՆՈՐ ՏԱՐԻ / HAPPY NEW YEAR / MUTLU YILLAR


Hyetert ve Hyelist yahoo grup adın yeni Yılınızı kutluyor, sağlıklı, mutlu, başarılı yıllar diliyoruz.HYETERT

Soykırımı inkâr ve Fransa'ya hücûm!..

Recep Maraşlı
Fransız Ulusal Meclisi'nde 22 Aralık 2011 günü kabul edilen ve kısaca “Fransa’nın yasayla tanıdığı soykırım suçlarının kamuoyu önünde övülmesi, savunulması ya da inkârını" yasaklayan yasaya, Türkiye resmi düzeyde öylesine ölçüsüz bir tepki gösteriyor ki… Tabii ki Perinçek ve Kerinçsiz'in gibilerin eksikliği yine de belli oluyor! …  (Recep Bey merak etmeyin eksikliği doldurmaya aday çok.  HYETERT).
Yasal Dayanak. Fransa’da, 1990 yılında çıkarılan ve Gayssot Yasası olarak bilinen bir yasa ile Nazilerin Yahudilere uyguladığı Holocaust’u inkar etmek suç sayılmaktadır. Bu yasanın 9. Maddesi 1945 tarihli Londra Antlaşması ile kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi'nin kuruluş gerekçesine atıf yapmakta. "İnsanlığa karşı işlenmiş" suçların başında soykırımı tanımlayan, bununla beraber sivillere karşı uygulanan cinayet, katliam, köleleştirme, göç ettirme (meşhur "Tehcir" meselesi), işkence vb. gibi insanlık dışı davranışları" yargılayan bu Mahkeme "insanlığa karşı işlenmiş suçların inkârını" da suç sayarak cezalandırmıştı.Bu hukuksal referanslara dayanan Gayssot yasası soykırımın inkar edilmesini, soykırım suçunun bir unsuru olarak değerlendiriyor. Ayrıca “ırkçılıkla mücadele” kapsamında değerlendirilen Gayssot benzeri yasalar yalnız Fransa’da değil Almanya, Avusturya, Belçika, İspanya, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya, Slovakya, Litvanyagibi birçok Avrupa ülkesinde de yürürlüktedir.AB içinde de hiçbir kurum ve hukuksal platformda bu yasaların düşünce özgürlüğüyle, çeliştiği eleştirisi yapılmadı. Aksine bu tip önlemlerin, AB içinde giderek yaygın bir önlem haline gelmesi söz konusu… Sonuç olarak; Parlamentoların, Soykırımı inkar eden yasalar çıkararak, gerçekte soykırım suçuyla ve onun sonuçlarından faydalanan rejimlerle mücadele edebileceği düşünülebilir mi? Bunun çok daha köklü yaptırım ve değişimlere ihtiyaç duyduğu açıktır. Hele düşünce, tartışma ve bilim özgürlüğünü sınırlayacak önlemlerle bu mümkün değildir. Bu anlayışa uygun bir biçimde, en azından, soykırım kurbanlarının ırkçı sataşma ve saldırganlıklar karşısında cılız da olsa bir yasal sığınağa sahip olmaları, manevi bir desteğe sahip olmaları ise az şey değildir.