Ragıp Zarakolu
Türkiye'de, Fransa'da çıkan yasaya ilişkin tartışmalardaki ön yargı ve cehalet insanı şaşırtıyor. Daha metnini okuyup üzerinde düşünmemiş olanlar ahkâm kesip Türkiye'yi küçük düşürüyor… Soykırım ve nefret suçları, insanlığa karşı işlenen suçların övülmesi ve propagandası, bu nedenle insan hakları savunucuları tarafından ‘düşünce ve ifade özgürlüğü olarak kabul edilmezler’. Soykırım ve nefret suçlarına karşı olmak, aynı zamanda bir insan hakları savunucusu olmanın kriteridir. Nitekim kurucularından biri olmaktan onur duyduğum İnsan Hakları Derneği (İHD) 1985’te, 100 küsur yıllık tarihi olan Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’na üyelik görüşmeleri yapılırken, kurumumuzun 1915 gerçekliğini kabul ettiği, genel başkan yardımcısı olarak bizzat benim tarafımdan beyan edilmiştir… Ben eğer yaşasaydı Ayşe Nur’un, Taner Akçam gibi, Hrant ve Etyen Mahçupyan ile imzaladığımız üçlü deklarasyona katılmayacağını biliyorum. Bilinç altından belki de bu çabanın Hrant’ın yaşamasına olanak sağlayacağını düşünmüştüm. Heyhat, ne yanılgı! (Sayın Zarakolu, her şey iyi de, bazı kişiler cahil dediğiniz için size hakaret davası açabilir. Bu da dert üstüne dert olur. HYETERT)






