Etiketler

MIHİTARLAR HAKKINDA

Murat Bebiroğlu Mıhitarlar hakkında M.Cevdet İnançalp'ın Muallimler Mecmuası'nın 1924 Eylül sayısında yayınladığı yazının Mahmut Şakiroğlu tarafından Tarih ve Toplum Dergisinin 1985 Kasım sayısında tekrar yayınlanmış hali ve Kevork Pamukçuyan'ın yazıya 1986 Nisan sayısında verdiği cevabı derlemiş...

M.Cevdet İnançalp'in ölümünün 50. Yılında, Mahmut Şakiroğlu, bir yazı ile M.Cevdet'in hayatını anlatmakta ve sonra da onun Mıhitarlar ve Ermeniler hakkındaki yazısına yer vermektedir. İlk yazının sadece son bölümünü aldım. Bu yazı M.Cevdet İnançalp başlığı altında parantez içinde verildi. M. Cevdet İnançalp tarafından yayımlanan Muallimler Mecmuası'nın 1924 Eylül sayısında yer alan bu yazı, Mahmut Şakiroğlu tarafından Tarih ve Toplum Dergisinin 1985 Kasım sayısında tekrar yayımlanmıştır. Mıhitarlar hakkındaki yazıda bold olmayan bölümler, Mahmut Şakiroğlu'nun notlarıdır. Yazı 1924 tarihli olduğu için dili epeyce eskiydi. Bu nedenle yazının büyük bölümü tekrar yazdım. Yazıda göreceğiniz hatalar benden kaynaklanmış olabilir. Kevork Pamukçuyan, yazıya 1986 Nisan sayısında cevap vermiştir. Pamukçuyan'a göre yazının bazı kısımları dışarıda bırakılmış ve yazı kendi deyimi ile tahşiye ederek (kenar notlar konarak) sunulmuştur. Bu yazıyı da asıl yazının arasına K.Pamukçuyan başlığı ile ve italik olarak yerleştirdim. Pamukçuyan'ın yazısına çok az müdahale ettim.

M.CEVDET İNANÇALP (1883-1935)

YAZAN: MAHMUT ŞAKİROĞLU

(.... XIX. Yüzyılı sonu ile XX. Yüzyıl başları arasında ülkemizde yetişen aydın kişiler ağır sorunlarla karşılaştılar. İçinde bulundukları devletin çöküş çatırtılarının hızlanması ve arka arkaya gelen yenilgiler derin bir karamsarlık ve yılgınlık yaratmıştı. Bu arada Ulusalcılık duygularının uyanması ve Türk Ocağı gibi kuruluşların yaratılması yanında Bilimsel çalışmalara yeni bir yön verildiği ve tarih çalışmalarında da Tarih-i Osmani Encümeni'nin kurulduğunu ve ilkel de olsa çağdaşlarına benzer kuruluşlara değinildiği gözleniyor. M.Cevdet de böyle bir ortamda yetişti. Yazılanların da bir harp ve kıtlık izleri değil de bilimsel çalışmalara ve düzenli organizasyonlara aşırı hayranlığı bulunmaktadır. Zaten beni de bu satırları kaleme almaya bu yöne itti. Rum, Yahudi, Ermeni toplumlarının uzun yıllardan beri yürüttükleri çabalara dikkat eden ve bir kısmını da yakından izleyen M. Cevdet bunlara gerçekten "gıpta" edip Türk bilim çevrelerinde bu tarz benzerlerinin yokluğuna esef etmiştir. Seçme yaptığım makaleye Ermeni toplumunun başarısını almam bir rastlantı değildir. Dünyanın çeşitli yönlerine dağılmakla beraber varlığını sürdürmek için kültür ve sanat konularına eğilen bu toplum içinde yetişen zümreye dikkat çekmek istedim. Bu arada hemen bu makalede de bulunan boşluklara eğilip eksik kalan kısımları ortaya koyarken, maksadımın cahillik ortaya çıkarmak değil, bir "tamamlama" olduğunu baştan belirtmek istiyorum.

Makalenin çeviri yazısına girişmeden önce bir noktayı ayrıca açıklamak istedim. Ermeni kaynaklarının Türk tarihi açısından önemine çok önceleri değinilmişti. Bilhassa Ortaçağ tarihimiz üzerinde çalışanlar bunun kaçınılmaz olduğunu belirtmişlerdir. Yeniçağ tarihi dönemlerini işlerken de bu kaynaklara eğilmenin yararlı olacağına ben de yakından tanık oldum. M.Cevdet de kitaplığı için epey eser getirtmişti. Şimdi araştırıcısını bekleyen bu kitaplardan bazıları Avrupa kitaplıklarında bile yoktur. Fransızlar tarafından da yapılan yayınların çoğunu getirten ve kültürümüze kazandıran bu yönü de saygıya değmektedir. Yeni yazıya çevirdiğim bu makale "Mualimler Mecmuası" Sayı 23 (Eylül 1924) s. 764-778'dedir. Yaptığım ekleri parantez içine aldım. Özel adların okunması ve ek bilgileri vermek için şu eserlerden yararlandım: Mesrop Djanachian, "Les Arménistes et le Mekhitaristes", Armeniacca Mélanges d'etudes arméniennes. Venise 1969, s.1-63. Lorenzo Nicola, Vita del Ven. Abate Mechitar, Venezia 1941. Minas Nurikhan, il servo di Dio abate Mechitar, 1914. Oriente Cattolica, 1974. Dil konusuna hiç dokunmadım. Yalnız Ehli Salib'i Haçlılar, Dutub-ı Emsali atasözleri yaptım).

K.PAMUKÇUYAN, Tarih ve Toplum dergisinin 1985 Kasım sayısında (s.23-27) , Sayın Mahmut Şakiroğlu, merhum Cevdet İnançalp'ın (1883-1935), "Mualimler Mecmuası"nın , 1924 Eylül sayısında (s.764-778), Mıkhitharist Rahipler hakkında yayınlanan bir yazısını, maalesef bazı kısımlarını dışarı bırakarak ve tahşiye ederek (Notlar koyarak) sundu. Bilhassa metinde, birçok yanlışlıklar ve açıklamaya muhtaç noktalar bulunduğundan, ilerde bunların tekrarlanmaması için, işbu yazıyı kaleme almayı lüzumlu gördüm.

Önce bir husus üzerinde durmayı zaruri telakki ediyorum. Sayın Şakiroğlu notlarının Sonunda, 16 Şubat 1982 tarihli "Hürriyet"gazetesinde Mıkhiharistler hakkında çıkan bir yazıyı kaydetmekte ve burada verilen bilgiler için "gerçek ile ilgisi azdır" demektedir. Çünkü makaleyi hazırlayan gazeteci Mıkhitharistler anarşistlerle işbirliği yapıyor, diye gülünç bir iddiada bulunmuştu. Halbuki üç asra yakın bir zamandan beri , onların herhangi bir siyasi faaliyette bile bulunmadıkları, ancak ibadetle ,yayıncılıkla ve eğitimle uğraştıklarını herkes bilmektedir.Türk tarihine ve kültürüne de iki buçuk asırdan beri hizmet eden bir tarikat kötü niyetle kötülemek en hafif tabirle vicdansızlıktır.

ERMENİ BİLİMSEL ÇALIŞMALARI : VENEDİK'TE "SAINT LAZARE" DERVİŞLER AKADEMİSİ

YAZAN: M.CEVDET İNANÇALP

Venedik'te "Saint Lazare"adında bir ada vardır ki, hemen hemen iki buçuk asır önce, Mıhitar isminde Sivaslı bir Ermeni şeyhine Venedik ayan meclisi tarafından verilmiştir.

Mıhıtar (M.Ş.-Bu adı Mekitar,Mekhitar diye de okuyabiliriz.Yazdığım doğruya yakındır.) ve dervişleri işte burada meşhur Eçmiyazin Patrikliği derecesinde tanınmış bir dini kurum ve akademi meydana getirmişlerdir. Bu kurumun Türkiye, Kafkasya, İran, Hint, Mısır, Bulgaristan Ermenilerine verdiği dini ve eğitimsel hizmet, Beyoğlu Rum Sillogu'ndan (Derneğinden MB.) fazladır.Ve ondan iki asır önce başlamıştır. Rumların önce de yazdığım gibi , terbiye ve aydınlanma işlerini bir noktaya yönlendirip, sınırlamayarak nasıl üç dört belli başlı büyük silloglara bölmüş ve merkezleştirmişlerse gelişmiş bir metotla çalışan Ermeni milleti rehberleri de öyle hareket etmişlerdir. Tanzimat'tan önce Türkler de Avrupa biliminden yazık ki uzak durmakla birlikte kültür merkezinin yine yalnız İstanbul'dan ibaret bırakmamışlar ve çalışmalarını Bursa, Edirne, Manisa, Konya, Kastamonu, Amasya merkezlerine dağıtmışlardır. Nasıl ki İstanbul'da ünlenen bilim adamları ve edebiyatçılara yakın, o merkezlerde de adamlar yetişmiş idi.

Ermenilere gelince onlar, eski usul akıllıca işi birkaç merkezde gördürmüşler ve ara yerde ise daima bağlantı kurmuşlardır: Venedik asıl merkezi etrafında İstanbul merkezi, Eçmiyazin merkezi, Moskova merkezi, Van merkezi, Kudüs merkezi, Kalküta merkezi, Amsterdam merkezi, Londra merkezi, Paris merkezi daireyi tamamlamışlardır. On altı yıl önce Rusya'da kaldığım sürede bu Ermeni kurumları hakkında edindiğim bilgileri, birkaç kitaba baş vurarak tamamlayıp özet şeklinde dergiye hediye ederken, bu çalışkan millet rehberlerine gıpta ediyorum.

Mıhitar XVII.yüzyılın sonuna doğru Sivas'ta doğmuş, 1676 -1749 yıllarında yaşamıştır. Kabiliyetleri çabuk anlaşılmış ve 15 yaşında dini kıyafet giymiştir. 20 yaşında Anadolu'yu dolaşarak Ermenileri aydınlatmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Cevdet İnançalp yazısının başında, San Lazzaro adasının iki buçuk yüzyıl önce tarikat başkanı Başrahip Mıkhithar'a (1676-1749) teslim ettiğini kaydetmişse de, tam müddet 207 yıldır.

(M.Ş.- Bu noktada yazardan ayrılıyorum. Çünkü bu davranış aydınlatma değil, Anadolu içlerinde hızlanan Katolik kilisesi propaganda çalışmalarının bir uzantısıdır. Dilimizde bu konu hakkında çalışma maalesef yoktur. Belgelerin çokluğu ve dağınık yerlerde bulunması (bilhassa şehirlerdeki Şeriyye Sicilleri) çalışmaları aksatmaktadır. Şimdilik şu kitaplar elimizdedir: G.Matteucci, Un glorioso convento sulle rive del Bosforo. İl San Francesco di Galata 1967, Aynı kişi :La missione francescana di Costantinopoli, 2 Cilt, 1971. Her iki eserde Firenze (Floransa) da basılmıştır).

Mıhitar, Ermenileri Türklere karşı korumak için yurtdışından kuvvet sağlamak istedi. Ermeni Patrikliği ile Roma Kilisesini birleştirmeği aklına koydu. Tam 1700 yılında birkaç müridi ile Sivas'ı terk etti ve İstanbul'a geldi. İlk kitaplarını burada bastırdı. Onlardan biri " Hazreti İsa'nın Siyreti (ahlakı ya da hayatı) " isimli kitabıdır. Rakiplerinin kıskançlığı yüzünden , 1701 Eylül ayında Yunanistan'ın Modon şehrine gitti. Burası ilişkide olduğu Venediklilerin elinde bulunuyordu.

K.PAMUKÇUYAN, Yazıda Mıhithar'ın Sivas'tan İstanbul'a geldiği kaydedilmişse de , Sivaslı olmasına rağmen , aslında Erzurum'un Hintzk Köyündeki Surp Astvadzadzin Manastırından gelmiştir. İstanbul'da dört kitap neşretmiştir. Hepsi de dini mahiyette olup, üçü 1700'de basılmıştır. Matbaa belli değildir. Ancak 1718 yılına kadar Galata'da , muhtemelen bir Latin kilisesinde, Katoliklerin gizli bir Ermeni matbaası faaliyette bulunmuştur. Müteakip paragrafa ait notta, sayın Şakiroğlu, Mıkhithar'ın Eylül 1701 yılında Madon şehrine gittiğini kaydetmiştir. Halbuki, 8 Eylül 1701 tarihinde İstanbul'da tarikatını kurmuş, Madon'a veya Meton'a , ise 1703 yılında hicret etmiştir. Papa ile Roma'da görüşmesine gelince, 1705 yılındadır.

Venedikliler Mıhitarı ve öğrencisini çok iyi karşıladılar. Papa XI. Clemant Mıhitar tekyesini (Tekkesini MB.) onayladı. Bu cemaate Saint Benoit yetkisi ve izni verdi. Biz Türkler Modon'u alıp Venediklileri kovunca , Mıhitar ve müritleri, 1715 yılında, kaçıp Venedik'e sığındılar.Venedik hükümetine yalvardılar. Senato , Saint Lazare adasını, 1717 yılında, sonsuza kadar Mıhitar ve arkadaşlarına bağışladı. Burayı Venedik Cumhuriyeti beş yüz sene önce miskinhane (cüzamlılar adası MB) olarak kullanmıştı.

Hastalık sona erince ada terkedilmiş ve yapılan binalar yıkılmıştır. İşte bu yıkıntıdan Mıhitar, Ermeni irfanı çıkarmak istedi. Ermeniler kendisine sonsuza kadar borçludurlar. Şimdi var olan dini ve ilmi binalar 1740 yılında, yani adaya gelmelerinden sonra, 25 yıl içinde yapılmıştır.

Mıhitar 1749 yılında ölmüştür. Demek ki Ermeni biliminin Avrupa'da kök tutması için 35 sene çalışmıştır. Kendisi adadaki meşhur kilisede gömülüdür. Kendisinin tarikatını benimseyen rahiplere hala Mıhitarist derler. Beyoğlu'ndaki Ermeni okulu da bu isimi alır. Bu okul en eski okullardandır.

Mıhitar'ın hizmetleri pek çoktur.Venedik'te bütün Ermenileri canlandırmak için açtığı milli matbaa , sadece Ermenilerin değil bütün dünyanın meşhur ilim ocaklarındandır. Burada öyle saçma sapan, bayağı değil, mükemmel kitaplar basılmakta, Avrupa'nın en tanınmış eserleri Ermenice'ye tercüme edilmekte, daha sonra da İstanbul ve Asya'daki Ermeni merkezlerine gönderilmekte idi.

K.PAMUKÇUYAN, Daha sonra İnançalp, Mıkhithar'ın Venedik'te bir matbaa açtığını yazıyorsa da, 1789 tarihine kadar, Tarikat hususi matbaaya sahip olmamış ve kitaplarını Venedik'teki İtalyan matbaalarında bastırmıştır. Bunlar arasında, Anton Bortoli'nin matbaası başta gelmektedir.

Biz matbaayı Avrupa'dan üç yüz yıl sonra aldık. 28 Mehmet Efendi ile İbrahim Müteferrika'nın girişimlerini Damat İbrahim Paşa ve Şeyhülislam Abdullah Efendi desteklemeseler, değerini anlamasalardı daha da gecikecektik. ....Singapur'dan , Madras, Kalküta, Bombay, İsfahan ve oradan göç öncesi, Türkiye'nin en önemli şehirlerinden olan Kudüs, sonra İskenderiye, Venedik, Cenevre, Amsterdam , Moskova, Tiflis, Baku, Erivan (Eçmiaydzin), Varşova, Paris, Londra, New York'a varıncaya kadar Ermeni matbaaları, kitapları faaliyettedir. Dünyada çok seçme bir yere sahip olan Ermeni editörlerinden, matbaalarından ayrıca söz edilmelidir. Ermeni basımının dört yüzüncü yıl dönümü 12 sene önce kutlandı. 1512 yılında beş adet Ermenice eser yazan ve üzerindeki ismi kazınmış olan Agop Ermeni basımevinin babasıdır.

K.PAMUKÇUYAN, Agop isminde bir şahsın 1512 ve 1513 yıllarında Venedik'te bastırdığı, beş adet kitabın üzerinde ismi kazınmış olduğu kaydediliyorsa da bunlardan ancak 1513'de basılan "Badarakadedr" (Missal) kilise kitabında adı geçmektedir. Her beş kitabın sonunda da Latince D.I.Z.A. rumuzları bulunmaktadır. İşbu harflerin muamması bu güne kadar kati olarak çözülememiştir. Keza, bunların Agop'a mı, yoksa matbaacıya mı ait olduğu da belli değildir. Zira o zamanlar, Venedik'te ecnebilere matbaa açmağa müsaade yoktu. Agop'un bir hakkak olduğu daha muhtemeldir. Zira kanaatimizce, işbu baskılar müteharrik harflerle yapılmamıştır. Çünkü harflerin şekli satırdan satıra ve hatta kelimeden kelimeye değişmektedir.Satır hatları da muntazam değildir. Diğer taraftan, o sıralarda Venedik'te, yukarıda kaydedilen rumuzları haiz bir matbaa bilinmemektedir. Binaenaleyh, işbu rumuzların Hakkak Agop'a ait olduğunu kabul edebiliriz.

Bu bilim araçları arasında en eskisi ve en yükseği şüphesiz Venedik Saint Lazare akademisi matbaasıdır. Bu matbaa Mıhitar öldükten sonra da, Ermeni Bilim adamlarından İstanbullu Melşiyor Efendinin idaresi altında çalıştı.(M.Ş.- İstepan Melkonyan. XX.yüzyılın ortalarına kadar bu tarikatın başkanları İstanbul doğumlu idi). Biraz sonra bunun ikinci bir şubesi Viyana'da açıldı ve o günden beri bu şube de büyük hizmetler gördü. (M.Ş.-1773 yılında bir grup papaz Venedik'teki merkezden ayrılıp Trieste'de çalışmaların sürdürdü. 60 yıl sonra burayı kapattılar. Bir kısmı Venedik'e döndü. Viyana'ya gidenler 1810 yılında buradaki merkezi onaylattılar. Pangaltı Ermeni Lisesi bunlara bağlıdır.İstanbul'da kiliseleri de vardır).

K.PAMUKÇUYAN, En eski ve en yüksek Ermeni matbaasının Mıkhitharistlere ait olduğu kaydedilmişse de, bu da doğru değildir. En eski Ermeni matbaası, 1565 yılında Venedik'te Tokatlı Apkar Tıbir tarafından kurulmuştur.

Kuruluşundan itibaren Venedik, Viyana Ermeni Akademileri matbaalarında çıkan eserler Avrupa ve Doğu ülkelerinde pek makbuldür.Harflerin güzelliği, metinlerin düzeni, güzel seçimi, doğru basılışı ile şöhretlidir. Avrupa'nın tanınmış yazarlarının büyük bir ekseriyeti Ermenice'ye tercüme edilmiştir.

Bu iki akademi ve matbaa her gün fen ,matematik, tarih, coğrafya ve dini konularda eserler basar ve Doğuya yollar, Singapur'dan itibaren Hint, İran, Türkiye, Kafkasya, Bulgaristan, Kudüs, Mısır'da yerleşik Ermeni Cemaatlerine bilgi nuru dağıtır ve Ermenilerin en yeni bilgilerle, en gelişmiş usullerle donatılmasını sağlar.

Mıhitarist şeyhlerin birinci hizmeti, böyle yeni bilimsel eserleri yayımlamak ve tercüme etmek, ikinci büyük hizmetleri de Ermeni edebiyat ve milli tarihine ait eski kitapların önemli bir bölümünü yayınlamak olmuştur. Öyle Ermeni tarihçileri vardır ki, Türkler, her şey gibi o eserleri de ihmal ettikleri halde, uzaktan Avrupa bilginleri takdir etmişlerdir. Eski İran ve Anadolu, hatta Selçuk ve Bizans, Asur tarihlerini aydınlatacak bin, bin iki yüz, bin beş yüz senelik Ermeni tarihleri vardır: Özellikle Haçlı Seferleri hakkında Arap tarihçilerin başka Ermeni tarihçiler mükemmel bilgiler vermişlerdir ki Fransız Kitabeler Akademisi (M.Ş.-Academie des Inscriptions et des Belles-Lettres. Külliyatın ana başlığı:Recueil des Historiens des Croisades.) bu Ermenice tarih koleksiyonunu yayınlanmasına ve tercüme edilmesine vasıta olarak büyük hayır işlemişlerdir.

Ermenilerin İstanbul, Kudüs, Erivan, Baku, Tiflis, Moskova, Bombay bilimsel yayın merkezleri cidden övgüye değer bir bilimsel etkinlik göstere gelmişlerdir. Bakınız biz, son yetmiş yılda bir merkezden 30 milyon halkı idareye kalkmışken, onlar dört beş milyonluk halkı kaç merkezden aydınlatmak için emek harcamışlardır...Bu bilgi merkezlerinin başında yer alan Venedik ve Viyana akademileri ile matbaalarının Ermeni dervişlerle idare edilmesi şaşılacak bir şeydir. Ermeni dervişlerin üçüncü hizmetleri de dilcilik, filoloji sahasındaki çalışmalarıdır. Bu konuda Venedik Ermeni Akademisinin her Avrupalı bilgini saygı duymaya zorlayan ölümsüz eserlerinden bir Saint Lazare Kamusu (Sözlüğü) dür. Bu büyük kitap, Ermeni dilinin bütün kelimelerini kapsar. Baku'de Ermeni Kütüphanesinde gördüğüm zaman parmağımı ısırdım.

K.PAMUKÇUYAN, Daha sonra , sitayişle bahsedilen sözlük 1836-1837 yıllarında San Lazzaro'da yayınlanan "Haygazyan(Haygagan olabilir) Parkirk" (Ermeni Sözlüğü) adını taşıyan, iki ciltlik büyük sözlüktür ki, Ermenice kelimeler eski ve yeni başlıca lisanlarla ve bu meyanda Türkçe ile de izah olunmuştur.Birkaç yıl önce Erivan'da , bu sözlüğün yeni ofset bir baskısı yapılmıştır. İkinci eser de halk dilinden bilim diline hazırlanan bir sözlüktür. Hem bunu da Ermeni bilginler ne zaman yapmışlardır: Tam bir asır önce... Koca Türkiye eğitim meclisi ise Sami beyin sözlüğünü Ahmet Cevdet beye bastırtmak için sebep arardı. Dervişlerin dilcilik konusunda çalışmalarının üçüncü abidesi , şehir bilgini "Çahçak"'ın Ermenice İtalyanca sözlüğüdür.

K.PAMUKÇUYAN,"Çahçak" adıyla anılan Rahip Manuel Çakçakyan'ın (1770-1835) Ermenice-İtalyanca Sözlüğü , 1837 Yılında San Lazzaro'da basılmıştır. 1508 sayfa olup, yaklaşık 60.000 kelime ihtiva eder.

Tarih alanına geçelim, bu müthiş dervişlerin bu konudaki bilimsel gayretleri ibret vericidir.Bunlar arasında "Çamiç" Efendi üç cilt olarak Ermeni Milli tarihini yazmıştır. (M.Ş.- Kalküta'da yapılan bir yayın üzerine bu zatın adı ülkemizde tuhaf bir kılığa girdi. Esas adı Camcıyan'dır. Eserden yapılmış kısaltma Ermeni harfleriyle Türkçe olarak basılmıştır: Gülzar-ı Tevarih).

Meşhur "İncici Efendi" Ermeni coğrafyası ve Ermenilerin eski dönemleri ile ilgili olarak büyük bir çaba harcamıştır. (İnciciyan'ın İstanbul'a ait bilgileri müteveffa Hrant Andreasyan tarafından dilimize kazandırılmıştır).

Leon Alişan Efendi Haçlı seferleri esnasında , Ermeni şehir örgütlerinden ve güvenlik güçlerinden söz eden "Antakiye Talimatı"nı Fransızca tercümesi ile birlikte yayınlamıştır. Söz konusu kişi, Ermeni şehir coğrafyası üzerine çok ciddi bir araştırma mahsulü olan pek çok cilt yazmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Aynı yerde, tarikat başkan vekili olan Alişan'ın (1820-1901) küçük ismi Leon yerine Gevont (Léonce) olmalıdır.

Ermeniler, iki yüzyıl önce Amsterdam'ın Ermenice Tevrat ile nice önemli eserleri basan şeyh Oskan'ı da önemle hatırlarlar.

Yine aynı yüzyılda İran'da, Culfa şehrinde Ermeni Cemaati şeyhlerinden Daniyal'in XIV.Louis'nin korumasını rica eden bir mektubu vardır ki o devirde meydana çıkan Ermeni girişimleri arasında önemle hatırlanır. Bu gün Paris kütüphanesinde Ermenice yazma eserler arasında bulunan bu mektubun kıymeti, Fransızların hırslarını ve dikkatlerini ta o vakitten beri İran, Anadolu ve Suriye'ye çekmeye neden olan bir zihniyet olması, güzel yazı ile süslemelerin olağanüstü olması imiş. Ermeniler XIV. Louis'den pek yüz bulamamışlar, bunun üzerine Marsilya'da bulunan meşhur matbaalarını Amsterdam'a taşımışlardır. Bu Amsterdam merkezi de pek çok önemli eser basmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Adı geçen Oskan, başpiskopos rütbesinde bir din adamıdır. 1614 yılında Yeni Culfa'da (İran) doğup, 1674 yılında Marsilya'da vefat etmiştir. İlk defa, Ermenice Tevrat ve İncili bir arada , 1666-1668 yıllarında resimli olarak Amsterdam'da basmıştır. Daha sonra, Ermeniler Marsilya'daki meşhur matbaalarını Amsterdam'a nakletmişlerdir, deniliyorsa da , hakikat tam tersine olarak, matbaa önce 1660 yılında Amsterdam'da açılmış, 1670 yılında oradan İtalya'nın Livorno şehrine, 1673 yılında ise Marsilya'ya taşınmıştır.

Ermenler: Venedik ve Amsterdam'dan başka Moskova, Tiflis, Eçmiadzin, Baku, Paris, Cenevre, New York, Londra gibi şehirlerde bu gün pek zengin Ermeni cemaatleri tarafından idare edilen, kiliseleri, okulları, gazeteleri sayesinde ve Amerika'nın en can alıcı damarlarına girmişlerdir.

Lisanları Rumlarınki gibi dünyanın bütün okullarında ya da kolejlerinde okunulmak üstünlüğüne sahip olmamışsa da Ermeni basım işleri ve sermayesi pek etkili ve hatırlı görülmektedir. Özellikle Venedik Akademisi pek çok dil bilen, çok yetenekli tercümanları ve yazarları sayesinde en geçerli yabancı dillerle bilimsel eserler yazdırmış, Ermeni edebiyatını, fikirlerini ve düşüncelerini daima Avrupa ve Amerika'ya duyurmuştur. Mıhitarist Akademi ve matbaasının iki asrı aşan devam eden yayınlarına ek olarak yazdırdığı bu eserler dünyada büyük akisler bırakmıştır ki bunları Venedik'te basılan özel rehberden aldım.

Yüz yıl içinde Mıhitar Akademisi Latince on dört kadar hatırı sayılır eser yayınlatmıştır.

Fransızca önemli yayınlara gelince: Alişan'ın Ermeni milleti babası sayılan efsanevi Hayg üzerine derin inceleme ve araştırma -Ermeni edebiyatı ve tarih tablosu Ermenistan'ın fizyografisi - Üç büyük cilt olarak resimli Ermenistan (36 manzara ile donatılmıştır. Birinci kısım Ermenice-Almanca -İngilizce'dir. İkincisi Ermenice-Almancadır.Üçüncüsü Ermenice Fransızca-Almancadır). Ermenistan- Kilikya namıyla büyük bir eser ki bunu Fransızca'ya tercüme edenler iki Mıhitarist şeyhtir.(M.Ş.-Sisouan ou L'Arméno-Cilice,1899, ülkemizde en tanınmış eseridir). Ayas şehri, limanı, batı dünyasıyla ilişkileri ve ticareti- Sason şehrinin ilk hükümdarı olan Leon, bunu Fransızca'ya tercüme eden şeyh Bayan'dır: Saint Teodor, Fransızca'ya nakili Hekimyan'dır. Töton şövalyeleri üzerine derin bir araştırma.

Ancherya'nın yüz yılı fazla bir zaman önce 1817 yılında yazdığı Fransızca-Ermenice-Türkçe sözlüğü ile Ermenice'den- Fransızca'ya diğer bir sözlüğü önemli yayınlar arasındadır.

K.PAMUKÇUYAN, Aynı sayfada bahsedilen, Rahip Harutyun Avkeryan'ın (1774-1854) Fransızca-Ermenice- Türkçe sözlüğü 1840 yılında yayınlanmıştır ve 12+739 sayfadır.1817 yılında yayınlanan sözlük ise, Ermenice-Fransızca muhtasar (ayrıntılı olmayan) bir sözlüktür.(24+684 sayfadır).

Bagraton'un: Fransızca-Ermenice grameri, 1812 yılında yayınlanmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Rahip Arsen Pakraduni'nin (vaya Bagratuni'nin) (1790-1866) Fransızca- Ermenice Grameri 1812'de değil, 1821 yılında basılmıştır ve 8+608 sayfadır.

Boré'nin: Venedikli "Saint Lazare". Kantaryan'ın: Fransızca, Ermenice, Türkçe sözlüğü 1527 sayfadır.

K.PAMUKÇUYAN, Rahip Samuel Kantaryan'ın (1838-1908), Fransızca-Ermenice- Türkçe sözlüğü 1866 yılında basılmış olup 572 sayfadır. İkinci baskısı ise 1912 yılında 1236 sayfa olarak basılmıştır. Hürmüz'ün : Polikot'un Fransızca metinle beraber Ermenice şiirsel tercümesi. Victor Langlois'nin: Ermenistan değerli belgeleri (hazine-i Evrakı) Saint Lazare manastırı üzerine verilen muhtıra, on üçüncü asır Ermeni tarihçilerden Suriyeli Mihail.

K.PAMUKÇUYAN, Aynı sütunun sonraki paragrafında adı geçen tarihçi Suriyeli Mihail (1126-1199) Ermeni değil, Süryani'dir.

Le Vaillant de Florivalın: Miladın dördüncü asrında gelen meşhur Ermeni tarihçi Moise de Horen Ermenice metniyle beraber iki ciltlik önemli eser.

K.PAMUKÇUYAN, Ermenilerin Herodot'u olarak adlandırılan Movses dördüncü değil, beşinci asırda yaşamıştır.

Chapase'ın Saint Lazare müzesinde bir mumya. Mütevelli'nin : Türkçe atasözlerinin Fransızca tercümesi (1875) Bayan'ın : Ermenice ata sözlerle bütün felsefenin tercümesi. Serkizyan'ın: Aras Vadisi üç eski şehir üzerine Fransızca yazdığı eserdir ki 1886 da Viyana Doğu dilleri uzmanları kongresine verilmiştir. Terziyan'ın Ermenilere özgün gramer. Issaverdenz'in Ermenistan isimli, üç ciltlik İngilizce eseri gerçekten bilgecedir. Birinci kısım Ermenistan'ın coğrafyasından , ikinci kısım Ermenistan'ın sivil tarihinden, üçüncü kısım Ermenistan'ın kilise tarihinden söz eder.

K.PAMUKÇUYAN, Yine sonraki sayfada sitayişle bahsedilen, Venedik Mıkhitharist rahiplerinden Hagopos İsaverdentz, 1835 yılında İzmir'de doğup, 1902 yılında Venedik'te vefat etmiştir. "Ermenistan ve Ermeniler" adlı İngilizce eseri 1874 yılında yayınlanmıştır. On kadar basılı başka eseri vardır.

Hele yukarıda sözü geçen kişinin Ermeni dini müziği , dört dilde yayımlanan gerçek bir şaheserdir. Ermenice, İtalyanca, Fransızca, İngilizce. Bedrosyan'ın 1875-79 yazılıp yayımlanan Ermenice- İngilizce yeni sözlük ile, Somalya'nın İngilizce-Ermenice-Türkçe ve Ermenice -İngilizce, Türkçe ve Türkçe- Ermenice- İngilizce 1090 sayfalık sözlüklerini saygıyla ele almamak mümkün müdür ? Bu eserleri söz konusu kişi 1843 yılında bastırmıştır. Aynı yazarın daha önce 1836 yılında bastırdığı iki ciltlik İngilizce-Ermenice ve Ermenice- İngilizce sözlüğü daha vardır

K.PAMUKÇUYAN, Tarikat başkanı Sukias Somalyan'ın (1776-1846) , İngilizce- Ermenice- Türkçe Cep Sözlüğü 444 sayfadır. Ermenice- İngilizce- Türkçe olan ikinci cildi ise 237+2 sayfadır. Böylece , her üç cildin sayfa toplamı 1090 yerine 920 olmalıdır. İngilizce-Ermenice- ve Ermenice- İngilizce sözlükleri ise, 12 +274 ve 8 + 310 sayfadan ibarettir. Tarihler 1835 yerine , sehven 1836 yazılmıştır.

Almanca yayımlanan önemli eserler arasında Alişan'ın Resimli Ermenistan isimli önemli eserinin Almanca'sı , Artin Hindoğlu'nun 1830 yılında bastırdığı Almanca-Ermenice dil dersleri : Merx tarafından Almanca'ya tercüme edilen Türk atasözleri anılmaya değer.

Ya Saint Lazare Akademisinin Türkçe, Farsça, Arapça, Tatarca ve diğer başka dillerin dayandığı temeli gösteren Poliglot Gramer'ini Minas Beşikyan'a düzenletmekteki, önemli seçime ve bakışa ne dersiniz ? Söz konusu kişinin daha beş sene önce yayınlanmasına gerek duyduğu Ermenice Rusça Gramer, 95 sene önce yazdığı Rusça Ermenice gramer dillere destandır. Ruskovki'nin Slav yazısının değişik sistemleri konusundaki eserinden başka, Ermeniler Gürcü dili üzerine de eserler vermişlerdir.

K.PAMUKÇUYAN, Rahip Minas Pıjişkyan'ın (1777-1851) Poliglot Grameri, 1844 yılında yayınlanmıştır ve 189+2 sayfadır. İkinci isim sayfası Fransızca'dır ve şudur: "grammaire polyglotte , contenant les principes des langues Arabe, Persane, Turque et Tatare, avec des remarques analytiques d'autres langues". Üçüncü isim sayfası ise Rusça'dır ve şöyle okunmaktadır :"Grammatika mnogoyaziçnaya, soderjaşaya naçalniye osnovaniya yazikov arabskogo Persidskogo, Turetzkkogo i Tatarskogo s primeçaniyami o razliçnikh yazikakh". Aynı yazarın Rusça Ermenice Grameri 1828 yılında yayınlanmıştır ve 14+2+444+1=461 sayfadır. Ön tarafta, Pıjişkyan'ın Rus Çarı Birinci Aleksandr'a muhatap Fransızca bir ithafnamesi mevcuttur. Ermenice- Rusça Grameri ise, 1840 yılında yayınlanmış olup, 20+273+4= 299 sayfadır.

Saint Lazare Akademisi evliyadan Nerses babaya ait olan bir münacat ( Şiir şeklinde düzenlemiş Allah'a dua ve yakarış) kitabı da yayınlamıştır ki, bu tam otuz altı dile tercüme edilmiştir. Onuncu basımı 1882 yılında ve 598 sayfadır.

K.PAMUKÇUYAN, Evliye olarak bahsedilen Nerses, başpatrik veya katoğigos II.Nerses'dir (1102-1173). İnançalp'ın kaydettiği "imanla inkar ederim" kelimeleriyle başlayan duası, eskiden beri Ermeniler arasında çok yaygındır ve 24 haneden ibarettir. Her biri günün 24 saati için yazılmıştır. Rahmetli annem Hacıgül Pamukçuyan (1892- 1981), ki Kayseri Ermeni eşrafından, meclis-i idare azası ve Sultan Abdülhamit'ten salise rütbesine haiz, Hacı Mardiros Efendi Lusararyan'ın (1860-1915) kızı ve ilk izdivacından I.Cihan Harbinde, Kayseri'de ve İstanbul'da Askeriye tabibi görevinde bulunan, Dr. Toros Nazlıyan'ın (1882-1915) zevcesi idi. Bu duayı her gün yatağa girmeden önce ezbere okurdu.

Ermeni Akademisinin Anadolu Ermenileri ki çoğu Ermenice bilmez ve Türkçe konuşurlardı, aydınlatma ve bu amaca yardım için yayınladığı kırktan fazla eser vardır ki Yalnız harfleri Ermenice'dir.(M.Ş.- Ermeni harfleriyle Türkçe'ye çevrilen İtalyanca eser ve operalar için: A.Tietze, "Nuovi dati sui primordi dell'opera in Turchia" II Veltro XXIII-2-4 ,1979 Sayfa 363-368).

Ermenilerin İstanbul'da çıkardıkları iki gazete böyle Türkçe dil ve Ermenice harflerle yayınlanıyordu.

K.PAMUKÇUYAN, Burada Venedik Mıkhitharislerinin kırktan fazla Ermeni harfli Türkçe kitap yayınladıkları kaydedilmiştir. Bunların tam sayısı yetmiştir. İstanbul'da yayınlanan Ermeni harfli Türkçe gazete , mecmua ve yıllıkların sayısı ise elli kadardır.

BATI BİLGİNLERİ VE ERMENİ DİL VE KÜLTÜRÜ ÜZERİNE İNCELEME

Ermeni düşünür ve rahiplerden başka Fransız, İngiliz, Alman, Rus bilginlerinden de bu milletin dil ve edebiyatını, tarihini incelemeye çalışmış kişiler vardır. Alman bilginlerinden Acoluth 1680 yılında Leipzig'de ilk defa bir Ermeni grameri yayınlamıştır.

Bundan önce Roma'da İtalyan Papazlar da dini yayınlarda kullanılmak amacıyla birkaç Ermenice alfabe yayınlamışlardır. 1711 yılında Amsterdam'da Ermenice sözlüğü yayınlamış olan Alman Schröder tanınmış bir kişidir.

K.PAMUKÇUYAN, Schröder'in yayınladığı, Latince- Ermenice sözlüğün adı, "Thesaurus Lingue Armeniacae"dir. (Eremeni Dili Hazinesi).

(M.Ş.- Bundan sonraki üç paragrafda verilen bilgiler eskimiş olduğu için tekrara gerek görmedim. Ancak son paragraf anlamlıdır).

Devletimiz şu otuz yıl içinde en az eğitim için iyi kötü milyonlarca lira harcandı. Fakat bütün bu paralar pek az semere veren şeyler için harcanmıştır. Avrupa Akademileri ile kongreleriyle hele Barthold, Thomsen, Radloff, Kraelitz, Huart, Barbier de Meinard, Brown gibi İslam ve Türkiyat ile uğraşan bilim adamlarıyla hiçbir şekilde ilişki kurulmasına tenezzül edilmedi... Hayret

ERMENİ BİLGİNLER VE HALK DİLİ

Fedakar Mıhitarların sınırsız etkilerinden biri de kilisenin halk tarafından anlaşılmayan özel terminolojili, pürüzlü, kapalı dille değil konuşulan Ermeni diliyle bağdaşabileceğini hatırlatmalarıdır. Çünkü halk dilinin yazıya, gazeteye, kitaba geçtiği günlerden beri Ermeni milleti uyanmıştır. Rehberler, vaizler, öğretmenler, papazlar, yazarlar halk dilini kullanmak sayesinde her şeyi halka kolayca anlatmayı başarmışlardır.

Bizim Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Abdülhak Hamid, ...ve medrese ile Babıali lehçeleri halkın anlamasından çok uzak kalırken, Ermeni fikir adamları bizimkilerden çok daha önce halk gibi söyleyip, yazmağa başladılar. Bunlar yüksek dili yüksek tabakaya ve kiliseye bıraktılar... Venedik ve Viyana akademilerinde Mıhitar'ın nefesiyle yetişen dağınık Ermeni milletini bir topluluk etrafında toplayıp, aynı şekilde düşündürmeyi başaran dervişlerden Çamiç ile İnciciyan'ı anlatmıştık. Bunlara şunları da ekleyebiliriz: (M.Ş.-Çeşitli alanlarda başarı gösteren kişiler sıralanmıştır. Rusya'da bulunduğu sıralarda edindiği izlenimlere göre sıralamıştır).

K.PAMUKÇUYAN, Burada ismi geçen Çamiç'in (1738-1823 ) soyadı "Çamçıyan"şeklinde yazılmaktadır ki , Sayın Şakiroğlu'nun kaydettiği gibi, aslı Camcıyan olabilir.

TÜRKİYEDE ERMENİ REHBERLERİ

Türkiye Ermenilerini uyandırmakta Venedik Akademisi ile Fransız edebiyatı daha çok etkili olmuştur.

Gerçi bazı yazarlar, batı taklitçiliğini kabul etmeyerek, sırf Ermeni ruh ve şivesi ile yazmışlardır. Örneğin: Meşhur patrik Kırımyan (Hırimyan olmalı MB) gibi. Kırımyan iş adamı , iyi konuşmacı, yazar, Ermenilik aşığı bir adam idi. Nesir ve nazım (şiir) pek çok eseri vardır. İkinci Ermenistan hayatına, halk efsane ve atasözlerine dair eserler yazmıştır. Romancı Dokan, Hrando (Hrant olmalı MB) Zartaryan Efendiler, çağdaşlarının hayatını etkili şekilde tanıtmışlardır. İki Zöhrab ve Sabah (gazetesi MB) yazarlarından Diran Kelekyan, şair Ardaşes bilinen kalem sahipleridir.

İzmir'de de meşhur Ermeni rehberleri yetişmiştir. İlk büyük Ermeni gazetesi olan Ararat 1840 yılında orada yayınlanmıştır. İzmir'de güçlü yayınlar ortaya çıkmıştır. Çilingiryan, Oskanyan, Gosdanyan, Memuryan bunlardandır. Hele Memuryan batının yeni edebiyatının en iyi eserlerini Ermenice'ye tercüme etmiştir. Ermenilerin ruhuna Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya edebi fikirlerini ve hareketlerini sokan da Memuryan'dır.

K.PAMUKÇUYAN, 1840-1878 yılları arasında İzmir'de yayınlanan "Ararat" Gazetesinin tam adı "Arşaluys Araradyan" (Ararad fecri) dır. Sahibi ve yayın müdürü ise, Lukas Balthazaryan (1810-1878) olmuştur. Burada sözü geçen Gosdanyan, Gosdantyan olmalıdır. Küçük ismi Kalust'dur (1840-1898). Tanınmış bir bilim adamıdır. Memuryan'ın doğru şekli ise Mamuryan'dır.Küçük ismi Matteos'dur. 1830 yılında İzmir'de doğmuş ve aynı yerde 1901 yılında ölmüştür.1871 yılından ölümüne kadar "Arevelyan Mamul"(Doğu Basını) adlı bir dergi yayınlamıştır.

(M.Ş.-Sonraki üç paragrafı gereksiz gördüm).

XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren açılan, Tıbbiye, Harbiye, Galatsaray Lisesi, Hukuk Mektebi, Ortaokullar, Veteriner, Ziraat ve üniversitelerin hepsinde ve devlet dairelerinin özellikle adliye, eğitim,ticaret, ziraat, dışişleri şubelerinde pek çok Ermeni öğretmenlere, hukukçulara, mütercimlere, doktorlara, yazarlara rastlıyoruz. Bu çalışkan millet, bizden iki buçuk asır önce kitap basma ve uyanma devrine girdiği için bilimsel ve sosyal bir iş yaptığımız vakit Rum, Yahudi unsurlarla beraber bunları bulduk.

Basılı işler dünyasında eski Vakit ve Tarik sahibi gazeteci Filip meşhurdur. Kitapçılardan Arakel, Karabet, Kasbar, Avedis, Kirkor, Parsih Efendiler Türk kitaplarına tamamen hakim idiler.

Cihan kütüphane ve matbaası sahibi Filib, meşhur Sabah gazetesi sahibi Mihran bilinen kişilerdir.Tiyatroda Manakyan elli yıl Türk Tiyatrosuna hizmet etmiştir. Kuyumculuk neredeyse tamamen Ermeni sanatkarların elindedir. Mücellitlerden bir çok usta Ermeni yetişmiştir.

K.PAMUKÇUYAN,Matbaacı ve gazeteci Mihran Efendi'nin soyadı Nakkaşyan'dır. 1850 yılında Kayseri'de doğmuş, 1944 yılında Fransa'nın Nice şehrinde ölmüştür. Rahmetli pederim Mikayel Pamukçuyan'ın (1873-1970) üvey dayısı ve annesi tarafından Mihran Efendinin akrabası olun, keza, İstiklal Harbinde Anadolu'nun bazı şehirlerinde tren istasyonu direktörlüğünde bulunan Melkon Şekerciyan'ın (1881-1963), tarafıma verdiği bilgiye göre, Sultan Abdülhamit Babıali'den geçerken , Mihran Efendi ile karşı karşıya sohbet edermiş.

Hakkaklardan: Mühendisyan efendi, 6, 16, 24 puntoluk nesih ve 24 puntoluk talik harfleri dökmüştür. Şehrin sanatkarı Haçik Efendi, 12, 14 , 36, 16, 24 puntoluk nesih, 36 puntoluk rika, 18 puntoluk hareketli , 12, 16, 48 ve ahiren 24 puntoluk kufi harfler dökmüştür.

K.PAMUKÇUYAN, Haçik Efendi'nin soyadı Kevorkyan'dır. 1856 yılında İstanbul'da doğmuş,1932 yılında yine İstanbul'da vefat etmiştir. Merhum mümtaz tarihçi Reşat Ekrem Koçu (1905-1975) da ondan sitayişle bahseder.

Mehmet Cevdet ve Ahmet Mithad Efendilerle Ahmet İhsan ve İkdam (gazetesi MB) sahibi Ahmet Cevdet beyler İkdam ve Servet-i Fünun'la, Tercüman'la, Hilmi bey kütüphanesiyle matbuat dünyasına atılmadan kitap, gazete, dergiler Ermeni iş adamlarının malikanesi idi. Ticaret aleminde ise İstanbul piyasasına hakim Ermeni milyonerlerle kuyumcuları hatırlamak yetişir...

TÜRKÇE ESER YAZAN YAZARLAR

(M.Ş.- Otuz isim vererek başarılı oldukları alanlara değinmiştir. Araştırmanın ana noktasını belirleyen satırları aktarmakla yetiniyorum). Görülüyor ya: Ruslar, Türkler, İngilizler, İtalyanlar, Avusturyalılar, Fransızlar, Hollandalılar, Amerikalılar arasında yaşayarak bilim, edebiyat, ticaret, sanat alanında daima kendini tanıtan bu çalışkan milletin, kurumlarını ve çalışma metotlarını öğrenmek gerekirken hep ihmal ettik. Fakir, hem seyahat etmiş, hem de tarihi, dini, terbiyevi kurumlarını incelemekten zevk almış olduğum için, özellikle Rus, Rum, Ermeni, Yahudi İrfan ve örgütleriyle Türk ve İslam kurumlarını Türk gençlerine tanıtmağı yirmi yıldır görev edindim. Şunu da söylemek lazımdır: bu gayretli millet, Avrupa diplomatlarının iğfalatına uyarak o kadar berbat hareket etti ki hem bizi bu kadar ziyana soktu , hem de Anadolu ve Rumeli'deki varlığına veda etmeğe mecbur kaldı.

K.PAMUKÇUYAN NOTLARI:

1.- Musevilerin ilk matbaası İstanbul'da 1492 ya da 1493 yılında açılmıştır. İlk Ermeni matbaası ise 1567 yılında açılmıştır. İlk Rum matbaası 1624 yılında ve yanılmıyorsam yine İstanbul'da açılmıştır.

2.- Melkonyan'ın tam ismi Baş rahip Istepannos Melkonyan'dır (1717-1799).

3.- 1773 yılında ,bir kısım rahibin Venedik'ten ayrılıp, Trieste'ye yerleştikleri kaydedildikten sonra , 60 yıl burada kalıp , terk ettiler denilmektedir. 1811 yılında oradan Viyana'ya naklolunduklarına göre , ancak 38 yıl sonra Trieste'yi terk etmiş olabilirler. 8 Haziran 1811 yılında, tarikat Avusturya hükümeti tarafından resmen tanınmıştır.

4.- Rahip Çamçıyan'ın "Gülzar-ı Tevarih"adlı kitabı, önce 1812 yılında V+500 sayfa, ikinci defa 1850 yılında 4+661 sayfa, üçüncü defa da 1862 yılında , 742 sayfa olarak Venedik'te basılmıştır.

Sözüm burada sona ererken, Sayın Şakiroğlu'na , az bilinen bir makaleyi tanıttığı için teşekkür eder, dışarıda bıraktığı kısımları da , ikinci bir yazı ile yayınlamasını dilerim. Zira , kendisi için ilginç görülmeyen işbu bahisler , başkaları için ilginç olabilir. Bilhassa Türkçe yazan Ermeni yazarlar ve düşünürler,araştırmacıları ilgilendirebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.