Etiketler

TBMM'nin 1 Ağustos tarihli oturumundan çarpıcı notlar

TBMM'nin 1 Ağustos günü başlayan AB Uyum Paketi görüşmeleri tutanaklarından ilginç bazı diyaloglar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
21. Dönem 4. Yasama Yılı
124. Birleşim 01/Ağustos/2002 Perşembe

..................

BAŞKAN - Efendim, teşekkür ediyorum.

Aleyhte, Erzurum Milletvekili Sayın İsmail Köse; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

..................

İSMAİL KÖSE (Devamla) - "Ekonomideki Maastrich kriterlerini yerine getiriniz" diyorlar. Milleti bölmek bizim meselemiz değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ve bu milletin aslî unsuru olan bu kardeşlerimize, şimdi, siz azınlık hukuku getirmeye çalışıyorsunuz. Bunun arkası gelecek; bu dilde konuşanlar, efendim, bunlar azınlıktır... Avrupa Birliğinin kriterlerinde, o Kopenhag kriterleri deyip de sarıldığınız, o, maalesef, sizi kurtarmak için; yani, siyaset yapmak için kullanmış olduğunuz, istismar aracı olarak kullandığınız oradaki bu kriterlerde azınlık hukukunun ortaya çıkaracağı ve arkasından geleceği statüyü hep bütün milletvekili arkadaşlarımız biliyorlar. Onun için, Türkiye'de azınlıklar belli, Lozan Antlaşmasıyla altı çizilmiş; Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran insanlarımız -Allah razı olsun onlardan, Allah rahmet etsin o insanlara- ne yapmışlar; zorlamışlar Lozan'da "hayır" demişler. "Diliniz ayrı, dininiz ayrı; sizi böleceğiz." "Hayır, bizim dilimiz ayrı değil, dinimiz ayrı değil" demişiz. "Tek millet, tek devletiz" demişiz ve bu milletin dini bir nitelik unsuru olmuş. Evet, din, en önemli birliktelik unsurumuz olmuş. Oradan ayrılıkçılığı ortaya çıkarmış ve demiş ki "o zaman, izin verirseniz, diğer din mensupları azınlıktır" statüsünü koymuş ve Hıristiyan, Yahudi cemaatlarına işte, Lozan'da bugünkü statüleri verilmiştir. Ne yapıyorsunuz; efendim, bu statüleri azdır; eh, Almanya'da ne iş yapıyorsa, Fransa'da ne iş yapıyorsa... Peki, Almanya'da, Fransa'da, senin vakfın, Müslüman Türk Milletinin parçası olan insanlarımızın kurmuş olduğu vakıflar ne muamele görüyor?

Değerli milletvekilleri, bunları araştırmamız, incelememiz ve bu Avrupa Birliği kriterlerini önümüze getiren sorumlu kişilerden de sormamız lazım. Gel bakalım, yurtdışındaki bizim Türk vatandaşlarımızın kurmuş olduğu vakıflarla ilgili hangi vatandaşımıza ne menfaat sağladı Almanya Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, İngiltere?

Şimdi, başkalarının hakkını ve hukukunu korumak kadar kendi Müslüman Türk insanımızın hakkını ve hukukunu korumak dururken, Avrupa Birliği üzerinden kendi insanlarımızı bölmeye, kendi insanlarımızın hak ve hukukunu bir tarafa bırakmaya... Ama, birileri böyle istiyor diye muhakkak surette bunları yapmamız gerektiğini ifade etmek fevkalade yanlıştır. Onun için, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, bu öneri Türk Milletini sıkıntıya sokacağı için, hiçbir fayda getirmeyeceği için ve -Sayın Genel Başkanımıza ve hükümetin diğer üyelerine de teşekkür ediyorum- şu görülmüştür: Eğer, Apo'nun dosyası iki sene önce gelseydi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Bir dakika Sayın Köse... Bir dakika...

............

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) - Birbirimizi ihanetle suçlamadan, vatanseverlik ölçüsünü koymadan şu meseleleri müzakere edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bir şeyin altını daha çizerek huzurunuzdan ayrılacağım. Burada, Lozan'dan beri bahsekonu olan azınlıklar meselesinden bahsediliyor. Kendini, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasasına vatandaşlık bağıyla bağlı hisseden herkes Türk'tür, bu hüküm ortadadır. Bu ülkede anadili Kürtçe olan vatandaşlarımız -Ahmetimiz, Mehmetimiz- bu ülkenin aslî unsurlarıdır, bu cumhuriyeti kuran aslî unsurlardır. Anadili Kürtçe olan Mehmet ve anadili Türkçe olan Mehmet Çanakkale'de koyun koyuna yatmaktadır. Biz, dün, Çanakkale'yi beraber yaptık, Kıbrıs'ı beraber savunduk, Kıbrıs'ta beraber kan döktük. Kürt'ü, Türk'ü birbirinden ayırmaya kalkışmak vatana ihanettir; doğrudur; bu bir. (Alkışlar)

Bu ülkede adı, sanı, kimliği, cinsi, cibilliyeti ne olursa olsun, Kürtlere azınlık hakkını istiyorum diyen vatan hainidir, Kürt düşmanıdır, Türk düşmanıdır; bu da doğru. (Alkışlar)

Türkiye'de, başbakanlığa, cumhurbaşkanlığa, bakanlığa, milletvekilliğine kadar gelen, anadili Kürtçe olan bir insanın, Türkiye'den vazgeçip, azınlık talep etmesi kadar da anormal bir şey olamaz; böyle bir Kürt yok, bu kadar ahmak bir Kürt de yok bu ülkede; niçin olsun, niçin olsun?!

ALİ IŞIKLAR (Ankara) - Niye uğraşıyorsunuz o zaman?

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) - Biz, anadilden yayın olsun; ama, bu, Türkiye'nin bütünlüğü için olsun diyoruz, Türkiye'yi bölmek için değil.

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Hatipoğlu, bu ithamda bulunanlar da vatan hainidir; onu da söyle.

ÖMER VEHBİ HATİPOĞLU (Devamla) - Elbette, bu iddiada bulunanlar da vatan hainidir.

Bakın, arkadaşlar, ben, buradan, geçen sefer de söyledim, bundan korkmayın, 20 milyon insan Kürtçe konuşuyor, korkmayın. (MHP sıralarından "atıyorsun" sesi) Ama, 20 milyon insan, Kürtçe Çanakkale'yi konuşsun, İstiklal Savaşını konuşsun, Türkiye'nin birliğini, bütünlüğünü konuşsun. 20 milyon insan, otursun, o Kürtçe televizyon yayınlarında terör örgütünün ihanetini anlatsın, terörün kötülüğünü anlatsın.

Bizim ortak paydalarımız var; dinimiz bir, aynı Allah'a iman ediyoruz, aynı peygamberin ümmetiyiz, aynı Kur'an'a iman ediyoruz... Bir bölücübaşı bizi bölemez, hiç kimsenin gücü yetmez, hiç kimsenin haddi değildir. (Alkışlar) Ama, siz, yasaklar koyarsanız, siz, bunları yasaklarla örerseniz, onlara fırsat verirsiniz; Türkiye'yi dünya kamuoyu önünde siz perişan edersiniz, Türkiye'yi dünya kamuoyu önünde siz üçüncü dünya ülkesi konumuna sokarsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

................

DSP GRUBU ADINA MASUM TÜRKER (İstanbul)

Değerli arkadaşlar, konuşmacıları dinlerken Lozan Antlaşmasıyla ilgili olarak söylenenlere üzüldüm. Lozan Antlaşmasını anlatırken hep şu söz kullanılıyor: "Bu ülkede Müslüman olmayanlar, Lozan Antlaşmasına göre azınlık kabul edildiler." Bunu söylersek Türkiye'yi iyi bilmiyoruz. Süryaniler, gayrîmüslim oldukları halde, Lozan Antlaşmasında vatandaş olarak kabul edilmiş, azınlık olarak kabul edilmemiştir. İşte, daha başlangıçta, Lozan Antlaşmasını bilmeden yorumlarsanız, Lozan Antlaşmasını, burada, başka amaçlarla da kullanma imkânınız doğar, o sözlere olan inanç azalır.

.............

ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon)

............

Azınlık vakıfları ise, Lozan Antlaşmasında belirtilen çerçeve içinde ülkemizde azınlık olarak kabul edilen insanların dinî, hayrî, kültürel amaçlarla öteden beri kurmuş oldukları ve halen mevcut olan vakıflarla ilgili birtakım sorunların çözümünü amaçlamaktadır. Bunların, bu amaçlarla taşınmaz edinmeleri Bakanlar Kurulunun iznine bağlanmıştır. Dolayısıyla bu konuda da olumsuz bir gelişmeden endişe etmemek gerekir. Ayrıca, bu çeşit vakıfların tasarruflarında bulundukları çeşitli yollardan ispatlanabilecek olan taşınmazlarının da, altı aylık bir süre içinde kendi üzerlerine tescillerinin yapılması amaçlanmıştır. Böylece, Kopenhag Kriterlerinin bir gereği olan azınlıkların korunması ilkesine uygun davranılmış ve Lozan Antlaşmasının gereklerine uygun bir düzenleme getirilmiştir.

...........

DEVLET BAKANI NEJAT ARSEVEN (Ankara)

Cemaat vakıflarıyla ilgili olarak, haçlı seferlerinin tekrar başlayıp başlamayacağıyla ilgili bir soru soruldu.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gayrimüslimler, Lozan'la bu haklarını elde etmiş olan, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti nüfus hüviyetine sahip, hepinizin çocuğu gibi okullara giden, Türkiye'de her türlü hakkı kullanabilen, hatta, bir önceki dönemde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna da girebilen Türk vatandaşlarıdır. Biz, şimdi, Lozan'ın azınlık statüsü vermiş olduğu bu kişilerin...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Biz onu sormadık Sayın Bakanım, saptırıyorsunuz!..

DEVLET BAKANI NEJAT ARSEVEN (Ankara) - ...Osmanlı'dan kalan vakıflarıyla ilgili olarak yapılan düzenlemelerin...

NİDAİ SEVEN (Ağrı) - Ben, haçlı seferlerini sordum.

DEVLET BAKANI NEJAT ARSEVEN (Ankara) - ...zamanımızda, maalesef, belli imkânlarla kendilerine gelişmelerin sağlanamaması dolayısıyla, yine, Avrupa Birliğiyle uyum sürecinde ve aynı zamanda, İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında ve Türkiye'nin, şimdiye kadar hiç mahkûm olmadığı ayırımcılık suçuyla Avrupa İnsan Mahkemesinde mahkûm olmasını önlemek için böyle bir düzenleme getirdik. Tabiî ki, sorunuzun cevabı, Haçlı Seferleriyle ilgili verilecek bir cevap yok; çünkü, haçlı seferleri, Batı'nın Türkiye'ye karşı yapmış olduğu bir organizasyondur. Bir kere, şunu çok açık söyleyeyim. Biz, Avrupa Birliğine üye olmak istiyoruz. Dolayısıyla, üye olmayı kendimizin talep ettiği bir kuruluşun, Türkiye için, sizin ifade etmiş olduğunuz şekilde bir düşüncesi olabileceğine de katılmam mümkün değil.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.