Etiketler

Kıble meselesi-1/2

Mıgırdiç Margosyan Kirvem, senin de bildiğin gibi, son günlerde başbakan Erdoğan tarafından “ucube” diye tanımlandıktan sonra “kelle”sinin vurulup ardından da yer ile yeksan edilmesini istediği “gariban” İnsanlık Heykeli’nin serencamı, pişmiş tavuğun başına gelenleri nerdeyse solladı!... Nitekim kıblesi “samimiyet”ten yoksun; kökeninde, temelinde,  “tortu”sunda, velhasılıkelam “öz”ünde İttihat Terakki zihniyetinin “tek”çi, “çağ dışı” kalıntıları bulunan ülkemizde, Ermenistan’a göz kırpmaya heveslenen “insanlık anıtı”nın yaşaması zaten “mucize” mi olurdu kim bilir…

********************************

Kıble meselesi-1

KİRVEME MEKTUPLAR
mmargosyan@hotmail.com

Kirvem,

 Senin de bildiğin gibi, son günlerde başbakan Erdoğan tarafından “ucube” diye tanımlandıktan sonra “kelle”sinin vurulup ardından da yer ile yeksan edilmesini istediği “gariban” İnsanlık Heykeli’nin serencamı, pişmiş tavuğun başına gelenleri nerdeyse solladı!

Aslında hepimizce malum olan gerçek şu ki, ülke genelinde heykel denince aklımıza öncelikle hemen her okulun bahçesini, veya “resmi” dairelerin bir köşesini “süsleyen”, aynı tornadan çıkmışçasına sarı yaldızla boyanmış Atatürk “büst”leri gelir.

 Bu baptaki kısıtlı, sınırlı heykel “kültür”ümüzü bir tarafa dehlediğimizde, görünen o ki; tıpkı “resim”, “fotoğraf” gibi “gâvur icadı” oldukları için ezelden beri başımızın pek de hoş olmadığı bu “taş, mermer yığınları”, bundan evvel de yine kimi muhterem “yetkili” zevatlarca önce tükürük yağmuruna tutulup, sonrasında da yine kim bilir hangi “kamu” binasının loş, nemli dehlizlerine, küflü depolarına diri diri gömülüp, kendi “makus kader”lerine terk edildiler.

 Bu kez de muhterem başbakanımız tarafından ölüm “ferman”ıyla “ödül”lendirilmiş bir “ucube” yüzünden dertlenip, dahası da “harç bitti yapı paydos” misali iş işten geçtikten sonra şu ya da bu minvalde dil dökmek belki de boşuna telaş dikine tıraşın ta kendisi mi ne!

 Öyle ya da böyle yine de özenip, bezenip göbek adını “İnsanlık Heykeli” diye tanımlamakla yetinmeyip, ayrıca dikildiği yüksek tepeden arada bir de olsa Ermenistan’a göz kırpıp, dolayısıyla “barış”tan yana uzaktan uzağa “flört” etmesini dilerken, neden sonra tam da yüz seksen derecelik bir “U” dönüşüyle, doğduğuna doğacağına pişman ettiğimiz bu heykeli “öte taraf”a, “ucube” kimliğiyle apar topar “kefen”siz postalamak, öyle sanıyorum ki her babayiğidin, her ulusun kolay kolay beceremeyeceği üstün bir başarıydı!

Bu başarının temelinde öncelikle başbakanımızın fevkaladenin fevkinde ince, estetik zevkinin yanı sıra, ayrıca güzel sanatların hemen her dalıyla “al takke ver külah” kadar iç içe olan yakınlığı, belki de mazisi taa bir zamanlar meşin topun peşi sıra koşuşturduğu yıllara kadar uzanan “birikim”leri yatarken, beri taraftan onun ağzından her çıkan söze, buyurduğu her kelama şapka çıkarıp ardında, arkasında, yanında, yöresinde saf tutan “mümin”lerinin de payı bittabi ki inkâr edilemezdi!

 Her genel seçim arifesinde, hemen tüm iktidarlarca üç oy, beş rey karşılığında direkt veya dolaylı yollarla görmezlikten gelinen sözde “imar planları”nın ardından “gecekondu”lara kapı aralayan zihniyet; her vesileyle bir punduna getirip, dolayısıyla gecekonduları af kapsamına alıp çoğuna haksız yere “yasal statü” tanırken, öte yandan bunca aydan beri Kars’ın en belirgin tepesinde, bilumum “yetkili” zevatın gözlerinin önünde “kaçak” yollarla değil, açıkça, alenen yapılmasına müsaade edilip, üstelik bunu da dosta, düşmana İnsanlık Anıtı gibi hem kulaklara, hem de gönüllere hoş gelen bir ifadeyle “pazarlamaya” kalkışıp, hatta sanki derununda bir bakıma şu bildiğimiz klasik “Yurtta sulh, cihanda sulh” deyimini de çağrıştırırken, birden bire keyfi, cavalacoz sebeplerle yıkılmasına “ferman” çıkarılan bu heykel, aslında belki de gölgesinden bir türlü kurtulamadığımız gibi, keza iliklerimize kadar işlemiş olan “yap-boz” zihniyetinin de bir anlamda aynaya yansıyan görüntüsü müydü, kim bilir…

Özüme kalırsa, tıpkı “Ecel gelmiş cihane baş ağrısı bahane” türünden bir yaklaşımla, bu heykel daha ilk doğduğu andan ya da yapımına başlandığı günden itibaren, eninde sonunda bir “kulp”, bir “kılıf” uydurulup yıkılmaya, daha da doğrusu “bertaraf” edilmeye mahkumdu!

 Neden?
Çünkü “kıble”si Ermenistan’a dönük bir heykelin bu topraklarda yaşamaya hakkı yoktu…
Yani?
 Yani devamı haftaya Kirvem!

Kıble meselesi (2)

KİRVEME MEKTUPLAR
Mıgırdiç Margosyan / mmargosyan@hotmail.com

Kirvem,

 Geçen haftaki mektubumda başbakan Erdoğan’ın kendi estetik zevkince “ucube” diye nitelediği Kars’taki İnsanlık Anıtı’nın yıkılması için emir buyurur buyurmaz, “Emir demiri keser” hükmünce kolları sıvayan “yetkili” zevatça önce heykelin boynunun vurulup, ardından da geride kalan “teferruat” kısmının da yer ile yeksan edilmesiyle, bu fevkalade ulvi “görev”in tamamlandığına dair zaten bir müddetten beri kamuoyunca bilinenleri tekrarlarken, hemen akabinde de; bu heykelin eninde sonunda bir bahaneyle yıkılmaya mahkum olduğunu, belirtmekle kalmamış, ayrıca gerekçe olarak da “kıble”si Ermenistan’a dönük bir heykelin bu topraklarda yaşayamayacağına, daha da doğrusu yaşatılamayacağına dair kendimce ahkam kesip, dolayısıyla belki de farkında bile olmadan boyumdan büyük bir laf  geveleyip sözlerimi noktalamıştım.

İmdiii kaldığımız yerden devamla yine diyeceğim o ki; hesapça “Demokratik hukuk devleti” olan bir ülkede; cahil, cühela, göbeğini kaşıyanlar, dişlerini fırçalamayanlar diye küçümseyip burun kıvırdığımız halkı bir tarafa dehlersek, beri yandan ülkeyi yöneten, yetkili mevkilerde, deri koltuklarda oturan muhteremler, önce yapılmasına “yeşil ışık” yakıp, sonrasında da sırf başbakanın talimatıyla heykelin yıkılmasına “eyvallah” edip böylece kişilikli birer “birey” olmaktan ziyade, tam aksine “Gelene ağam, gidene paşam” diyen  “kul”lar olduklarını kanıtlamalarına acaba ne demeli!

 Öyle ya da böyle özüme göre gerçek olan şu ki, arada bir laf ola beri gelen kabilinden veya kimi politik manevralarla, ya da aynı minvaldeki kim bilir hangi kıytırık hesaplarla eloğluna “şirin” görünmek “nümero”suna yatıp, mesela bunun için mazisi bin yıla dayalı Ahtamar’daki kiliseyi bundan bir müddet önce alayla valayla onarıp, böylece dosta düşmana bu coğrafyanın en eski kadim halklarından biri olan Ermenileri hallaç pamuğu misali atıp tarumar eden İttihat Terakki zihniyetini, bir nebze de olsa bu yaklaşımımızla rafa kaldırdığımızı sözde kanıtlamaya çalıştık ama, ardından da kilisenin tepesine, tıpkı bir zamanlar olduğu gibi bir “haç” koymayı içimize bir türlü sindiremediğimiz gibi, keza “ayin” için de sadece ve sadece senede bir gün izin verirken, aslında deyim yerindeyse “Altı kaval üstü şişhane”den farksız bu tarzımızla, bu tür çelişkili davranışlarımızla ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamadığımızı bile bile, nedense ve ne hikmetse bu “garip” huyumuzdan vazgeçmemeyi de hüner belledik…

Mesela bu ülkenin bilumum “vatandaş”larının hep beraber “kıble” niyetine yüzlerini döndükleri anayasamızın cafcaflı maddelerine bakılırsa; devletimizin nezdinde birer “yurttaş” olarak en ufak bir farkımız, zırnık kadar “ayrı-gayrı”lığımız güya yokken, iş “icraat”a gelip dayandığında bunun asla böyle olmadığını; hatta yerine, zamanına, zeminine göre bal gibi farklı olduğumuzu, kimilerimiz etnik kökenimiz nedeniyle “hem kel hem fodul” damgasıyla mühürlenirken, kimilerimiz kendi inançlarımız nedeniyle “dış kapının mandalı” olmaktan öteye gidemediğimizi güncel hayatımızda sebilullah yaşayıp, bu nedenle ister istemez kahrolurken, beri yandan “ulus-devlet” tatavasıyla daha kurulduğu ilk günden itibaren “birlik-beraberlik” laga lugalarına rağmen sadece belli bir “zümre”nin değirmenine su  taşıyıp diğerlerini dışlayan, “öteki”leştiren bu yamuk “çark”a karşı feveran edip hani kazara, hani maazallah sesimizi bir nebze yükseltmeye kalkıştığımızda anamızdan emdiğimiz sütün burnumuzdan fitil fitil geldiğini, getirildiğini de çok şükür ezberledik nitekim!

 Nitekim kıblesi “samimiyet”ten yoksun; kökeninde, temelinde,  “tortu”sunda, velhasılıkelam “öz”ünde İttihat Terakki zihniyetinin “tek”çi, “çağ dışı” kalıntıları bulunan ülkemizde, Ermenistan’a göz kırpmaya heveslenen “insanlık anıtı”nın yaşaması zaten “mucize” mi olurdu kim bilir…
http://www.evrensel.net/news.php?id=6151

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.