Hamdullah Öztürk
Diaspora Ermenilerinin hikâyelerini dinleyerek büyümüş bir Ermeni gencinin, Türkiye gezisi sonrasında duygularını anlatan mektubuna yer vermiştim geçen hafta.Gelen e-mailler arasında, özellikle iki tanesi, mevzu ile ilgili iki farklı bakış ve o iki bakışın uzun uzun tahlilini ihtiva ediyordu.Birisi Osmanlı Devleti Aliye'sinin kuruluşundan alarak, İttihat ve Terakki Partisi'nin, Osmanlı Devlet harcını darmadağın edişine kadar inceliyordu süreci. İşin derdini gerçekten çekenlerden birisi tarafından yazıldığı anlaşılıyordu mektubun. Samimiyet ve hazmetmişlik emareleri fazlasıyla mevcuttu satırlarda. Diğeri ise tam da birinci mektupta, İttihat ve Terakki'nin taksiratına dair ifade edilenlerin hepsine sahip çıkıyordu.
Birbirinden habersiz ve samimi duyguları dile getiren her iki mektup bir araya gelince ortaya şöyle bir tablo çıkıyordu:
Diaspora'nın politikalarına katılmayan Ermeni vatandaş, aşırılıkların özellikle tehcir görmüş ve Lübnan civarından dünya ülkelerine dağılmış Ermenilerin nesillerinden kaynaklandığını anlatıyordu. Son zamanlarda hükümet politikalarının ümit verdiğinden bahsediyor ve bulunduğumuz coğrafyada beraber geleceğe yürüyebilme emarelerinin göründüğünü ifade ediyordu.
Tehcir görmüş Ermenilerin nesilden nesle aktarılan duyguları, diaspora politikalarının ve belki de seksenli yılların kanlı örgütü ASALA'nın doğuşunda önemli rol oynamıştır. Bunların varlığını bilmek problemlerin sebeplerini anlamaya, dolayısıyla da çare arayışlarının daha gerçekçi olmasına yardımcı olabilir.
Aynı yerden bakınca, ister İttihat ve Terakki örgütlenmesini hazırlayan sebepler diyelim, isterse o örgütlenmenin sonuçları olarak değerlendirelim. Ortada madalyonun öteki yüzü diyebileceğimiz başka bir dram vardı.
Osmanlı'nın, Balkanlar ve Kafkaslar'da yaşayan Müslüman tebaasının yaşadıkları, Anadolu'ya sığınmak üzere yollara düştükleri zaman başlarından geçenler tehcir hikâyelerinden daha az dramatik değildi. Onların içinde sadece Türkler de değil; Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar ve Kafkas halkları vardı.
Eğer bugün devlet içinde, çok seri harekete geçen sert refleksler varsa, arkasında, tıpkı diasporanın tepkilerindeki tarihi arka plan ve oradan aktarılan kırık duyguların bir benzerinin bulunduğunu unutmamakta fayda var.
İttihat Terakki damarlarına sahip bir Balkan göçmeni ile konuşurken yapıcı ve çare arayıcı yaklaşımlarımıza karşı şu soruyu sormuştu: 'Siz bir insanın topraklarından koparılmasının ne demek olduğunu biliyor musunuz?'
Geleceğe doğru yürürken sırtımızda tarihin yükünü taşımak gibi bir mecburiyetimiz var. Olanları yok sayamayacağımız gibi onlara takılıp geleceği kaybetme riskini de kabullenemeyiz. Hele bir de tarihin tozlu raflarını sürekli kurcalayanlar varsa.
Ermenilerin tehcirini de Balkan ve Kafkas halklarının Anadolu'ya sığınmak üzere gözleri arkada vatanlarından kopuşunu da kendi çıkarları namına değerlendirmek üzere hesap yapan uyanıklar varsa. Ve de diasporanın soykırım politikalarını desteklemekle kalmayıp, daha başkaları üzerinden hesapları çoğaltma çalışmaları yapılıyorsa...
Güzel olan şey, artık bu hesapların yüze vurmasıdır. Ha bire fitne çıkartarak bir yerlere varmak isteyenlerin fazlasıyla rahatsızlık verici hale gelmiş olmasıdır. Ermeni vatandaşı da ümitlendiren reformlar, olması gerektiği gibi tamamlanabilirse eğer tarihi yüklerden ziyade, gelecek hesaplarına koyulma imkânları artmış olacak inşallah.
h.ozturk@zaman.com.tr
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.