Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Prof Dr. Haluk Eyidoğan başkanlığındaki heyet, yeni anayasa çalışmaları öncesinde Mardin'in Midyat ilçesindeki Süryanileri ziyaret görüştüler… CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir de, şöyle konuştu: “Ortaöğretim 10'ncu sınıflarda okutulan tarih kitaplarında Süryanileri inciten ve vatan haini oldukları yönünde ciddi ithamlar var. Bu durum Türkiye'ye yakışmayan bir ayıptır. Süryani yurttaşlarımızın hak etmediği bu ithamı yapan ve ders kitaplarına koyan devletin yöneticileri ve ilgili bakanı kimse bunların aleyhinde yaptırım yapılması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Önümüzdeki süreçte eğer Milli Eğitim Bakanlığı bu ayıbı ortadan kaldırmak için bir girişimde bulunmazsa meclis araştırması önergesi vereceğiz.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Prof Dr. Haluk Eyidoğan başkanlığındaki heyet, yeni anayasa çalışmaları öncesinde Mardin'in Midyat ilçesindeki Süryanileri ziyaret görüştüler.
SÜLEYMAN İŞ / STAR
Midyat'ta bulunan 1612 yıllık tarihi Mor Gabriel (Deyrulumur) Manastırı Metropoliti Samuel Aktaş ile görüşen CHP heyeti daha sonra Süryanilerin yaşadığı Elbeğendi Köyü'nde Turabdin Süryani Derneği Başkanı Evgil Türker ve dernek üyeleriyle bir araya gelerek fikir alışverişinde bulundu. CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Mardin İl Başkanı Mehmet Kılınçaslan ve Süryani siyasetçi Gebro Tokgöz'ün de hazır bulunduğu görüşmelerde Süryaniler, yeni anayasa ile ilgili görüşlerini ifade ettiler.
Basına kapalı gerçekleşen görüşmelerin ardından açıklama yapan CHP İstanbul Milletvekili Prof Dr. Haluk Eyidoğan, yeni anayasa çalışmaları öncesinde Mardin ve Midyat'taki Süryanileri ziyaret ederek fikir alışverişinde bulunduklarını kaydetti. Eyidoğan, Midyat'ta yaptıkları temasların zihinlerinde olumlu bir perspektif oluşturduğuna işaret ederek, “Bölgede yaşayan Süryanilerin bize ileteceği sorunlar ve öneriler varsa onları değerlendirmeye alıyoruz. Yaptığımız görüşmelerin sonuçlarını Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na rapor halinde sunacağız” dedi. Bölgedeki etnik ve dini gurupların yaşadıkları sorunların farkında olduklarını söyleyen Eyidoğan, yeni anayasa süreciyle birlikte bu sorunların çözümü için önerilerde bulunacaklarını ve yeni anayasa çalışmalarına katkı sağlayacaklarının altını çizdi.
Bu ayıp ortadan kaldırılmalı
Ortaöğretim 10'ncu sınıflarda okutulan tarih kitaplarında Süryaniler hakkında yer alan bilgiler ile ilgili Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in yanıtlaması için TBMM'ye soru önergesi verdiğini söyleyen CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir de, şöyle konuştu:
“Ortaöğretim 10'ncu sınıflarda okutulan tarih kitaplarında Süryanileri inciten ve vatan haini oldukları yönünde ciddi ithamlar var. Bu durum Türkiye'ye yakışmayan bir ayıptır. Süryani yurttaşlarımızın hak etmediği bu ithamı yapan ve ders kitaplarına koyan devletin yöneticileri ve ilgili bakanı kimse bunların aleyhinde yaptırım yapılması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Önümüzdeki süreçte eğer Milli Eğitim Bakanlığı bu ayıbı ortadan kaldırmak için bir girişimde bulunmazsa meclis araştırması önergesi vereceğiz.”
CHP heyetinin kendilerini ziyaret etmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Süryani siyasetçi Gebro Tokgöz ise, bu ziyaretle birlikte CHP'nin bölgeye ilgisiz olmadığını ve yaşanan sorunların meclise taşınması konusundaki duyarlılıklarını gördüklerini ifade etti.
3 yorum:
Küçük bir Cumhuriyet Halk Partisi özeleştirisi yapalım. Tarihçi, siyaset bilimci ya da CHP uzmanı değilim. Yazının, bir yüksek lisans ya da doktora tezi kıvamında bir yazı olmadığını, bu nedenle içinde eksiklikler hatta yanlışlıklar olabileceğini, sadece beklentilerine karşılık daha çok hayal kırıklığı üreten ‘hayali kahramanına’ dair bir serzeniş ya da sone olarak kabul edelim.
Başarı nedir? Onlarca, yüzlerce tanımından biri de, kısaca ve bir cümle ile kanaatimce şudur: Başarı, doğayı dönüştürebilmektir. Madde çoğunlukla ‘ham’dır. Kullanılabilir, işe yarayabilir hale getirmek için işlenmesi ve fayda veren bir forma dönüştürülmesi gerekir. Bunun için gerekli alt yapı ortamının oluşturulması ile başlamak gerekir. Üzerine bina edilecek üst yapıların kurulmasına, geliştirilmesine, korunmasına, yaşatılmasına ve devamlı güncellenip yeniden üretilmesine imkan verecek zeminin oluşturulması olmazsa olmaz önkoşullardan biridir. Maddi ve manevi bir zemin, taban oluşturmak, bundan sonraki davranışlarınızı, söylemlerinizi ve eylemlerinizi kamuoyu nezdinde daha inandırıcı kılar. Oluşturduğunuz bu zemin üzerinde hareket ettiğiniz bilincinde olmanın yaratacağı güven ortamında, eleştirilere karşı devamlı bir savunma refleksi içinde bulunmak zorunda hissetmezsiniz kendinizi. Çünkü nereden geldiğinizi, nelere sahip olduğunuzu, neyin peşinde olduğunuzu, ne yapmak istediğinizi, kısaca ‘doğayı hangi araçlarla neye dönüştürmek’ istediğinizi artık biliyorsunuzdur. Böyle olunca, rekabetin içindeyken ‘yer tutabilmek’ için, inanmadığınız kararlar almaz ve inanmadan aldığınız tepkisel kararların gerektirdiği ucube adımları da atmamış olursunuz. Yer yer ve özellikle seçim dönemlerinde CHP’de bunun örneklerine çokca rastlıyoruz. Ve tepkisel atılan bu adımlar, aslında bu partinin ‘büyük resmi’ düşünen uzun vadeli toplumsal projelerinin ve politikalarının olmadığını göstermekle, taraftarlarının gözünde hayal kırıklığı yaratan düşüşünün işaretlerini veriyor. CHP, zamanın şartları ve gereklerinin meydana getirdiği tarihsel bir misyonu üstlenmiş olan bir partidir. Bu tarihsel misyon güncellenerek, dönüştürülerek devam ettirilmediği için, yani mücadele anlayışı, kullanılan araç-gereçler, harekete geçirici dinamikleri vs. ilk günkü halinden fazla bir değişiklik göstermediği için uzatmaları dahi oynamamaktadır, bitmiş görünmektedir. Siyaset arenasında rekabet edebilmesi için, ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilmesi, içinin dekorasyonunu arzu ettiği gibi şekillendirebileceği bir ev sahibi konumuna ulaşabilmesi için, öncelikle kendi içinde ‘değişmesi-dönüşmesi’ gerekir. (devamı var)
(yukarıdaki yorumun devamı) CHP’nin uzunca bir oluşum sürecine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu oluşum sürecini, artık çökme aşamasına girmiş, orasından burasından çekiştirilmeye başlanmış bir imparatorluğun, kurtuluşuna bel bağladığı umutsuz tavizlerden ilki olan Tanzimat ile başlatmamız mümkün. CHP 1839’da elbette yoktu, ama ruhunun ataları vardı. Devlet içinde, o günün söz sahibi olanlarının davranışlarına ve kararlarına yön veren dinamikler ile, CHP’nin bugünkü davranışlarına ve kararlarına, söylemlerine yön veren dinamikler ana başlıklar halinde örtüşmektedir. Bu ‘ortak’ olduğunu düşündüğüm davranış, karar, söylem ve eylemler, üzerine politika yapılan ‘sorunu’ çözmemektedir. Tanzimat ile etnik farklılıklar gözetilmeyecek, herkes eşit haklardan ve özgürlüklerden yararlanacaktı. Ama ilerleyen zamanlarda görüldü ki, bu beklenti gerçek olmadı. Çünkü bu ve benzeri diğer kararlar, imparatorlukta her alanda yaşanan yönetim zafiyetlerinin başladığı günlerde değil, dünyada Fransız devrimi ile başlayan zihniyet değişiminin ayak seslerinin duyulduğu günleri takip eden yıllarda avrupada, balkanlarda ve anadoluda başlayan ulus devletçi kıpırdanmalar bir hayli mesafe katedip karşı konulması güç bir olgunluğa ulaştıktan sonra ve ‘can havliyle’ gündeme gelmeye başlamıştır. Yani ‘geriden gelinmiş’, çağın ve günün gereklerine uygun, olan-biteni masedebilecek tedbirlerin alınmasında ‘geç’ kalınmıştır. Trafikte bile hız limitinin ‘altında’ seyrederseniz, bir süre sonra arkanızda yığılma olduğunu görürsünüz. Ya kenara çekilip yol vermeniz gerekir ya da hızlanmanız gerekir. Hayır; yol şartlarının, hava şartlarının minimum elverdiği ölçüde hızımı da artırmıyorum, kenara da çekilmiyorum derseniz az sonra, arkada zihinlerde spontane gelişen zorlayıcı ortak dinamiklerin korna seslerini duymaya başlarsınız.
Benzer davranış kalıplarını ıslahat fermanında, 1878 Anayasası’nda, Sultan Abdülhamit rejiminde de görmek mümkün. Abdülhamit’in anayasal bir rejimi kabul ve ilan etmesinin ardında demokrasiye, çoğulcu bir yönetime inanmaktan çok, buna zorlayıcı koşulların rahatsız edici ivmesine karşı koyamamak olduğunu söylemek mümkün. Zaten bu refleksle ilan edilmiş olan anayasa, yaklaşan değişimden-dönüşümden duyulan kaygı ile 30 yıllığına rafa kaldırılmıştır. Peki bu tarihten 1908’e kadar geçen zaman toplumsal barışın tesisi ile; adalet sisteminde, vergi kanunlarında ve eğitim hamlelerinde reformlarla, müslüman olmayan halkların haklarının korunması ve geliştirilmesi ile mi geçmiştir? Tarihe farklı zamanlarda, birbirinden habersiz farklı kişiler tarafından, farklı dönemlerde, farklı vesileler ile düşülen notlar, hayır diyor.
1894-96’da, mali, adli ve güvenlik görevlerini yerine getirmede devleti temsilen görev yapanların kötülüklerinden uzak ve diğer etnik grupların baskılarının sona erdiği, sadece daha adil bir yaşam isteği ile eleştiri ve yönetime katılma iradelerini göstermeye çalışan Ermeni halkın zorla susturulmaya çalışılması ve bu uğurda farklı kaynaklarda farklı rakamlarla binlerce Ermeninin öldürülmesi söz konusudur. Bu da dönemin bir yönetim zafiyetidir. Sorunlara yaklaşımda, durum iyice içinden çıkılmaz bir hale gelinceye kadar beklemeden, kademeli olarak demokratik kurum ve kuralların hayata geçirilmesi yerine; dili, dini, kültürü, gelenekleri, tarihi ile var olan bir halkı fiziken ortadan kaldırmak gibi insanlık dışı radikal çözüm yöntemlerinin kullanılması düşünülmüştür. (devamı var)
(yukarıdaki yorumun devamı) 1908’e, devlet yönetiminin yeni sahibi İttihat ve Terakki ile, resmi rakamlarla nüfusu 1.000.000’dan fazla (bu rakam 1914 yılında resmi nüfus istatistiklerine göre 1.300.000 idi) olan Ermeni halkının işbirliği ile girilmişti. Bu ittifak da, yalnızca Abdülhamit rejimine muhalefet olması dışında başka bir dayanağı olmadığı için, Abdülhamit yönetimi sona erip de neden ortadan kalkınca, ülkenin geleceğine azınlıklarla birlikte şekil verme gayretleri de bitmiş oldu. Amaç, her halukarda, farklılıkların gözetildiği, eşit hakların ve özgürlüklerin hüküm sürdüğü ortak bir Osmanlı kimliği altında yaşamak iradesini göstermek olarak ilan edilse de, her defasında içinde azınlıkların, gayrimüslimlerin ve onların var olma haklarının ve hukuklarının olmadığı daha saklı-gizli hesaplar su yüzüne çıkmaya başladı. Her gruptan katılımlarla yapılan kutlama törenleri ile hoş karşılanan kardeşlik-eşitlik-adalet duyguları yüklü yeni bir rejimi başlatma ve yaşatma arzusu İttihat ve Terakki tarafından bir kez daha baltalandı.
1911-1918 arası, antlaşmalarla imza altına alınarak yapılan taahhütlerin, fırsatı bulunduğunda bir bir yok sayıldığı yıllar oldu. Bu arada balkanlarda nüfus ve toprak kayıpları yaşandı. 1914 Ağustosunda Almanlarla bir ittifak kuruldu. Ama savaşın sonunda, şarların elverdiği noktada, bu ittifakın gereklerine aykırı hareket etmede bir sakınca görülmedi. Şubat 1914’de Ermeni asıllı vatandaşların yaşadıkları doğu ve güneydoğu anadolu bölgesinde reform sözü verildi. Ama savaşın başlaması ile, belli ki devletin uzun vadeli değişimi ve dönüşümü öngören bir politikası olmadığı için, bu da unutuldu. 1918’deki Kafkasya seferi Almanlara rağmen yapıldı. Kafkasya seferi de, daha 1908’de kardeşlik-eşitlik-adalet kavramları ile yola çıkanların eseridir ve bu ulvi kavramlara hizmet için yapılmamıştır.
1919’dan başlayarak, Mustafa Kemal’le yükselen bir direniş hareketi ile karakterize kurtuluş savaşının sonunda gelinen yeni aşamada, sahipsiz bırakılan ‘emval-i metrukenin’ dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Bu da yok edilen bir varlığın yok olduğunun yeni bir ilanı olmuştur.
Özetle, CHP daha ‘CHP olmadan önceki 100 yıllık haliyle’ ülkeye ‘yaptığı’ diğer katkıların yanı sıra, azınlık haklarının savunulmasında iyi bir sınav vermemiştir ki, bugün Süryaniler için attığı adımlar inandırıcı olsun.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.