Bakan Davutoğlu, Fransa Dışişleri Bakanı Juppe'nin 1915 olaylarının araştırılmasına ilişkin Türkiye'nin teklif ettiği ortak tarih komisyonu ile ilgili çağrı yaptığını açıkladı. Juppe ile bakanlıkta başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerinin ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Juppe ile görüşmelerinde 1915 olaylarının da gündeme geldiğini ifade etti.
1915 olaylarıyla ilgili Fransa'da yaşanan gelişmeleri ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin konuyla ilgili açıklamalarını dostane bir şekilde değerlendirdiklerini belirten Davutoğlu, şunları söyledi:
"Değerli dostum, Sayın Sarkozy'nin ifadelerinin aslında bir ortak hafıza ve karşılıklı olarak tarihin değerlendirilmesi bağlamında olduğunu ifade ettiler ve Türkiye'nin yaptığı ortak tarih komisyonunun hayata geçirilmesi konusunda da çağrıda bulundular, ben de bu çağrıyı kabul ettiğimizi ifade ettim. Burdan bir kez daha vurguluyorum; Fransa'dan ya da herhangi bir ülkeden gelebilecek ortak tarih komisyonu çağrısına bizim cevabımız her zaman 'evet' olmuştur. Bu konuda zaten Sayın Başbakanımızın Ermenistan'ın önceki Devlet Başkanı'na yazdığı açık bir mektup ve davet de vardır. Biz tarih tartışmaya hazırız. Kendi tarihimizi ve başka ülkelerin tarihini karşılıklı saygı içinde ve özgürlük ortamında tartışmaya hazırız. Ama şuna hazır değiliz açık söyleyelim; Bu tartışmada bizim kendimizi savunmamızı imkansız kılacak yasalara karşıyız. Fransa'da bugün senatoda olan öyle bir yasa.
Ben kendilerine de ifade ettim; bu yasanın gerçek olması Fransız entelektüel geleneğine, fikir özgürlüğüne aykırıdır. Biz bu anlamda her türlü tartışmayı Paris'te, İstanbul'da, Brüksel'de dünyanın neresinde olursa olsun tartışmaya hazırız ve Fransa'dan bu konuda gelecek her inisiyatife de olumlu bakacağımızı söyledik. Yani Türkiye ile Ermenistan arasında ortak tarih komisyonu kurulması hususunda... Ümit ederiz ki bu önümüzdeki dönemde, hep beraber hem Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasını sağlayacak, ilişkilerin normalleşmesini sağlayacak, hem Türkiye-Ermeni ilişkilerinin Fransa gibi beraber yaşanılan ülkelerde de dostane olmasını temin edecek. Her türlü çabaya varız, ama kendimizi savunmamızı engelleyecek girişimleri kabul etmemiz tabii mümkün olmaz."
Fransa dışişleri Bakanı Juppe de, 1915 olaylarının Fransa Parlamentosu tarafından Ermenilere karşı bir "soykırım" olarak kabul edildiğine işaret ederek, "Son derece zor bir mesele. Biz ders vermek konumunda değiliz. Bütün büyük devletler bir hafıza ödevi yaparlar geçmişleri ile ilgili. Fransa da çok sancılı dönemleri konusunda bunu yaptı. Bu da Türkler için, Türkiye için çok sancılı ama aynı zamanda Ermeniler için de çok sancılı bir dönem. Dolayısıyla ben bu hafıza ödevinin bir tarih komisyonu çerçevesinde yapılmasını not ettim. Tabii bu Ermenilere de açık olacaktır. Fransa belki böylesi bir toplantıya ev sahipliği yapabilir ve çok önemli bir ilerleme kaydedilebilir diye düşünüyorum"
"İlişkileri yeni bir vizyonla değerlendirmeliyiz"
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda yeni bir vizyonla hareket edilmesi gerektiğini belirterek, "Biz AB ülkelerinin, özellikle de Fransa gibi çok köklü ve stratejik geçmişe ve vizyona sahip önemli bir Avrupa ülkesinin bütün bu ilişkileri yeni bir vizyonla değerlendirmesinde büyük fayda mülahaza ediyoruz" dedi.
Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe ile Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlediği ortak basın toplantısında konuşan Davutoğlu, son dönemde yaşanan ekonomik krizin Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri daha da anlamlı kıldığına ve Türkiye'nin AB'ye yapacağı katkıları bir kez daha gösterdiğine işaret ederek, şöyle konuştu:
"O bakımdan biz AB ülkelerinin, özellikle de Fransa gibi çok köklü ve stratejik geçmişe ve vizyona sahip önemli bir Avrupa ülkesinin bütün bu ilişkileri yeni bir vizyonla değerlendirmesinde büyük fayda mülahaza ediyoruz. Fransa AB'nin her hangi bir ülkesi değildir. AB'nin kurucu ülkelerindendir, belirleyici ülkelerindendir. Fransa'nın yapacağı stratejik değerlendirmenin AB-Türkiye ilişkilerine ivme katacağına biz inanıyoruz. Bu değerlendirmeyi yapmalarını bekliyoruz ve bunun da Türkiye-AB ilişkilerine büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz."
Türk ve Fransız Dışişleri Bakanlarının buluşmalarının her zaman önemli olduğunun altını çizen Davutoğlu, özelikle böyle tarihi dönüm noktalarında buluşmanın daha da önemli olduğunu ifade etti.
Fransız mevkidaşı ile dün ve bugün üç ana başlıkta istişarelerde bulunduklarını kaydeden Davutoğlu, bunların ikili ilişkiler, Avrupa ile ilişkiler bağlamında Fransa-Türkiye ilişkileri ve Avrupa'nın geleceği ile Türkiye'nin müzakere süreci, bir diğerinin de bölgesel ve uluslararası konular olduğunu anlattı.
İki ülke arasındaki köklü ilişkilerin pratikte daha iyi yansıtılması için üst düzey ziyaretlerin artırılmasını kararlaştırdıklarını, her yıl mutlaka Dışişleri Bakanları olarak karşılıklı ziyaretlerde bulunmayı arzuladıklarını belirten Davutoğlu, aynı zamanda diplomatlar arasında değişim ve bakanlıklar arası istişarelerin artırılması yönünde karar vardıklarını bildirdi.
Terörle mücadele konusunda son dönemde artan terör faaliyetleriyle ilgili kaygı ve düşüncelerinin Juppe'ye aktardığını söyleyen Davutoğlu, iki ülkenin teröre karşı birlikte çalışma kararlılığını bir kez daha teyit ettiklerini belirtti.
Davutoğlu, Türkiye ile Fransa arasındaki ekonomik ilişkilerin iyi seyrettiğini, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 13 milyar avroyu bulduğunu ve en kısa zamanda 15 milyar avroyu hedeflediklerini ifade eden Davutoğlu, bine yakın Fransız şirketinin Türkiye'de 400'e yakın Türk şirketinin de Fransa'da faaliyet yürüttüğüne işaret ederek, bu yatırımların artması konusunda ortak bir eylem planı oluşturulması çerçevesinde de mutabık kaldıklarını söyledi.
-"vize muafiyetinde tam müzakere başlamalı"
Türkiye'nin AB hedefinin stratejik bir hedef olduğuna vurgu yapan Davutoğlu, "Avrupa'daki gelişmeler ne olursa olsun biz, Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefinden bir sapmayı kabul etmiyoruz. Bu hedefe en kısa sürede en etkin müzakereyle ulaşılabilmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz" dedi.
AB bağlamında Kıbrıs konusunu ele aldıklarını ayrıca Fransa'dan vize konusunda beklentileri ifade ettiğini kaydeden Davutoğlu, müzakerelerde tıkanma yaşanırken vize konusunda ciddi bir açılım beklediklerini, bu konuda Türkiye'ye verilen taahhütler bulunduğunu ve bu taahhütler konusunda özellikle AB'nin geri kabul anlaşması, ortak sınır yönetimi ve biyometrik pasaportlara geçiş konusunda Türkiye'nin attığı adımların akabinde tam olarak bir vize muafiyeti konusunda bir müzakerenin başlaması gerektiğine inandıklarını bildirdi.
Juppe ile ayrıca bölgesel ve uluslararası ilişkilerde son dönemde yaşanan gelişmeleri ele aldıklarını, Arap Birliği ve Türk-Arap Forumundaki gelişmeler ile BM nezdindeki girişimleri konuştuklarını anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bizim Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki siyasi hareketlenmeler konusundaki tutumumuz açıktır. Biz halkların ve bugün de Suriye halkının haklı taleplerinin yanındayız. Halklara dönük her türlü şiddetin karşısındayız. Böylesi bir şiddet kullanımı konusunda da herkesin duyarlı tepkiler vermesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda çabalarımız sürecek. Ümit ederiz ki Orta Doğu'da halkların talep ettiği şeffaflık, hukuk devleti, insan hakları, demokratik gelişmeler konusunda adımlar atılır ve bu her hangi bir dış müdahaleye gerek kalmaksızın Arap halkları bu şekilde kendi kaderlerini kendileri tayin ederler, ama sivil halkın hayatını kaybederek katliamların uzun sürmesi durumunda da Suriye'de olduğu gibi, bizim bunlara kayıtsız kalmamız mümkün olmaz."
-Fransız Dışişleri Bakanı Juppe-
Fransa Dışişleri Bakanı Juppe, Türkiye'nin her geçen gün öneminin daha da arttığını, ekonomik olarak gücünü arttırdığını, sadece bölgesinde değil küresel çapta da Türkiye'nin öneminin her geçen gün arttığını söyledi. 2015 yılında G20'nin başkanlığının Türkiye tarafından üstleneceğini hatırlatan Juppe, bununla Türkiye'nin uluslararası planda öneminin bir kez daha teyit edileceğini aktardı.
Juppe, iki ülke arasındaki ilişkilerin çok sağlam olduğunu, bir çok Fransız şirketin Türkiye'de yatırım yaptığını, Türk şirketlerinin de Fransa'ya yatırım yapmasını istediklerini ifade etti.
Türkiye ile teröre karşı mücadelede de yakın bir işbirliği olduğunun altını çizen Juppe, Fransa'nın terörü çok yakından takip ettiğini belirterek "Türkiye'nin teröre karşı mücadelesine destek veriyoruz" dedi. Fransa ile Türkiye arasında geçen haftalarda iç güvenlik anlaşması imzalandığını anımsatan Juppe, "Biz de PKK terörüne karşı elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. 100 kadar sanık 2010 yılından bu yana zaten Fransa'da tutuklandı" diye konuştu.
İki ülke arasında Türkiye'nin AB üyeliği konusunda bir görüş ayrılığı olduğunu söyleyen Juppe, "Fransa'nın konumunu hepiniz biliyorsunuz, bunu tekrarlamak istemiyorum. Henüz koşulların yerine getirildiği kanaatinde değiliz" dedi.
Fransa'nın Türkiye'nin müzakere sürecine karşı olmadığını hatta üç başlığın açılmasını arzu ettiklerini belirten Juppe, "Bloke edilen başlıklar konusu, özellikle Kıbrıs konusu hassas bir konu, buna bir çözüm getirmek gerekiyor. BM'nin önerdiği çerçevede bir çözüm bulunması gerektiği kanaatindeyiz" ifadelerini kullandı.
-"Yaptırımların daha da sertleştirilmesi lazım"
Uluslararası konularda ve Afganistan gibi meselelerde Türkiye ile el ele çalıştıklarını anlatan Juppe, Libya ve Suriye konularda da Türkiye ile tam bir mutabakat içinde bulunduklarını söyledi.
Türkiye ile Fransa'nın Suriye'de yaşanan durumu kabul edilemez olarak gördüğünü aktaran Fransız Bakan, "Bir çok çağrı yapıldı ama Suriye rejimi hiç bir şey dinlemek istemiyor. Biz başından beri şiddete karşı durma konusundaki tavrımızı sürdürüyoruz ama artık gayretlerimizi birleştirme vakti geldi. Yaptırımların daha da sertleştirilmesi lazım. BM Genel Kurulu'nda bir çalışma yapmamız gerekiyor. Fransa çok yakın bir biçimde hem Arap Birliği ile hem Türkiye ile ve diğer bölge ülkeleriyle çalışmaya hazır. Aynı zamanda büyük cesaret gösteren Suriye muhalefetiyle de çalışmaya hazırız."
Bölgede yaşanan halk hareketlerine Türkiye ile birlikte destek verdiklerini söyleyen Juppe, İslam ile demokrasi konusunda Türkiye'nin referans olabileceğini ve bu örnekliğe Fransa'nın da destek verdiğini sözlerine ekledi.
2 yorum:
Ortak tarih komisyonu kurma düşüncesi, en azından Türk-Ermeni uyuşmazlığına kayıtsız kalınmadığının göstergesidir. Konu gündemdedir ve sorun çözülmek istenmektedir.
Ortak tarih komisyonunun çalışmalarından neler elde edilebilir? Kurulacak böyle bir komisyonun çalışmalarından elde edilebilecek muhtemel bütün sonuçları kabaca sıralayabiliriz. Ortak tarih komisyonu, katılımcıların yürüteceği bir müzakere sürecinden sonra, 1915 olaylarının değerlendirilmesinden sonuç olarak; 1- Türklerin Ermenilere karşı, bugün hukuk metinlerinde insanlık suçu olarak addedilebilecek suçlardan en az birisini işlediğine kanaat getirebilir. 2- Türkler ve Ermenilerden her iki tarafın da, karşılıklı olarak birbirlerine yönelik bir insanlık suçu işlediklerine kanaat getirebilir. 3- Ermenileri, Türklere karşı, komisyonun tıpkı Türklerin Ermenilere karşı işlediği insanlık suçu işlediği kanaatinde olduğu gibi bir suçla itham edici bir karar alabilir. 4- Ya da böyle bir olay olmamıştır da diyebilir. Tarih komisyonu ya da benzeri oluşumların, bir süre sonra her iki toplumun önüne getireceği muhtemel sonuçlardan üçü yukarıda yazıldığı gibi olacaktır. Elbette ortak tarih komisyonu ve benzeri oluşumlarla, farklı perspektiflerden farklı sonuçlara, uzun vadeli çözüm yollarına ulaşmak da mümkündür. Elde edilecek sonuçlar, komisyona katılanların bakış açılarına, koşullanmışlık derecelerine, objektifliklerine uygun olarak değişiklikler gösterebilir. Komisyona, örneğin sanat dünyasından, her iki tarafa eşit mesafede durduğu bilinen isimlerin katılması ile, son derece ‘şiirsel’ sonuçlar da elde edilebilir. Gerçekçi olmak gerekirse, Türk-Ermeni uyuşmazlığının sanatçılara, edebiyatçılara, şairlere, müzisyenlere, duygu ve düşüncede ilham kaynaklarına müracaat ile hallinden çok uzaklardayız. Gün karşılıklı ‘yüceltme, iltifat etme, olumluya-güzele katkı’ günü değil ki. Gün karşılıklı ‘dize getirme, dikte etme, gerçeği gölge oyunları ile kamufle etme’ günü. Bunların içinde, ne yazık ki, diplomatik yalan, riya, tutarsızlık, retorik, biri diğerinin anlamını ortadan kaldıran ikircikli söylemler, itham, dayatma, ben yapmadım sen yaptın var.
Her iki toplum da kaskatı duruşları ile yerli yerindeyken, kurulacak bir ortak tarih komisyonu ne yapabilir? Örneğin ekonomide, siyasette, yatırımlarda, ticarette, eğitimde karşılıklı işbirliğine dayalı yakınlaşmaları artırıcı önlemler alınmasını önerebilir mi? Öncelikli seçilecek alanlarda daha küçük komisyonlar ya da çalışma grupları oluşturularak uzlaşmaya, barışa katkı verebilecek faaliyetlerin neler olabileceğinin araştırılmasını önerebilir mi? Yalnızca Türkiye ve Ermenistan’ı değil, iki ülkeye aynı anda komşu olan bölgenin diğer ülkelerini de içine alan, öncelikle ekonomik ve takiben belki de politik işbirliğine yönelik kurumlaşmaların yapılanmasını önerebilir mi? Dengelerin bir türbülans ile (örneğin I. Dünya Savaşı) bozulup yeniden kurulduğu dünyamızda, hukukun üstünlüğünü, hukukun hakimiyetini; hakların, özgürlüklerin, sorumlulukların korunması, düzenlenmesi ve belirlenmesinde, yaşayan en güncel hukuk metinlerine uyulması ve sadık kalınmasını önerebilir mi? Ya da, bir soru: Türkler ve Ermeniler, her şeyi bir kenara bırakıp, tertemiz beyaz bir sayfa ile yollarına devam etme kararı alabilecek konumda ve ‘algı’da mıdırlar? Tarihten yapılacak küçük küçük kesitler bu soruya en iyi cevapları veriyor. Tarih, tertemiz beyaz bir sayfa ile devam edilmesini güçleştiriyor. Elbette bunun için tarihi suçlayamayız. (devamı var)
(yukarıdaki yorumun devamı) Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Fransız mevkidaşı ile diyaloğunun bir yerinde, ‘Ümit ederiz ki Orta Doğu'da halkların talep ettiği şeffaflık, hukuk devleti, insan hakları, demokratik gelişmeler konusunda adımlar atılır ve bu her hangi bir dış müdahaleye gerek kalmaksızın Arap halkları bu şekilde kendi kaderlerini kendileri tayin ederler, ama sivil halkın hayatını kaybederek katliamların uzun sürmesi durumunda da Suriye'de olduğu gibi, bizim bunlara kayıtsız kalmamız mümkün olmaz’ ifadelerini kullanmış. Halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi ya da literatürdeki adı ile self-determination. Çok kritik bir ifade. Bunu Suriye ‘halk’ı için söylüyor. Self-determinasyon için öncelikle halk olmak gerekiyor. Dünyada bu tanıma uyupta halkları ve hakları gaspedilen etnik gruplar var mıdır? Varsa, uygar dünyanın ve özelde Türkiye’nin, bu tanıma uygun düşen –tarihin bir safhasında uygun düştüğü dahi söylenen ama sonra unutulan- halklar konusunda yapabilecekleri nelerdir? Self-determination ile ilgili, Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı Avrupa Birliğinin de düzenlemeleri var. Dışişleri Bakanı Davutoğlu bununla birlikte ayrıca şeffaflık, hukuk devleti, insan hakları, demokrasi gibi kavramlara da vurgu yapmış. Örneğin kurulacak ortak tarih komisyonu, halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeye haklarının olduğuna dair söylem odaklı bir öneri yapabilir mi? Bugünkü koşullarda, hayır.
Yine bilinen konular, bildik üslupla tekrar edilecek, onaylanması istenen karşılıklı talep listeleri hazırlanacak, uzlaşmaz mevcut politik duruşlar bir kez daha teyit edilecek ve aynı maske ile dolaşmaya devam edilecek. Değil mi?
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.