Hakkı Kurban
Ermeni iddialarına karşı Meclis'te lobi oluşturulacak. Konuyu Meclis Başkanı'yla görüşen MHP'li Halaçoğlu 'Diaspora 2015 için büyük hazırlık içinde. Şimdiden bir şeyler yapmalı' dedi
Hakkı KURBAN / ANKARA
MECLİS yeni anayasa tartışmalarının gölgesinde, sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı 'lobi' çalışması başlatmaya hazırlanıyor. Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı, MHP Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun girişimleriyle gündeme gelen çalışmaya, yeni anayasada olduğu gibi Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in öncülük etmesi bekleniyor.
Konuyu 'partiler üstü' bir mesele olarak gördüklerini söyleyen Halaçoğlu, 'Diaspora, 1915'in 100. yıl dönümüne rastladığı için 2015 yılı için büyük hazırlık yapıyor. Bizim de şimdiden parlamento olarak bir şeyler yapmamız, neyi söyleyip neyi söylemeyeceğimizi bilmemiz lazım. Sayın Meclis Başkanımız Cemil Bey'le görüştüm. Biz de işe, bütün parlamenterlere brifing vererek başlamalıyız. AK Parti ve CHP'de konuya hakim değerli arkadaşlar var. AKP'de Prof. Dr. Seyit Sertçelik, CHP'de Faruk Loğoğlu'nun da aralarında olduğu arkadaşlar zaten bu tür çalışmaların içinde. Partiler üstü bir çalışmayla uluslararası alanda gerekli çalışmaları yürütebiliriz' dedi.
Meclis Başkanı Çiçek'in bu öneriye sıcak baktığını ve önümüzdeki günlerde konuyu daha kapsamlı değerlendirmek için Çiçek'le bir araya geleceklerini belirten Halaçoğlu, 'Bu konuda parti ayrımım yok. Doğruları söyleyeceklerse BDP'liler de gelir' diye konuştu.
Tutuklu vekiller için bir çalışma var mı?
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e, tutuklu milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarının sağlanması için Başkanlıkça herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını sordu. Öztürk, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, 'Tutukluluğun fiili mahkumiyet durumuna dönüştürülmemesi ve adaletin en çabuk şekilde gerçekleşmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz? TBMM Başkanlığı olarak herhangi bir çalışmanız var mıdır? Yoksa, yapılması düşünülmekte midir?' sorularını yöneltti. Öztürk, bir başka soru önergesinde de yüzde 10 seçim barajı konusunda bir çalışma yapılıp yapılmadığına yanıt istedi.
2 yorum:
Anlaşıldı, insan ıslahında üst nokta yok. Yani ‘ıslahat’ tamamlandı, buraya kadarmış, şimdi işimize bakalım deme lüksümüz yok. Yaşananlar, gelişmeler, gördüklerimiz, tanık olduklarımız; ‘dünya barışının’ ilan edildiği bir gün olsa, asıl bombayı patlatmak için o günü bekleyenler oldukça, yeni araçlarla hem ıslahatı sürekli kılmamız, hem de bu gerçekle bir arada yaşamasını öğrenmemiz gerekiyor. Diğer taraftan, iç karartıcı bu tespitin yanında, ümitli olmamıza neden olabilecek bir şey de, doğru zamanda, doğru insanlarla, doğru adımları atmaya inanmak olabilir.
İnsanoğlu var olduğundan bugüne, çok uzun bir zaman geçti. Ama bazı refleksler ne yazık ki, neredeyse hiç değişmedi. Doğal vahşi yaşamı takip eden ve onun yasalarını, işleyiş biçimlerini, döngülerini, evrimlerini araştıran bilim insanları, çeşitli canlı türleri hakkında, kendini tekrar eden, değişmez bazı tespitler yapıyorlar. İşte filler gruplar halinde yaşarlar, aile bağları güçlüdür, sürünün çamura saplanmış görece güçsüz bir bireyine karşı koruyucu özellikleri vardır, bunlar onların en azından kısa vadede değişmez özellikleridir. Aslanlar da gruplar halinde yaşarlar, ama fillerden farklı olarak, sürü ilelebet bir arada yaşamaz, sürünün erkekleri birkaç yıl sonra, sürünün lideri olan babalarına karşı gelme refleksi gösterecek şekilde, doğanın bu türe özgü yasaları ile donatılmıştır. Buna göre, ‘baba’’ya itaat bir yere kadardır. O gün geldiğinde genç erkekler, sürüde daha fazla kalmazlar ve kendi ailelerini oluşturmak üzere sürüden ayrılırlar. ‘Vahşi’ doğada bu durum her türün kendi doğal yasalarına göre devam eder gider. İnsaf, kadirşinaslık, hakkaniyet, adalet, bağışlama, paylaşma, sıraya girme, empati, farklılıkları olduğu gibi kabul vb. hasletler sadece insanlara özgüdür. Bu ve benzeri hasletler olmadığı içindir ki, doğaya, güzelliği yanında bir de ‘vahşi, yaban’ etiketini yapıştırmayı uygun görürüz. Kendi yarattığımız kurallarımız ve değer yargılarımızla bakınca, doğa ‘güzel’ ve ‘vahşi’dir.
Peki insan cephesinde durum ne kadar farklı? Zulüm, vahşet doğada diğer canlı türleri arasında var da, insanlar arasında yok mu? Omuz vurup öne geçme, üstüne basarak yürüme refleksi halen devam ediyor. Muhatabını poligon tahtası görme, günah keçisi yerine koyma, hakir görme, aşağılama bazıları için adeta bir ihtiyaç. Yabancı düşmanlığı, kendisine benzemeyeni yok sayma, bir ülkedeki azınlıkta kalmış millet unsurlarına, sadece nüfus miktarı ile karakterize edilmiş çoğunluğa tanınan hak ve özgürlükleri reva görmeme; azınlıkların, büyük-küçük maddi-manevi her alanda nefesini kısma, hareket alanını daraltma; ifade ve eleştiri özgürlüklerini dar kalıplar içine hapsetme doğada hangi türe özgü ve ne kadar insani acaba? Örnekleri çoğaltmak mümkün. Manevi kimliğine saldırma (dokunma, müdahale değil, doğrudan saldırma - Ayasofya), farklılıklara tahammülsüzlük (Dink cinayeti), eleştiriye, konuşmaya, tartışmaya tahammülsüzlük ve linç kültürü (fişleme, yasaklama, takip, tehdit, dışlama, gözaltı - bazı yazar ve akademisyenler)…
Bunları doğanın insana özgü hangi yasaları ile açıklamalı?
1915’in 100 ncü yıldönümü ile ilgili Ermeniler tarafından olduğu kadar, TBMM tarafından da bir hazırlık yapılması düşünülüyormuş. Umarız bu sefer farklı olur. Bekleyip, görelim …
Yusuf halacoglu ginbi bir fenomenin boyle bir calsiamda olmasi iel zaten calismanin rengi belli! Siddetle bu soytarinin bilirkisi gibi yer almasini kiniyor ve lanet olsun diyorum!
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.