Türk yazar Mehmet Perinçek’in ″Rus Devlet Arşivlerinden 120 Belgede Ermeni Sorunu″ tarihi belgelerin bir kez daha tahrifatıdır. Açıklama düzenlenen basın toplantısı esnasında Ermenistan Ulusal Arşivi (EUA) direktörü Amatuni Virabyan’dan geldi. Virabyan’ın ifadesiyle kitabın yazarı Ermeni Soykırımına ilişkin verileri by-pass ederek, Türk tarafının işine gelen belge pasajlarını kullandı.
EUA Direktörü Virabyan, kitabın Türkiye’den daha ziyde Azerbaycan’da büyük bir coşkuyla karşılandığın, Azerbaycan portallarının Perinçek’yönelik hayranlıklarını ifade ettiklerini, eserin Türkiye’de daha itidalli karşılandığını belirterek ″Moskova’da istediğiniz kitapçıya girin ve en az 10 Ermeni karşıtı kitap bulursunuz. Kitap tasarımları oldukça iyi ve önemlisi fiyatları elverişli″ dedi ve Ermeni tarafının yanıt olarak herhangi bir teşebbüste bulunmadığını sözlerine ekledi.
News from Armenia - NEWS.am
1 yorum:
Aşmakta güçlük çektiğimiz eşikler var. Uluslar arası ilgi odağının bir köşesine tutunmayı başarmış çok hassas konular söz konusu olduğunda, konunun gerektirdiği ‘kurgulanmış bir vücut kimyası’ ile hareket etme zorunluluğu var. Ama lehte, ama alehte … Tıpkı ameliyata giren operatörlerin, az sonra üzerinde çalışacakları konunun gerektirdiği gibi kıyafetler giymek ve olmazsa olmaz sterilizasyon kurallarına uymak ve işlem sonrası ‘komplikasyonlara’ yani yan etkilere sebep olmamak için gerekli tedbirleri almak zorunda oldukları gibi. Bu tıbbi örnekten devam edecek olursak; ameliyatta, onun gerektirdiği önlemlerden hiçbirine gerekli özen gösterilmezse, ameliyat sonrası, hastayı kurtarsanız bile, hastalığın sizden beklediği maddi-manevi bütün ilgiyi göstermiş olsanız bile, komplikasyonlar yani yan etkiler gibi istenmeyen sonuçlarla karşılaşma ihtimaliniz yüksek. Hastayı bu nedenlerle kayıp da edebilirsiniz. Kısacası, üzerinde çalışılması düşünülen konu her ne ise, onun gerektirdiği donanımlarla donatılmış olmalısınız ve işlem tamamlanılıncaya kadar da öyle kalmalısınız.
Neredeyse 150 yıldır uluslar arası kamuoyuna mal olmuş Türk-Ermeni uyuşmazlığı konusu için de durum aynı. Burada aşılamayan eşik nedir? Benim kanaatim, bu konu ile ilgilenirken taraflı olmaktan, ‘araçlar, olgular, belgeler, yaşanmışlıklar’ içinde seçici-ayırıcı davranmaktan (cımbızlama yöntemi!) ve zıtların birliğini oluşturanlar arasından işimize geleni dillendirmekten kendimizi alamıyoruz. Ya da daha doğru bir deyimle, Türk-Ermeni uyuşmazlığı konusu, böyle düşünenlerin tekelinde bulunuyor ve konu da bu tekelin manüplasyonuyla aldığı biçimle gündemdeki yerini alıyor. Konuyu uzaktan, yakından takip eden bizler de, bize sunulanlarla kendi kanaatlerimizi oluşturuyoruz. Bu kanaatler de bizim konu ile ilgili düşüncelerimize rehberlik ediyor. Düşüncelerimize rehberlik edecek kanaatlere gelinceye kadar, yukarıda bir benzetme ile tanımlamaya çalıştığım konunun gerektirdiği önlemlere gerekli özen gösterilmeyecek olursa, düşüncelerimize rehberlik edecek kanaatlerimiz de ölü doğmuş olacaktır. Bizler artık bu noktadan sonra, aslında ‘ölü doğmuş ya da sakat’ kanaatlerimizle hareket etmekle, konuya hizmet ettiğimizi düşünmeye başlarız. Bu noktadan sonra, ne kadar çabalasak da doğruya, gerçeğe, aklın işaret ettiklerine, taraflardan her ikisinin de kazanacağı irade modellerine ulaşmak imkansız hale gelir. Çünkü uyuşmazlığın çözümüne yönelik atılan adımlar, daha yolun başında yanlış atılmıştır.
Türk-Ermeni uyuşmazlığının çözümü ya da en azından yumuşamaya başlaması, ‘kirli çamaşırları’ karşılıklı olarak diğerinin yüzüne vurmaktan geçmiyor. Bu sorunun çözümü, birinin ‘kabulü, teslimiyeti’, diğerinin bu ve benzeri kazanımlar üzerine politikalar oluşturmasına bağlı değil. Çünkü tarafların bugünkü politikalarına yön veren ‘algı’, uyuşmazlığın çözümünde, bugüne kadar kullanılan yöntemlerden farklı yaklaşımları gerekli kılıyor. Karşılıklı suçlamalar, belge üzerine belge ifşa etmeler, karşılıklı kazılan siperlere yenilerini eklemekten başka bir işe yaramıyor. Ya da bütün bunları ileriye dönük birer ‘kazanım’ olarak görenlerin gözünde, konunun tartışıldığı zemini ve çözüm yöntemlerini ‘başka boyutlara’ taşımaya aracılık ediyor. İçinde ‘kendi doğruları’ ile birlikte var olan bu ‘başka boyutlar’ da, kendi meşruiyeti ile sahne alıyor ve elbette belirleyici de oluyorlar.
Özeti şu; hedeflerinizden taviz vermeyebilirsiniz. Ama yöntem değiştirebilirsiniz. ‘Tatlı dil’ yılanı deliğinden çıkarırmış.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.