Etiketler

'Türkiye Çözümde Rol Oynayabilir'

Ermeni işgali altındaki Karabağ ihtilafının müzakerelerini yöneten Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın yeni genel sekreterinden önemli değerlendirmeler geldi. Zaman'a konuşan Genel Sekreter Lamberto Zannier, AGİT ya da başka mekanizma vasıtasıyla değil, ancak tarafların gerçekten istemesiyle Karabağ krizinin çözülebileceğini söyledi. Zannier, "Atı suya sokabilirsiniz ama su içmeye zorlayamazsınız. Bu da biraz böyle." dedi. Müzakereler ABD, Fransa ve Rusya'nın AGİT eşbaşkanları vasıtasıyla yürüse de Zannier, "Bu mesele bizim tekelimizde değil. ElbetteTürkiye iki ülkeye de komşu olduğundan politik olarak sürece destek verebilir." diye konuştu. İtalyan yetkili, İslam karşıtlığının da Avrupa'nın önemli bir sorunu olduğuna dikkat çekti.


TÜRKİYE'YE ANAYASA UZMANI GÖNDEREBİLİRİZ

Temmuz ayında AGİT genel sekreterliğine seçilen Lamberto Zannier, Türkiye-Afganistan-Pakistan üçlü zirvesinin yapıldığı Çırağan Sarayı'nda Zaman'a konuştu. Zannier, dün sabah konuştuğuİstanbulForumu'nda "AGİT, Karabağ meselesi için elinden geleni yapıyor ama elden gelen bu." diyerek pek olumlu bir tablo çizmemişti. Zannier, "Çözümün hangi mekanizma ile gerçekleşeceğine dair çok fazla vurgu yapılıyor. Oysa mesele aynı zamanda tarafların anlaşmaya hazır olması." diyerek sorumluluğu taraflara attı. Lamberto Zannier, "Bir şeyler eksik." diye ekledi. Mevcut mekanizmanın çalışmadığını söylemek için bir sebep olmadığını kaydeden Genel Sekreter, "Buluşmaları artırabiliriz ama bu, ülkelerin bunu beyan etmesine bağlı." dedi. Türkiye'nin müzakerelere resmen katılmasa da bölgenin önemli bir aktörü olarak rol alabileceğini anlatan Zannier, "Türkiye taraflar arasında diyalog oluşturmak için şartları hazırlayabilir." ifadesini kullandı. İtalyan Zannier bir taraftan müzakerelere yürürken diğer taraftan da arazide şartları kontrol ederek durumun daha kötüye gitmesine engel olmaya çalıştıklarını belirtti.

Zannier, AGİT'in Arap Baharı sonrası Kuzey Afrika ile yakından çalışmak istediğini de anlattı. Türkiye'nin tecrübesini bu ülkelere iyi bir model olarak gösteren Genel Sekreter özellikle AGİT'in anayasa uzmanlarının bu süreçte katkıya hazır olduğunu bildirdi. Sivil toplum örgütleriyle işbirliği ve seçimlerde gözlemin akla gelen ilk seçenekler olduğunu kaydetti. Zannier, talep gelmesi durumunda anayasa yazma sürecinde Türkiye'ye uzman desteği vermeye hazır olduklarını da bildirdi. Lamberto Zannier, İslam karşıtlığı ve göçmenlere karşı nefretin Avrupa'nın önemli bir sorunu olduğuna dikkat çekti. Bu meselenin gündemlerinde olduğunu ve hoşgörüyü teşvik eden çalışmalar yapılması gerektiğini dile getirdi.

2 yorum:

on 1915 dedi ki...

Karabağ sorunu yalnızca Azerbaycan ve Ermenistan arasında meydana gelen ve yalnızca bu iki ülkeyi ilgilendiren bir sorun değil. Çok yönlü bir sorun. Ülkeler arasında savaşla sonuçlanan anlaşmazlıklar, eskiden olduğu kadar tarafları sadece iki ülke ile sınırlı, sade, yalın anlaşmazlıklar gibi çıkmıyor karşımıza. Küreselleşme kavramına bir de bu boyuttan bakmak mümkün. Küreselleşme ile ülkeler ve toplumlar, birbirine daha yakın hareket etme imkanını buldular. Fiziki sınırlar, geçişleri kolaylaştırılmış mal ve insan hareketleri ile aşılması zor engeller olmaktan çıktı. Dünyanın herhangi bir yerinde, bir ‘Berlin duvarı’ daha inşa etme düşüncesi herhalde mümkün değil. Bununla birlikte, kendi ülkelerinin güvenlik ve ticari çıkarlarını merkeze koyarak oluşturulan ülkeler arası ittifakların, işbirliğinin, kısa ya da uzun vadede şekil değiştirebildiğini de eklemek gerekir. Etrafında birleşilen ortak bileşenler nicel ve nitel olarak değiştikçe, kamplaşmalarda, ittifaklarda bir değişimin görülmesi günümüzün ‘normal’lerinden.

Karabağ sorununda ve genel olarak Kafkasya bölgesinde de ‘at koşturan’, bölgenin istikrarlı, güvenli bir yaşam alanı olmasında çıkarı olan ülkeler var. Bölgedeki bugünkü duruma bakacak olursak, Rusya zaten orada. Tarihsel olarak, bu bölgeye olan ilgisini hiç eksik etmemiştir. Rusya aynı zamanda; ABD, AB gibi önemli politik aktörler ve hem siyaseti hem de kültürü ile etkili olan Ermeni azınlıklara sahip belli başlı ülkeler ile irtibatını güncel ve etkili tutmaya çalışan Ermenistan ile de, güçlü bir ittifak içerisindedir. Rusya ve Ermenistan ittifakı, batılı ülkelerin ve özellikle ABD’nin rıza gösterdiği, daha doğrusu onayladığı bir ittifak değil. Ama güvenlik endişeleri, Karabağ sorunu gibi uluslar arası takibe konu olmuş anlaşmazlıklar, Türkiye ve daha az olarak da İran’la olan tarihsel uyuşmazlıklar, Ermenistan’ın Rusya ile hem ekonomik hem de askeri ittifakını zorunlu kılıyor ya da Ermenistan’daki bugünkü yönetim, tercihini bu yönde kullanmayı seçmiş durumda.
(devamı var …)

on 1915 dedi ki...

(yukarıdaki yorumun devamı …)
Bölgenin küçük ülkelerinden bir diğeri Gürcistan da, Rusya’dan bağımsızlığını ilan ettikten sonra, artık tekrar aynı birlikteliğe geri dönmek yerine, AB ve ABD ile ilişkilerini daha da güçlendirmek istiyor, batılı ülkelerin üyesi olduğu, siyasal ve askeri kuruluşlara katılmak istiyor. Denebilir ki, özellikle batılı ülkelerin ortak kaygısı, bölgenin güvenli ve istikrarlı bir bölge olmasını sağlamak ve bölgenin zengin enerji kaynaklarını güvenli yollardan yine batının kullanımına sunmak. Bu yüzden bu coğrafyada yer alan ülkeler arasında var olan, gerginlik üreten politikalara bir son verilmesi ve sorunların çözülmesi isteniyor. Bölgeyi ilgilendiren ticari anlaşmalara Ermenistan’ın da taraf olarak dahil edilmesi arzu edilen bir gelişme. Bunlar beklentiler. Ama tam bu noktada, yine karşımıza, her bir ülkenin olmazsa olmazı haline gelmiş tarihsel kırmızı çizgileri su yüzüne çıkıyor. Türkiye, kendisinden beklenen adımları atabilmesi için, Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik bazı konulardaki politikalarında değişiklikler bekliyor. Ermenistan için ise, Türkiye’nin kendisinden beklediği, Ermenistan anayasasında ve kuruluş bildirgesinde de ifadesini bulmuş tarihsel kökenleri olan politikalarında değişiklikler yapması, yaşamsal değeri olan tam dokunulmaz bir saha görünümünde. Taraflar, satrançta pata-ölümcül kilitlenme durumundalar.

Yine dönüp dolaşıp, çözümü diyalogta arama noktasına geliyoruz. Çözümde herkes rol alabilir. Ama kendisinden çözüm beklenen ülkelerin sergiledikleri bugünkü duruş, dargın olan ebevyenlerin, çocukları üzerinden konuşmasına benziyor. Belki de diyaloğu imkansızlaştıran nedenler, bölge ülkelerinden özellikle Ermenistan ve Türkiye’nin tüzel bir kişilik olarak kimliklerini oluşturan yapı taşlarının nitelikleri. Her iki tarafın da ana gövdesini oluşturan yapı taşları, sahneye çıkar çıkmaz spontane uyumsuzluğa neden oluyor; daha sonra bu uyumsuzluk üzerine politikalar oluşturulmaya çalışılıyor. Belki de, kısa adı TARC olan Türkiye-Ermenistan uzlaşma komisyonunun başarısızlıkla sonuçlanmasını burada aramak gerekiyor. Psikolojik araçlarla donatılmış askerleri karşı karşıya getirmek sonuç vermiyor, aksine bu başarısızlığın sorumlusu kim noktasında yeni suçlamaların yapılmasına neden oluyor; önceki yapılmış suçlamalarda haklı çıkmanın avantajları dile getirilerek sorunun kemikleşmesine bir tuğla daha konuluyor. Bu gelişmelerden fayda-zarar hesabı yapıldığında, zarar hanesine bir çentik daha atılıyor.

Ya amaçlar ve araçlar tam istenildiği gibi uyumlu gidiyor, ya da amaçlar ve araçlar arasında halli mümkün handikaplar yüzünden geçici bir uyumsuzluk yaşanıyor. Bunların tamamına birden de ‘tarih’ adı veriliyor.

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.