Etiketler

"Zarakolu Cezaevini Değil, Nobel Ödülünü Hak Ediyor"

IPA ve PEN'den yapılan açıklamalarda yayıncı Ragıp Zarakolu'nun KCK operasyonları kapsamında tutuklanması eleştirildi ve Zarakolu'nun cezaevlerini değil, Nobel ödülünü hak ettiği ifade edildi.



Yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu'nun Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonu kapsamında tutuklanmasına Uluslararası Yayımcılar Birliği (IPA) ve Uluslararası Yazarlar Derneği'nden (PEN) tepki geldi.
IPA'dan yapılan açıklamada Zarakolu'nun Türkiye'deki özgür yayıncılığın yüz akı olduğu ve bir an önce serbest bırakılması talep edildi.
T24'ün haberine Ragıp Zarakolu'nun hâkim karşısına çıkmasının en az bir yılı bulacağı ancak kendisinin sağlık durumunun cezaevi koşullarını kaldıracak durumda olmadığı ifade edildi ve IPA'nın örgüt olarak Türkiye'nin Cenevre'deki Birleşmiş Milletler (BM) daimi temsilcisiyle temasa geçeceği belirtildi.
Zarakolu'nun tutuklanma kararına tepki gösterenler arasında bulunan Uluslararası Yazarlar Derneği'nden (PEN) yapılan açıklamada "Zarakolu yazma ve yayınlama özgürlüğü mücadelesinde uluslararası olarak saygı duyulan bir isimdir" denildi.
PEN'den Larry Siems, yaptığı açıklamada "Zarakolu gibi Türkiye'de sansürü önlemeye çalışanlarla siyasi gündemlerini baskı yoluyla dayatanların çabaları karıştırılmamalıdır" dedi. (EKN)

1 yorum:

on 1915 dedi ki...

Bu suç yada suçlu takibi değil. Bu doku uyuşmazlığı. Ama kim kime uyacak; buna herkesin farklı bir cevabı var. Tutuklama talepleri, soruşturmalar, kovuşturmalar da, cevabı farklı olanlar arasında o sırada çoğunluk ve güçlü olanlardan geliyor. Azınlıkların çoğunluğa ‘rahatsızlık verme’, çoğunluğun kendisinden kaçırarak yediğini ‘burnundan getirme’ ya da rahatsızlıklarını dile getirme ve tepki verme mekanizmaları daha farklı. Tepki vermek zorunda kalıyorlar, çünkü çoğunluğun ve güçlünün uygulamaları vicdan rahatlatmıyor, tam tersine cevap hakkı doğuruyor, azınlıklar da doğal olarak kendi yöntemleri ve araçları ile bu hakkı kullanıyorlar. Azınlıkta olanlar cevap haklarını kullanırken akla, sağduyuya, mantığa, genel geçere, siyasetin ve hukuk kurallarının insanlığa hizmette ulaştıkları en son hallerine referans göstermeye çalışıyor, uluslar arası kamuoyunun kabulüne mazhar meşru yolları kullanmak istiyorlar. Arada bir, olan bitenler karşısında ‘canlarına tak edişin’ bilmem kaçıncı seferinde, küfürvari söylemlerde de bulunuyorlar ki, bu kadarı kadı kızında da olur ve bu tarz söylemlerin islamiyette de kabul gördüğü söylenir. (Küfür ruhun egzozu imiş!...)

Peki çoğunluk ve güçlü olan ne yapıyor. Yasaları öyle bir ruhla, yaşadığı çevre ve dünya algısı ile yapıyor ki, yasanın kendisi durduk yerde spontane bir ‘öteki’ yaratıyor. Daha sonra da, ‘öteki’ ile ‘öteki olmayanın’ yani birbirlerinden farklı olanların birlikteliğinin ‘ham’ kuralları işlemeye başlıyor. Kardeşlik, adalet, karşılıklı her çeşit haklara ve özgürlüklere saygı, kendisi için istediğini ‘öteki’ için de isteme vb. işlenmiş, rafine belirleyiciler yerine, sokak jargonu ve ruhu ile hareket etme refleksi cari olmaya başlıyor. Bunun içinde korumacılık, milliyetçilik, yok sayma, yok etme, dize getirme, imana getirme, döve döve zorla sipariş kimlikler belletme, farklılıklardan steril bir vatan yaratma, aynılaştırma, ya zorla sevdirme ya da zorla terk ettirme, yıldırma, farklı olana izafe edilebilecek suçlar yaratma ve suçlama gibi ilkel ne ararsanız var.

Bu tutuklamalar ile yapılanların türkçesi şu: Oralar, buralar benim, ben ne dersem o olur. Olur da, dünyanın insan haklarında, hukukta, siyasette, rejim biçimlerinde, uluslar arası anlaşmalarda geldiği aşama başına buyruk hareket etmeye izin vermiyor ki. Bir parça esnekliğin, işleri daha da kolaylaştıracağını, bize daha yaşanılır bir dünya sağlayacağını görmek için durmak yok beklemeye devam.

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.