Lozan Antlaşmasında gayrimüslim vatandaşlar azınlık olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla hukuken bütün gayrimüslimler azınlıktırlar. Süryaniler de diğer azınlıklar gibi vakıflara sahiptirler Lozan Antlaşması’ndan kaynaklanan. Cemaat vakıfları, azınlık vakıfları vardır. Ancak hukuken azınlık olmalarına rağmen fiiliyatta eğitim ile ilgili haklardan yararlandırılamamışlardır. Diğer azınlıkların, Ermeni, Rum ve Yahudilerin ilkokuldan başlamak üzere lise düzeyine kadar kendi anadillerinde eğitim ve öğretim yaptıkları kendi özel okulları vardır. Ama Süryanilerin okulları mevcut değildir. Bu uygulamayla ilgili bir çelişkidir.
****
Türkiye’nin en eski halklarından olan Süryaniler, tarih
boyunca yaşadıkları sorunlarla yüzleşmeye çalışıyor. Güneydoğu (Turabdin)
Süryani Kültür ve Dayanışma Derneği ile Hollanda Büyükelçiliği işbirliğiyle
İstanbul’da Süryani halkına yönelik ikincisi düzenlenen “Çok Kültürlü Yaşamda
Süryaniler” konulu sempozyum da geçtiğimiz cuma günü bu amaçla
gerçekleştirildi. Sempozyumda Süryani halkının önde gelen isimleri ve aydınlar
geçmişten bu güne Süryanilerin yaşadıkları sorunları ve bu sorunların çözümleri
üzerine tartıştı. Biz de, sempozyumun açılış konuşmasında “Süryaniler
Anadolu’nun en kadim halklarındandır; ancak Türkiye’den gitme noktasına
gelmişlerdir” diyerek tarihle yüzleşme çağrısı yapan Türkiye’nin ilk Süryani
vekili, BDP Mardin Milletvekili Erol Dora ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.
-Süryaniler, Lozan Antlaşması’nda azınlık statüsünde yer
almasına rağmen cemaat vakıfları dışında uygulamada bu statünün getirdiği
haklardan yararlanamıyor. Süryanilerin en temel taleplerinden biri ise bu
haklardan faydalanmak, bu konuda neler söylersiniz?
Lozan Antlaşmasında gayrimüslim vatandaşlar azınlık
olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla hukuken bütün gayrimüslimler azınlıktırlar.
Süryaniler de diğer azınlıklar gibi vakıflara sahiptirler Lozan Antlaşması’ndan
kaynaklanan. Cemaat vakıfları, azınlık vakıfları vardır. Ancak hukuken azınlık
olmalarına rağmen fiiliyatta eğitim ile ilgili haklardan
yararlandırılamamışlardır. Diğer azınlıkların, Ermeni, Rum ve Yahudilerin
ilkokuldan başlamak üzere lise düzeyine kadar kendi anadillerinde eğitim ve
öğretim yaptıkları kendi özel okulları vardır. Ama Süryanilerin okulları mevcut
değildir. Bu uygulamayla ilgili bir çelişkidir.
-Süryanilerin Lozan’la sahip olduğu anadilde eğitim
hakkından uygulamada yararlanamamasının nedenini ne olarak görüyorsunuz?
Azınlıkların, yani Ermeni, Rum ve Yahudilerin,
Anadolu’nun her yerinde Lozan’dan kaynaklanan kendi özel okulları vardı. Ancak
bugün Anadolu’da, Türkiye’de İstanbul hariç hiçbir okulları kalmamıştır.
Süryaniler o tarihlerde hep doğuda yaşadıklarından dolayı bu haklarının
bilincinde değillerdi. Süryanilerin de okulları vardı zamanında. Mesela
Mardin’deki okul 1928 tarihinde, Lozan’dan beş sene sonra kapatılmıştır. Diğer
azınlıkların okulları da kapatılmıştır. Şu an yalnız İstanbul’dakiler yaşıyor.
Süryanilerin de İstanbul’da okulları olmuş olsaydı o tarihlerde, bana göre
onlar da yaşıyor olacaktı.
“BÜTÜN VATANDAŞLARI KAPSAYICI BİR ANAYASA GEREKLİ”
-Geçtiğimiz ay TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na
Süryaniler de kendi taleplerini dile getirdi. Bunların arasında anadilde
eğitim, kültürel hakların tanınması, vatandaşlık kavramının etnik bağlamdan
çıkarılması gibi talepler yer aldı. Yeni anayasa yapımı sürecini nasıl
değerlendiriyorsunuz bu noktada?
Yeni Anayasa yapımı sürecinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu
kurulmuştur ve meclisteki bütün partiler komisyona üç üye vermişlerdir.
Dolayısıyla bu konuda eşit davranılmıştır. Partilerin meclisteki milletvekili
ne olursa olsun, tüm partilerin üç üye vermesini bu açıdan olumlu
değerlendirmek lazım. Ayrıca anayasa yapımı sürecinde Anayasa Uzlaşma
Komisyonu, bütün tüzel kişilerden, sivil toplum kuruluşlarından, farklı
halklardan, etnik gruplardan, inançlardan insanları da davet ederek yeni
anayasa konusundaki görüş ve taleplerini dinlemektedir. Bu çerçevede Süryaniler
de Ankara’ya geldiler ve kendi taleplerini ilettiler. Yeni anayasal vatandaşlık
tanımının bütün vatandaşları kapsayacak bir biçimde oluşturulması, anadilde
eğitimin serbest olması, bütün dini özgürlüklerin tanınması konusunda talepleri
oldu. Biz bunu çok önemsiyoruz; çünkü Türkiye’de ilk defa bütün farklılıkların
talepleri Ankara’ya çağrılıp dinlendi. Bu istemlerin dinlenmesini bile tarihi
bir adım olarak değerlendiriyoruz. Umarız ki bu talepler dikkate alınacak ve
tam demokratik, sivil, yasaklamalardan arındırılmış, anayasal vatandaşlık
temelinde yapılacak tanımlamayla bütün vatandaşları kapsayıcı, din ve düşünce
özgürlüğünün egemen olduğu bir anayasa yapılacak. Böylelikle bütün
vatandaşların zorunlu vatandaşlıktan gönüllü vatandaşlığa evirildiği bir
anayasa olacak diye düşünüyoruz. Biz bu konuda umudumuzu devam ettiriyoruz. Bu
konuda katkılarımızı, çalışmalarımızı sunmaya çalışıyoruz. Süryanilerin
Ankara’ya gelmesi de bu anlamda bir katkıdır. Türkiye’nin ve Anayasa Uzlaşma
Komisyonu’nun bütün bu farklılıkları dinlemesi de Türkiye’nin değiştiğinin
göstergesi ve değişeceğinin de bir ön adımıdır diye düşünüyoruz.
-Yani değişimden yana umutlu olduğunuzu söyleyebilir
miyiz?
Tabii umutluyuz. Mesela bugün burada bir sempozyum
gerçekleşiyor. Bu tür bir şey bir on beş sene önce yoktu. Demek ki Türkiye
değişiyor. Tabii eksikler var hala. Düşünce özgürlüğü konusunda, siyasi
partilerle ilgili yasaklamalar konusunda eksikliklerimiz var. Tam demokrasiyle
ilgili, hukukun üstünlüğü ile ilgili, yargı bağımsızlığı ile ilgili
sorunlarımız mevcuttur. Bugün Kürt sorunu hala mevcudiyetini devam
ettirmektedir. En büyük sorun budur. Fakat buna rağmen umutluyuz, katkı
sunmalıyız ve sorunlarımızı tartışarak adım adım gitmeliyiz diye düşünüyorum.
Süreç devam ediyor.
“MÜLKİYET SORUNUNDA ANKARA’NIN İNİSİYATİFİ LAZIM”
-Mülkiyet sorunu da Süryaniler için yakıcılığını koruyan
bir konu. Özellikle 1990’lı yıllarda bölgede yaşanan faili meçhul cinayetlerle
birlikte Süryanilerin yurtdışına göçü hızlandı, geri dönenler ise sahip oldukları
toprakları devlet tarafından hazine adına kaydedilmiş buldu. Bu konuda nasıl
bir çözüm öneriyorsunuz?
Süryaniler bölgeyi çoktan terk etmişlerdi. Ancak 12
Eylül’den sonra bu göç daha da hızlandı. Gidenler bir daha dönmemek üzere
gitmişlerdi. Ancak Süryaniler, Avrupa’ya gittikten sonra da hiçbir zaman gönül
bağlarını Türkiye’den koparmadılar. Türkiye’de başlayan değişimle birlikte
tekrar ülkelerine dönmeye ve kendi gayrimenkullerine sahip çıkmaya başladılar.
Burada olmadıkları zamanlarda da kadastro çalışmaları başlamış ve birçok
gayrimenkulleri hazine ve orman adına kaydedilmişti. Zamanında bölgede kadastro
geçmediğinden dolayı insanlar fiili olarak kendi gayrimenkullerine sahiplerdi.
Tapulandırma ve kadastro çalışmalarıyla birçok gayrimenkullerin orman ve
hazineye yazılması onları mağdur eden bir konudur. Süryaniler, bölgenin,
Mezopotamya’nın en eski halkıdırlar ve daha önce sahip oldukları
gayrimenkullerin tekrar kendilerine iadesi sorununa eğilmenin önemli olduğunu
düşünüyorum. Bu konudaki taleplerini bu tür sempozyumlarla, yargıya giderek
dile getirmeye çalışıyorlar. Bu konuda Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün ve
hatta bakanlığın bazı inisiyatifler geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Bu
biraz da Ankara ile ilgili bir olaydır.
-Son olarak, AKP hükümetinin Süryanilere yönelik tutumunu
nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir Süryani açılımı söz konusu mu?
Açılım münhasıran bir topluluğa, bir halka yönelik
olmamalı. Türkiye’de demokratikleşme olduğunda bu genel anlamda bütün
vatandaşları etkilemektedir. Dolayısıyla Türkiye bir hukuk devleti olacaksa
yalnız bir grup vatandaş için değil, bütün vatandaşlar için demokratikleşmeye
gidilmesi lazım. Türkiye’de her kesimin kendine has sorunları var. Süryanilerin
de kendilerine has sorunları var. Ancak biz münhasıran Süryanilere yönelik bir
değişiklik talep etmekten ziyade, Türkiye’nin tam demokratikleşmesini
istiyoruz. Yeni yapılacak demokratik, sivil bir anayasayla bütün
ötekileştirilmiş olan farklılıkların kendilerini özgürce ifade edebileceği, anadillerinde
eğitim hakkı olmak üzere çeşitli hakların kendilerine tanındığı bir ortam
yaratıldığında zaten tüm bu farklı kesimler de kendilerini daha iyi ifade
edebilirler ve daha özgür temelde kendi sorunlarını dile getirebilirler diye
düşünüyorum.
İlk Süryani gazetesi “Sabro” çıktı
Süryanicede umut anlamına gelen “Sabro” Osmanlı’dan bu
yana çıkan ilk Süryani gazetesi olma özelliğini taşıyor. İlk sayısını bu ay
veren ve şu an için aylık çıkan Sabro Gazetesi Türkçe ve Süryanice
yayımlanıyor. Sabro Gazetesi, Süryanileri tanıtmayı ve taleplerini dile
getirmeyi amaçlıyor. Gazetenin Genel Yayın Sorumlusu Tuma Çelik, gazetenin
hedeflerini şöyle açıklıyor: “ Sabro olarak önümüze koyduğumuz esas hedef
duyulmayan sesimizi duyurabilmek, sorunlarımızı ortaya koyabilmek,
taleplerimizi dillendirmek ve geleceğe dair umudumuzu herkese göstermek,
hissettirmek. Çok köklü bir geçmişe sahip olmamıza, verdiğimiz emekle birçok
değer yaratmamıza rağmen yaşanan olumsuzluklardan dolayı bitme noktasına gelen
bir halkız. Kültürümüz, dilimiz, bir bütün olarak kimliğimiz Türkiye’de bitme
noktasına geldi. İşte biz buna bir dur demek için yola çıktık ve her şeye
rağmen bir umudumuz olduğunu da göstermek istiyoruz.”
“Çok Kültürlü Yaşamda Süryaniler” sempozyumu gerçekleşti
23 Mart günü, Cezayir Toplantı Salonunda Süryani
(Turabdin) Kültür Derneği ve Hollanda Büyükelçiliği işbirliğiyle “Çok Kültürlü
Yaşamda Süryaniler” konulu sempozyum gerçekleşti. Açılış konuşmasını BDP Mardin
Milletvekili Erol Dora, Hollanda Büyükelçisi Siyasi İşler Birinci Sekreteri
Peter Van Der Bloemen ve Avrupa Süryaniler Birliği üyesi Tuma Çelik’in yaptığı
sempozyumda Süryani cemaatinin önde gelenleri ve Sosyolog İsmail Beşikçi, İnsan
Hakları Savunucusu Yavuz Önen, Akademisyen Suavi Aydın, Yazar Orhan Miroğlu
gibi isimler Süryanilerin yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini tartıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.