Pazar günü Zaman'ın yorum sayfalarında, hukukçu Arif
Koçer'in kaleminden 'Bediüzzaman ve Ermeniler' başlığını taşıyan harika bir
yazı yayımlandı. Başta Hıristiyanlar olmak üzere bütün gayrimüslimlere
bakışımızı temelden sarsan, örseleyen ve bu bakışı yeniden sorgulamamızı
sağlayacak çok önemli bir yazıydı bu...
Bizim gayrimüslimlere bakışımızı, onlara davranışımızı
kim belirliyor? Bunlarla ilgili düşüncelerimizde neyi referans alıyoruz? Bu
konuda dini inançlarımız mı belirleyici olan? Yoksa ırk temelinde bugüne kadar
bize devlet tarafından öğretilenler mi inançlarımıza kaynaklık ediyor? Maalesef
bugün Ermenilere, Rumlara, Süryanilere bakışımızı dini referanslarımız değil,
okulda, gazete ve televizyonlarda bilinçaltımıza yerleştirilenler belirliyor.
Oysa İslamiyet'in, Müslüman olmayanlara bakışı bizim bakışımızdan çok farklı.
İnanan bir kişi, hiçbir gayrimüslimi inancından dolayı
ötekileştiremez, kınayamaz, zorlayamaz, baskı altında tutamaz. Bunların
olmasına da rıza gösteremez. İslam'ın bu konudaki hükümleri çok açık ve
bellidir. Gerçek anlamda inanç ve ibadet özgürlüğü vardır. Bugün maalesef
birçoğumuzun fikirleri, devletin bize öğrettikleriyle yani hiçbir İslami
gerçekliği olmayan düşüncelerle dolu.
Hz. Peygamber (sas), Hıristiyan olan İbn Harris bin Ka'b
ve dindaşlarına yazdırdığı anlaşma metnine, "Şark'ta ve Garp'ta yaşayan
tüm Hıristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın,
Peygamber'in ve tüm müminlerin himayesindedir." maddesini koydurmuş,
Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimsenin kerhen İslam'a icbar
edilmeyeceğini, Hıristiyanlardan birisinin herhangi bir cinayete veya
haksızlığa maruz kalması halinde Müslümanların ona yardım etmek zorunda
olacağını söylemiştir!
Çağın müceddidi Bediüzzaman da gayrimüslim Ermenilerin
komşularımız olduğunu belirtirken, "Şu memleketin saadeti ve selâmeti
Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vabestedir (bağlıdır). Fakat mütezellilâne
(zillet içinde) dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi (milli onuru)
muhafaza ederek, musalâha (barış) elini uzatmaktır." diyor.
Hayat felsefelerini İslam'dan alan topluluklardan gerek
Selçuklular zamanında gerekse de Osmanlı döneminde Hıristiyanlarla Müslümanlar
aynı topraklarda birlikte yaşadı. Hıristiyanlar, inançlarından dolayı ne
horlandı, ne kınandı ne de baskı gördü. Bin yıldır dini referanslarla bu
toprakları yönetenler, Rumlara, Süryanilere, Ermenilere, Yahudilere ya da
kendisi gibi inanmayan hiç kimseye baskı yapmadı, olabildiğince dini özgürlük
sağladı. Hal böyle iken bugün kendine muhafazakâr diyen bazı kesimlerin bunları
yabancı görmesini anlamak gerçekten çok zor. Devletin yıllardır bu konudaki
gayri İslamî tavrını bazı muhafazakâr kesimlerin böylesine içselleştirmesi
büyük bir çelişkiden ibarettir. Ruhban okulu meselesine bakış açımızdan tutun
da bu ülkede yaşayan Rum ve Ermenilerin hâlâ toplum içinde kimliklerini rahatça
açıklayamamaları, toplumsal ayıptan başka bir şey değildir.
Dini özgürlükler konusu, alınan büyük mesafelere rağmen
hâlâ kanayan bir yara olarak önümüzde duruyor. Devletin yasaklayan, baskı
altında tutan tavrını, çözülmesi daha kolay olduğu için bir tarafa bırakalım.
Asıl üzerinde durmamız gereken mesele; gayrimüslimlerin dini özgürlükleri
konusunda, güngörmüş, acılarla kavrulmuş bu toplumun geçmişe göre daha az
toleranslı olmasıdır. Ben buradan, en azından hayatında dini referans alanlara
söylüyorum. Dinde mutlak surette inanç özgürlüğü vardır? İnanç özgürlüğünün sınırları
da bir hayli geniştir.
NOT: Özgür Gündem'in kapatılma kararını çok yanlış
buluyorum. Türkiye'nin geldiği ya da gelmeye çalıştığı noktada böyle bir
kararın antidemokratik olduğunu düşünüyorum.
m.kamis@zaman.com.tr
http://twitter.com/mhmtkamis
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.