Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Zaman’a
önemli açıklamalarda bulundu… Görmez, “İslam dünyasında asırlarca varlıklarını
sürdüren dini azınlıklar, Müslümanlara emanettir. Hiçbir Müslüman’ın bu
emanetlere hıyanet etme hakkı ve salahiyetleri yoktur.” dedi… Yüce dinimiz
bizimle beraber yaşayan gayrimüslimlere nasıl davranacağımızı bize bırakmamış,
hak, hukuk ve ahlak çerçevesinde prensiplere, ilkelere bağlamıştır.
Düşünebiliyor musunuz bir Peygamber; “Müslümanlarla beraber, Müslümanların
emanı altında yaşamayı kabul etmiş bir gayrimüslime eziyet eden bana eziyet etmiş
olur. Bana eziyet eden, Allah’a eziyet etmiş olur.” buyuruyor. (İyi de biz
kimseye emanet değiliz. Biz bu topraklarda bin yıllardan beri yaşayan bir
halkız, vatandaşız.
HYETERT)
*********
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, 4+4+4 eğitim sistemi,
Kur’an-ı Kerim ile siyerin seçmeli ders olması, İslam düşmanlığı ve azınlıklar
konusunda önemli açıklamalar yaptı.
Fatih Uğur – Cihan Yenilmez’in haberi
İslam dünyasının tarihte şahit olunmayan bir dönemden
geçtiğini söyleyen Görmez, İslamafobia, ırkçılık gibi söylemlerle yüreklerde
oluşan nefreti ortadan kaldırmak gerektiğini söyledi. İnsanlığın yeni bir
durumla karşı karşıya kaldığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanı “Dünyanın her
yerinde Müslümanlar, başka medeniyetin mensupları ile birlikte yaşamaya
başladılar. Bunun için bizim tarihte gerçekleştirdiğimiz birlikte yaşama
tecrübelerini yeniden keşfetme zorunluluğumuz var.” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan Baş müftüsünün ülkedeki kiliselerin
yıkılması ile ilgili sözlerini eleştiren Görmez, “İslam dünyasında asırlarca
varlıklarını sürdüren dini azınlıklar, Müslümanlara emanettir. Hiçbir
Müslüman’ın bu emanetlere hıyanet etme hakkı ve salahiyetleri yoktur.” dedi.
Batı’da İslam’ın uç yorumlarının kendisini
hissettirmesinden yakınan Görmez bu durumun İslam’ın yanlış anlaşılmasına neden
olduğunu söyledi. Heybeliada Ruhban Okulunun açılmamasının bu topraklarda inşa
edilen medeniyete yakışmadığını dile getirdi.
Yeni eğitim sistemine de değinen Diyanet Reisi, bunun
yeni bir çatışma alanı haline getirilmemesini isteyerek, Kur’an-ı Kerim’in
öğrencilerin yaşı dikkate alınarak öğretilmesi ve lafsının yanı sıra manasının
da okutulması çağrısında bulundu.
- Bir kesim medeniyetler çatışması derken, Türkiye’yi
temsilen Diyanet Reisi olarak Çin, AB ülkeleri ziyaretleriyle dünyanın değişik
ülkeleriyle temaslar kuruyorsunuz. Buralarda İslam dünyasına nasıl bakılıyor?
Bundan 50 sene önce dünyanın büyük bir kısmında herhangi
büyük bir Müslüman topluluktan söz etmek mümkün değildi. Bugün öyle bir dünyada
yaşıyoruz ki içinde herhangi bir Müslüman azınlığın olmadığı ülke yok. Dünyanın
her yerinde İslam kültürünün mensupları, başka medeniyetin mensupları ile
birlikte yaşamaya başlamışlardır. Bunun için bizim tarihte gerçekleştirdiğimiz
birlikte yaşama tecrübelerini yeniden keşfetme zorunluluğumuz var. Bizim
elimizde olmadan birileri bir çatışma kültürünü besliyor, bir çatışma dili
oluşturuluyor. Bu çatışma kültürünü de ortadan kaldıracak bir çabaya ihtiyaç
var.
Diyanet olarak henüz yeterli olduğumuzu söyleyemeyiz ama
çabamızın önemli olduğunu düşünüyorum. Birileri kültürler arası çatışmadan
yangın çıkarmak istiyor. Bazı yerlerde bu yangın çıkmış vaziyette. Biz de Hz.
İbrahim’in ateşine su götüren karınca misali bir şekilde yüreklerde oluşan
nefreti ortadan kaldırmak için elimizden geleni sarf etmemiz gerekiyor.
-İslamofobia, ırkçılık nefret suçları gibi uluslar arası
anlamda suç teşkil eden hastalıklar toplumlar arasında yaygınlaşıyor. Bunun
önlemek için neler yapılmalı?
Maalesef İslam dünyasında bazı kesimler eczacı yöntemiyle
tedavi olmayı deniyor. Eczaneden ilaç alarak tedavi olmayı denediğimiz zaman
kendi sorunlarımızı çözmek bir yana, yeni sorunlar ortaya çıkarırız. Bütün
İslam dünyasının bilgi kaynaklarını ve bilgi üretme düzeneklerini, metodunu ve
İslam âlimi yetiştirme düzeneklerini gözden geçirme zarureti var. Bugün bizim
sahip olduğumuz İslam müktesebatı hem İslam dünyasında kendi aramızda ortaya
çıkan sorunlarımızı hem de dünyada ortaya çıkan yeni verili durumun üstesinden
gelebilecek güç ve kuvvette değil. Dolayısıyla İslam dünyasının bütün bu
sorunları çözümü için mevcut olan müktesebatını yeniden gözden geçirmeye
ihtiyacı var.
- Yine Suriye, Irak, Afganistan gibi İslam coğrayasında
iç çatışma görüntüsü var. Bunun önlenmesi adına diplomatik olarak ve kardeşlik
hukuku açısından neler yapılabilir?
Müslümanlar arasındaki çatışma o kadar can yakmaya
başladı ki birbirimize diplomasi uygulayarak sorunları çözebileceğimiz
kanaatinde değilim. Bütün kardeşlerin yüreklerini birbirine açarak bunu ele
almaları gerekiyor. Kutlu doğum haftasında bu başlığı seçme amacımız; İslam
kardeşliğini yeniden nasıl bir retorik, bir söylem olmaktan çıkarıp bir ahlak
ve hukuk haline getirebiliriz çabası. Gerçekten çok zengin bir İslam irfan
geleneği var ve bu gelenek ‘Yaratıcı’ eksenli bir kardeşlikten o kadar söz
etmiştir ki bugün insanlığın buna ihtiyacı var. Ama biz Müslümanlar bunu ihmal
ettik.
Özellikle irfan geleneğini, bazı anlayışlar gayri İslami
ilan ettiler. Onun doğurduğu boşluk şuan pek çok sorununa yol açmıştır.
İslam’ın daha çok tarihi, kültürü ve yaşanmışlıkları yok sayan, sadece dini
metinleri bir kanun metnine dönüştürerek hüküm çıkarmaya çalışan bir anlayışın,
modernizmin bir eserin olarak İslam dünyasını kuşatmaya çalıştığını hepimiz
biliyoruz. Bu uçlar özellikle birbirleriyle mücadele ettiği için de ana yol
dediğimiz yani Kur’an ve sünnetin bir şekilde dışlandığını görüyoruz. Bugün
Batı İslam ikileminde İslam’ın kendisi görünürde yok. İslam’ın uç yorumları
görünürde. Bu da İslam’a ve tüm Müslümanlara ve İslam’ın kitabına ve
peygamberlerine mal edilmek isteniyor. Bu doğru değil.
- Suudi Arabistan’ın baş müftüsünün kiliselerin ortadan
kaldırılabileceğine yönelik açıklamaları oldu. Kur’an, Sünnet ve İslam devlet
ve topluluklarının müktesebatı açısından baktığınızda bu açıklamayı nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Böyle bir açıklamanın, İslam’ın kendi asli kaynaklarıyla,
Hz. Peygamber’in (sas) kendi çağında Müslüman olmayan topluluklarla imzaladığı
bütün anlaşmalarla, İslam Medeniyetinin tarih boyunca en büyük rüçhaniyeti olan
farklı dinleri, kültürleri, mabetleri yanyana yaşatma tecrübesiyle hiçbir
ilişkisi yok. Zayıf, üzerine hiç hüküm bina edilemeyecek olan ve doğrudan Hz.
Peygamber’in ana uygulamalarına aykırı denilebilecek bir rivayeti esas alarak
böyle bir açıklama yapmak doğru olmaz. Böyle bir şey söyleyebilmek için Kuran’ı
Kerim’in din özgürlüğü ve farklı din mensuplarına verdiği hakları, Hz.
Peygamber’in hayatındaki bütün uygulamaları bir kenara bırakmak lazım. Böyle
bir fetva için, Hz. Peygamber’in Necran, Eyle, Yemen, Hicaz Hıristiyanlarıyla
yaptığı ve bugün orijinal metinleri hala elimizde olan vesikaları yok saymak
lazım. İstanbul’da, Endülüs’te, Bağdat’ta, Şam’da Müslümanların tarih boyunca
yaşadıkları tecrübeleri yok saymak lazım. Fatih Sultan Mehmet’in Galata ve
Bosna’daki Hıristiyanlarıyla yaptığı sözleşmeler keza aynı. Bütün bunları yok
sayarak ancak böyle bir şey söylenebilir. Ben açıkça ifade edeyim: Ortadoğu’da
İslam dünyasında asırlarca varlıklarını sürdüren dini azınlıklar İslam
medeniyetinin her bir Müslüman emanetidir. Hiçbir Müslümanın bu emanetlere
hıyanet etme hakkı ve salahiyetleri yoktur. Biz batıda herhangi bir ırkçı
ayrılıkçı kimsenin içindeki nefreti ortaya koymak için caminin duvarına ırkçı
bir yazı yazmasından ne kadar rahatsız oluyorsak, İslam dünyasının herhangi bir
yerinde asırlarca varlığını sürdürmüş olan deyr, manastır, kilise, havra yada
herhangi bir mabet herhangi bir Müslüman tarafından en küçük bir yanlışa maruz
kaldığında da aynı rahatsızlığı hissetmesi, bizatihi inancımızın bize yüklediği
bir sorumluluktur.
- Yani İslam dini bunun hukukunu da oluşturmuş durumda…
Evet. Yüce dinimiz bizimle beraber yaşayan
gayrimüslimlere nasıl davranacağımızı bize bırakmamış, hak, hukuk ve ahlak
çerçevesinde prensiplere, ilkelere bağlamıştır. Düşünebiliyor musunuz bir
Peygamber; “Müslümanlarla beraber, Müslümanların emanı altında yaşamayı kabul
etmiş bir gayrimüslime eziyet eden bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden,
Allah’a eziyet etmiş olur.” buyuruyor. Geçenlerde Lübnan Maruni Kilisesi
papazları beni ziyaret etti. Onlara Osmanlı arşivinden 4 belge hediye ettim.
1890 da Lübnan Marunilerinin başındaki Papaz Yohanna Efendi, Cebeli Lübnan Mutasarrıflığı’na
bir yazı yazıyor: “Biz Roma’da din adamı yetiştirmek üzere papaz mektebi açmak
istiyoruz. 10 bin altına ihtiyacımız var. Lütfen bize yardımcı olun.” Yazı
İstanbul’a geliyor. Sultan Abdülhamit’e takdim ediliyor. Sultan 10 bin altının
tahsis edilmesini istiyor. Ve en zor zamanımıza denk gelmesine rağmen
Beytülmalden yardım gönderiliyor. Bizim tarihimiz bunun çok büyük örnekleriyle
doludur.
KUR’AN ÇOCUKLARIN YAŞLARI DİKKATE ALINARAK ÖĞRETİLMELİ
4+4+4 eğitim sistemi ile Kur’an-ı Kerim ve Siyer seçmeli
hale geldi. Bu eğitimi kimlerin vereceği ve eğitim içeriğin kaliteli ve
müktesebata uygun şekilde verilmesi için neler yapılmalı?
Bu tartışmaların başladığı günden itibaren üzerinde en
çok durduğum husus Türkiye’de din üzerinden bir ayrışma meydana gelmemesi
yönünde. İnsan kaynağına gelince, Türkiye eş zamanlı olarak bu açığını
kapatacak ölçüde ilahiyat fakülteleri açtı. Yani 23′ten 53′e çıktı ilahiyat
fakültesi sayısı. Zannediyorum 53′le de yetinilmeyecek. Dolaysıyla Türkiye’de
üniversite sisteminin çok kısa sürede bunun üstesinden gelebileceği
kanaatindeyim.
- Yaygın eğitimde siz de Kur’an eğitimini milyonlara
taşıyorsunuz…
Diyanetin görevi yaygın din eğitimidir. Milli Eğitim
Bakanlığı daha çok örgün eğitim, hatta din eğitiminin de örgün kısmı tamamen
MEB’in uhdesindedir. Eğer bize bir işbirliği çerçevesinde sorulursa, benim
kanaatim: Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okumayla birlikte mutlaka belirli yaş
seviyelerine göre Kur’an’ın içeriği hakkında da yani Türkçe anlamlarından da
çocukların haberdar olması, en azından belli ünitelerin de bu konuya tahsis
edilmesinin daha faydalı olacağı yönünde. Avrupa’dan Batı muhitlerindeki din
eğitiminde, İncil eğitiminde bu çok gelişmiş bir konudur. Kur’an’ın
muhtevasının yanı sıra çocukların yaşları da dikkate alınarak, içindeki
muhtevasını tasnif etmek ve onu lafzını ve nazmı ile birlikte anlamını da
çocuklara vermek mümkündür. Bunun gelişmiş dünyada çok güzel teknikleri vardır.
Bunu Diyanet İşleri Başkanı olarak önemsiyorum.
- Gayrimüslimlerin sıkça dile getirdikleri Heybeliada
Ruhban Okulu’nun açılmasıyla ilgili düşünceleriniz nedir?
Anlayış itibariyle Türkiye’de yaşayan Ortodoks
vatandaşların kendi din adamlarını yetiştirmek için Selanik’e, Yunanistan’a,
yahut Ermeni vatandaşların din adamı yetiştirmek için çocuklarını Ermenistan’a
göndermek zorunda kalmasının, bizim bu topraklarda inşa ettiğimiz medeniyetin
büyüklüğüne yakışmadığına inanıyorum. Daha 6-7 sene önce üniversite bünyesinde
böyle bir imkanın tanınması için çalışmaların başladığını biliyorum. Ancak
azınlık cemaatler böyle bir yapıyı kabul etmediler. Geleneksel yapı içerisinde
bunun olması gerektiğini ifade ettiler. Dolayısıyla onların da bu isteklerini
dikkate alarak en güzel şekilde bu sorun çözülmeli. Din, inanç ve dini eğitim
özgürlüğü e insan hakları konusunda ben uluslararası ilişkilerde egemen olan
muadelet prensibinin doğru olmadığını düşünürüm. Yani “Başka ülkelerde veya
yanı başımızdaki bir Müslüman azınlığa şu yapılıyor, öyleyse ben de bunu
yaparım.” demeyi bir ilim adamı ve Diyanet İşleri Başkanı olarak doğru bulmam.
ZAMAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.