Adına ne derseniz deyin Ermeni ve Süryanilerin başına
gelenler, şanlı inkâr ve örtbas tarihimizin beslendiği şahdamar olarak ruhumuzu
ve şuurumuzu esir almış durumda… Ama inkârın kendisi şizofrenik, iki ruhlu. Ve
o ölçüde de yaşanması çok yorucu bir ruh hali. Zira inkâr edilen madem olmadı
neden aksini ispat etmek ve ettirmek için bu kadar çaba sarf edilir? Dışarıdan
ve artık içeriden inkâr konusunda itirazlar yükseldikçe kızılır, köpürülür?
Lobicilik için paralar harcanır, kitaplar yazdırılır, Azerbaycan’dan, Türk
Dünyası’ndan, bölgede “denize düşmüş” olan Başkan Obama’dan medet umulur? Yaygın
inkâr halinin giderek çözüldüğü kanısındayım. Onyıllardır biriken bilgiyle her
akımdan, her cenahtan gençlerin sorguları bize ezberlerimizin, tabularımızın,
mitlerimizin, masallarımızın, riyalarımızın şahdamarını kurutmanın vaktinin
geldiğini söylüyor.
*********
Topçu çocuğun sözlerinden sonra yine ortalığa “bu ülkede
ırkçılık olmaz” diyen galat-ı meşhur, ya da doğru bilinen yanlış çıktı.
Telaffuzda sorun yok ama içerik galat, yani yanlış. Galat-ı meşhurların galat-ı
meşru haline geldiği bir yer Türkiye. Boşuna “galat-ı meşhur lügat-ı fasihten
evlâdır”, tercümesiyle “yanlış bilinen doğrusundan evlâdır” denmemiş. Hâlbuki
gündelik dil ve yazı dili buram buram ırkçı, dışlayıcı ve ayrımcı ifadelerle
doluyken bu inkâr neyin nesi? Laikçi, milliyetçi ve ahlakçı tariflerin dışına
düşen her vatandaş bu davranışın hedefi değil mi? Kaldı ki lumpen veya değil,
toplumun içsesinin ortaya kolaylıkla döküldüğü top sahalarında bu lâflar
devamlı telaffuz edilmiyor mu? Taraf’ta Gülengül Altınsay derlemiş, işte bir
bölümü:
“17 Aralık 2008’de Trabzonlu bir grup taraftar dönemin
MHK Başkanı Oğuz Sarvan’a tepki olarak ‘Ermeni Oğuz’a Trabzon’da soykırım’
sloganı atmıştı. Bugün Emre’yi ırkçılıkla suçlayan Trabzon tribünleri daha üç
hafta önce ‘Papazın çayırından Kanuni’nin memleketine hangi yüzle geldiniz’
sözlerini sarf etmişti. Bursa tribünlerinin Beşiktaş maçlarında tekrarladıkları
‘Ermeni köpekler, Beşiktaş’ı destekler’ bağırışları, İstanbul’daki olaylı
Beşiktaş-Bursa maçı öncesinde internetten yayınladıkları ‘Bekle bizi zenci
Kartal geliyoruz, bekle bizi Arap Kartal geliyoruz’ tehditleri. Tabii en fazla
unutmadığımız da iki sezon önce Bursa-Diyarbakır maçında yaşadığımız olaylar.
Tüm Bursalı taraftarlara dağıtılan Türk bayrakları, kocaman ‘Ne mutlu Türk’üm
Diyene’ pankartı.”
Evde ve sokakta, etki ve tepkilerimiz İttihatçı-Kemalci
millet tanımının dışında kalan herkesi, yani bu durumda bu topraklarda yaşayan
aşağı yukarı her insanın kimliğini dışlamıyor mu? Hatta bazen yetmiyor, “Türk”
olmayan her dünyalıyı da dışlamıyor mu? Bu davranış bozuklukları
İttihatçı-Kemalci travmanın yarattığı derin kimlik bunalımının tezahürleri
değil mi? Pekâlâ, inkâr ve örtbas mekanizmasının bu kadar sarih bir ırkçı dil
ve ortama rağmen her defasında devreye girmesinin nedeni ne olabilir? Gerçeğin
dayanılmaz ağırlığı ve vahameti olmasın sakın?
Salı günü yine bir 24 Nisan’dı. Bu toprakların kadim
Ermeni ve Süryani varlığını söndüren, Jöntürk hükümetinin 1915’te aldığı toplu
sürgün kararının 97. yıldönümüydü. Adına ne derseniz deyin Ermeni ve Süryanilerin
başına gelenler, şanlı inkâr ve örtbas tarihimizin beslendiği şahdamar olarak
ruhumuzu ve şuurumuzu esir almış durumda. Her gün ve pekçok farklı konuda,
evde, işte ya da sokakta tekrarlanan yaygın şizofreninin kaynağı muhtemelen bu
damar. Herkesin bildiği, en azından tahmin ettiği bir gerçeğin, bir durumun
yemin billâh inkârı. Ortalıkta dolaşan harikulade bir söz var: “Bu topraklarda
Kürtler yaşadıklarını, Ermeniler öldüklerini kanıtlamaya uğraşır”.
Ama inkârın kendisi şizofrenik, iki ruhlu. Ve o ölçüde de
yaşanması çok yorucu bir ruh hali. Zira inkâr edilen madem olmadı neden aksini
ispat etmek ve ettirmek için bu kadar çaba sarf edilir? Dışarıdan ve artık
içeriden inkâr konusunda itirazlar yükseldikçe kızılır, köpürülür? Lobicilik
için paralar harcanır, kitaplar yazdırılır, Azerbaycan’dan, Türk Dünyası’ndan,
bölgede “denize düşmüş” olan Başkan Obama’dan medet umulur?
Yaygın inkâr halinin giderek çözüldüğü kanısındayım.
Onyıllardır biriken bilgiyle her akımdan, her cenahtan gençlerin sorguları bize
ezberlerimizin, tabularımızın, mitlerimizin, masallarımızın, riyalarımızın
şahdamarını kurutmanın vaktinin geldiğini söylüyor. Onlar şahdamarın
tahribatının kendi istikballerine yöneldiğini görüyorlar. Her 24 Nisan’da 23
Nisan’ın büyümek istemeyen çocukluğundan çıkıp daha çoğalıyorlar. Nar gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.