*********
İkinci kez Cemaat Vakıfları Başkanlığı’na seçilen Laki
Vingas’la 2011 yılının ağustos ayında yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu ile
ilgili gelişmeleri ve cemaat vakıflarının geleceğe yönelik çalışmalarını
konuştuk.
Yeniköy Sinagogu’na eşi Jüliet Vingas ile birlikte
yaptığı nezaket ziyareti sonrası sohbet etme olanağı bulduğum Laki Vingas, çok
kültürlülüğün bir ülkeye zenginlik kattığı inancında.
Geçtiğimiz Ocak ayında ikinci bir kez Cemaat Vakıfları
Başkanlığına seçildiniz… İlk başkanlık döneminizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nispeten zor ancak çok faydalı ve güzel geçti.
Çünkü bir iş tanımının ve tecrübemin olmadığı bir
görevdi. Farklı din mensubu birisinin, devlette bir kurumun en üst kademesine
seçilmesiyle ilgili… İş tanımını da benim yapmam gerekirdi. Tabii bu çok büyük
bir onurdu. Cumhuriyet tarihinde ilk
defa farklı inanç gruplarının azınlıkların, cemaat vakıflarının temsilcisi
olarak oraya gidiyordum. Büyük bir mesuliyetti. O açıdan zordu. Görevimi yerine
getirebilmem için öncelikle o cemaatlerin kültürlerini, dengelerini,
hassasiyetlerini ve hedeflerini keşfetmem gerekirdi. Dolayısıyla bir taraftan
devleti, diğer yandan cemaatleri ve onları da birbirlerine temsil etmeyi
öğrenmem gerekirdi. 1924’te kurulmuş bir kurum, 85 sene sonra 2009’da bu
kuruma, aynı zamanda yönetim kadrosuna hiç düşünemeyeceği bir yönetici geliyor.
Türkiye’nin bu girişiminde AB sürecinde önemli bir rol oynadı. Bu süreç
içersinde de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün beş kişilik meclisi on beş kişiye
çıkarıldı.
İlk üç yıllık süreç birbirimizi anlamak, keşfetmek için
çok faydalı oldu. Her zaman söylediğim gibi ortak bir amaç için uğraşmamız
gerekiyor ise önce tanışmamız gerekir. Dolayısıyla tanıştıktan ve diyalogu
kurduktan sonra güveni tesis ediyorsunuz daha sonra da var olan sorunları
çözmek için çok farklı boyutlar gelişiyor. Kendi rolümü biraz da karakterim ve
yetiştirildiğim ortamla ilgili olarak yalnız Vakıflar Genel Müdürlüğü ile
cemaatlerin arasında git-gelin dışında devletin başka kurumlarıyla, Dışişleri, İçişleri,
Kültür Bakanlığı ile temas etme olanağı buldum. Bu süreçte bu bakanlıklar da
çok etkin oldu. Öte taraftan cemaatler arası ilişki geliştirdim.
Sizi bu göreve aday olmaya neler teşvik etti?
26 sene boyunca, doğu cemaatleriyle daha çok kültürel açıdan
kendi başıma inisiyatif kullanarak çalışan bir kişiydim. Bütün hedeflerim zordu
ama hepsinin ortak yönü kültürel birlikteliği geliştiren ve öne çıkartan
hedeflerdi. Kültür yoluyla diyalogu seviyorum.
2005’e kadar azalan Rum Cemaati’nin özgüvenini arttırmak
adına bir girişimde bulunması gerektiğini düşünüyordum. 2006 yılında yapılan “Bugün ve Yarın” konulu
konferans, bir dönüm noktası oldu. Söz
konusu konferansta yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli Rumlara “Biz burada yaşıyoruz bugünümüzü ve yarınımızı
düşüneceğiz, katılmak istiyorsanız gelin”
çağrısı yaptık. On bir ülkeden
300 kişi geldi. Daha sonraki yıllarda Rum Cemaati’nin yenilenmesi konusunda rol
üstlendim. 2008’de kanun çıktı. Rum Cemaati Vakıfları’nın fazla olması, bu
konudaki pozisyonumu güçlendirdi. Musevi Cemaati ile bazı Ermeni Cemaat
Vakıfları’nın desteği ile seçildim.
Toplum bireylerinin sizin başkanlığınızdan önce Cemaat
Vakıfları gibi bir oluşumdan haberleri yoktu. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Öncelikle başkan değil temsilciyim. Vakıflar Genel
Müdürlüğü’ne bağlı üst kurum diyebileceğimiz bir kurumda 3-4 çeşit vakıf
var. Bunlardan 42 bine yakın bir rakam,
Müslüman mazbut vakıflardır. 300 küsur ilhak vakıflardır. Bir de biz cemaat
vakıflarıyız ki, 161’dik 164 olduk, bu sayıyı arttırmaya çalışıyoruz. Şu anda
164 tane yaşayan faal vakfımız mevcut.
Vakıflar, 5- 10 yıl öncesine kadar cemaat hayatında bazen önemsiz gibi
gözükürdü. Oysa bütün cemaatlerin sermayesi orada. Gelenek, din kültür ve
sermaye finansal güç anlamında. Dolayısıyla ister cemaatte etkin bir rol alın,
ister dışarıda kalın, cemaat okuluna gidin veya gitmeyin ister dindar olun,
ister olmayın bir şekilde hayatınız boyunca cemaat kurumlarından birisine
gidiyorsunuz. İster ibadet, ister ihtiyarhane, ister hastane, ister kültürel ve
sosyal hayatlar… Bütün bunlar tüzel kişilik önünde vakıflardır. Yaptığım tüm
konuşmalarımda vakıflarımızın önemini vurguluyorum. Vakıflarımız 21. asırdaki bir toplumun tek
dayanağı tüzel kişilikler olmamalıdır, yeterli değildir. Bu kurumlar 19.
asırdan gelen bir örgütlenme sistemini temsil ediyorlar. Oysa bizler bugünkü
modern topluma 21. asırda daha dinamik örgütlenme şekilleri oluşturmalıyız.
Bütün enerjimizi sadece vakıflara yönelik harcamamalıyız. Bizler için önemli
olan vakıfların, daha düzgün, daha sade
verimli bir yönetim planlamasıyla modern kurumlarda düşünce kuruluşları, kültür
merkezleri, sivil toplum kuruluşları vs gibi yeni kuruluşlara da ön ayak olmak
gerekir. Vakıflar, bulundukları yerlerde kültür köprüsü vazifesini de
görüyorlar.
Bursa veya Antakya’da çok az sayıda Musevi kaldı. Ancak
buna rağmen bu vakıfların varlığı bir tüzel kişiliktir, hukuki statüsü vardır.
Ve onun üzerine inşa edebileceğin bir temeldir. Bugün vakıflar kanunu, yeni
bazı imkânları sağlıyor. İktisadi işletmeler kurabiliyorsunuz, mülkü
geliştirebiliyor, alıyor ve satıyorsunuz. Bütün maddi kaynağını mülklerde
tutmak zorunda değilsiniz. Ticaret yap…
Örneğin Elazığ Harput’ta bir Hıristiyan vakfı var… Oradaki bu Süryani vakfını çok önemsiyorum.
Çünkü Elazığ’da çok az gayrimüslim kaldı. Onların varlığı oradaki kültürel
gelişime bir katkıdır. Bir kültürü temsil etme açısından çok önemlidir. Oradaki
halkı geliştiriyor, bir kültür ilişkisi oluşturuyor ve daha kozmopolit insanlar
olma adına büyük etki sağlıyor.
Adıyaman’da Hıristyan olduğu bilinmez, hatta Süryani
Metropolit’i var. Anadolu vakıflarını öne çıkartıyorum, zira tüm cemaatlerimiz
yoğunlukla İstanbul’da yaşadıkları için Anadolu’da kalan köklerimizi
unutuyoruz.
Cemaat vakıfları’na yönelik yeni yasanın çıkarılmasının ne
gibi yararları olacak ve eskiye oranla ne gibi değişiklikler olacak?
Ağustos 2011’de çıkan Başbakan’ın ifadesi tamimiyle bir
yönetmeliktir, bir kanun hükmünde kararnamedir ve taşınmazlara yöneliktir. Bu
faaliyetler ve etkinlikler gündemde oldukça cemaatlerin varlığı daha çok
gözüküyor, onların ihtiyaçları daha çok gündeme geliyor, görünürlülükleri öne
çıkıyor ki bu bence çok önemli; cemaatler artık yaptıklarıyla daha görünür hale
gelmesi gerekiyor.
Yalnız “az kalmış, onları koruyalım”, “tahammül edelim”,
“ iyi insanlardır” filan gibi hoşgörüyle veya “bunlar antika gibidir koruyalım
bize katma değer sağlar” şekliyle değil. Burada eşitlik anlamında söylüyorum,
cemaatlerin görünürlülüğü bu açıdan ne kadar artarsa kendi içimizdeki
sıkıntıları da daha iyi gideririz.
Cumhuriyet tarihinde hem yabancı olarak algılandık o
gözle bakıldık, bizler de yabancılaştık. Çünkü siz yabancı olarak
algılandığınız bir ülkede, farklı hassasiyetler geliştirerek kendinizi yabancı
gibi hissediyorsunuz ve o hassasiyetlerle yaşamaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla özgürlüğünüz kısıtlanıyor. Kendi
hüviyetinizi öne çıkararak özgür yaşamadığınız zaman ciddi sıkıntılar oluyor,
gelişimimiz engelleniyor. Son çıkan kanun hükmünde kararname taşınmazlara yönelik
çok önemli bir karardır. Ufak tefek eksikleri olsa da 2003’ten beri taşınmazlar
konusunda çok önemli bir değişim söz konusu:
1-Devlet politikasının taşınmazlara yönelik tüm hataları
kabullenmiş olması. Bu kabulleniş önemli ve temel bir adım.
2- O süreci geliştirmeye çalışıyorsunuz. 2003 ve 2008’de
çıkan kanunların hiçbiri mükemmel değildi. Daha da mükemmel olması için 2011’de
bir kanun çıkıyor. Yine de eksiklikler varsa bir sonraki aşamada onlar da
tamamlanacak.
Yeni kanunun uygulaması doğru yansır ise cemaatlerin
taşınmazlarla ilgili büyük problemleri kalmayacaktır.
Gayrimüslimlere karşı ötekileştirme yapılıyor. Yeni anayasa çalışmaları kapsamında hükümet
yetkilileri farklı din temsilcilerinin önerilerini duymak istediler. Sizce
hükümet temsilcilerine önerilen kanunlar, buna engel olabilecek mi?
Anayasa konusunda ülkenin muhtelif toplumlarını dinlemek
istemeleri çok önemli bir gerçeği gösteriyor. İlk defa tüm deneyimlerinden
sonra Türkiye ve Cumhuriyet’in olgunluk döneminde halkını daha iyi
kucaklayabileceği halkın da, daha rahat edebileceği bir anayasa yapma gerçeği
önündeyiz. Parlamento partileri bu hassasiyeti gösteriyorlar. Komisyonda
partilerin üçer kişilik temsilcilerinin olması, hükümetin de bu konudaki
kararlılığını gösteriyor. Önemli olan toplumun da mutlu olacağı bir konsensüsün
sağlanması ve anayasanın bu çerçevede çıkarılması. Neden farklı dinlere mensup
kişileri davet ettiler? Neden bu konuda aktif bir rol oynamak istedik?
Sesimiz dinlensin, bizim de Anayasa’mız olsun diye taleplerde
bulunduk. Çünkü, kendimizi bu ülkenin
temel vatandaşlarından hissediyorsak, böyle bir çalışmada katkımızın olması
gerekiyor.
Nefret söylemi, ötekileştirme bağlamında ise, tabi tüm toplumlarda bu gibi sıkıntılar
oluyor. Özellikle Balkanlarda, doğu ve Arap ülkelerinde… Bu bir süreç, son
yıllarda kendimizi ifade etme adına önemli merhaleler kat edildi. Basın ve
televizyonda dinlerle ilgili bir çok programlar yapılıyor, bunlar da
görünürlülüğümüzün artmasında ve ötekileştirme katsayısının düşmesi konusunda
büyük katkı sağlayacak. Belki hiçbir zaman sıfır mertebesinde olmayacaktır
ancak, ciddi anlamda kendimizi ifade etme platformlarını kullanırsak ve bu hak
bizlere sağlanırsa, bitmezse de azalacak. Ötekileştirme bir süreçtir sadece
beklemekle olmaz katkıda da bulunmak lazım. Cemaat mensuplarının doğal bir
şekilde üstlerine düşen görevleri yerine getirmeleri gerekir.
Gelecekte dışişleri bakanlığında gayrimüslim bir Türk
vatandaşı görebilecek miyiz?
Yalnız dışişleri bakanlığında, Avrupa bakanlığında başka
bakanlıklarda değil kamu görevinde de görebiliriz. Ancak hepimizde yılların
getirdiği bir zihniyet var; “ Nasıl olsa beni almayacaklar başvurmayayım”.
“Beni alsalar bile orada kendimi geliştiremem, yükselemem” algısından dolayı
devamlı defansif bir olay var. Gönlünde
böyle yerleri olan insanlar biraz cesur olsunlar.Geçtiğimiz Ocak ayında ikinci
bir kez Cemaat Vakıfları Başkanlığına seçildiniz… İlk başkanlık döneminizi
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nispeten zor ancak çok faydalı ve güzel geçti.
Çünkü bir iş tanımının ve tecrübemin olmadığı bir
görevdi. Farklı din mensubu birisinin, devlette bir kurumun en üst kademesine
seçilmesiyle ilgili… İş tanımını da benim yapmam gerekirdi. Tabii bu çok büyük
bir onurdu. Cumhuriyet tarihinde ilk
defa farklı inanç gruplarının azınlıkların, cemaat vakıflarının temsilcisi
olarak oraya gidiyordum. Büyük bir mesuliyetti. O açıdan zordu. Görevimi yerine
getirebilmem için öncelikle o cemaatlerin kültürlerini, dengelerini,
hassasiyetlerini ve hedeflerini keşfetmem gerekirdi. Dolayısıyla bir taraftan
devleti, diğer yandan cemaatleri ve onları da birbirlerine temsil etmeyi
öğrenmem gerekirdi. 1924’te kurulmuş bir
kurum, 85 sene sonra 2009’da bu kuruma, aynı zamanda yönetim kadrosuna hiç
düşünemeyeceği bir yönetici geliyor. Türkiye’nin bu girişiminde AB sürecinde
önemli bir rol oynadı. Bu süreç içersinde de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün beş
kişilik meclisi on beş kişiye çıkarıldı.
İlk üç yıllık süreç birbirimizi anlamak, keşfetmek için
çok faydalı oldu. Her zaman söylediğim gibi ortak bir amaç için uğraşmamız
gerekiyor ise önce tanışmamız gerekir. Dolayısıyla tanıştıktan ve diyalogu
kurduktan sonra güveni tesis ediyorsunuz daha sonra da var olan sorunları
çözmek için çok farklı boyutlar gelişiyor. Kendi rolümü biraz da karakterim ve
yetiştirildiğim ortamla ilgili olarak yalnız Vakıflar Genel Müdürlüğü ile
cemaatlerin arasında git-gelin dışında devletin başka kurumlarıyla, Dışişleri,
İçişleri, Kültür Bakanlığı ile temas etme olanağı buldum. Bu süreçte bu
bakanlıklar da çok etkin oldu. Öte taraftan cemaatler arası ilişki geliştirdim.
Sizi bu göreve aday olmaya neler teşvik etti?
26 sene boyunca, doğu cemaatleriyle daha çok kültürel
açıdan kendi başıma inisiyatif kullanarak çalışan bir kişiydim. Bütün
hedeflerim zordu ama hepsinin ortak yönü kültürel birlikteliği geliştiren ve
öne çıkartan hedeflerdi. Kültür yoluyla diyalogu seviyorum.
2005’e kadar azalan Rum Cemaati’nin özgüvenini arttırmak
adına bir girişimde bulunması gerektiğini düşünüyordum. 2006 yılında yapılan “Bugün ve Yarın” konulu
konferans, bir dönüm noktası oldu. Söz
konusu konferansta yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli Rumlara “Biz burada yaşıyoruz bugünümüzü ve
yarınımızı düşüneceğiz, katılmak istiyorsanız gelin” çağrısı yaptık. On bir ülkeden 300 kişi geldi. Daha sonraki
yıllarda Rum Cemaati’nin yenilenmesi konusunda rol üstlendim. 2008’de kanun
çıktı. Rum Cemaati Vakıfları’nın fazla olması, bu konudaki pozisyonumu
güçlendirdi. Musevi Cemaati ile bazı Ermeni Cemaat Vakıfları’nın desteği ile
seçildim.
Toplum bireylerinin sizin başkanlığınızdan önce Cemaat
Vakıfları gibi bir oluşumdan haberleri yoktu. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Öncelikle başkan değil temsilciyim. Vakıflar Genel
Müdürlüğü’ne bağlı üst kurum diyebileceğimiz bir kurumda 3-4 çeşit vakıf
var. Bunlardan 42 bine yakın bir rakam,
Müslüman mazbut vakıflardır. 300 küsur ilhak vakıflardır. Bir de biz cemaat
vakıflarıyız ki, 161’dik 164 olduk, bu sayıyı arttırmaya çalışıyoruz. Şu anda
164 tane yaşayan faal vakfımız mevcut.
Vakıflar, 5- 10 yıl öncesine kadar cemaat hayatında bazen önemsiz gibi
gözükürdü. Oysa bütün cemaatlerin sermayesi orada. Gelenek, din kültür ve
sermaye finansal güç anlamında. Dolayısıyla ister cemaatte etkin bir rol alın,
ister dışarıda kalın, cemaat okuluna gidin veya gitmeyin ister dindar olun,
ister olmayın bir şekilde hayatınız boyunca cemaat kurumlarından birisine
gidiyorsunuz. İster ibadet, ister ihtiyarhane, ister hastane, ister kültürel ve
sosyal hayatlar… Bütün bunlar tüzel kişilik önünde vakıflardır. Yaptığım tüm
konuşmalarımda vakıflarımızın önemini vurguluyorum. Vakıflarımız 21. asırdaki bir toplumun tek
dayanağı tüzel kişilikler olmamalıdır, yeterli değildir. Bu kurumlar 19.
asırdan gelen bir örgütlenme sistemini temsil ediyorlar. Oysa bizler bugünkü
modern topluma 21. asırda daha dinamik örgütlenme şekilleri oluşturmalıyız.
Bütün enerjimizi sadece vakıflara yönelik harcamamalıyız. Bizler için önemli
olan vakıfların, daha düzgün, daha sade
verimli bir yönetim planlamasıyla modern kurumlarda düşünce kuruluşları, kültür
merkezleri, sivil toplum kuruluşları vs gibi yeni kuruluşlara da ön ayak olmak
gerekir. Vakıflar, bulundukları yerlerde kültür köprüsü vazifesini de
görüyorlar.
Bursa veya Antakya’da çok az sayıda Musevi kaldı. Ancak
buna rağmen bu vakıfların varlığı bir tüzel kişiliktir, hukuki statüsü vardır.
Ve onun üzerine inşa edebileceğin bir temeldir. Bugün vakıflar kanunu, yeni
bazı imkânları sağlıyor. İktisadi işletmeler kurabiliyorsunuz, mülkü
geliştirebiliyor, alıyor ve satıyorsunuz. Bütün maddi kaynağını mülklerde
tutmak zorunda değilsiniz. Ticaret yap…
Örneğin Elazığ Harput’ta bir Hıristiyan vakfı var… Oradaki bu Süryani vakfını çok önemsiyorum.
Çünkü Elazığ’da çok az gayrimüslim kaldı. Onların varlığı oradaki kültürel
gelişime bir katkıdır. Bir kültürü temsil etme açısından çok önemlidir. Oradaki
halkı geliştiriyor, bir kültür ilişkisi oluşturuyor ve daha kozmopolit insanlar
olma adına büyük etki sağlıyor.
Adıyaman’da Hıristyan olduğu bilinmez, hatta Süryani
Metropolit’i var. Anadolu vakıflarını öne çıkartıyorum, zira tüm cemaatlerimiz
yoğunlukla İstanbul’da yaşadıkları için Anadolu’da kalan köklerimizi
unutuyoruz.
Cemaat vakıfları’na
yönelik yeni yasanın çıkarılmasının ne gibi yararları olacak ve eskiye oranla
ne gibi değişiklikler olacak?
Ağustos 2011’de çıkan Başbakan’ın ifadesi tamimiyle bir
yönetmeliktir, bir kanun hükmünde kararnamedir ve taşınmazlara yöneliktir. Bu
faaliyetler ve etkinlikler gündemde oldukça cemaatlerin varlığı daha çok
gözüküyor, onların ihtiyaçları daha çok gündeme geliyor, görünürlülükleri öne
çıkıyor ki bu bence çok önemli; cemaatler artık yaptıklarıyla daha görünür hale
gelmesi gerekiyor.
Yalnız “az kalmış, onları koruyalım”, “tahammül edelim”,
“ iyi insanlardır” filan gibi hoşgörüyle veya “bunlar antika gibidir koruyalım
bize katma değer sağlar” şekliyle değil. Burada eşitlik anlamında söylüyorum,
cemaatlerin görünürlülüğü bu açıdan ne kadar artarsa kendi içimizdeki
sıkıntıları da daha iyi gideririz.
Cumhuriyet tarihinde hem yabancı olarak algılandık o
gözle bakıldık, bizler de yabancılaştık. Çünkü siz yabancı olarak
algılandığınız bir ülkede, farklı hassasiyetler geliştirerek kendinizi yabancı
gibi hissediyorsunuz ve o hassasiyetlerle yaşamaya çalışıyorsunuz. Dolayısıyla özgürlüğünüz kısıtlanıyor. Kendi
hüviyetinizi öne çıkararak özgür yaşamadığınız zaman ciddi sıkıntılar oluyor,
gelişimimiz engelleniyor. Son çıkan kanun hükmünde kararname taşınmazlara
yönelik çok önemli bir karardır. Ufak tefek eksikleri olsa da 2003’ten beri
taşınmazlar konusunda çok önemli bir değişim söz konusu:
1-Devlet politikasının taşınmazlara yönelik tüm hataları
kabullenmiş olması. Bu kabulleniş önemli ve temel bir adım.
2- O süreci geliştirmeye çalışıyorsunuz. 2003 ve 2008’de
çıkan kanunların hiçbiri mükemmel değildi. Daha da mükemmel olması için 2011’de
bir kanun çıkıyor. Yine de eksiklikler varsa bir sonraki aşamada onlar da
tamamlanacak.
Yeni kanunun uygulaması doğru yansır ise cemaatlerin
taşınmazlarla ilgili büyük problemleri kalmayacaktır.
Gayrimüslimlere karşı ötekileştirme yapılıyor. Yeni anayasa çalışmaları kapsamında hükümet
yetkilileri farklı din temsilcilerinin önerilerini duymak istediler. Sizce
hükümet temsilcilerine önerilen kanunlar, buna engel olabilecek mi?
Anayasa konusunda ülkenin muhtelif toplumlarını dinlemek
istemeleri çok önemli bir gerçeği gösteriyor. İlk defa tüm deneyimlerinden
sonra Türkiye ve Cumhuriyet’in olgunluk döneminde halkını daha iyi
kucaklayabileceği halkın da, daha rahat edebileceği bir anayasa yapma gerçeği
önündeyiz. Parlamento partileri bu hassasiyeti gösteriyorlar. Komisyonda
partilerin üçer kişilik temsilcilerinin olması, hükümetin de bu konudaki
kararlılığını gösteriyor. Önemli olan toplumun da mutlu olacağı bir konsensüsün
sağlanması ve anayasanın bu çerçevede çıkarılması. Neden farklı dinlere mensup
kişileri davet ettiler? Neden bu konuda aktif bir rol oynamak istedik?
Sesimiz dinlensin, bizim de Anayasa’mız olsun diye
taleplerde bulunduk. Çünkü, kendimizi bu ülkenin temel vatandaşlarından
hissediyorsak, böyle bir çalışmada katkımızın olması gerekiyor.
Nefret söylemi, ötekileştirme bağlamında ise, tabi tüm toplumlarda bu gibi sıkıntılar
oluyor. Özellikle Balkanlarda, doğu ve Arap ülkelerinde… Bu bir süreç, son
yıllarda kendimizi ifade etme adına önemli merhaleler kat edildi. Basın ve
televizyonda dinlerle ilgili bir çok programlar yapılıyor, bunlar da
görünürlülüğümüzün artmasında ve ötekileştirme katsayısının düşmesi konusunda
büyük katkı sağlayacak. Belki hiçbir zaman sıfır mertebesinde olmayacaktır
ancak, ciddi anlamda kendimizi ifade etme platformlarını kullanırsak ve bu hak
bizlere sağlanırsa, bitmezse de azalacak. Ötekileştirme bir süreçtir sadece
beklemekle olmaz katkıda da bulunmak lazım. Cemaat mensuplarının doğal bir
şekilde üstlerine düşen görevleri yerine getirmeleri gerekir.
Gelecekte dışişleri bakanlığında gayrimüslim bir Türk
vatandaşı görebilecek miyiz?
Yalnız dışişleri bakanlığında, Avrupa bakanlığında başka
bakanlıklarda değil kamu görevinde de görebiliriz. Ancak hepimizde yılların
getirdiği bir zihniyet var; “ Nasıl olsa beni almayacaklar başvurmayayım”.
“Beni alsalar bile orada kendimi geliştiremem, yükselemem” algısından dolayı
devamlı defansif bir olay var. Gönlünde
böyle yerleri olan insanlar biraz cesur olsunlar.
Geleceğe yönelik ne gibi projeleriniz var?
Cemaatlerin birbirlerini tanımaları hususunda büyük
gayret sarf ediyorum. Çünkü bahsettiğimiz 75 milyonluk Türkiye’de toplam
100-105 bin kişi. Çok küçük bir grup, bu kişileri birleştiren veya ayıran ortak
değerler var. Bunların birbirlerini iyi tanıması lazım. Bu dinamiklerden, ortak
katma değerler elde etmemiz gerekiyor. Cemaat vakıflarımızın tekrar mülklerine
sahip olmaları, onları değerlendirmeleri ve ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra
ortak projeler üretmeliler. Umarım 2013’te hep birlikte finansal kaynaklar
sağlayıp, herkese yönelik ortak sosyal projeler üretiriz.
Laki Vingas ile sohbetimizin sonuna yaklaşırken bu kadar
yoğun programı olan bir kişinin ailesine vakit ayırıp ayıramadığını sordum.
Yanıtı ise şöyle oldu: “Bu bir soru mu?” Gülüştük. “21, 18 ve 12 yaşlarında üç
çocuğum var. Onları biraz ihmal ediyorum. Ama zamanla onlar da bu konudaki
gönül bağımı ve hassasiyetlerimi bir şekilde değerlendirecekler,” dedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.