***
Bazı şeyler özellikle bildirilmedi çünkü bize, gizlendi.
Krikor Zohrab, Rupen Zartaryan, Avedik İsahagyan, Avedis
Aharonyan, Zabel Yesayan, Dikran Gamsaragan, Zabel Asadur ve Hrand Asadur’un
adlarını duydunuz mu hiç?
Onlar, zamanın ünlü ve değerli Ermeni yazarları.
Hepsi de Anadolulu.
19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başlarında
yaşamışlar ve hepsi de Anadolu edebiyatının parçaları.
Osmanlı döneminde bu değerli yazarların eserleri hem
Ermenice, hem de Osmanlıca yayımlanmış.
Ama Cumhuriyet döneminde böyle bir şey olmamış.
Bu yüzden Cumhuriyet çocuklarının bu güçlü edebiyattan
haberleri yok.
Anadolu edebiyatı dendiğinde (denirse şayet) ne anlıyoruz
biz?
Anadolu edebiyatı dendiğinde, insanlık tarihinin en
olağanüstü entelektüel ve yaratıcı faaliyetini anlamalıyız aslında.
Abidevî bir edebiyat çıkar zira karşımıza.
Bu abidenin neredeyse her bir taşı ayrı bir kültür, ayrı
bir dil, ayrı bir hayat görüşü ve hatta ayrı bir uygarlık derinliğidir.
Bütün bu duyarlılıkları biraraya getirip buluşturan,
adeta aynı temelde “bir” eden ise, bence derinliğine ve gerçek manasına bugün
hâlâ tam olarak nüfuz edemediğimiz “Anadolu duygusu”dur.
Bu özel coğrafyada insanlık birikimleri o kadar üs tüste
istiflenmiştir ki, ifade biçimleri –hangi kültürden olursa olsun– birbirlerini
kesintisiz olarak etkilemiştir.
Edebiyat, bunların başında gelir; dil dili doğurmuş, mana
manayı belirlemiş, böylece Anadolu özü olağanüstü zenginleşerek, bu coğrafyanın
tüm insanları için bir çimento olmuş.
Dünyanın ve tarihin en önemli ve en manalı
ortaklıklarından biridir bu.
Binlerce yıllık birikime sahip bir ortaklıktır Anadolu!
Bu ortaklığı bozmaya, delmeye çalışan siyasi, ideolojik
projeler, böl-yönet tarzı stratejiler de yaşanmıştır zaman zaman. Özellikle
Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte ulus-devlet modeline uygun olarak Anadolu
edebiyatının bir kısmı gözardı edilmiş, hatta yok sayılmış; Ermeni edebiyatı ve
Kürt edebiyatı bunların belli başlılarıdır ve önemli değerlerdir aynı zamanda.
Siyasi erk, bu edebiyatları kendi ulus tasavvuru dışında
tutmuş, hatta tehlikeli bulmuştur. Bunun sonucu olarak da yakın tarihimize
kadar, eğitimimiz içinde, edebiyat derslerimizde –yüksek öğrenim dâhil– bu
edebiyatlardan hiç söz edilmedi. Yani eğitimini tamamlayan bir genç, bu
coğrafyada sadece ve sadece Türk edebiyatının var olduğunu sanarak hayata
atıldı.
Ayrıca yakın zamana kadar Türk entelijansiyası; en ileri
ve en hazırlıklı edebiyatçılarımız, edebiyat eleştirmenlerimiz de (akademya
üyeleri dâhil) ne Ermeni yazarlardan ne de Kürt yazarlardan söz etmişlerdir
açıkça, hâlâ da pek edilmez ya, o da ayrı.
Anadolu kültürünü, edebiyatını parçalamaya ve yok etmeye
yönelik bu ulusal siyasi proje –ki, aslında çok hınzır bir asimilasyon ve
ötekileştirme projesidir–, günümüzde iflas etmiş bir projedir artık. Güneşin
balçıkla sıvanamayacağı gibi, bu edebî değerler de bir bir ortaya çıkıp
parıldamaya başladılar çünkü.
Şimdi bir kitap var elimde mesela. Adı: Ermeni Edebiyatı
Numuneleri 1913.
İlk basımı 1913 yılında yapılmış olan bu ilginç ve
değerli kitapta sekiz Ermeni yazardan 14 öykü yer alıyor.
Bu öyküleri derleyip Ermeniceden Osmanlıcaya çevirip
yayımlayan kişi ise bir Ermeni aydını olan Sarkis Srents.
Sarkis Srents, ayrıca dört değerli Osmanlı aydınından
(Abdullah Cevdet, Harutyun Şahrigyan, Süleyman Nazif ve Şahabettin Süleyman)
Ermeni edebiyatı ve yazarlarıyla ilgili değerlendirme yazıları almış ve
kitabına eklemiş.
Ermeni Edebiyatı Numuneleri 1913 adlı kitap, 99 yıl sonra
Aras Yayıncılık tarafından keşfedilerek yayımlandı birkaç gün önce.
Aras Yayıncılık çok iyi bir iş yapmış. Çünkü Anadolu
edebiyatının susturulmuş seslerinden biri tekrar duyulmaya başlayacak böylece.
İnanıyorum arkası da gelecektir zaman içinde.
Luvilerden Ermenilere, Kürtlere, Lazlara, Türklere..
Homeros’tan Yunus’a, Ehmedê Xanî’ye, Zahrad’a kadar ne kadar büyük bir edebî
zenginlik varsa; Anadolu’da ne kadar ağaç, çiçek yaşamışsa, o kadar
güzelliklere sahip sözlü ya da yazılı edebiyat; ortak duygulara sahip ama
sesleri farklı heceler, kelimeler, cümleler kurulmuştur bugüne kadar.
Kitabın 1913 baskısında görüşlerine yer verilen Osmanlı aydınlarından
Süleyman Nazif şöyle diyor: “Bir Osmanlı Türk’ü ve bu toprağın evladı sıfatıyla
yüzüm kızarmadan itiraf edemeyeceğim: Siz, Servet-i Fünûn’da Ermeni
Edebiyatı’ndan numuneler çevirip yayımlayana kadar, ben, birçok ırkdaşım gibi,
Ermeni Edebiyatı’ndan habersizdim. Bizimle aynı göğün altında yaşayan ve
çalışan bir Ermeni cemaati, hem de gözü açık, hassas ve aydın bir Ermeni
cemaati olduğunu biliyorum. Fakat bu ırkın ortak vicdanı, yani edebiyatının
biçim ve derecesinden bihaberdim. Siz, bu takdire şayan çalışmanızla bu
cehaletimi ortadan kaldırdınız. Teşekkür ederim.”
Artık bazı kavramları anlayışları ve algıları
değiştirmemiz gerekiyor galiba.
Örneğin, Anadolu edebiyatı kavramını, edebiyatımızın
kültürel ve uygarlık zenginliğini kapsayacağı için dilimize ve yazımıza
yerleştirmemiz gerekiyor bence.
Türk edebiyatı, Ermeni edebiyatı, Kürt edebiyatı vb.
tanımları, bu ana (şemsiye) tanım olan Anadolu edebiyatı içinde değerlendirmek
gerekir. Yoksa, yaşadığı coğrafyanın edebî zenginliklerinden bihaber (resmî
ideoloji tarafından özellikle bilgisiz bırakılmış) insanlar, özellikle gençler
çoğalmaya devam edecektir.
Ermeni Edebiyatı Numuneleri 1913’ü okuyun, tanıyın ve
düşünün derim ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.