Orada bir ülke var uzakta. Gittiğinizde ve gördüğünüzde o
kadar da uzak olmadığını fark edeceğiniz bir ülke. En işlek pazarının adı
Malatya, en ünlü restoranının adı Antep, mahallelerinin adı Arapkir ya da Nor
Maraş (Yeni Maraş), radyosunun adı Van olan bir ülke Ermenistan… Gezi boyunca görüştüğümüz
hemen herkes Türkiye'de "güzel şeyler"in de olduğunun farkında. Kimi
Van Ahtamar'daki Surp Haç Kilisesi'nin açılışında bulunmuş, kimisi
Diyarbekir'de restore edilip tekrar açılan Surp Giragos Kilisesi'nden haberdar
olmuş. Kimi Taksim'deki 24 Nisan anmalarından umutla bahsediyor, kimi azınlık
mallarının iadesinden...Ermenistan'dan döndük, güzel anılarla beraber. Sanırım
bu güzel anıları çoğalttıkça, acıların üzerimizdeki dayanılmaz ağırlığı da
hafifleyecek.
******
Orada bir ülke var uzakta. Gittiğinizde ve gördüğünüzde o
kadar da uzak olmadığını fark edeceğiniz bir ülke. En işlek pazarının adı
Malatya, en ünlü restoranının adı Antep, mahallelerinin adı Arapkir ya da Nor
Maraş (Yeni Maraş), radyosunun adı Van olan bir ülke Ermenistan. Nüfusunun
%70'inin atalarından en az bir tanesinin Anadolulu olduğu bir ülke... Uzaklık
öğrenilen bir şeymiş çünkü, Ermenistan'a gidince öğreniyorsunuz.
Erivan'daki son akşam yemeğimizde, ataları Kayseri ve
Sivas'lı olan Salpi Ghazariyan, son sözü almak istedi ve yüreğinden kopanları
şöyle paylaştı:
"Bir şeyler söylemek istiyorum ama göz yaşlarım
sözlerimi bölerse sizlerden şimdiden özür dilerim. Anılar garip şeyler, sadece
size ait olmuyor, yaşandıklarıyla kalmıyorlar; nesilden neisle geçiyorlar.
Anneannemin anılarıyla büyüdüm ben ve ne yazık ki hiçbiri güzel anılar değildi.
Ama yine de adım gibi eminim ki anneannem şimdi bu masada olsaydı, buradaki
herkesten çok sizlerle, Türkiye'den gelenlerle beraber daha rahat hissederdi
kendisini. Ve biz bu gezi sayesinde o kötü anıların yerine güzel olanları
koyabildik, keşke O da bugün, burada bizimle olabilseydi..."
Salpi Hanım, göz yaşlarına hakim olamayarak konuşurken
1915'in iki halk için önemi üzerine düşünüyorum. Ermeniler için kurucu unsur
olan bu travma, bizler içinse âdeta bir "kurucu-dışarı". O travmayı
dışlayarak, yine o travma üzerine kurulmuş olan bir ülkede yaşıyoruz ama
atalarımız biliyordu. Büyük çoğunluğu sessizliği seçti, küçük bir kısmıysa
kulağımıza fısıldayarak büyüttü bizleri. Örneğin geziye katılan arkadaşların
kimisi kendi köylerindeki Ermeni evlerinden bahsetti, kimisi anneannesinin
Ermenice bildiğinden hareketle aslında yıllardır şüphelenmiş olduğu bir gerçeği
fark etti.
Yine aynı yemekte söz alan Stefan Galoşyan'ı uzun uzun
dinledik o gece, her bir cümlesine dikkat kesilerek. Galoşyan, 1980 darbesi
sonrası Ermenistan'a göçmüş ve bir yıl içinde vatandaşlığa kabul edilmiş.
Türkiye'yi terk etmesinin nedenini sorduğumuzda "Az şey mi gördük
çocuğum?" diye soruyor ve ekliyor:
"Hadi 1915'i bir kenara koy. Ben 6 Eylül'ü gördüm,
Varlık Vergisi'ni gördüm. Nasıl güvenip de kalaydım?" Askerî darbe olmuş.
Evini arayacaklar. Kütüphanem var kocaman, ille bir suç bulacaklar. Okumak
günah mı? Ama bulacaklar. Diken üzerindeydik hep, darbe son damla oldu."
1932'de Malatya'da doğan Galoşyan, küçük yaşta babasını
kaybetmiş. Askerliğini Adapazarı'nda yaptıktan sonra annesi ve kardeşleriyle
beraber İstanbul'a göçmüşler. Dedelerinden miras ahşap oymacılığındaki ustalığı
sebebiyle mobilya sektöründe kısa zamanda oldukça ilerlemiş. 6 Eylül günü evine
doğru ilerlerken yağmacıların kendi evlerine de oldukça yakınlaşmış olduğunu
görmüş. Heyecan içinde eve koşmuş, annesi ve kardeşleri panik içindeymiş. O gün
çok sevdiği, paraya kıyarak aldığı bir gömlek almış. Akıllarına gömleği Türk
bayrağına çevirmek gelmiş. Hemen beyaz kartondan bir ay ve yıldız yapıp,
gömleği de keserek bayrak haline getirmişler ve camlarına asmışlar. O büyük
yağmadan işte böyle kurtulmuşlar. "O gömleği giymek nasip olmadı, ona yanarım"
diye espri yaparak o günü anlatıyor. Bizde üzülüyoruz, buruk bir gülümsemeyle
dinlemeye devam ediyoruz. Babası Malatya'daki mezarlıkta, annesiyse
İstanbul'da. Akrabaları Türkiye'de kendisi Ermenistan'da yaşasa da
"Mutluyum" diyor. "Yaşadıklarımız çekilecek şey değildi"
diye ekliyor. 1915'e ilişkin resmî tezi anlatmadığı için oğlunun tarih
dersinden sınıfta bırakılmasından tutun da sokakta ailesiyle birlikte yürürken
"gavur" kelimesinin eşlik ettiği küfürlerden aldığı nasibini
anlatıyor.
Gezi boyunca görüştüğümüz hemen herkes Türkiye'de
"güzel şeyler"in de olduğunun farkında. Kimi Van Ahtamar'daki Surp
Haç Kilisesi'nin açılışında bulunmuş, kimisi Diyarbekir'de restore edilip
tekrar açılan Surp Giragos Kilisesi'nden haberdar olmuş. Kimi Taksim'deki 24 Nisan
anmalarından umutla bahsediyor, kimi azınlık mallarının iadesinden...
Ermenistan'dan döndük, güzel anılarla beraber. Sanırım bu
güzel anıları çoğalttıkça, acıların üzerimizdeki dayanılmaz ağırlığı da
hafifleyecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.