Bir görüşmeye gidiyorduk, vaktimiz dardı. Ermenistan
Parlamentosu koridorlarında biri bize seslendi: “Aranızda Maraşlı var mı?”Türkiye’nin
değişik illerinde doğup büyümüş, Ankara’da ya da İstanbul’da yaşayan bir grup
gazeteciydik ama aramızda Maraşlı yoktu. 50, 55 yaşlarında gibiydi. Adı Sevag
imiş. Parlamento binasının elektrik işlerine bakıyormuş. Türkiye’den
gazetecilerin geldiğini duyunca “memleketten haber almak umuduyla” koridorlarda
yolumuzu gözlemiş… Maraşlı Sevag sesleniyor arkamızdan: “Memlekete selam
götürün”.
Öfkeli, hırslı, kırgın ya da soğuk değildi. Bilakis. Bir
tanıdığını görmüş gibi telaşlı ve neşeliydi. Ayaküstü konuştuk biraz.
“Maraşlıyım” dedi. (Köyünün ve hatta komşu köylerin adını da
söyledi, ben unuttum). Düzgün bir Türkçeyle konuşmasından hareketle, “ne
zamandır Erivan’dasınız” diye sorduk. Meğer Türkiye’de hiç bulunmamış. Tehcirde
ve sonrasındaki zorlu süreçte hayatta kalan az sayıdaki şanslı Ermeni’den biri
olan dedesi 1915’te çocukmuş. Fakat Maraş’ı ve köyünü, onu kurtaran Türkleri
hiç unutmamış, çocuklarına da unutturmamış. “Evde Türkçe de konuşulurdu, annem
babam Türkçeyi iyi bilirdi. Ben de sık sık TRT’yi izliyorum” diyor.
“Vaktimiz dar, gitmeliyiz” diyoruz. “Tamam” diyor. Aceleyle
ama sahici bir merakla soruyor: “Maraş’ta şimdi kimler oturuyor?”
Sarsılıyoruz. Onun beklediği düz, somut bir cevap aslında.
Fakat bu saf sualin çağırdığı geçmişin hayaleti öyle ürkütücü ki “gitmeliyiz”
diyoruz telaşla.
Maraşlı Sevag sesleniyor arkamızdan: “Memlekete selam
götürün”.
Anadolu Diasporası
Üst düzey siyasiler de dahil, Ermenistan’da tanışıp
görüştüğümüz hemen herkesle mutlaka bir soluk “arkadaş memleket nire” muhabbeti
de yaptık. İstisnalar dışında çoğunluğun Anadolu kökenli olduğuna ve her
birinin büyükannesinin, dedesinin yaşadığı köyleri kasabaları bildiğine,
onların geçmişlerini kendi kişisel tecrübeleri imişçesine benimsediğine ve bunca
uzak geçmişin hatırasından dolayı hakikaten hislendiklerine şahit olduk.
Dünya üzerine dağılmış olan ve hem kendi etnik kültürel
kimliğini 1915 olayları üzerinden bir kez daha kuran, hem yaşadıkları
ülkelerde, kültürlerde asimile olmamayı biraz da bu hatırayı canlı tutarak
sağlayan Anadolu Ermeni diasporasının Ermenistan’daki varlığının baskın olması
da hayli şaşırtıcıydı doğrusu.
Ama asıl şimdi söyleyeceğim tam da bu topraklara özgü bir
“biz bize benzeriz” örneği.
Ağrı Eleşkirtli olan Ermenistan Meclis Başkanı Samvel
Nikoyan ile sohbet ederken Türkiye’deki “hemşerilik ahlakı ve kültürü”nün
Ermenistan’da aynen devam ettiğini öğreniyoruz.
Nikoyan bize, Erivan’daki bütün Muşluların, Erzurumluların,
Malatyalıların, Harputluların, Karslıların... birbirini tanıdığını, arayıp
sorduğunu, herkesin birbirinden haberdar olduğunu ve birinin bir sıkıntısı
olduğunda diğerlerinin hemen yardıma koştuğunu anlatıyor. “Hatta” diyor,
“Malatyalı ve Adıyamanlı Ermeniler burada da birbirlerinden hala pek
hazzetmezler”.
Söylemezsem çatlarım
Hrant Dink’in veciz ifadesiyle “iki yakın halkın” böyle “iki
uzak komşu” olarak yaşamaya devam etmesi alışılmış bir durum olsa da anormaldir
ve bir hal yolunun aranması gerekir. Hele 1915 olaylarının yüzüncü yılı
yaklaşırken ve “yüzyıl dönümü”nde bizim acılarımızı (iki yakın halkın yani)
bize karşı kullanacak bunca fırsatçı varken. Ama en önemlisi, geçmişle
yüzleşmek ve adaletle hükmetmek hepimizin boynuna borç iken.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.